Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
Kurtuluş Savaşı sadece bir tarih dersi konusu değildir, bir milletin bağımsızlık iradesinin adıdır.
Bu topraklar işgal altındayken verilen mücadele, yalnızca cephede kazanılan zaferlerden ibaret değildi, esareti reddeden bir milletin yeniden ayağa kalkış hikayesiydi.
Kelimeler hafızadır. Kurtuluş Savaşı demek, bağımsızlığın hangi bedeller ödenerek kazanıldığını unutmamaktır.
Milli Mücadele, 1919-1922 arasındaki tüm süreci kapsayan daha geniş bir tarihsel kavramdır. Diplomatik girişimler, kongreler, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılması, siyasi örgütlenme ve askeri mücadeleyi birlikte ifade eder.
Kurtuluş Savaşı ise özellikle işgal güçlerine karşı verilen silahlı bağımsızlık savaşını ve bu mücadelenin sonucunda ülkenin işgalden kurtuluşunu vurgular.
Geçmişini doğru hatırlayan milletler, geleceğini daha güçlü inşa eder.
#TarihiniBilmekVatanınıSevmek
Fatih Altaylı:
"Atandığı gün “kabinenin yumuşak karnı” olarak nitelediğim Milli Eğitim Bakanı açıklamış.
Müfredattan ve tüm kitaplardan “Kurtuluş Savaşı” ifadesi çıkarılacakmış ve yerine “Milli Mücadele” kavramı getirilecekmiş.
“Niye” diye soranlara “Neyin kurtuluşu. Zaten Osmanlı Devleti vardı” gibi zeka ile açıklanamayacak bir yanıt vermiş.
Kurtuluş Savaşı, Bakan Tekin’in anladığı gibi Osmanlı’ya karşı değil, ülkeyi işgal eden İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan ordularına karşı yapıldı. Bu savaşla bunlardan “kurtulduk”.
Osmanlı’yı yıkan Kurtuluş Savaşı değil, Birinci Dünya Savaşı’dır ve sadece Osmanlı değil, Avusturya Macaristan İmparatorluğu’nu da yıkmıştır.
Cumhuriyet’in yaptığı, yıkılmış Osmanlı’ya şanına yakışır bir defin törenidir.
Osmanlı Hanedanı, gurur duyduğumuz tarihimizin önemli bir parçasıdır. Diğer pek çok büyük imparatorluk gibi, tarihin gördüğü en büyük imparatorluk olan Roma gibi o da zamanı dolunca tarihe karışmıştır.
Kurtuluş Savaşı yerine “Milli Mücadele” kavramı beni rahatsız etmez.
Çünkü Kurtuluş Savaşı da milli mücadelenin bir parçasıdır ama “Kurtuluş Savaşı denilmez zaten Osmanlı vardı” deyip ardından “Milli Mücadele” derseniz o zaman biz de haklı olarak “Ne yani Osmanlı’yı milli görmüyor musunuz sayın Bakan!” diye haklı olarak sorarız.
Sayın Bakan da benim bu soruma muhtemelen yere diz çöküp bir bardak su içerek yanıt verir."
Fatih Altaylı:
"Selahattin Demirtaş’ın hapse atılması ve cezaevinde 10 yılını doldurması ile sonuçlanan süreci başlatan, destekleyen ve birkaç gün önce de “bundan en ufak bir pişmanlık duymadığını” sırıtarak söyleyen Kayyum Kılıçdaroğlu şimdi de hapse attırdığı Demirtaş’ı cezaevinde ziyaret edeceğini açıklamış.
Demirtaş, bu kişi ile görüşürse gerçekten fazlasıyla iyi niyetli bir insan demektir.
Ya da belki yüzüne gereğini yapmak için görüşecektir bilmiyorum.
Ancak bildiğim şu, Kayyum Kılıçdaroğlu’dan fazlaca bir beklenti içine girmemek gerekir.
Bir kadının Emniyet’te çırılçıplak soyularak arandığı iddiasını sırıtarak dinleyen birinden olumlu herhangi bir tavır beklemek hatta daha doğru bir tanımla insanca bir tavır beklemek aymazlık olur!"
Milyonluk eşeklerin 30 kelime ile Türkçe konuştuğu yerde İlkin Aydın şakır şakır İngilizce röportaj veriyor. Diğer kızlar da farklı değil. Kendilerini sürekli geliştiriyorlar. Futbolcular da biraz para kazanınca kendini bir halt sanıyor! Gelişim sıfır!
Sevgili dostlar, adını ne burada ne yayınlarımda anmaya tenezzül ettiğim bir şey(!) "CHP'den para aldığımı ve bunun için yaşanan kayyım rezaletini eleştirdiğimi" yazmış. Gazeteci görünümlü çantacı- iş takipçileri de bunu alıntılamış. Elbette dava açıp hesabını çatır çatır soracağım.
Hayatım boyunca hiçbir siyasi partiden, partiliden, para almadım. Bu, bunu iddia eden paralı ahlaksızların asla anlayamayacağı ama benim için olmazsa olmaz bir kuraldır: Çünkü, siyasiden para alan, talimat da alır. Bana o talimatı verecek kişi daha doğmadı!
Çıtayı daha da yükseğe koyayım hatta; bırakın para almayı bir tane -herhangi bir siyasi görüş ya da partiden- siyasetçi "Ben O'na yemek ısmarladım" desin ve ispatlasın gazeteciliği bırakırım!
Haysiyetimi, adımı sokakta bulmadım kimseye de çiğnetmem!
Hukuk önünde hesap vereceksiniz!
ÖNEMLİ NOT: Okuyan sevgili dostlarım, bu pek yaptığım bir şey değil ama hepinizden bu açıklamayı RT yapmanızı rica ediyorum.
Siz bakmayın Özgür Özel şunu yanlış yaptı bunu yanlış yaptı diye yumuşak sedirinde kıçından ahkam kesenlere. Özgür Özel tek başına müthiş bir demokrasi mücadelesi veriyor. Genel merkezden çıkması bile partiyi korumak için yaptığı bir hamle parti binasına polis yollayan utanmazlara karşı bir CHP lilik gösterisi.
Ertuğrul Özkök, efsane bir Kemal Kılıçdaroğlu analizi yapmış
✨Kemal Bey, 2023’te sizi Erdoğan yendi; ama bu defa hüsrana uğrattığınız insanlar yenecek.
✨Kaç defa oy verdim O'nun başında bulunduğu partiye ve 13 kere hayal kırıklığına uğrattı beni.
✨Hayatım boyunca bu kadar sinsi, bu kadar egoist bir siyasi yaklaşım görmedim.
✨Bir yıldan fazladır tartışmalı iddianamelerle içerde yatan yüzlerce partili arkadaşını böyle üç cümlede müebbete mahkûm eden bir egoizme tanık olmadım.
✨Milyonlarca vatandaşa böyle geri zekâlı muamelesi yapan bir siyasetçi de görmedim.
✨O'na 13 seçimde oy veren vatandaşları, O'nu genel başkanlıkta bu kadar uzun süre tutan partili arkadaşlarına bu kadar geri zekâlı muamelesi yapmış bir genel başkan çıkmadı.
✨Ne CHP’de ne de başka bir partide, ihtirası yüzünden kendini, kendi iradesi ile bu kadar aşağılara indiren bir siyasi figüre rastlamadım.
✨İnsanlar iki türlü yaşlanırmış ya bilgeleşerek ya habisleşerek. Hayatım boyunca ikisini de gördüm de; bu kadar hezimetten sonra hâlâ bu kadar habisleşen bir “siyaset emeklisini” hiç görmedim.
✨Güya CHP’li seçmene sesleniyor, yuttuk mu o bakışları ve belâgati…
✨Taammüden hazırlanmış bir tuzak ve onun üzerinden sarkan elbise gibi duran demode bir belâgat…
Nasıl da kendinden emin…
Nasıl da dürüstmüş gibi bir eda, bir hal, bir tavır…
✨Ama hiçbiri sahici değil, hepsi “miş” gibi…
Liğme liğme sarkıyor…
Güya CHP’ye oy veren insanlara sesleniyor…
Dürüstlük, temizlik, arınma…
✨Siyasetin “S” harfinden nasibini almış herhangi bir vatandaş bu sinsi ve beceriksiz konuşmanın asıl muhatabının kendileri olmadığını anında anlamıştır…
✨Üstelik asıl adresin neresi, kimler olduğu öyle besbelli öyle sırıtıyor ki…
Biri, CHP’nin seçilmiş belediye başkanlarına dava açmış Silivri savcı ve hakimleri;
Öteki de CHP’ye kurultay davası açan savcı ve hakimler.
✨Ne diyor o iki adrese?
Silivri savcı ve hakimlerine, “İmamoğlu ve arkadaşlarını içeri atmakta haklısınız, ortada adaletsiz bir durum yok, sonuna kadar gidin” diyor…
Ya kurultay savcı ve hakimlerine?
“Siz çıkarın mutlak butlan kararını, ben partinin başına geçmeye hazırım…”
Aynen böyle diyor…
✨Halkın yüzde 50’sine hayatının en büyük düş kırıklığını yaşatmış emekli siyasetçi
✨Karşımızda inanılmaz bir karakter var.
13 kere seçim kaybetmiş…
14. kere de kaybetmeye azmetmiş.
Üstelik toplumun yüzde 50’sine, belki de hayatlarının en büyük siyasi hayal kırıklığını yaşatmış bir siyasetçi…
✨Sokağa bile çıkamıyor ama bir YouTuber olarak ofisinin bir köşesinden düğmeye basıyor.
Belli ki kendi kendine sefer görev emri çıkarmış.
CHP’yi bölecek ve bir seçim daha kaybettirecek.
✨Henüz savunmasını bile yapmamış partili arkadaşlarına suç etiketi yapıştırıyor
✨Gözünü öyle ihtirası bürümüş ki, hukukun en basit ilkesi olan “masumiyet karinesi”ni bile unutmuş.
İhtirası o kadar büyük ki, partisinin seçilmiş başkanlarına yapılanları meşrulaştırmak için neredeyse bir siyasi itirafçıdan bile ağır ruh haline girmiş.
Partili arkadaşları hakkında henüz Silivri hakimleri bile kararını vermeden o kararını vermiş, cezasını kesmiş, infaza gidiyor.
✨Kemal Bey destekçilerinizle birlikte o koltuğu gasp edebilirsiniz.
Hatta partiyi de bölebilirsiniz.
Ama bilin ki CHP’ye oy veren insanları bölemeyeceksiniz…
Özgür Özel önce kurultayda sizi yendi, sonra sandıkta iktidarı yendi
✨O koltukta artık, sizin 13 hezimetinizden sonra partiye ilk seçim zaferini kazandıran genç bir siyasetçi oturuyor.
✨Yılmak, durmak, dinlenmek bilmiyor…
✨Önce kurultay sandığında sizi yendi.
✨Sonra seçim sandığından birinci çıktı.
✨Şimdi halkın da desteği ile siyasi dalavere meydanında sizi bir kere daha yenecektir ve siz de muhteris bir ihtiyar olarak evinize döneceksiniz.
✨2023’te Cumhurbaşkanı Erdoğan seçim sandığında sizi yenmişti.
Bu defa hüsrana uğrattığınız size oy vermiş insanlar sizi yenecek ve hayatınızın sonuna kadar sizi bir yapayalnızlık evine gönderecek.
✨Bu son barutunuzdu.
Attınız ve 14. defa kaybettiniz
Butlan kararından sonra olumlu birkaç not düşelim:
1) Bu karar illaki çıkacaktı, çıkması sürekli çıkacak tehdidi altında olmaktan iyidir.
2) CHP'nin halk nezdindeki karşılığı ve haklı bir mücadele yürüttüğüne dair inanç daha da artmıştır.
3) Önümüzdeki günler ak koyun ve karar koyunun belli olacağı, dolayısıyla ciddi bir arınmanın gerçekleşeceği bir dönem olacak, parti safralarını atacak.
4) Yaşanmış zulüm ve haksızlıklar, partileri bir dava sahibi yapmakta ve daha güçlü kılmaktadır, CHP de bundan uzun yıllar faydalanacaktır.
Unutmayın, her şey beklendiği gibi ilerliyor, hiçbir şey sürpriz değil. Mottomuz, haklıyız ve elbet kazanacağız olmalı.
Acınası bir durum...
Hadi hırsın mantığının ötesine geçmiş. Olmaması gerekir ama geçmiş.
İnsanın kendini uyaracak eşi, dostu, evladı, "Bu yaptığın çok yanlış" diyecek kimsesi olmaması ne kötü.
Asıl acınası durum budur.