HERKES, HERHNGİBİRİ'nin bu işi yapabilceğini düşünyordu ama HİÇKMSE, HERKES'in yapamayacğının farkında değildi.
Sonunda HERHNGİBİRİ'nin yapabilecği bir işi HİÇKİMSE yapmadığı için HERKS, BİRİSİ'ni suçladı.
Sen, sana düşni yapmadıktan sonra, başkalrının yapacağı iyilkten sana ne!
B
u hikaye, HERKES, BİRİSİ, HERHANGİBİRİ, HİÇKİMSE adlı dört kişi hakkında...
Yapılması gereken önemli bir iş vardı ve HERKES, BİRİSİ'nin bu işi yapacağından emindi. Gerçi bu işi HERHANGİBİRİ de yapabilirdi ;ama HİÇKİMSE yapmadı. BİRİSİ buna çok kızdı. Çünkü iş HERKES'in işiydi.
Atatürk’ü yavaş yavaş öldürme planı hızla işliyor, Atatürk’ün hastalığının teşhisi ile ilgili farklılıklar Atatürk’ün ölüm raporlarına bile yansıyordu.
Atatürk’ün fenni rapora geçen hastalığı “Alkole bağlı siroz” olarak tanımlandı.
Oysa aynı rapora imza atan doktorlardan Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp, daha sonra “bunu kati olarak kestirmek mümkün değil” diyerek “hipertrofik siroz” tanısına yöneliyordu. Yani alkole dayanmayan (sıtma) siroz..
30 Temmuz 1938 Cumartesi günü Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp, Atatürk’ün kalbinin kuvvetli olduğunu düşünürken, 4 gün sonra kalbi kuvvetlendirici iğne yapılmasına karar veriyordu.
Dr. Asım Arar ise, Dünya Gazetesi’ndeki mülakatında Atatürk’ün hastalığı ile ilgili olarak “karaciğer kifayetsizliği”nden şüphelendiğini bu şüphesini “söylenmesi icap eden” kişilere söylediğini, bu kişilerinse, böyle bir ihtimalin mevcut olmadığını söylediklerini bunu üzerine ise kendisinin daha ileri gidemediğini söylüyordu.
Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak’da, Dr. Arar’ın söylediği türden birinin Atatürk’ün çevresinde bulunabileceğine inanmanın kendisi için güç olduğunu söylüyordu.
31 Temmuz 1938 günü Viyana’dan gelen Prof. Dr. Eppinger Atatürk’e çiğ yemiş kürü uygulayarak bol bol kavun karpuz yedirmiş, ertesi gün Almanya’dan getirilen Prof. Dr. Bergman’da Atatürk’e rendelenmiş elma yedirtmiştir.
Daha sonra da bu iki doktor bir araya gelerek damar tıkanıklığını düşünerek Atatürk’e Salygran şırıngası uygulamaya karar vermişlerdir.
Aynı gün yapılan konsültasyonda bu Alman ve Paris’ten getirilen Prof. Dr. Fissinger ise yukarıdaki doktorlardan farklı olarak Afyon mürekkepleri ile şibih kalevilerin (alkoloid) verilmesini uygun görüyordu.
Zehirlendiğini anlamıştı Atatürk, Afet İnan’a yazdığı mektupta aynen şöyle diyordu;
“Afet, vaziyetim şudur; bence doktorların yanlış görüş ve hükümleri sebebiyle hastalık durmamış ilerlemiştir…. Hükümet benim reyimi almaya lüzum görmeksizin Fissinger’i getirtti.”
Kimler masondu?
Atatürk’ü tedavi eden doktorlar arasında Mim Kemal Öke, Prof. Dr. Samuel Abrevaya Marmaralı masonluğu alenen bilinenler arasındadır. İçişleri Bakanı Şükrü Kaya da masondu. Devrin mason yöneticilerinden (Türkiye Locası) Dr. İsmail Hurşit, Muhittin Osman Omay kapatma kararı tebliğ edilenler arasındadır.
İklim krizi her gün daha şiddetlenirken, bize kırmızı alarmlar verirken, dünya her gün daha yaşanmaz bir yere dönüşürken rant için ormanlar kesilmeye devam ediliyor. Aklım almıyor.
Ne için? Para için.
Doyun artık.
Doğayı rahat bırakın artık. Doğasına sahip çıkmaya çalışan bu güzel insanları da üzmeyin, mağdur etmeyin, duyun artık. #AkbeleneDokunma #DoğayaDokunma
Dürüst olmuşsan,
Dürüst yaşamışsan EĞER ;
Bütün başarısızlıkların " ZAFER " demektir.!
Çünkü dürüst yaşamanın üstünde bir başarı YOK 'tur...!
CHE GUEVARA
AKUT kurucusu Nasuh Mahruki, hazırlık sürecinde olduğumuz bir deprem belgeselinde, afet bölgesindeki yurttaşların özellikle ilk 72 saatte neler yapabileceğini paylaşmıştı.
#deprem