Kızılcagün Platformu olarak altıncı durağımız Antalya!
11 Temmuz Cumartesi günü düzenlenecek olan "Açılım Tehlikesi ve Milli Birlik" panelimize Türk milletini davet ediyoruz.
Yer: ASSİM Abdullah Sevimçok Sivil Toplum ve İnovasyon Merkezi
1219. Sokak, Doğuyaka Mahallesi, No:9, Muratpaşa/Antalya
AHMET BURAK ERDOĞAN;
Yaya geçidinde çarptığı SEVİM TANÜREK ÖLDÜ!
Bu çocuk 1 dakika bile gözaltında kalmadı...
MEHMET ERDOĞAN;
50 kilo (elli kgr) ESRAR'LA yakalandı. Satıcı değil, içiciyim dedi ve SERBEST BIRAKILDI.....
ZEHRA KINIK;
Arabasıyla çarptığı bir genç ÖLDÜ;
Bu kız 1 dakika bile gözaltında kalmadı...
299 Üniversite Öğrencisi, bir cam kırmadı, bir dal koparmadı. Anayasal Haklarını kullandılar.
HEPSİ HAPİSTE TUTULUYOR.
Sizlerin Adaletiniz batsın. Hesap vereceksiniz...
Aramızdan ayrılışının 1.yılında Trabzon'un yiğit evladı, Cumhuriyet Devrimlerinin yılmaz savunucularından Yazar Nihat GENÇ'i saygı ve özlemle anıyoruz.
Ruhu Şad Olsun
AR DAMARI
“Yemininize sadık kalmadınız! Zaten diplomasızsınız. Suç işliyorsunuz. Er ya da geç, suç örgütünüzle birlikte yargılanacaksınız!
Tıp İlmi ne kadar gelişirse gelişsin, isterse ölüyü diriltecek seviyeye gelsin,
ar damarı çatlamasına çare bulamaz.
Eğer bir insan utanç duyulacak şeyleri sıkılmadan yapıyorsa, utanmayı rafa kaldırmışsa, yüzsüz denilmeyi pişkinlikle kabullenmişse, o insan çok tehlikelidir.
Bu tip insan için kendi menfaati, demokrasiden-ahlaktan-doğruluktan-helalden-dürüst seçimden önce gelir. Demokratik rejimlerde böyle bir insanı sadece yasalar durdurabilir.
Fakat böyle bir kişi, yasaları uygulayan Yargıç ve Savcıları korkutacak, hallaç pamuğu gibi darmadağın edecek bir güce sahipse o toplumda düzen bozulur, hukuk devleti ortadan kalkar. İllegalite ve kargaşa başlar. Ülke çok şey kaybeder, ama en fazla bu “Ar damarı çatlayan” insanlar kaybeder.
Bunların sonları çok feci olur. Meraklı olan Mussolini’nin sonunu hatırlasın…
Aziz Türk Milleti;
Uzun yıllara ulaşan siyasi yaşamımda çok etkin görevlerde bulundum. Türkiye’nin önemli Bakanlıklarında görev yaptım. Çok sayıda iftiraya maruz kaldım. Öyle anlar oldu ki, benim için yazılan-söylenen iftiralar beni bile hayretler içinde bıraktı. Bunların tamamıyla yargı yoluyla hesaplaştım. Şu an dahi bu bademler ve kripto cemaat beslemeleri ile karşılıklı açılan çok sayıda dava ile boğuşuyorum.
Bu yüzden kişileri haksız yere suçlamaktan çok çekinirim. Bu yüzden birisini eleştirirken veya suçlarken zaman-zaman kendimi onun yerine koyar, olaylara bir de suçladığım kişinin gözünden bakmaya çalışırım. İzniniz olursa bugün böyle bir yöntemi beraberce uygulayalım;
*Suçlama:
“Erdoğan kendisinin, eşinin, çocuklarının servetlerinin hesabını açık ve net olarak veremiyor. Bu servetin kökünde haram var.”
Bu suçlama ile karşı karşıya kalan biri ne yapmalı;
Basın toplantısı düzenlemeli, elindeki belgelerle sahip olduğu tüm malvarlıklarını, villalardan-Gemi Filosuna, Cennet Koyundaki villalardan- Bodrumdaki villalara, Pırlanta dükkânlarından- ortak olduğu yurtiçi-yurtdışı şirketlere kadar her şeyini helal kazançla aldığını ispat etmeli. Malından şüphesi olmayan böyle davranmaz mı?
Vicdan sahibi, namuslu olan herkese soruyorum; Erdoğan böyle mi davranıyor?
*Suçlama:
“Erdoğan’ın çocuklarının yönetimde olduğu Türgev-İhsan ve İrfan Vakfı- Okçuluk Vakfı gibi Vakıflara, nüfuz kullanarak ve ihalelere fesat karıştırarak bedavadan mal ve paralar aktarıldı.”
Bu suçlama ile karşı karşıya kalan biri ne yapmalı;
Basın toplantısı düzenlemeli, yönetiminde çocuklarının olduğu tüm Vakıf Yönetimlerini, kayıtlarını, bağışlanan malların bağış tarihi ve değerlerini Türk Milletine açıklamalıdır. “Hayır” yapmak için kurulan bu vakıfların, haram para ile zorla alınan paralar ile imar durumu karşılığında verilen avantalarla beslenmesi kabul edilebilir bir iş midir?
Vicdan sahibi, namuslu olan herkese soruyorum; Erdoğan böyle mi davranıyor?
*Suçlama:
“Wikileaks Belgelerinde ve yabancı basında Erdoğan’ın İsviçre’de 8 ayrı hesabında milyarlarca dolarlık hesapları var.”
Bu suçlama ile karşı karşıya kalan biri ne yapmalı;
Daha önce Deniz Baykal’ın yaptığı gibi, mahkemeye müracaat ederek, “Erdoğan’ın ülkemiz bankalarında hiçbir hesabı bulunmamaktadır” diye bir belge almalı ve şom ağızlıların suratına vurmalıdır.
Vicdan sahibi, namuslu olan herkese soruyorum: Erdoğan böyle mi davranıyor?
Böylesine ağır-utanç verici-onur zedeleyici suçlamalara muhatap olan biri, açık-net-doğru davranmıyorsa, olayları laf kalabalığıyla karartmaya çalışıyorsa, suçsuz-günahsız devlet memurlarını kış günü perişan ediyorsa onun gideceği tek adres vardır; Yüce Divan…
Sağlık ve başarı dileklerimle 05 Temmuz 2026
Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı
👇
"Eğer bir insan utanç duyulacak şeyleri sıkılmadan yapıyorsa, utanmayı rafa kaldırmışsa, yüzsüz denilmeyi pişkinlikle kabullenmişse, o insan çok tehlikelidir.
Bu tip insan için kendi menfaati, demokrasiden-ahlaktan-doğruluktan-helalden-dürüst seçimden önce gelir."
Çok değerli okurlarım, kıymetli arkadaşlarım;
Büyük bir mutlulukla paylaşmak isterim ki daha önce HAVADA AHKAM adlı kitabım, Amazon tarafından Aviation Confessions adıyla İngilizceye çevrilmiş ve başta ABD ile Japonya olmak üzere 18 ülkede satışa sunulmuştu.
Şimdi ise HAVADA ORAJ adlı kitabım, Thunderstorm in the Air ismiyle İngilizceye çevrilerek yine 18 ülkede okurlarla buluştu.
Havacılık alanındaki birikimimi, gözlemlerimi ve tecrübelerimi uluslararası okuyucularla paylaşabilmek benim için büyük bir onur ve mutluluk.
İlgi, destek ve değerli katkılarınız için hepinize gönülden teşekkür ederim.
Kızılcagün Platformu olarak altıncı durağımız Antalya!
11 Temmuz Cumartesi günü düzenlenecek olan "Açılım Tehlikesi ve Milli Birlik" panelimize Türk milletini davet ediyoruz.
Yer: ASSİM Abdullah Sevimçok Sivil Toplum ve İnovasyon Merkezi
1219. Sokak, Doğuyaka Mahallesi, No:9, Muratpaşa/Antalya
Danayı bütün satın alan ve evde et sıkıntısı çekmeyen Bibipçi Başkan, sakatatçılığa başladı.
"Dil koparmaktan" bahsetmiş! Demiş ki;
"Sen benim kutsalıma dil uzatırsan, biz o dili kopartırız!"
Breh breh breh, Audi A8 L (Çifter, çifter) binen sakatatçı bu sözü ODTÜ'lü genç komedyen için söylemiş!
Soralım bakalım bu delikanlıya, nedir senin Kutsal'ın?
-Ülkede gençlerin çoğu işsiz gezerken, çocuğunu TBMM'ye yerleştirmek mi?
-Türk Milliyetçisiyim deyip, DEM ile iş tutmak mı?
-Hizbullah'ın siyasi kanadı ile ortak olmak mı?
-Hırsızlığa, soyguna, rüşvete göz yummak mı?
-ABD-İSRAİL Projelerine boyun eğmek mi?
Ah be sakatatçı! Siz kutsallarınızı çoktan kaybettiniz!
Rahmetli sağ olsaydı, bunları yapabilir miydiniz?
TAMARA, TAMARA, PARALARI VERDİK NATO’YA
Şarkının ismi “Cihanda Tek Meleğim”. Nakarat kısmı başlıktaki gibi!
66 yıl öncesinin şarkılarında biriydi.
“Cihanda tek meleğim/Bir tanecik bebeğim/
Gelemezsen haber ver/ Ben sana geleceğim.” Haydi hep beraber,
“Tamara, Tamara/Açma kalbimde yara/ Tamara, Tamara/ Paraları verdik kumara.”
Nerden dilime takıldıysa, sürekli söyleyip duruyorum!
Önce Tamar isimli, CB Erdoğan’a hayran olduğunu söyleyen tetikçi gazeteci ortaya çıktı! Amma ne çıkış. Herkes, özellikle çubuklu yandaş gazeteciler, işi gücü bırakıp, Tamar’ın dedikleri üzerine çullandılar!
Tamar, kökü İbranice olan bir kelime idi, anlamı “Hurma Ağacı” idi.
O an, olayı çaktım. Tamar diyordu ki; “Akşamdan yediğiniz hurmalar, sabaha sizi tırmalar!” Peki kime diyordu? Kime olacak?
Saray’ın en zampik damadı Berat’a! Yazarım haa, diye tehdit ettiği kişi Berat, yazdırırım ha diyen ise “Babamın Tahtı Benimdir” diyen Bilal oğlan…
Hatırlar mısınız? Ben birkaç yıl önce yazmıştım bu olayı ve rica etmiştim. Lütfen beni mahkemeye verin, ben de sizlere görüntülü bir dayak ziyafeti çekeyim” diye. Tabii ki kimse mahkemeye veremedi!
Olayı anımsatayım; Az kalsın “Ana Kraliçe ve Küçük Kayınço katil olacaktı!”
Berat ve kendine Özge arkadaşı olan manken kızımız, 1000 Ali’nin Gebeş ve kokainman oğlu (Hani bir İl Jandarma Alay Komutanı, Vali ile beraberce esas duruşta onu dinlerken, fotoları yayınlanmıştı!)
İşte o Gebeş ve erkek arkadaşı (Anadolu’daki adı “tokmakçıdır” ) toplam dört aşk böceği, TÜRK ORDUSUNUN NAMUSUNA emanet edilmiş olan Savarona’ya zorla girmişler (!) ve hep beraber duman-dumana mutluluğun Nirvanasına çıkmışlardı!
“Su uyur ama Kaynana uyumaz” atasözümüzde olduğu gibi, kaynana ve küçük oğlu, korumalarıyla (Devletin Polisleri idi bunlar. Ahlak Polisi falan değil) baskın vermişler ve “Yer misin yemez misin” diye Allah ne verdiyse girişmişler, çene kırılmış, gözler mosmor olmuş, fakat olay gizlenmişti…
İşte TAMARA’nın anlatmakla tehdit ettiği olay bu idi. Geçen gün Selvi Boylu Al donlu Bakan Kuşadası’nda devreye girdi, Tamara, polise teslim edilmeden doğrudan Savcı’nın (Cumhuriyetin olan değil) huzuruna çıkarıldı ve tarafsız-bağımsız Savcı TAMARA’yı evde oturup uslansın diye, serbest bıraktı…
Bu olayı anladık ama, bir baktık cepler boşalmış! PARALARIMIZA ne olmuştu? Ah TAMARA ah, seninle uğraşırken, bizim paralar Ankara’da sokaklara serpilmemiş mi? Sokaklar boyanmış, çiçekler dikilmiş, özel havaalanı, özel yollar yapılmış, bizim MİLYARLARCA paramız, NATO ve deli TRUMP uğruna heder olmuştu!
Olsun be canlar! Takmayın kafaya, cana geleceğine mala gelsin. Bizler kazandık, patron harcıyor. Sıra cana gelince, ben sizi uyarırım. Uyanırsanız belki mabadınızı kurtarırsınız. Kurtaramazsanız da üzülmeyin.
“Uçkur düğüm tutmuyorsa, içindeki nasipten çıkmış demektir.”
Hadi uyumaya devam… TAMARA, TAMARA verdik paraları NATO’YA…
Sağlık ve başarı dileklerimle 02 Temmuz 2026
Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı
Yangınlar, Uçaklar ve Kaybolan Devlet Aklı
Yaz mevsiminin başlamasıyla birlikte Türkiye yine orman yangınlarıyla mücadele ediyor. Her yıl aynı acıları yaşıyor, aynı tartışmaları yapıyor, ardından her şeyi unutuyoruz. Oysa asıl sorun yangınlar değil, yıllardır kalıcı, bilimsel ve kurumsal bir yangınla mücadele sistemi kurulamamış olmasıdır.
Orman Genel Müdürlüğü'nün sahip olduğu hava gücü önemli olmakla birlikte, sistem hâlâ büyük ölçüde kiralama ve hizmet alımına dayanmaktadır. Türkiye, güçlü havacılık altyapısına ve yetişmiş insan kaynağına rağmen neden kendi millî yangın söndürme hava filosunu oluşturamamıştır?
Bu sorunun sembollerinden biri, TMSF'ye devredilen Koza İpek Grubu'na ait uçaklardır. Bu uçakların neden zamanında satılmadığı, hangi amaçlarla kullanıldığı ve kamuya maliyetinin ne olduğu konusunda kamuoyuna tatmin edici açıklamalar yapılmamıştır. Oysa zamanında şeffaf biçimde değerlendirilebilselerdi, elde edilecek kaynakla modern yangın söndürme uçakları alınabileceği yönünde değerlendirmeler bulunmaktadır. Buradaki temel mesele, kamu kaynaklarının etkin, şeffaf ve kamu yararı doğrultusunda yönetilmesidir.
Yangınlardan sonra yanan orman alanlarının rant tartışmalarına konu edilmesi de toplumda güven duygusunu zedelemektedir. Ormanlar ekonomik kazanç alanı değil, korunması gereken millî servettir.
Diğer önemli eksiklik ise, yangınla mücadelede kurumlar arasında güçlü bir koordinasyonun kurulamamış olması ve onlarca yıllık bilgi birikimi ile yetişmiş personeli bulunan Türk Hava Kurumu'nun etkin biçimde sistemin dışında bırakılmasıdır. Böyle bir konuda rekabet değil, iş birliği esas olmalıdır.
Türkiye artık kiralık çözümler yerine kendi uçak filosuna, pilotlarına, teknisyenlerine ve bakım altyapısına sahip bağımsız bir Millî Yangınla Mücadele Hava Kurumu oluşturmalıdır. Geçmişteki uygulamalar şeffaf biçimde incelenmeli, kamu kaynaklarının hesabı verilmeli, yanan alanların ranta açılmasına izin verilmemeli ve Türk Hava Kurumu'nun kurumsal birikimi yeniden değerlendirilmelidir.
Çünkü orman sadece ağaç değildir; suyumuz, nefesimiz, geleceğimiz ve vatanımızdır. Vatan ise yangın başladıktan sonra değil, yangın başlamadan önce korunur.
DÜNYA YENİDEN ŞEKİLLENİRKEN!
“Cumhur İttifakı” adlı Organize Suç Örgütünün “Haram Medyasındaki” maaşlı tetikçileri son günlerde şu palavrayı anlatıp, sözü Erdoğan’ın Başkanlığının devamına bağlıyorlar.
“Aman efendim, tam da dünya yeniden şekillenirken, Erdoğan’a çok daha fazla ihtiyacımız var. Erdoğan bu ülkenin başında ve bu geminin dümeninde olmalı. Bu ülkeyi kime teslim edeceğiz? CHP’yi bölen Özgür Özel’e mi, yoksa hırsızlık ve yolsuzluktan hapis yatan Ekrem İmamoğlu’na mı? (Hürriyet- Abdülkadir Mezarlıkağacı)
Hemen ardından Erivan Aşığı Bahçeli; “Cumhurbaşkanımız görevdedir, biz de arkasındayız” diye desteğini yapıştırdı! ( Sahi MHP niçin var? Cumhurbaşkanı Adayı, Büyükşehir Bel. Bşk. Adayı çıkarmaz?)
Erdoğan 28 Ağustos 2014’ten bu yana Cumhurbaşkanı. 11 YIL 10 Ay’dır.
Dönemin YSK’sı “İlk kez seçildikten sonra sistem değişti, onu saymıyoruz, 2023’te seçilmesi ikinci seçimdir” diye kanunun arkasından dolanarak suç işledi. O zaman Anayasa’nın 101’nci maddesine neden “Bu kural yeni sistemde geçerlidir. Önceki dönemler sayılmaz” diye geçici bir madde eklenmedi? Anayasa’da görev süresi 5 yıl, yazar. Bir kişi en fazla İKİ defaseçilebilir. 5+5=10 yıl etmez mi? Şimdiden Anayasa İhlal suçu işlenmiştir.
Erdoğan da ileride yargılanacak ve aldığı tüm maaşlar, yaptığı harcamalar (Örtülü dahil) kendisinden tahsil edilecektir…
“Devlete karşı işlenen suçlarda zamanaşımı” yoktur. Dönemin YSK’sı da ilk fırsatta Yüce Divan’da yargılanacak ve mahkum olacaklar.
“Cumhur İttifakı” denen örgüt işte böyle yalancı-aşağılık bir örgüttür.
Yahu arkadaş, siz bu FETÖ adlı CIA uşağı ile beraber 11 yıl çalışmadınız mı?
Bu örgüte, Yüksek Yargıyı teslim etmediniz mi? FETÖ’nun yargıdaki yavşak elemanlarının Kozmik Odaya girmelerine izin vermediniz mi?
Siz bu örgütün Türk Ordusunun tepesinde yuvalanması için yardım etmediniz mi?
Yanıtları da hazırdır!
“Efendim, biz onları bir Hizmet Hareketi olarak biliyorduk. Ne zaman ki gerçeği anladık, 2013 yılını milat ilan ettik ve onunla mücadeleye başladık.”
25 Ağustos 2004 Yılı MGK toplantısında, dönemin Genelkurmay Başkanı; “Gülen cemaatinin ulaştığı tehlikeli boyutları, yurtiçi ve yurtdışı faaliyetlerini içeren kapsamlı raporu (Belgeleriyle birlikte) önünüze koymadı mı? İnsan ortağının ne olduğunu bilmez mi?
Siz kimsiniz ki, Anayasa’mızın hangi maddesinden yetki aldınız da, MİLAT tayin ediyorsunuz? Anayasa don mu ki, hergelenin kıçına göre biçelim?
“Dünya yeniden şekillenirken” miş? Dünya filan yeniden şekillenmiyor. Emperyalist Devletler, daha fazla sömürmek, daha fazla zenginleşmek için, planlar yapıyor ve aptal siyasetçilere de bu planlarını uygulatıyor.
Aziz Türk Milleti;
CB Erdoğan’ın sağlığı çok bozuk. Tıpkı ortağı Bahçeli gibi! Ha gitti ha gider!
Yeni dönemde Cumhur İttifakının imza attığı tüm ulusal ve uluslararası konular yeniden tek-tek elden geçirilecek, Türk Milletinin çıkarlarına aykırı olanlar ayıklanacak.
Cumhur İttifakı ve AKP, ne yaparsa yapsın, ne yalanlar söylese söylesin, ne hileler yaparsa yapsın, ilk seçimde “Eşekten düşmüş karpuza” dönecekler.
İnsanların ağzından alev fışkırıyor. Bırakın bu Atatürk ve Türk Milleti düşmanlarına oy vermeyi, yüzlerini bile kimse görmek istemiyor…
Sağlık ve başarı dileklerimle 03 Temmuz 2026
Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı
HIRSIZDAN KADI, SOROSPUDAN DADI OLMAZ
Hesap veremeyenlerin, hesap sorma makamlarında olmaları normal midir?
Demokrasilerde meşruiyet (Barrack’ın Erdoğan’a verdiğinden değil, gerçek meşruiyet) sadece seçim sandığından çıkmakla değil, aynı zamanda hukuka bağlılık ve hesap verebilirlik ilkeleriyle sürdürülebilir.
Bu aralar CB Erdoğan’ı, CHP’yi hırsızlıkla yolsuzlukla suçlarken görüyoruz. Ne güzel değil mi? Hesap soran, Türk Milletinin hakkını arayan bir dünya liderimiz var! Bak Erdoğan’a, gör Hz. Ömer’i!
Mesaisi bitti mi, Saray’daki “Devletin Mumu söndürülür, kendi parasıyla satın aldığı mumlar yakılır! O kadar hassastır yani…
Ayrıca CB Erdoğan çok zariftir. Küfür, sinkaf nedir bilmediği gibi, kendisine yapılan “Aptal Olma! Senin ekonomini bitiririm” şeklindeki hakaretleri de görmezden gelmesi, onun efendiliğinin göstergesidir!
ABD Temsilciler Meclisinin toplam 435 üyesinin, 413’ünün oyları ile alınan karar gereği, CB Erdoğan’ın Türkiye dışında usulsüz olarak elde ettiği mal ve paralarının tespit edilmesi için komisyon kurulmasıyla ilgili kamuoyuna tek kelime etmemiş, tıkını bile çıkaramamıştır. Zarafeti görüyor musunuz?
Aynı zarafeti ve kibarlığı, Adalet Bakanı (Makamın adı böyle, ADALET adını ben koymadım)Akın Gürlek’ te görmek mümkün. Özgür Özel adlı İFTİRACI Gürlek’in 16 adet taşınmazını (ID) numaralarını da vererek açıklayıp sormuştu; “Nereden buldun, hangi parayla aldın” diye !
ADALET bakanı yanıt olarak, herkesi tatmin edecek şu açıklamayı yaptı!
“Sayın CB’nına ne yapayım efendim, diye sordum. Onların seviyesine düşme, yanıt bile verme, unutulur gider” dedi…
CB’nının bu emrine rağmen, ADALET bakanı şöyle açıkladı;
“Beni 16 tane değil, 4 adet taşınmazım var. Yatım da yok. Lüksemburg’a sadece yatı görmeye gitmiştim!”
İki yöneticimizin “Kamuoyuna Saygılarından” dolayı hassasiyetlerini yeterince anlattım sanıyorum.
Biri “Tek Adam” yönetiminin başındaki, diğeri ise Adalet Mekanizmasının başındaki kişiler. Bence ikisi de tertemiz insanlardır.
Esas önemli konu ise, ikisinin de İslam’a uygun yaşamalarıdır. Bu iki zarif Müslüman, her şeyi affederler ama, “Dini Değerlere Hakareti” affetmezler!
Neden diye sorarsanız; İkisi de, tam birer Müslüman olarak yaşarlar ve İslam’ın yasaklarına uyarlar. Örneğin;
Çalmazlar, çaldırmazlar Rüşvet almazlar, Kul Hakkı yemezler, Ülkeyi adaletle yönetirler. Yaaa gördünüz mü?
Sağlık ve başarı dileklerimle 04 Temmuz 2026
Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı