Kadın voleybol milli takımı as kadrosu nerede? Vargas yok, Zehra yok, Buse yok, Eda yok? Takım dökülüyor! Hangi manyak oluşturdu bu kadar tecrübesiz takımı, kimin torpili var?
Onlar erişimi engelledi! Gelin engelleri birlikte kaldıralım!
Onlar erişimi engelledi, biz dayanışmayı büyüteceğiz!
Sosyalist Cumhuriyet Partisi (SCP) X hesabına erişim engeli getirilmiştir. Ancak emekten, tam bağımsızlıktan, Cumhuriyet'ten ve halkın örgütlü mücadelesinden yana olanların sesini hiçbir engel susturamaz.
SCP'nin yeni X hesabını takip edin, paylaşın ve dayanışmamızı büyütün. Bu adaletsizliğe karşı hep birlikte sesimizi yükseltelim.
#EngelleriAşıyoruz
#Susturamazsınız
Gezi yoksulların, devrimcilerin, yetmiş milyonun üstünde milletin toptan direnişi ve "Mustafa Kemal'in Askerleri' olduğu büyük bir halk hareketi olarak belleklerden silinmeyecektir.
Gezi, gericiliğe, baskıya ve sömürü düzenine karşı halkın yükselttiği onurlu bir itirazdır.
Aradan geçen yıllara rağmen bağımsız, laik, demokratik ve emekten yana bir Türkiye mücadelesi sürüyor.
Gezi'nin bıraktığı mücadele mirası yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor.
Yaşasın tam bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye!
Gezi, gericiliğe, baskıya ve sömürü düzenine karşı halkın yükselttiği onurlu bir itirazdır.
Aradan geçen yıllara rağmen bağımsız, laik, demokratik ve emekten yana bir Türkiye mücadelesi sürüyor.
Gezi'nin bıraktığı mücadele mirası yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor.
Yaşasın tam bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye!
Kılıçdaroğlu’nu CHP’nin başında olduğu dönemde eleştiren ve gerçekleri yazıp anlatan çok çok az sayıdaki gazeteci medyada yıllarca yok farz edilip hakaretlere uğrarken, KK ile fotoğraflar çektirerek paylaşanlar ve sürekli överek reklamını yapanlar, şimdi yine ekranlarda yorum yapıyor ve KK’yı eleştiri topuna tutuyor.
Fazlasıyla geç olmadı mı! Ülke bu hale geldikten sonra “Meğer böyle biriymiş!” demek gazetecilik mi? Mürit gibi gazeteci olur mu?
Bu yıkımda hepsinin sorumluluğu var.
CHP'ye yönelik “mutlak butlan” kararı, hukuk kılıfına sarılmış bir karşı-devrim operasyonudur.
Bugün Türkiye’de AKP-MHP-DEM iktidar bloğu, kendi mafya-tarikat-rant düzenlerini Amerikan emperyalizminin desteğiyle tahkim ederken; Cumhuriyet devrimi birikimine, Altı Ok’u savunanlara ve emekçi halka karşı sistematik bir savaş yürütmektedir.
Bu savaşın hedefi yolsuzluklarla mücadele değildir. Babalar gibi satanların, parsel parsel peşkeş çekenlerin, üçe beşe kapatanların; anayasayı çiğneyerek iktidarlarını sürdürme operasyonudur.
Hedef bellidir: Cumhuriyetçi bir iktidar seçeneğini dağıtmak ve etkisizleştirmek.
Ancak burada asıl ifşa edilmesi gereken, Türkiye merkez siyasetinin tamamen kirlenmiş olduğu gerçeğidir.
Siyasi ve hukuki meşruiyetini tamamen yitirmiş bir iktidar, seçim dışı yöntemlerle iktidarını sürdürmeye çalışmaktadır. Yargıyı sopa, Anayasa’yı hamur yapmışlardır.
Seçimle kalamayacaklarını bildikleri için seçim sandığını anlamsızlaştırmaya çalışmaktadırlar. Meşruiyet için sandığa ihtiyaçları kalmamıştır. Muhtaç oldukları meşruiyet, Trump tarafından kendilerine verilmiştir.
Bu tablo karşısında şu gerçeğin de altını çizmek zorundayız:
CHP, bu kumpasa karşı direnecek meşruiyeti ve g��cü; tam da bu kirlenmiş merkez siyasetine uyum sağlamaya çalışarak kaybetmiştir.
Ülke içi ve dışı güç odaklarına hoş görünmeye çalışarak, gerçek bir direnişi örgütlemekten sürekli kaçınmış ve bu operasyonlara zemin hazırlamıştır.
Cumhuriyet Devrimi’ni sahiplenmeyen, tam bağımsızlığı savunmayan, emperyalist-kapitalist sisteme karşı net tavır alamayan bir CHP, kendini de savunamaz.
“Helalleşme” siyasetiyle Erdoğan’ın karşısına Erdoğan benzerlerini aday çıkaran, hukuksuzluğa karşı YSK önüne bile gidemeyen, NATO’cuları, serbest piyasacıları, Altı Ok’la alakası olmayanları parti yönetimine getiren bir siyaset tarzı; bugünkü kumpasa karşı direnme meşruiyetini ve gücünü nereden bulacaktır?
Karşı-devrimci, bölücü Yeni Anayasa Komisyonu’na milletvekili göndererek çözülme sürecine dolaylı destek veren bir CHP, kadıyı kime şikâyet edecektir?
Brüksel’den, Washington’dan medet uman bir anlayış; Mustafa Kemal Atatürk’le ve milletle nerede birleşecektir?
Bu kumpasa karşı mücadele işte tam burada başlar:
Altı Ok’un devrimci özüne dönmekle,
Emperyalizme ve yerli işbirlikçilerine karşı net cephe almakla,
Mafya-tarikat-rant sistemine karşı emekçi halkın yanında saf tutmakla,
Ve en önemlisi; seçim dışı yöntemlerle iktidarını sürdüren bu karanlık bloğa karşı gerçek bir halk cephesi örgütlemekle…
Bugün, siyasi iktidarın sopasına dönüşen yargının çiğnediği Cumhuriyet hukukunu savunma günüdür.
Gerçek ve devrimci bir Altı Ok savunusu olmadan bu başarılamaz.
Nasıl bir KAFA sahibisiniz a mübarekler?
Şu dediklerinizi Vahdettin bile söylemedi.
Atatürk Samsun’a çıktıktan sadece 18 gün sonra geri çağrıldı, 33 gün sonra yetkileri alındı, 50 gün sonra bizzat Vahdettin tarafından görevine son verilince istifa etti ve 1 yıl sonra, 11 Mayıs 1920’de de yine Vahdettin tarafından idama mahkum edildi.
Vahdettin de 1926’daki ölümüne kadar bir kez bile Milli Mücadele için tek olumlu laf etmedi.
Bir de şu 40 bin altın palavranız var ki, akla ziyan…
Tanesi 9 gramdan 40 bin altın 360 kilo eder be hey şaşkınlar. Padişah vermiş de Gazi arka cenine koyup mu götürmüş?
Milli Mücadele Zübeyde Hanım’ın iki bileziği, Mazhar Müfit Bey’in satttığı paltosu,Ankara Müftüsü Kuvvacı Börekçizade Rıfat Efendi ve eşinin kefen parası ve çoluk çocuk bu aziz milletin kanı ve canı ile kazanıldı.
Savunduklarınız ise, emperyalizm işbirlikçiliği yaptılar, isyanlar çıkardılar, suikastlar düzenlemeye kalktılar, ihanet ettiler, şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleri ile tevhid ettiler.
Kesin sesinizi, oturun oturduğunuz yerde ve!
#AtatürkteBirleşmeZamanı
#YenidenAtatürkCumhuriyeti
@add_genelmerkez
19 MAYIS 1919'DAKİ DEVRİMCİ İRADEYE BUGÜN HER ZAMANKİNDEN DAHA ÇOK İHTİYAÇ VAR!
Gazi Mustafa Kemal ve arkadaşlarının Samsun'a attığı adım, emperyalizme, işbirlikçi saltanata ve köhnemiş Ortaçağ düzenine karşı örgütlenmiş bir direnişin adımıydı. O irade, harap ve bitap bir halkı bağımsızlık hedefinde birleştirdi, işgalcileri Anadolu'dan söküp attı, saltanatı yıkarak yerine laik, üniter ve tam bağımsız bir Cumhuriyet kurdu.
Bugün o iradeden uzaklaştıkça emperyalizmin Türkiye üzerindeki yığınağı güçleniyor. Limanlar, madenler, fabrikalar, enerji kaynakları yabancı sermayeye ve mafya-tarikat-rant düzenine teslim edildi. Emekçi güvencesizliğe, eğitim gericiliğe terk edildi.
EMPERYALİST YIĞINAK BÜYÜYOR
7-8 Temmuz'da Ankara'da toplanacak NATO Zirvesi bunun en somut kanıtıdır. Plan, Türkiye'yi Karadeniz'de, Boğazlarda ve Ortadoğu'da emperyalist planların ileri karakolu yapmaktır. Montrö delinmek, Karadeniz NATO gölü haline getirilmek isteniyor. NATO; Bosna'da, Kosova'da, Afganistan'da, Libya'da, Suriye'de ve Ukrayna'da milyonlarca masumun kanını akıtan, ülkeleri parçalayan bir ittifaktır. NATO üyeliği Cumhuriyetimizin bağrına saplanmış bir hançerdir. 1952'den bugüne faili meçhuller, darbeler, katliamlar, kumpaslar bu hançerin eseridir.
Emperyalizm bunları, 19 Mayıs'ın devrimci iradesi örgütsüz bırakıldığı için yapabiliyor. Emperyalist yığınağın gücü, örgütlü irademizin zayıflığıyla doğru orantılı.
TEK YOL: 19 MAYIS İRADESİNİ ÖRGÜTLEMEK
Montrö'yü savunmak, üsleri kapatmak, tam bağımsız yurt savunmasını ve milli dış politikayı inşa etmek zorundayız. Bunların hiçbiri 19 Mayıs'ın devrimci iradesi yeniden örgütlenmeden mümkün olmayacak. Kurtuluş Savaşı'nı kazandıran milletin örgütlenmiş azim ve kararıydı. D��n Sevr'i dayatanlar Samsun'a çıkan iradeyle geri püskürtüldü. Bugün NATO zirvesi ambalajıyla gelenler, örgütsüzlüğümüzden cesaret alıyor. Bu kuşatma karşısında yapılması gereken, 19 Mayıs'ın devrimci iradesini ortaya çıkarmaktır.
Sosyalist Cumhuriyet Partisi bu iradenin partisidir. Tüm halkımızı Vatan-Emek-Cumhuriyet cephesine davet ediyoruz. Örgütlenmeden emperyalizmin yığınağı dağıtılamaz. 19 Mayıs İradesiyle örgütlenmek; emperyalizme, cumhuriyet yıkıcılığına, emek sömürüsüne ve işbirlikçiliğe karşı bugünün en güçlü cevabıdır.
✹ NATO'dan çıkılacak, yabancı üsler kapatılacak!
✹ Montrö'ye dokunulamaz, emperyalist anlaşmalar iptal edilecek!
✹ Limanlar, madenler, enerji kaynakları kamulaştırılacak!
✹ Cumhuriyet'in laik ve üniter yapısı korunacak!
✹ Eğitim parasız, bilimsel ve laik olacak!
✹ Grev, sendika ve toplu sözleşme hakları güvence altına alınacak!
Yaşasın Tam Bağımsız ve Gerçekten Demokratik Türkiye!
Yaşasın Cumhuriyet!
#19Mayıs1919
Sosyalist Cumhuriyet Partisi kurucularından, mücadele arkadaşımız Hasan Toprak’ı kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz.
Ömrünü Bağımsızlık, Devrim, Sosyalizm davasına adayan yoldaşımız Hasan Toprak’ın ölümsüz anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.
Ailesine, yakınlarına ve tüm yoldaşlarına sabır ve başsağlığı diliyoruz.
Devri daim olsun. ✊🏻
'Terörsüz Türkiye' süreci tıkandı tertipler başladı nereden? Üniversiteler gladyo'nun her zaman kullanımına uygun bir alan!
Tertibe dahil olan her iki taraf 'terörsüz Türkiye' masasında birlikte rapor hazırladılar!?
YENİ SÜREÇ YİNE PROVOKASYON!
AKP - MHP - DEM ortaklığıyla yürütülen "Yeni Çözüm Süreci" ilkinde olduğu gibi üniversiteleri provakasyon sahası haline getirecek yeni tertiplere alan açmaktadır.
Bugün 6 Mayıs 2026; Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan'ın idam edilişinin 54. yılı.
O darağacı, Tam Bağımsız Türkiye şiarının öncülerini infaz etmek, o devrimci duruşa boyun eğdirmek, Cumhuriyet Devrimi birikimini yoketmek için kuruldu. 12 Mart faşizmi darağaçlarıyla halkın bağımsızlık ve kurtuluş iradesini kırmayı hedefledi. Arkasından 12 Eylül'le neoliberal talanı, Amerikan uşaklığını, NATO esaretini, tarikat-cemaat yapılanmasını inşa ettiler.
Denizlerin "suçu"; 6. Filo'yu denize dökmek, üniversitelerde milli, demokratik, laik ve bilimsel eğitimi eğitimi savunmak, işçilerin, köylülerin safında ağaya-patrona karşı mücadele etmek, Samsun'dan Ankara'ya "Tam Bağımsız Türkiye Yolunda Mustafa Kemal" diyerek yürümekti.
En büyük "suç"ları; Amerikan emperyalizmine, işbirlikçi sermayeye ve ortaçağ karanlığına başkaldırmak, Cumhuriyet Devrimi'nin bayrağını taşımaktı.
Deniz Gezmiş mahkemede, dimdik ayakta; "Ben Amerikan emperyalizmine, Sovyet revizyonizmine karşı bir Türk devrimcisiyim."
"İddianamede geçen ve bana atfedilen bir cümleyi kabul etmiyorum. Ben silahımı halka ve orduya karşı kullanmadım, ancak vatan hainlerine karşı kullanmak maksadıyla taşıdım."
"Türkiye'nin bağımsızlığından başka bir şey istemedik ve hayatımızı bu yola koyduk. Varlığımızı Türkiye adına armağan ettik. Bunun aksini iddia edenler vatan hainidir."
"35 milyon metrekare vatan toprakları işgal altındayken, bizim milli bütünlüğü bozmakla suçlanmamız gülünçtür. Mustafa Kemal sağ olsaydı çok şaşırırdı. Hareketimiz tamamen anayasal bir harekettir."
"Bu memlekette Mustafa Kemal'e gerçekten sahip çıkanlar varsa, onlar da bizleriz."
"Tarih bizi temize çıkaracaktır" demişti.
Deniz Gezmiş'in bu sözleri 54 yıldır doğrulanıyor. O gün "vatan haini" denenler, bugün tarihin vatansever süzgecinden geçti. Onları suçlayan zihniyet ise emperyalist güçlerin kucağında bu vatanı satmaya devam ediyor.
Denizler'in tarif ettiği düşman bugün de aynı.
NATO'nun Adana'ya çok uluslu kolordu karargâhını kuran, İstanbul Boğazı'na deniz unsur komutanlığını açan, bölücü-gerici terörü himaye eden; Amerikan emperyalizmi ve onun içerideki işbirlikçi mafya-tarikat düzeni. Bu düzen ki köprüleri, nehirleri, madenleri, fabrikaları, çocukları, kadınları ile bir vatanın neyi varsa yıkmaktadır, satmaktadır, talan etmektedir. Bu kan emicilere karşı Kuvayı Milliye'den, 68' e uzanan, o boyun eğmeyen yurtsever, devrimci gelenek en büyük dayanağımızdır.
Sosyalist Cumhuriyet Partisi olarak, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan'ın; yurdumuzun ve emekçi halkımızın kurtuluşu yolunda, son nefeslerine kadar taviz vermeden sürdürdükleri devrimci mücadelerini, vatana ve emekçi halka olan bağlılıklarını şan ile anıyoruz.
Onlardan devraldığımız, Tam Bağımsız Türkiye şiarını, bugün Vatan, Emek, Cumhuriyet bayrağıyla taşıyoruz.
Yaşasın Tam Bağımsız ve Gerçekten Demokratik Türkiye!
#6Mayıs1972 #DenizGezmiş #DarağacındaÜçFidan
Bugün, Vatanımız Emeğimiz ve Cumhuriyetimiz için 1 Mayıs Meydanlarındaydık.
Bağımsız, laik ve devrimci cumhuriyetin mücadele bayrağını alanlara taşıdık.
Yaşasın 1 Mayıs!
Yaşasın işçi sınıfının birlik, beraberlik ve mücadele günü!
#1mayısişçibayramı
1 MAYIS'TA VATAN, EMEK, CUMHURİYET İÇİN MEYDANLARA
Emekçi, Yurtsever Halkımız!
1 Mayıs’ta emek mücadelesi bir kez daha parçalanmış, işçi sınıfının birleşik sesi kısılmıştır. Kimi iktidarın gölgesinde emek mücadelesini sönümlendriyor, kimi ise bu günü etnik-mezhepsel bölücülüğün aracı haline getiriyor. Oysa bölündükçe mafya-tarikat düzeni güçleniyor, emperyalizm daha ağır bedeller ödetiyor.
VATAN YOKSA EMEK DE YOKTUR
Köprüler, limanlar, otoyollar emperyalist sermayeye peşkeş çekiliyor; tarım ithalatla çökertiliyor. Amerikan Büyükelçisi’nin monarşi dayatmasına, “Osmanlı millet sistemi” laflarına, Boğazlarımıza göz dikmesine susan iktidar, emekçiyi savunamaz. Tam bağımsızlık olmadan emekçiler kurtulamaz.
CUMHURİYET, EMEKÇİNİN KALESİDİR
Cumhuriyet, emekçinin kanı ve alın teriyle kuruldu. Bugün laik eğitim tarikatlara, bağımsız yargı siyasi atamalara kurban edilmiş, Meclis yerine Saray dayatılmıştır. Cumhuriyeti, emekçiyi daha pervasızca sömürmek için yıkıyorlar. Bu yüzden emek mücadelesi, Cumhuriyet Devrimi’ni tamamlama mücadelesinden ayrılamaz. Alevisiyle Sünnisiyle, Türküyle Kürdüyle tüm emekçiler tek cephede buluşmalıdır.
TEMEL HEDEFLERİMİZ
1. NATO’dan çıkılacak, üsler kapatılacak, emperyalist anlaşmalar feshedilecektir.
2. Boğaz köprüleri, limanlar, madenler kamulaştırılacak, özelleştirmeler iptal edilecektir.
3. Tarımda ithalat değil üretim teşvik edilecektir.
4. Güvenceli istihdam temel hak olacak; taşeronlaştırma ve güvencesiz çalışma son bulacaktır.
5. Sendikal hakların önündeki tüm engeller kaldırılacak, grev ve toplu sözleşme hakkı güvenceye alınacaktır.
6. Az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınacak; ücretliler üzerindeki vergi yükü hafifletilecektir.
7. Asgari ücret temel ücret olmaktan çıkarılacak, enflasyona karşı refah paylı adil ücret sistemi kurulacaktır.
8. İş cinayetlerinde patronlara hapis cezası uygulanacaktır.
9. Kadın emeğinde eşit işe eşit ücret uygulanacak, İstanbul Sözleşmesi yeniden yürürlüğe konacaktır.
10. Promosyon gaspları son bulacak, emekçinin birikimine el konulmayacaktır.
11. Sağlık hizmetleri ücretsiz, erişilebilir ve nitelikli olacaktır.
12. Emekli maaşları insan onuruna yaraşır düzeye çıkarılacak, kuşaklar arası eşitsizlik giderilecektir.
13. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi lağvedilecek, güçlendirilmiş meclis modeline geçilecektir.
14. Eğitim parasız, bilimsel ve laik olacak; zorunlu din dersi kaldırılacaktır.
15. Yargı bağımsız olacak; hâkim ve savcılar meslektaşlarınca seçilecektir.
1 Mayıs’ta meydanlarda yakacağımız vatan-emek-cumhuriyet meşalesi, yarının bağımsız, laik ve devrimci cumhuriyetinin yolunu aydınlatacaktır.
#1Mayıs
2 - TEMEL HEDEFLERİMİZ
Sosyalist Cumhuriyet Partisi olarak 1 Mayıs'ta meydanlardan yükselteceğimiz Vatan-Emek-Cumhuriyet programının temel hedefleri şunlardır:
1. NATO'dan çıkılacak, tüm emperyalist anlaşmalar feshedilecek, üsler kapatılacaktır. Komşularımıza ve bölgemize karşı başlatılan emperyalist-siyonist soykırımcı savaşa sunulan örtülü veya açık destekler ortadan kaldırılacaktır. Sömürge valilerinin monarşi dayatmalarına, Osmanlı millet sistemi tuzağına ve Boğazlarımıza göz diken her türlü emperyalist plana kar��ı Cumhuriyet'imize sonuna kadar sahip çıkacağız.
2. Boğaz köprüleri, otoyollar, limanlar ve madenler derhal kamulaştırılacak, tüm özelleştirmeler iptal edilecektir. Günümüzün Düyûn-ı Umûmiye'si olan Londra Uluslararası Tahkim Mahkemesi ile yapılan anlaşmalar ve verilen taahhütler feshedilecektir. Bu peşkeş ve talan hukuka aykırıdır, meşruiyeti yoktur.
3. Tarımda ithalat değil üretim teşvik edilecek, toprak işleyenin olacaktır.
4. Güvenceli istihdam temel hak olarak tanınacaktır. "Kod 49" ve benzeri uygulamalarla tazminatsız işten atmalar son bulacak; taşeronlaştırma ve güvencesiz çalışma biçimleri tümüyle ortadan kaldırılacaktır. Gençler başta olmak üzere tüm yurttaşlar için güvenceli, sendikalı ve insanca ücretli iş olanakları yaratılacaktır.
5. Sendikal hakların önündeki tüm yasal ve fiili engeller kaldırılacak, örgütlenme özgürlüğü güvence altına alınacaktır. Sendikalaştığı için işten atılan hiçbir işçi kalmayacak; grev ve toplu sözleşme hakkı uluslararası standartlara yükseltilecektir. İşçinin meşru talepleri karşısında kolluk gücüyle değil diyalogla hareket eden bir devlet anlayışı hâkim kılınacak; işçinin karşısına işçi çocuğu polis, jandarma, asker çıkarılmayacaktır.
6. Ücretliler üzerindeki ağır vergi yükü hafifletilecek, adil ve artan oranlı bir vergi sistemi kurulacaktır. Gelir vergisi dilimleri, emekçinin yıl içinde maaşının erimemesini sağlayacak şekilde yeniden düzenlenecek; ücretliler için daha geniş aralıklı, ayrı bir vergi tarifesi uygulanacaktır. Stopaj yoluyla kesilen damga vergisi tümüyle kaldırılacak; ücretli çalışanların ulaşım, yemek, kira gibi zorunlu giderleri vergi matrahından düşülebilecektir. Az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınacak; KDV ve ÖTV gibi dolaylı vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki payı düşürülecek, temel tüketim mallarındaki vergi yükü hafifletilecektir.
7. Asgari ücret, temel ücret olmaktan çıkarılacak; yalnızca deneme süresince verilebilecek bir ücret konumuna getirilecektir. Enflasyona karşı refah payı ile desteklenen daha adil bir ücret sistemi kurulacak; Türkiye asgari ücretliler toplumu olmaktan çıkarılacaktır.
8. İş cinayetlerinde patronlara para cezası değil hapis cezası uygulanacaktır.
9. Kadın emeğinde eş değer işe eşit ücret uygulanacak, İstanbul Sözleşmesi yeniden yürürlüğe konacaktır.
10. Promosyon gasplarına ve emekçinin birikimine el koyma düzenine son verilecektir. Kamu ve özel sektörde banka promosyon bedellerinin işçilerden kesilerek sermayeye aktarılması derhal durdurulacak; promosyonun sahibinin yalnızca işçi olduğu yasal güvenceye kavuşturulacak, daha önce gasbedilen bedeller faiziyle iade edilecektir.
11. Sağlık hizmetleri ücretsiz, erişilebilir ve nitelikli olacaktır. Yıllarca prim ödediği hâlde randevu bulamayan, ilacını cebinden ödemek zorunda kalan hiçbir yurttaş kalmayacak; sağlıkta piyasacı ve katkı paycı anlayış terk edilecek, ağır hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaç ve tıbbi malzemeler devlet tarafından ücretsiz karşılanacaktır.
12. Emeklilik sistemi insan onuruna yaraşır biçimde yeniden düzenlenecektir. Emekli maaşları belirlenirken ödenen primlerin karşılığı tam olarak alınacak, intibak düzenlemesiyle kuşaklar arası eşitsizlik giderilecek; asgari emekli maaşı insan onuruna yaraşır bir yaşam standardını karşılayacak düzeye çıkarılacaktır.
3: 13. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi lağvedilecek, güçlendirilmiş meclis modeline geçilecek; iktidar yeniden halka devredilecektir.
14. Eğitim parasız, bilimsel ve laik olacak; zorunlu din dersi kaldırılacak, imam hatip liseleri meslek okuluna dönüştürülecektir.
15. Yargı bağımsız olacak; hâkim ve savcılar meslektaşlarınca seçilecektir.
1 Mayıs'ta meydanlarda yakacağımız vatan-emek-cumhuriyet meşalesi, yarının bağımsız, laik ve devrimci cumhuriyetinin yolunu aydınlatacaktır
VATAN, EMEK, CUMHURİYET İÇİN MEYDANLARA
Emekçi, Yurtsever Halkımız, Türkiye Cumhuriyeti Yurttaşları!
Bugün sömürüye karşı onurlu bir direnişin mirasını omuzlarımızda taşıyoruz.
1 Mayıs, dünya emekçilerinin birlik, mücadele ve dayanışma günüdür.
Ancak bu büyük günde, yakıcı bir gerçekle yüz yüzeyiz: Emek mücadelesi bir kez daha paramparça. Konfederasyonlar ayrı ayrı meydanlara savrulmuş, işçi sınıfının birleşik sesi kısılmış ve senede bir gün yakalanan ortak mücadele şansı hoyratça harcanmıştır.
Kimi konfederasyonlar iktidarın gölgesine sığınıyor. Kimileri işçi sınıfının sesini fısıltıya çeviriyor. Kimileri ise senede bir günlük birlikteliği emek mücadelesinin değil etnik ve mezhepsel bölücülüğün, cumhuriyet yıkıcılığının, karşı-devrimciliğin aracı haline getiriyor.
Soruyoruz: Bu dağınıklıkla kime güç veriyorsunuz? Bu parçalanmışlıkla hangi emekçinin derdine derman olabiliyorsunuz? Meydanları ve halkı böldüğünüz her gün, mafya-tarikat düzeni güçleniyor. Siz ayrı saflara çekildikçe, emperyalizm ve yerli uşakları emekçinin üstüne daha ağır çöküyor.
VATAN YOKSA EMEK DE YOKTUR
Emekçilerin canıyla savunduğu, alın teriyle işlediği bu topraklarda; köprüler, otoyollar, ve limanlar emperyalist sermayeye peşkeş çekilmektedir. Boğaz köprüleri yirmi beş yıllığına yabancı fonlara satılıyor, tarımın beli ithalatla kırılıyor, fabrikalar kapanıyor. Emekçiler işsizliğe, açlığa, güvencesizliğe mahkûm edilirken; vatanın tapusu Londra mahkemelerine devrediliyor.
Vatan toprağını emperyalist yağmaya açan bir düzende, emekçinin hakkını kim koruyacak? NATO üsleri bu ülkede olduğu sürece, Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) kemer sıkma dayatmaları bu milletin sırtına bindiği sürece, alın terinin karşılığını almak mümkün müdür? Ulusötesi şirketlerin sömürüsüne karşı, vatanı ve emeği kim koruyacak? Amerikan Büyükelçisi Tom Barrack çıkıp iktidara meşruiyet verdiğinde, Türkiye'ye monarşi dayattığında, “Osmanlı millet sistemi” önerdiğinde, emperyalist savaş için Boğazlarımızı istediğinde susan bir iktidar, emekçiyi savunabilir mi, vatanı koruyabilir mi?
Sosyalist Cumhuriyet Partisi olarak diyoruz ki: Tam bağımsızlık olmadan emek adaleti olmaz. Vatanı, emperyalizmin ve kendi şahsi çıkarlarının uğruna kurban edenlerin, emekçinin alınterini, grev, toplu sözleşme ve sendika hakkını gasp etmesi doğası sonucudur.
CUMHURİYET, EMEKÇİNİN KALESİDİR
Cumhuriyet'i kuranlar aynı zamanda, sırtında cephaneyi taşıyan, demiryolunu döşeyen, fabrikayı kuran, toprağı süren, canını veren emekçilerdir. Cumhuriyet, başta emekçi halkın kanıyla, alın teriyle, fedakarlığıyla kuruldu.
Bugün ise aynı Cumhuriyet, mafya-tarikat-rant üçgeninin kuşatması altındadır. Laik ve bilimsel eğitim tarikat yurtlarına kurban edilmiş, Cumhuriyet'in bağımsız yargısı siyasi atamalarla çürütülmüş, Millet Meclisi yerine Saray dayatılmıştır. Sözde "Milli Dayanışma Komisyonu" adı altında yürütülen süreç de göstermiştir ki, içeride ve dışarıda Cumhuriyet'i tasfiye edip etnik ve dinsel ayrılık temelinde yeni bir düzen kurma projesinde anlaşılmıştır. Barrack'ın "Osmanlı millet sistemi" önerisi, işte tam da bu projenin dışarıdan dayatılan şablonudur.
Cumhuriyeti, emekçi halkı daha fazla, daha rahat sömürmek için yıkıyorlar.
Bu yüzden emek mücadelesi, Cumhuriyet Devrimi'ni tamamlama mücadelesinden ayrı tutulamaz. Altı Ok'un bağımsızlıkçı, halkçı, devletçi, laik, devrimci ilkeleri, sosyalist bir ekonomi-politik özle ele alınmadıkça emekçi halk kurtulamaz. Ama aynı şekilde, Cumhuriyet Devrimi de emekçilerin omzunda yükselmedikçe tamamlanamaz.
Vatan, Emek, Cumhuriyet, tek bir mücadelenin üç cephesidir.
Alevisiyle Sünnisiyle, Türküyle Kürdüyle, kentlisiyle köylüsüyle, genciyle yaşlısıyla, kadınıyla erkeğiyle... Bu mafya-tarikat-rant düzeninin ezdiği tüm emekçi ve yurtsever güçler, tek bir cephede buluşmalıdır.
Birleşemeyen halk, birleşemeyen emek mücadelesi kazanamaz.
#1Mayıs