Taş medresede yetişen ülkücüler bizim kardeşimiz olamaz...
Evet haklısın sizin kardeşiniz dağdaki PKK..
Bir de burayı silin yayınlamayın diyor
#AhbapDerneği#TaksimMeydanı
Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı’na bir haberim var:
Sizlerin gelmediği İmam Maturidi Sempozyumu'nda sonuç deklarasyonu Türkiye Türkçesiyle okundu.
Bilginiz olsun...
Ayrıntılar bugünki yazımızda...
Ay Yüzlü Bir Şehidin Sessiz Hikâyesi!
Bazı kahramanlar vardır; ne boyları uzun ne unvanları büyük, ne de arkalarında kalabalık medya orduları bulunur.
Onlar sadece vatan sevgisiyle yanıp tutuşan, 17 yaşında bir gençtir.
Adı Mahir Ayabak’tı.
Daha 17’sindeydi.
Ailesinin maddi durumu iyi olmadığı için lise eğitimine ara vermiş, bir pastanede garsonluk yaparak ekmeğini kazanmaya çalışıyordu.
15 Temmuz 2016 akşamı saat 23.30’da işten çıktığında telefonu çaldı. Arayan babasıydı: “Oğlum darbe oldu diyorlar, dikkat et!”
O anda ülke hainler tarafından işgal ediliyordu. Mahir için “eve gitmek” diye bir seçenek yoktu. Arkadaşlarını, kuzenini aradı. Birlikte halkın en önüne geçip Atatürk Havalimanı’na doğru yürüdüler.
Darbecilerin kurşun yağmuru başladı.
En önde, ay yüzlü bir genç, şehadet parmağını gökyüzüne kaldırdı.
Mahir Ayabak, Atatürk Havalimanı’nda ilk düşen şehitlerden biri oldu.
Babası, “Doğduğunda deprem oluyordu. Tekbirler ve dualar arasında dünyaya gelmişti. Aynı şekilde aramızdan gitti.”
Belinden giren kurşun kalbinden çıkmıştı.
Şehadet parmağı hâlâ havadaydı.
Babası yetişemedi oğluna.
Bir daha sarılmak, bir daha sesini duymak mahşere kalmıştı.
Bu ülkede şehitler bazen unutulur. Çünkü medya için “doğru” kahraman tipi başkadır.
Taksim’de yürüyüşler, canlı yayınlar, anma törenleri... Onlar askere, polise taş atanlar için düzenlenir. Vatanı için canını veren 17 yaşındaki bir garson çocuğu için değil.
Mahir’in hikâyesi ne büyük manşetlerde ne de prime-time tartışma programlarında yer buldu.
O, sessiz sedasız, sıradan bir Türk gencinin destanıydı.
Okulunu bırakıp ekmek parası peşinde koşan, ama darbe sesini duyunca önce vatanını düşünen bir genç...
15 Temmuz’un asıl kahramanları işte bunlardı.
Ne maaş bekleyen ne makam peşinde koşan, sadece “bu ülke bizim” diyen insanlar. Mahir gibi. Ay yüzlü, temiz kalpli, cesur.
Aradan yıllar geçti. Ama o parmak hâlâ havada. O bakış hâlâ meydan okuyor.
Unutmayacağız Mahir. Unutturmayacağız, ay yüzlü şehit.
Bu millet, senin gibi evlatlar yetiştirdiği sürece, hainler bir kez daha denese de başaramayacak.
Çünkü senin gibi binler, on binler var arkanda.
Allah rahmet eylesin.
Saygılarımla.
Baki Özışık
Cihat Yaycı : Heybeliada’da Ruhban Okulu’nun açılması için uluslararası baskılar artarken, Gökçeada’da öğrencisi bulunmayan Rum okulları açık tutulurken ve yenileri açılırken;
Batı Trakya’da Türk azınlık okulları birer birer kapatılıyor, şimdi de Türk çocuklarının kayıtları iptal edilerek eğitim hakları fiilen daraltılıyor. Bu çifte standart kabul edilemez. Karşılıklılık ilkesi nerededir?
İskeçe Merkez Türk Azınlık İlkokulunda yaşanan kayıt krizi, sıradan bir idari işlem olarak görülemez. Eğer haberde yer alan bilgiler doğruysa, mesele birkaç öğrencinin kaydının iptal edilmesinden ibaret değildir. Asıl mesele, Batı Trakya Türk Azınlığının eğitim hakkının sistemli biçimde daraltılmasıdır.
Mart ayında kayıtları kabul edilen öğrencilerin, aylar sonra farklı gerekçeler ileri sürülerek kayıtlarının iptal edilmesi hukuki güvenlik ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Daha da dikkat çekici olan husus ise, yıllardır uygulanmadığı belirtilen kriterlerin bugün bir anda devreye sokulmuş olmasıdır. Hukuk devletinde kurallar, sonradan ve seçici biçimde uygulanamaz.
Haberde yer alan iddialar, kayıt iptalleriyle öğrenci sayısının düşürülmesi ve böylece iki şube açılabilecek bir okulun tek şubeye indirilmesinin hedeflendiği yönündedir. Eğer durum gerçekten böyleyse, bunun anlamı açıktır: Önce öğrenci sayısı azaltılacak, ardından “öğrenci yetersizliği” gerekçesiyle Türk azınlık okullarının kapatılmasının zemini hazırlanacaktır.
Bu yöntem yalnızca bugünü değil, Batı Trakya Türk toplumunun geleceğini ilgilendirmektedir. Çünkü eğitim, bir milletin dilini, kültürünü, tarihini ve kimliğini gelecek nesillere aktaran en güçlü kurumdur. Türk çocuklarının ana dillerinde eğitim alma imkânlarının daraltılması, uzun vadede Türk kimliğinin korunmasını da olumsuz etkileyecek sonuçlar doğuracaktır.
Yunanistan’ın, Batı Trakya Türk Azınlığına tanınan eğitim haklarını daraltan uygulamalarına son vermesi ve bu işlemlerin hukuki dayanağını kamuoyuna açık şekilde ortaya koyması gerekmektedir. Lozan Barış Antlaşması’nın azınlık haklarına ilişkin hükümleri tek taraflı yorumlarla etkisiz hâle getirilemez.
Türkiye’de Rum azınlığın eğitim kurumlarının yaşatılması için her türlü imkân sağlanırken, Batı Trakya’da Türk azınlığın eğitim kurumlarının giderek zayıflatılması ne hukuken ne vicdanen ne de karşılıklılık ilkesi bakımından kabul edilebilir.
Türkiye Cumhuriyeti bu gelişmeleri yakından takip etmeli; Batı Trakya Türklerinin eğitim haklarının korunması için diplomatik, hukuki ve uluslararası girişimlerini daha da etkin şekilde sürdürmelidir.
Batı Trakya Türklerinin ana dilinde eğitim hakkı, pazarlık konusu yapılamaz. Bu hak, Lozan Barış Antlaşması’nın güvencesi altındadır ve uluslararası hukukun korunmasını emrettiği temel azınlık haklarından biridir.
@tcbestepe@tcmeb@TC_Disisleri
https://t.co/zlap8iVuaF
"15 Temmuz gecesi Genelkurmay önünde 48-50 kişi öldürüldü.
Ankara'da 100 bin tane cip araba vardır,
lüks büyük cipler vardır; hiçbiri evinden kalkıp yardıma gelmedi.
Elmadağ'dan yoksul bir köylü geldi o şehitleri taşımaya, traktörüyle geldi, yoksul köylü geldi."
l Merhum Gazeteci Nihat Genç l
15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü vesilesiyle darbe girişiminin yıl dönümünde; hain FETÖ tarafından Gölbaşı’nda alçakça şehit edilen kahraman Özel Harekat Polislerimiz ve son kurşununa kadar mücadele eden Şehit Ömer Halisdemir başta olmak üzere vatan uğruna can veren aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyor, gazilerimize sağlıklı ve uzun ömürler diliyorum.
#15TemmuzDemokrasiVeMilliBirlikGünü
Darbe girişiminden 14 sene önce olacakları söyleyen biri vardı.
Aslında merhum Necip Hablemitoğlu hoca yalnız da değildi. Kandırılmayan, olan biteni gören pek çok vatansever anlattı, uyardı.
Bedel de ödediler.
Kaşif Kozinoğlu, Tuğamiral Cem Aziz Çakmak, Yb. Ali Tatar, Kuddusi Okkır, Alb. Murat Özenalp ilk aklıma gelenler. Unuttuklarım beni affetsin.
Yani, kimse kıvırmasın, yekten söylesin; 15 Temmuz 2016 akşamı kaybettiğimiz canların kanı, 15 Temmuz'a kadar yapılan uyarılara kulak tıkayan, bu teröristlerin önünü açan herkesin elindedir.
Balık hafızalı değiliz.
Asla unutmayacağız.
Demokratik, laik, sosyal hukuk devleti Türkiye Cumhuriyeti için bedel ödemiş tüm vatanseverlere saygı ve minnetle.🇹🇷💐
"15 Temmûz 2016 târihi, aslında Necip Hablemitoğlu'nun Fetöcü maklûbe çocukları tarafından şehîd edilmesiyle başlar ve Kuddûsî Okkırların, Ali Tatarların ve diğer kahramânlarımızın şehâdetiyle devâm eder. Başta kahraman Ömer Hâlisdemir ve Özel Harekâtçı yiğitlerimiz olmak üzere, diğer şehîdlerimizin şehâdetiyle son bulur.
Maâlesef, maklûbe çocukları yeniden başlarını kaldırmaya çalışıyor. Asker kılığındaki maklûbe çocuklarının eliyle saldırıya geçip, yüzlerce insanımızı katletmemişler gibi konuşma haklarını buluyorlar. Bu kabûl edilemez.
İster askerî öğrenci, ister er, ister öğretmen, ister doktor, ister bankacı, ister hâkim, ister siyâsetçi, ister polis, ister subay ve general olsun, bütün maklûbe çocukları aynıdır. Hepsinin sonu da aynı olmalıdır."
Bugün, son kez Aslanlı Yolda yürümek, sonra çelenk koymak ve Özel Deftere uzun uzun yazmak gerçekten etkileyiciydi. Bu duyguları paylaşan meslektaşlarıma, Ankaralı Macarlara, Türk-Macar Dostluk Derneği yönetimine ve Macaristan'ın bize katılmış değerli dostlarına çok teşekkür ederim.
ŞEHİT HÜSEYİN KURUMAHMUTOĞLU
Of’tan gelip Bafra’ya yerleşen bir ailenin çocuğuydu. Sekiz kardeşin dördüncüsüydü. İlk, orta, ve liseyi Bafra’da okudu. Lise 3. sınıfın ikinci yarısında siyasi faaliyetleri nedeniyle okuldan atıldı. Fakat daha sonra Ankara’da lise diplomasını aldı.
Üniversiteyi kazandı, fakat babası göndermedi. İhtilâlden önce aranıyordu. İhtilal olduktan birkaç gün sonra Trabzon Sıkıyönetim Mahkemesi’ne teslim oldu. Daha sonra Samsun’a getirildi. Samsun’da tam yüz gün kaldı. Burada kaldığı süre içerisinde insanlık dışı işkencelere maruz kaldı.
Mamak Askeri Cezaevi’ne gittikten sonra işkence çekmeye yine devam etti. Bafra’nın tanınmış ülkücü isimlerinden biri olan Kurumahmutoğlu, MHP ve Ülkücü Kuruluşlar davasının Bafra sanığı olarak İdamla yargılandı, 36 yıla mahkum edildi.
Cezasını çektiği Mamak zindanında bir ikindi vakti başında sarıkla Kur’an tilavet ederken mazgal deliğinden koğuşu gözetleyen idare amiri sarığı çıkartmasını istedi.
Hüseyin Kurumahmutoğlu “Sarık sünnettir çıkarmam.” diye direndi.
Amir askerleri çağırdı ve kafes diye tabir edilen yere götürdüler. Vücuduna coplarla vurmaya başladılar. Hüseyin direndi, başını kalorifer peteğine çarptı. Aldığı darbelerle sendeledi ve baygınlık geçirdi. Sabah tekrar koğuşa aldılar.
Mamak cezaevinde pratisyen bir doktor vardı. Ona götürdüler. Doktor ağrı kesici verdi ve tekrar koğuşa aldılar. O dönemde Mevki Hastanesinden bir solcu mahkum kaçmıştı. Bu gerekçe ile ikinci bir emre kadar hastaneye mahkum kabul edilmiyordu.
Hüseyin sevk edilmedi, acılar içinde kıvranıyordu.
Aradan tam 9 ay geçti.
Babasının ısrarlı gayretleriyle Mevki Hastanesine kaldırıldı. Tabi kürek mahkumu gibi yatağa zincirle bağlıydı. 9 ay boyunca verilen ilaçlar yüzünden Hüseyin’in böbreklerinin iflas ettiği anlaşıldı.
Ve 15 Temmuz 1987 çarşamba günü babası Yasin-i Şerif okurken saat 11’de babasının kucağında ruhunu teslim etti Hüseyin Kurumahmutoğlu.
Aynı günün akşamı ailesi aziz naaşını teslim alarak yola çıktı ve perşembe günü Bafra'ya ulaştılar.
Bir gün sonra yani 17 Temmuz 1987 cuma günü Hüseyin Kurumahmutoğlu büyük bir katılımla son yolculuğuna uğurlandı.
Adı Hüseyin’di. Tıpkı rehberi Hz. Hüseyin gibi işkenceler altında şehit düştü.
Allah onu Peygamber (sav) efendimize ve Hazreti Hüseyin’e komşu eylesin.
Batı Trakya'da 8 Türk okulu daha kapatılırken, atanmış müftüye tepki gösterenler hapse atılırken, Lozan paspas gibi çiğnenirken, Heybeliada Ruhban okulunu, Lozan'ı çiğneme pahasına, Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı olarak değil de Patrikhane'ye bağlı olarak açarsak YAZIKLAR OLSUN BİZE!!! Batı Trakya Türklerinin Lozan ile güvenceye alınan haklarını koruyamayan bir Türkiye ZAYIF VE ETKİSİZ BİR TÜRKİYE'dir.
Bu arada, GAGAUZ Türklerinin kazanılmış haklarına da sahip çıkılmıyor. Özerklikleri yok ediliyor. Niye böyle?
Fransa'nın Ermenistan Büyükelçiliği'nin 1915 olaylarına ilişkin paylaşımına Batı İsviçre Türk Dernekleri Federasyonundan dikkat çeken bir yanıt geldi.
Hatırlatılan temel nokta şu: "Soykırım" siyasi söylemlerin değil, uluslararası hukukun tanımladığı bir kavramdır.
1948 tarihli BM Soykırım Sözleşmesi geriye yürümez ve sözleşmenin 6. maddesine göre bir olayın "soykırım" olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceğine ancak yetkili bir mahkeme karar verebilir; parlamentolar veya siyasi makamlar değil.
FATSR - BİTDEFE ayrıca, Ermenistan'ın ilk Başbakanı Hovhannes Kaçaznuni'nin 1923'te yaptığı konuşmayı hatırlatarak, dönemin tarihi gerçeklerinin siyasi anlatılar yerine birincil kaynaklar ışığında değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti.
Lütfen yoğun destek verelim ve kardeşlerimizin cevabını daha görünür kılalım.