Motorbike enthusiast; World Traveler; Electrical Engineer; Istanbul & Sydney & München; Besiktas & Efes fan; Live Music addict; History & Science reader.
Ruşen Çakır:
"Ekrem İmamoğlu'nun yapacağı siyasi savunmanın kayda geçirilmesi istenmiyor, çünkü anlaşılan İmamoğlu bütün bu süreci bir komplo olarak değerlendirecek ve bu da mahkemenin meşruiyetini çok ciddi bir şekilde zorlayacak."
📍Eşinin sesini duyurmak için adeta tüm cihana haykıran vefalı eş Dilek İmamoğlu’nun kısılan sesini duyuralım:
“— Ekrem İmaloğlu’nun belirli bir süre içinde savunmasını bitirmesi istendi. İmamoğlu da bu sürede savunmamı yetiştiremem dedi.
— Ekrem İmamoğlu'nun savunması kısıtlanmak istendi! Ekrem İmamoğlu susma hakkını kullanmadı!
— Altını çizerek söylüyorum, Ekrem İmamoğlu susma hakkını kullanmadı!..”
Lütfen görüp geçmeyelim, ulaşabildiğimiz her yere bu sesi ulaştıralım.
CHP İstanbul İl Başkanlığı’nda ve seçilmiş İl Başkanı Özgür Çelik’in makamında bu gece yaşananlar; demokrasiye, hukukun üstünlüğüne ve seçilmiş iradeye yönelik kabul edilemez bir müdahaledir.
Bir siyasi partinin seçilmiş yöneticilerine kolluk gücü kullanılarak müdahale edilmesi, demokratik siyaseti güçlendirmez; aksine hukuk devleti ilkesine ve halkın iradesine gölge düşürür. Demokrasi, ancak seçilmiş iradeye saygı duyulduğunda ve hukuk her koşulda üstün tutulduğunda anlam kazanır.
Bu ülkenin ihtiyacı baskı ve dayatma değil; adaletin, hukukun ve gerçek demokrasinin eksiksiz şekilde işlemesidir.
Fatih Altaylı:
"Ekrem İmamoğlu aynı gün üç ayrı davada yargılandı.
Bu, ne görülmüş, ne de görülecek bir şey.
Biliyorsunuz, bendeniz Türkiye’deki en kıdemli ‘sanık’ olabilirim.
45 yıla yaklaşan meslek hayatımda binlerce kez yargılandım.
Hakkımda binlerce dava açıldı.
Belki de Guinness Rekorlar Kitabı’na girebilirdim.
Haliyle binlerce kez savcı ve hakim karşısına çıktım.
Hiçbir dava da bir celsede bitmediği için, her seferinde hakim, takip edecek celsenin tarihi belirlerken dönüp kibarca sordu: “Şu tarih sizin için uygun mu?”
Aynı gün benim veya avukatımın ya da karşı tarafın avukatının başka bir yerde duruşması ya da bir seyahati falan varsa hakimler hep her iki taraf için de uygun bir tarih belirlediler.
Bu yüzden de Ekrem İmamoğlu’nun aynı gün aynı saatte üç ayrı mahkemede yargılanması çok da normal, sıradan, rastlanılabilir bir olay, “Öyle denk gelmiş” diye geçiştirilebilecek bir durum değil.
Bu çok açık bir “kasıt”.
Siyasallaşmış bir yargıya bile yakışmayacak derecede bir suiniyet!"
Bugün hukuk tarihimizde, adalet için en utanç verici günlerden birini yaşıyoruz.
Göz göre göre, Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu’nun savunma hakkı gasp edildi.
Ekrem Başkanımız kendini savunmak istediğinde, salondan çıkarıldı, konuşması tamamen engellendi.
9 Mart 2026 tarihinde kendini savunmak istediğinde izin verilmemişti.
4 aydır kendini savunacağı günü bekleyen İmamoğlu’nun bir buçuk gün gibi kısa bir sürede kendini savunması isteniyor.
Kendini tüm detaylarıyla savunmak isteyen İmamoğlu’na konuşma hakkı verilmiyor. Kendisinin tam tersi beyanına rağmen “susma hakkını kullandı” denilerek savunma hakkı gasp ediliyor.
Altını çiziyoruz: Ekrem Başkanımız susma hakkını değil, en doğal vatandaşlık hakkı olan savunma hakkını kullanmak istiyor.
Okunması bile günler süren 4 bin sayfalık iddianameye, bir buçuk günde cevap verilemez.
Tutuklu geçen 476 günün ardından, kimsenin sesi böyle kısılamaz.
Cumhurbaşkanı adayımız İmamoğlu, tarihimizde düşmana bile uygulanmamış adaletsizliklere maruz bırakılıyor.
Biz tüm bu adaletsizliklere ve zulme boyun eğmedik, eğmeyeceğiz.
Yaşatılan hukuksuzlukları her yerde anlatmaya devam edeceğiz.
Pes etmeyeceğiz, yılmayacağız, mutlaka kazanacağız!
Bugün ülkenin adalet tarihinde en utanç verici günlerden birini yaşıyoruz.
Yer utandı, gök utandı, biz utandık olanlardan… Bir tek onlar utanmadı yaptıklarından!
Ekrem İmamoğlu ''susma hakkını'' kullanmadı.
Konuşmak istedi.
Savunmasını yapmak istedi.
Hakkındaki iddialara tek tek cevap vermek istedi.
Ama susturuldu.
Savunma hakkının engellendiği yerde adaletten söz edilemez.
#SavunmaHakkıEngellenemez
Bu ülkenin 15,5 milyon insanının oy verdiği, 25,5 milyon insanının imzası ile destek olduğu Cumhurbaşkanı Adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı sevgili eşim Ekrem İmamoğlu, bir buçuk yılı aşkın süredir özgürlüğünden mahrum bırakılıyor.
Hakkında 142 ayrı suçlama bulunan, 2.352 yıl hapis istemiyle yargılanan bir kişinin savunmasının tek bir güne sığdırılmak istenmesi hangi hukuk anlayışının ürünüdür?
Suçlamalar sınırsız, iddialar sayfalar dolusu; peki savunma neden süreyle sınırlandırılıyor?
Bu acele neden? Bu ısrar neden?
Adalet, yalnızca iddiaları dinlemekle değil, savunmaya da tam ve eşit söz hakkı tanımakla mümkündür.
Savunma hakkı bir lütuf değil, anayasal bir haktır.
Savunma susturulursa adalet susar.
142 suçlama bir güne sığıyorsa, mesele adalet değil; savunmayı susturma çabasıdır.
#SavunmaHakkıEngellenemez
This morning at 08:10, in my prison cell, I was notified of the court’s arbitrary decision: I am barred from attending my own trial.
The indictment bears my name. The case was built around me. Yet the court blocks me and restricts the defense of those facing the gravest charges, and their lawyers.
This is not a trial. It is a severe violation of the most basic right of defense, the pinnacle of what jurists call “enemy criminal law.”
A panel redesigned after the case was filed, in open defiance of the principle of the natural judge, can claim neither independence nor impartiality. As of today, it has abandoned even the appearance of judicial process. The “lawlessness of the century” has collapsed into a pile of extrajudicial execution.
And all this happens while Türkiye hosts the leaders of the democratic world in Ankara. The elected Mayor of Istanbul and the Presidential candidate of the democratic opposition is silenced in a courtroom he is not allowed to enter.
I am exposing this lawlessness.
Sabah 08.10’da, hapishanede, mahkeme heyetinin İBB duruşmasına katılmamı engelleyen keyfî kararı tarafıma bildirildi.
Benim ismimle kurulan iddianamenin görüşüldüğü mahkemeye katılmamın engellenmesi çok ağır bir hak ihlalidir, düşman hukukunun zirvesidir.
Mahkeme iddianamede en fazla suç isnat edilen kişilerin ve avukatlarının savunmalarını kısıtlamakta, yok saymaktadır.
Bu durum, “asrın hukuksuzluğu” İBB davasının tümüyle çökmüş, bir yargısız infaz yığınına döndüğünün ispatıdır.
Dava açıldıktan sonra doğal yargıç ilkesi hiçe sayılarak dizayn edilen, bu sebeple bağımsızlığı ve tarafsızlığından asla söz edilemeyecek mahkeme heyeti, bugün itibarıyla görünürde bile olsa yargılama faaliyetinden tümden vazgeçmiştir.
Bu hukuksuzluğu ifşa ediyorum. Milletimiz duysun.
Some examples illustrate the current rule of law in #Türkiye. The same judiciary can release the convicted man who forced his girl child into marriage, while imprisoning stand-up comedian @idgoktas over a few jokes. The sad contrast speaks for itself. https://t.co/JCaMGxXoVT
Hollandalı gazeteci NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'ye, muhaliflerin, gazetecilerin ve komedyen Deniz Göktaş'ın tutuklanmasını hatırlatıp, "Türkiye sizce liberal demokrasilerin zirve toplantısı için en iyi adres mi? Sizce (bu zirve) bu konuları Erdoğan'la ele almak için bir fırsat olabilir mi?" diye sormuş. Sağolsun. :)
Rutte cevabında, demokrasinin sadece seçimden ibaret olmadığını falan söylüyor. "Sizlerin her türlü soruyu sorabilmeniz gerekir" diyor, ama bu basın toplantısında ev sahibi ülkeden orada olması gereken birçok gazeteci bulunamıyor. Türkiye'de resmî basın kartını hâlâ hükümet veriyor. Onu da beğendiğine veriyor, beğenmediğinden de kartı alıveriyor. FYI @SecGenNATO
Ben, bu ülkenin 15,5 milyon insanının oy verdiği, 25,5 milyon insanının imzası ile destek olduğu Cumhurbaşkanı Adayıyım.
Bunu zihinlerine kazıyacaklar.
NATO toplanıyor yarın Ankara’da.
Ne anlatacak bu ülkenin başındaki misafirlerine? “Bak, rakibimi hapse attım, 20 tane de dava açtım mı” diyecek?
If we're rewriting football history now, I have a small suggestion:
I'd like FIFA to rescind the yellow card shown to Michael Ballack in the 2002 World Cup semifinal, the one that ruled him out of the final.
And while we're at it, we might as well replay the final against Brazil.
Dün İmamoğlu davasında mahkeme salonunda tam anlamıyla dehşet şeyler yaşandı.
Hakim birdenbire duruşmayı 9 Temmuz’da tamamlayacağını ilan etti.
Ekrem İmamoğlu da haklı olarak henüz savunmasını tamamlamayan kişiler olduğunu hatırlatınca hakim bir anda bozuldu. "Kardeşim her duruşmada aynı şey, ben seninle mi uğraşacağım, çıkarın dışarı bunu" diye bağırdı.
İmamoğlu salondan çıkmayı reddedince de jandarmaya talimat verip milletvekilleri dahil bütün salonun boşaltılmasını istedi.
O sırada salonda bulunan CHP milletvekilleri Suat Özçağdaş ve Sezgin Tanrıkulu bu duruma haklı olarak tepki gösterdi.
Peki hakim ne yaptı?
Jandarmaya döndü ve "Milletvekili ya da izleyici fark etmez, dışarı çıkın. Milletvekili diye burada her türlü soytarılığı yapamazsınız" dedi.
Bir dakika ya, yahu siz ne oluyorsunuz?
Bir hakim, milletin oyuyla seçilmiş koca milletvekiline nasıl "soytarı" der?
Böyle bir üslup, böyle bir yaklaşım olabilir mi?
Bu hakkı, bu haddi nereden buluyorlar?
#siyaset #gündem #ekremimamoğlu #imamoğludavası #mahkeme #chp #sezgintanrıkulu #suatözçağdaş #hukukskandalı #haber #analiz
Gencecik bir komedyen Deniz Göktaş…
Kimseyi öldürmedi, saldırmadı, hırsızlık yapmadı, milletin hakkını yemedi.
Ak Parti’nin kara düzeninde bir gösteri yaptı diye hakkında soruşturma açıldı. Ama kaçmayıp ülkesine dönen Deniz, bugün “kaçma şüphesiyle” tutuklandı.
Karşımızda, kendinden olmayana nefretle muamele eden bir rejim var. Halkın rızasından vazgeçmişler, dünyadaki tüm otoriterlerin yaptığı gibi zorbalıkla milleti sindirmeye çalışıyorlar.
Millette huzur da refah da bırakmadılar.
Deniz, bu kara düzenin mağdurlarından sadece biridir.
Ama artık bir dönüm noktasındayız.
Ya bu kara düzene kul olacağız ya da hep beraber Atatürk’ten miras Cumhuriyetimizin kazanımlarını savunacağız.
“Neşemizi çalamayacaklar” Deniz…
Ya otokrasi ya demokrasi!
When a stand-up comedian is arrested in handcuffs as if he were a national security threat, the problem is not comedy. The problem is @RTErdogan ’s fear of free citizens. Days before the NATO summit in Ankara, Turkey is exposing the reality behind the façade: critics, activists and artists are being silenced while leaders prepare for the photo-op. NATO cannot claim to defend democracy abroad while ignoring repression within its own ranks. Free speech is security too.
Gerçekten çok hasta bir adam, oğluyla, geliniyle tehdit edilen bir adam, bir belediye başkanımız, hatta itirafçı olmadan 1 - 1,5 ay önce, “günü geldiğinde itirafçı olacak” diye Adalet Bakanı tarafından anons edilen Muhittin Böcek, benim hakkımda taksitle 4. defa verdiği ifadede yalan konuşmak zorunda kaldı.
Faydası olacaksa büyük bir yalan söylesin de bir an önce çıksın Muhittin Böcek.