Sözüyle memleketin her köşesine cesaret veren, umudu adım adım büyüten bir yürüyüş... Bu yürüyüş sadece bir parti meselesi değil, aydınlık yarınların Türkiye meselesidir.
Trabzon’dan Gümüşhane’ye, Tokat’tan Amasya’ya uzanan bu inançlı ve coşkulu kalabalık gösteriyor ki bu yolda asla yalnız yürümeyeceğiz, hep beraberiz! @eczozgurozel
“ÖLÇÜYÜ, İÇİNDE YUVARLANARAK BULACAĞIZ.”
İsmet İnönü-8 Temmuz 1945
“Biz, demokrasi hayatını bütün şartlarile temin edeceğiz.
Bir de parti meselesi vardır. Bence bir karşı parti memlekette teessüs etmedikçe demokrasi cihazı tamamlanmış olmaz.
Bu benim başvekilliğimden beri iltizam ettiğim bir cihettir.
Yapamadık; bugün de yapamıyoruz.
Benim edindiğim tecrübeler, politikada karşı parti ister şeklindedir. (...)
Bizde karşı partiler fena şekillerde tecrübe edildi.
Biz Türkler söze ve küfüre tahammül edemeyiz. Katil vak’alarının çoğu bu yüzdendir.
Nasıl alıştıracağız?
Bunun pratikten başka vasıtası yoktur. (...)
Bu, zamanla efkâr[ı] umumiyenin telkin ettiği kaidelerle bir ölçüye varacaktır.
Cemiyetin bu ölçüyü içinde yuvarlanarak kendi kendine bulmasından başka çare yoktur.”
Hayatı kolaylaştırmak için yapılan bir köprü. Firmaya verilen günlük geçiş garantisi. Ve tam yüzde 91’lik hata payı. 1915 Çanakkale Köprüsü’nden söz ediyoruz. Ve cebimizden çıkan milyar liralardan. İşte bizim hikayemiz.
Stathis Kouvelakis:
"Demokrasi, nasıl tanımlanırsa tanımlansın, dünya genelinde gerilemektedir. Uzun süredir kapitalist merkez ülkelerle özdeşleştirilen liberal demokrasi biçimi çözülme sürecine girmiştir. Bu durum, Nicos Poulantzas'ın "otoriter devletçilik" olarak adlandırdığı olgunun ileri bir aşamasını temsil etmektedir: Neoliberalizmin ilk dönemlerinde başlayan ve devlet bürokrasisinin üst katmanlarının daha doğrudan siyasal roller üstlendiği; temsilî kurumlar aleyhine yürütme organının güçlendirildiği; yerleşik siyasal aracılık mekanizmalarının aşındırıldığı; geleneksel siyasal partilerin bıraktığı boşluğun giderek daha fazla kitle iletişim araçları tarafından doldurulduğu; ayrıca yeni gözetim ve baskı teknolojilerinin toplum üzerindeki etkisini artırdığı yapısal bir dönüşüm süreci.
Bu açıdan bakıldığında neoliberalizm hiçbir zaman yalnızca "daha az devlet" anlamına gelmemiştir. Tam tersine, devletin demokratik denetimden uzaklaştırılması ve sermaye birikiminin ihtiyaçlarına daha doğrudan tabi kılınması anlamına gelmiştir. Son dönemde sağın radikalleşmesi ise bu otoriter-devletçi eğilime hem bir tepki hem de ona uyum sağlama biçimi olarak değerlendirilebilir. Tepkidir; çünkü neoliberal uzlaşmanın dışında bırakılan halk kesimlerinin ve alt orta sınıfların hoşnutsuzluğunu ifade etmektedir. Aynı zamanda uyumdur; çünkü bu kesimlerin sağa yönelen desteği, söz konusu uzlaşmayı ortadan kaldırmayı değil, onun içinde kendilerine daha avantajlı bir yer edinmeyi amaçlamaktadır.
Radikal sağ, merkez siyasetin neoliberal politikalarını büyük ölçüde benimsemiş, hatta bunların daha otoriter bir versiyonunu uygulamaya koymuştur. Bu yaklaşım, neoliberal düzenin maliyetinin "işgalcilere", "yabancılara" ya da "sorun çıkaranlara" yüklenmesi gerektiğini savunurken; ayrıcalıklı ve korunan toplumsal grupların konumlarının daha da güçlendirilmesini vaat etmektedir." https://t.co/Wo7NvHl4MA
YSK kararı ve siyasi partilere müdahale alanına dair...
Yüksek Seçim Kurulu’nun 22/05/2026 tarihli ve 2026/246 sayılı kararı, seçim hukukunun temel amacı olan sandık iradesini koruma sorumluluğunu yok sayan, seçim yargısının kendi görev alanını daraltarak siyasi parti demokrasisini güvencesiz bırakan bir karar niteliğindedir.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin 38. Olağan Kurultayı, 4-5 Kasım 2023 tarihlerinde Çankaya 4. İlçe Seçim Kurulu Başkanlığı’nın gözetim ve denetimi altında yapılmıştır. Kurultayda genel başkanlık seçimi iki tur halinde gerçekleştirilmiş, oy verme, sayım, döküm ve tutanak işlemleri seçim kurulu denetiminde tamamlanmış, sonuçlar yasal süresi içerisinde kesinleşmiş ve 8 Kasım 2023 tarihli mazbata düzenlenmiştir. Üstelik Çankaya 4. İlçe Seçim Kurulu, kurultay sürecinde Kemal Kılıçdaroğlu veya vekili tarafından seçim iş ve işlemlerine ilişkin herhangi bir yazılı ya da sözlü itiraz yapılmadığını açıkça bildirmiştir.
YSK kararında, siyasi partilerin kongrelerinde organ seçimlerinin ilçe seçim kurulu başkanı hakimin gözetim ve denetiminde yapılacağını kabul etmektedir. Hatta kendi kararında 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 21. maddesine dayanarak seçim sürecindeki işlemler, tutanaklar ve seçim sonuçlarına ilişkin itirazların ilçe seçim kurulu başkanı tarafından incelenip kesin olarak karara bağlanacağını açıkça ifade etmektedir.
Ancak YSK, tam da bu noktada kendi gerekçesiyle çelişen bir sonuca ulaşmıştır. Çünkü mesele, bir hukuk mahkemesi kararının temyiz incelemesi meselesiyle sınırlı tutulamaz. Asıl mesele; ilçe seçim kurulu gözetiminde yapılmış, kesinleşmiş ve mazbataya bağlanmış parti organ seçimlerinin, seçim yargısı dışında bir yolla etkisiz kılınmak istenmesidir.
YSK, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi kararının temyiz merciinin Yargıtay olduğunu belirterek başvuruyu reddetmiştir. Elbette YSK bir hukuk mahkemesi kararının temyiz mercii değildir. Ancak başvurumuzda talep edilen husus, YSK’nın adli yargı kararını temyizen incelemesi değil; Anayasa’nın 79. maddesinden kaynaklanan yetkisi kapsamında seçim yargısının kesinleştirdiği mazbataların, kurultayların ve seçilmiş organların hukuki varlığını korumasıdır.
YSK bu ayrımı görmezden gelmiştir.
Kurul kendi kararında siyasi parti kongrelerinde seçim kurullarının yetkisiyle oluşan kesin sonuçları koruma sorumluluğunu üstlenmekten kaçınmıştır.
Daha açık ifade etmek gerekirse: Bir siyasi parti kurultayı seçim kurulu denetiminde yapılacak, sonuçları kesinleşecek, mazbata verilecek; aradan uzun süre geçtikten sonra aynı seçimler adli yargı eliyle hükümsüz hale getirilebilecekse, seçim yargısının sağladığı kesinlik ve güvence hangi anlamı taşıyacaktır?
Bugün Partimizin kurultay iradesi tartışmaya açıldı ve yok sayılmak isteniyor, yarın herhangi bir siyasi partinin kongresi, il başkanlığı seçimi, genel başkanlık seçimi ya da delege iradesi de aynı yöntemle hedef alınabilir. Bu nedenle mesele tam olarak siyasi partiler hukukunun, seçim yargısının, demokratik temsil ilkesinin ve sandığın korunması meselesidir.
Ekrem İmamoğlu'nun önceki Özel Kalem Müdürü ve İBB Muhtarlıklar Daire Başkanı Yavuz Saltık, savunmasını yaptı.
İnsani yönün öne çıkan savunmada Saltık, bir anısını anlatırken gözyaşlarına hakim olamadı:
Ben tutuklandığımın 3. ayında "Avukat görüşü var" dediler. Ben de avukat görüşüne çıktım, elimde kâğıtlarımla beraber kabine girdim. İçeride tanımadığım bir avukat vardı. O sıralarda da tabii böyle işte "etkin pişmanlık" hani, bu ve benzeri konularda şeyler ortalıkta dolaşıyor. Avukatı tanımadım. "Yavuz Saltık siz misiniz?" dedi, "Benim" dedim. "Siz kimsiniz?" dedim, ismini söyledi. Benim hafızam iyidir Başkanım, yani ayıptır söylemesi üzerime 27 yıl önce su sıçratan arabanın plakasını aklımda tutarım; o yüzden ama ismini hatırlayamadım avukatın, adını tanımadım yani. "Yavuz Bey" dedi, "beni Ağrı Doğubayazıt'tan şu isimli bir vatandaş gönderdi." Onu da hatırlayamadım. "Hoş geldiniz" dedim, "buyurun" dedim, "nedir? Size nasıl yardımcı olabilirim?"
"Yavuz Bey" dedi, "siz bundan 1-2 yıl önce..." Sayın Başkanım, konuşmamın başında dedim ya, hem özel sektörde çalıştığım yıllarda hem kamuda çalıştığım yıllarda çok çeşitli sosyal sorumluluk projeleri için hem Türkiye'nin yoksul bölgelerinde hem Balkan coğrafyasındaki soydaşlarımızın olduğu bölgelerde böyle sosyal sorumluluk projeleri gerçekleştirdik. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ndeyken de bu projelere hiç ara vermedim. Herkes bilir; herkes tatilde, bayramlarda annesinin, babasının yanına gider, ailesiyle geçirir. Ben o anlamda eşim ve çocuklarıma karşı da mahcubum; ben bütün tatil zamanlarımı Doğu, Güneydoğu'da, İç Anadolu'da ve Balkan coğrafyasında geçirdim. "Siz" dedi, "Doğubayazıt'a gitmişsiniz bundan birkaç sene önce bir kış ayında." "Onu hatırladım" dedim, "evet hatırladım ben o konuyu." Ondan sonra orada, dedi, 2500 tane çocuğa ilçe milli eğitim, kaymakamlığın da desteğiyle, ilçe milli eğitimin de rehberliğinde biz bot ve mont getirdik 2500 çocuğa, yoksul çocuğa. "Onları da almışsınız" dedi, "evet" dedim. "O siz çalışmayı bitirdiğiniz akşam..." Doğubayazıt'ı bilenler vardır, trafiğe kapalı bir caddesi vardı, İsmail Beşikçi Caddesi. "Orada oturuyoruz" dedi, alçak tabureli evlerde çay içerken...
"Sizin yanınıza" dedi, "bir çöp toplama işçisi geldi, aracın arkasından inerek." "Çok iyi hatırladım" dedim ben. Hatta sizi takdim etmişler; "İşte İstanbul Büyükşehir'den geldi arkadaşlarımız, böyle bir çalışma yapmışlar burada" diye. Siz bir de o çöp toplayan arkadaşla tanışmıştınız.
Öyle durunca benim işte İstanbul'dan bu amaçla geldiğimi görünce, üstünde tabii şey kıyafeti vardı, işçi kıyafeti. Dedi ki Kürtçe söyledi: "Heval" dedi, "biraz kirli" dedi "üstüm. Sarılmak isterim ama" dedi, "üstüm kirli, o yüzden" dedi, "eldivenleri çıkaracağım, elim temiz" dedi. "İnşallah başka bir zamanda sarılırım ama" dedi, "bir elini sıkayım senin, elini sıkayım" dedi. "İnşallah bir gün de sarılabilirim" dedi. Orada arkadaşları çağırdılar onu ve oraya araca konuştular. Tamam, ben detayların hepsini biliyorum, hatırladım ben, evet. O çöp işçisi tutmuş avukatı. "Git" dedi, "Yavuz Bey'e selam söyle.
Ona benim yerime de sarıl" dedi; çünkü bizim bot ve mont verdiğimiz çocuklardan biri onun kızıymış. Ben de dedim ki —kâğıtlar vardı, elimden düştü kâğıtlar— dedim ki Elazığ'da, Palu'da bir yaşlı amcadan öğrenmiştim, çok güzel bir sözdür, aklıma nakşetmişim:
"Biz dostlarımızın azını çok, yokunu var sayarız." Söyle ona, onu geldi kabul ettim. Gönderdiği selamı da al.
Sayın Başkan, ben hayatımı insanların bu duygularını duymak, yaşamak, bu ülkenin kardeşlik hukukuna bir nebze de olsa kendi imkânlarım çerçevesinde katkı sunmak için yaşayan bir insan
Yani meali şu: Kesinleşmiş bir mahkeme kararı yok. 2023 kurultayı benim açımdan kapanmış bir konu, bu konuda kararımı verdim.
2025 kurultayı ise ayaktadır ve geçerlidir. Beni ilgilendiren de seçim sürecidir, diyor.
Anayasa’ya ve YSK kayıtlarına göre CHP’nin Genel Başkanı Özgür Özel’dir.
Bu mecra (yani twitter veya X) çok reel değil. Burada trol veya isimle yazan çok fazla gerizekalı istilası var.
Mesela o kadar gerizekalı var ki muhalefetin yolsuzluk iddialarından bahsediyorlar. Be kardeşim 1,5 milyar dolarlık köprüye 15 milyar dolar Hazine garantisi mi vermişler?
Ya da süresi dolmuş ve devlete devredilmesi gereken köprüyü yılda en az 1 milyar dolardan olmak üzere 6 yıl daha en az 6 milyar dolara müteahhide mi bırakmışlar?
Sadece 2 köprüde 10-15 milyar dolar kime nasıl gitmiş?
Türkiye YOLSUZLUK ENDEKSİNDE 40-50. sıralardan 124. sıraya düşmüş; bu kadar yolsuzluk kokuşmasını Belediyeler mi yapmış?
Gelip "tüm yolsuzlukları bitirelim" deseler BAŞIM üstüne diyeceğim. Ama utanmadan bu kıt zekaları ile sadece muhalefeti yolsuzlukla suçlayabiliyorlar.
Gerçekten çok zeka özürlü bir mecra... O nedenle sanırım cevap konusunda kısıt getireceğim. İnsan bu kadar utanmazlığa ve gerizekalılığa dayanamıyor.
Şahsıma yönetilen bir soruya cevabımdır:
Siyasi parti organlarının seçimine ilişkin uyuşmazlıklar kural olarak seçim hukuku (298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun) hükümleri çerçevesinde çözüme bağlanır. Şayet bu seçim süreçlerinde bir suç işlenmiş ise, örneğin üyeler adına sahte oy kullanılmış ise, oy kullanan üyelere cebir veya tehdit uygulanmış ise, ortada suç işlenmiş demektir. Bu gibi durumlarda yapılacak soruşturma ve kovuşturma sonucunda mahkûmiyet hükümleri kurulmuş ise ve bu suç olguları yapılan seçimin sonucunu etkileyebilecek mahiyet taşıdığı takdirde, yine seçim hukuku (298 sayılı Kanun) hükümlerine istinaden seçimin yenilenmesine karar verilebilir.
Bu durumların hiçbiri, bir asliye hukuk mahkemesinin görev alanına giren hususlar değildir. Ortada, görevsiz mahkemenin verdiği bir karar mevcuttur. Bu kararla ilgili kanun yollarının bir an önce işletilip sonuçlanmasını sağlamak gerekir.
Ben burada Türkiye ve dünya siyasetini analiz edebilen, gelişmelere yanıt üretebilen bir siyasetçi değil; anlamlandıramadığı her olayı gizemli bir “üst akıl” anlatısıyla açıklayan bir siyasetçi görüyorum.
Dünyanın nasıl değiştiğine dair tutarlı bir okuması yok. Türkiye siyasetindeki gelişmeleri de çözümleyemediği için karmaşık her süreci görünmez güçlere bağlıyor. Bu da onu, kendi iradesiyle yön veren değil, olayların sürüklediği ve bu nedenle de “kullanışlı” bir pasifliğe yerleşen bir aktöre dönüştürüyor.
Üstelik “devlet aklı” kavramını da yanlış biçimde, bilinmez ve gizemli bir güç gibi tarif ediyor. Oysa devlet aklı ya da Fransızların raison d'État dediği şey metafizik bir varlık değil, devletin çıkarlarını, güvenliğini ve sürekliliğini esas alan bir siyasal akıl yürütme biçimidir. Bürokratlara ve karar alıcılara kriz dönemlerinde referans sağlayabilir; ancak ne doğaüstü bir iradedir ne de eleştiri ve sorgulamanın dışında tutulabilecek kutsal bir otorite. Tam tersine, demokratik toplumlarda devlet adına alınan kararların da sürekli denetlenmesi ve tartışılması gerekir.
Buna rağmen “devlet aklı”nı ve İttihat ve Terakki mirasını sorgulanamaz, hatta hukuksuzlukları meşrulaştıran bir otorite olarak sunuyor.
Ortaya çıkan tablo, dünya düzenindeki dönüşümleri okuyarak pozisyon alan bir siyasetçiden çok, hâlâ Soğuk Savaş refleksleriyle düşünen, eski dünyanın kavramlarına sıkışmış arkaik bir siyasetçi portresi çiziyor.
Kurultay için noter onaylı imza sürecinin başlatıldığı ve 650 sayısına ulaşıldığı ilk günün sonunda,
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 38. Olağan Kurultayda oy kullanan tüm delegelerin ve birinci derece yakınlarının,
MASAK raporları, banka hesap hareketleri ve SGK kayıtlarının ilgili kurumlardan talep edilmesi..
Yabancıların “exactly on time” dedikleri cinsten, müthiş bir zamanlama değilse..
Ferhan Şensoy’un deyimiyle, tesadüfün iğne deliğidir.
Gecenin en karanlık anı, şafağa en yakın andır.
Bugünün diğer önemli röportajı yine T24'ten. Bu kez de Murat Sabuncu bizi atlattı. Bunca şeyden sonra bugün "Ekrem İmamoğlu söz almak ister mi ya da öğle arasında ne söyler" düşüncesiyle Silivri'ye geldik. Ve aşağıdaki linkini bırakacağım söyleşi önümüze düştü. İmamoğlu her soruya gayet açık yanıt vermiş. Ama en önemli cevap sanırım "Yeni Parti "hakkında:
-“Ya bir yol bulacağız ya bir yol yapacağız.” O yol, hukukun, delegelerimizin ve millet iradesinin emrettiği şekliyle yol arkadaşım Sayın Özgür Özel’in Genel Başkanlığı’ndaki CHP’dir. Fakat hukuk çiğnenirse, delegelerimizin ve milletin iradesi yok sayılırsa, bizim milletle beraber yürüdüğümüz her yol meşrudur ve güçlüdür. Muhalefet kriz yaşamıyor, Erdoğan muhalefete darbe yapıyor. Bu milletin kimseye eğecek boynu yoktur. Milletin diliyle, ruhuyla ve iradesiyle o yolu yapar ve iktidara koşarız.
-Türkiye’deki bütün demokratların birleşmesi gerekiyor. Türkiye’nin doğusu-batısı, kuzeyi-güneyi, kırsalı-kenti kapsayan bir yol gereklidir. Millet yolu gösterir, partiler yolu çizer, liderler yolu yürür. Gücünü milletten alan, Türkiye’nin ihtiyaçlarına cevap verecek bir kadroya sahip olan ve güçlü bir liderlikle yol yürüyen bir hareket Türkiye’yi geleceğe taşıyabilir. Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel ile birlikte başlattığımız “değişim hareketinin” özü budur.
https://t.co/pLPs4aTmUq
⚠️Prof. Dr. İzzet Özgenç'in güncel ve kapsamlı iki ayrı eseri web sitesinde ücretsiz erişime açık.
1. Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler 2024-20. Bası (1256 sayfa)
2. Suç Örgütleri 2023-15. Bası (398 sayfa)
Linkler 👇
FETÖ’cü Emre Uslu: “Ben Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşüyordum. Hatta onunla Genel Merkez’de görüştüm. Babam vefat ettiğinde beni arayıp başsağlığı diledi. Kemal Bey’in oğlu Kore’de okumaya gittiği zaman oğlunu cemaatçilere emanet etti.”
—
Kılıçdaroğlu, sarayın yol haritasına uygun olarak Özel/İmamoğlu ekibini FETÖ’cülükle suçlamaya kalkınca, topa FETÖ de girdi. FETÖ’cüler de Kılıçdaroğlu’yla ilişkilerini anlatıyor…
Bu Kılıçdaroğlu’nun kendi ayağına sıkması olarak değerlendirilebilir mi? Belki evet. Ancak asıl önemlisi Kılıçdaroğlu’nun bu hamlesiyle, CHP’yi AKP’nin açtığı kirli kuyuya atmış olmasıdır. Bir genel başkan, partisine ancak bu kadar kötülük yapabilir!
Son yıllarda rejimin “kavram üretim atölyesinin” en başarılı ürünleri “devlet aklı” ve “iç cephe” oldu. Bunlar, önceki dönemin “beka meselesi” ile birleşerek yeni rejimin siyasal sözlüğünü ve meşruiyet repertuvarını oluşturdu.
Bugünkü ibretlik söyleşide de örneğini gördüğümüz gibi, Türkiye’de otoriterleşmeyi derinleştiren hemen her olağanüstü adım bu kavramlar üzerinden meşrulaştırılıyor.