CHP’nin Üçüncü Genel Başkanı Bülent Ecevit, yoruma neden olmayacak şekilde açık konuşur. Der ki:
“Türk-Kürt sorunu yoktur. Güneydoğu'da Osmanlı'dan gelen feodal bir ağalık sistemi var. Türk'ü de Kürdü de Arabı da, Süryani'yi de eziyor.
ABD bunu kullanıp PKK üzerinden bozgunculuk yaratıyor, bunu görmeyen işbirlikçi boş insanlardır…”
Tarihçi Aydın Ayhan, Yunan işgali sırasında Yunanistan adına gizli tanıklık yaparak 132 Kuvâ-yi Milliyeciyi yargılayan Yunan askeri mahkemesine ait belgelere ulaştı.
Tarihçi Ayhan çarpıcı bir detay da verdi:
Yunan askeri mahkemesi, Bandırma’da 132 Kuvâ-yi Milliyeciyi yargılıyor; yani işgal yıllarında.
Bunlar yargılama tutanakları. Önü arkalı, hepsi Yunanca. Çok ilginç. Bu da savcının kararı. Tabii bunlar orijinal belgeler; ben bunları satın aldım.
Burada Yunanlılar gizli tanık kullanmış. Öyle ki mesela Ahmet oğlu Mehmet hakkında, “23 numaralı ve 45 numaralı tanıklar bunları söyledi.” deniliyor.
70 tane gizli tanık var. Bunların beşi gayrimüslim, 65’i Müslüman. Hainler. Bunların listesini eksiksiz şekilde aldım. Kaçarken bunu unutmuşlar, kimse de bulamamış.
Atina Ziraat Mektebinden mezun bir ziraat mühendisi bulduk, para verip bunları çevirttirdik. Ben de bunlarla ilgili bir kitap yazdım.
Sonra bir çocuk geldi, baktı ve, “Ben bu köydenim. Bunların çocuklarını, bu aileleri tanıyorum. Bu ailelerin çocukları hâlâ haindir hocam.” dedi.
Görüntü kaynağı: Rueya Mostafavi
Sivaslı Ali Kemali Hoca Efendi... 1853 doğumlu. Milli Mücadele sırasında 67 yaşlarında. İşgalin ilk günlerinde, henüz Kuvayi Milliye tam teşekkül etmeden direnişe geçiyor. Konya'nın işgaline karşı halkı örgütlüyor.
Saltanatın gözünde tam bir çıban başı. Öyle ki Damat Ferit, direnişi ortadan kaldırmak için Konya'ya Heyet-i Nasiha, yani Akil Adamlar gönderiyor. Bilhassa Ali Kemali Hoca Efendi'yi direnişten alı koymak için talimat veriyor.
Tabi, Ali Kemali Hoca Efendi hamiyetli adam. Padişahın bir bildiği vardır demiyor. Namussuzluğa karşı ses yükseltiyor. Akil Adamların yüzüne direneceğini haykırıyor. Yetmiyor, saltanata mektup gönderip utanmazlıklarını yüzlerine vuruyor.
Mustafa Kemal Paşa'nın Karadeniz'de örgütlenmeye başlamasıyla, Ali Kemali Efendi de bu girişime katılıyor. Konya'da Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kuruluşunda yer alıyor. Mücadele yanlısı Öğüt Gazetesi'ni destekliyor.
Hal böyle olunca İngilizler talimat veriyor. Saltanat devreye giriyor. Cemiyeti ve gazeteyi kapatmaları isteniyor. Ama geri adım atmıyor Ali Kemali Hoca Efendi, "Dönersek kahpeyiz" diyor. Konya, Milli Mücadele'nin önemli bir üssü haline geliyor.
1920'de meclis açılınca ve Ankara ipleri eline almaya başlayınca asrın en büyük ihaneti yaşanıyor. Vahdettin, Ankara'yı çökertmek için milyonlarca lira harcayıp Halife Ordusu kuruyor. İzmit'ten Bolu'ya, Yozgat'tan Kayseri'ye ve Konya'ya kadar pek çok şehirde Ankara karşıtı isyanlar örgütlüyor. Yetmiyor, halkı kendi yanına çekebilmek için Ankara'yı ve destekçilerini bir fetva ile "dinsiz, hain, asi" ilan ettiriyor. Bu fetva Mustafa Sabri ve İskilipli Atıf yardımıyla Anadolu'nun pek çok yerinde Yunan-İngiliz uçaklarıyla dağıtılıyor.
İskilipli'nin sahte hocaları, Anadolu'nun her yerinde "Yunan ordusu Halife'nin müsaadesiyle gelmiştir" propagandası yaptırıp işgale direnmenin günah olduğunu dillendiriyor. Bu ihanet nedeniyle Anadolu'nun her yerinde isyan patlak veriyor. Saltanata bağlı gazeteciler "Yunanistan, Mustafa Kemal'in çapulcularını tepeleyecektir" diye zevke geliyor.
Bu isyanlardan biri de Konya'da cereyan ediyor. Saltanatın paralı köpekliğini yapan Delibaş Mehmet, Ekim 1920'de 500 adamıyla evvela Çumra'yı basıp işgal ediyor. "Padişahım çok yaşa" diyerek Konya'ya giriyor. İşgalci Yunan ordusunun Halife Ordusu olduğu propagandasını yapıyor. Delibaş'ın adamları, şehirde bulabildiği tüm Türk askerlerini katlediyor. Mustafa Kemal'e itaat eden herkesin dinden çıkacağını, karısıyla nikahının düşeceğini ilan ediyorlar.
İşte o gece, Sivaslı Ali Kemali Hoca Efendi'nin evini de basıyor asiler. Yaşlı adamı önce döve döve Delibaş'ın huzuruna çıkarıyorlar. "Halife düşmanı" diye yaftalıyorlar. Türlü hakaretler ediyorlar. Dipçiklerle dövüp yere seriyorlar.
Ali Kemali Hoca, yerde kan içinde "Ne yaptığınızı bilemeyecek kadar cahilsiniz. Ben sizi affettim, Allah da affetsin" diyerek son nefesini veriyor. Ama Delibaş'ın öfkesi geçmiyor. Ali Kemali Hoca'yı önce tamamen soyuyorlar. Konya sokaklarında çırılçıplak sürükleyip parçalıyorlar. Ardından hükümet konağının önüne bırakıyorlar.
Kuvayi Milliye kısa süre içerisinde asilerin hakkından geldi. Delibaş kuyruğunu götüne sokup kaçtı. Önce Fransızlara sığındı. Bir dönem Yunan Ordusu'nda görev yaptı. Bir sene sonra yeniden isyana girişse de layığını buldu. Kendi adamları tarafından telef edildi. Cesedini Konya'da hükümet konağının önüne bıraktılar. Tıpkı Ali Kemali Efendi'ye yaptığı gibi.
Amerikalı ünlü tarihçi Prof. Dr. Justin McCarthy Atatürk için şöyle der: "Türkiye 1. Dünya Savaşını kaybetmiş ve adeta yıkılmıştı. Türkler artık yenilmişti ve başlarına gelecek her şeyi kabul edeceklerdi. Başlarında bir hükümet vardı ve bir vatan haini olan Damat Ferit tarafından yöneliyordu, İtilaf ülkelerinin istedikleri her şeyi yapmak istiyorlardı. İtilaf ülkeleri, Türkleri sonsuza kadar yok etmek istiyorlardı. Sevr’de büyük bir Ermenistan, büyük bir Kürdistan olacaktı ve Türklere küçük bir yer verilecekti. İngilizler, Fransızlar, Yunanlar, İtalyanlar toprakları paylaştı. İtilaf devletleri aslında her şeyi almak istiyordu. Geriye kalan ise çok küçük bir yerdi. Ve bütün Osmanlı’nın borçlarının o küçük devlet tarafından ödemesini istiyorlardı. Aslında yapmak istedikleri şey, Türkleri devamlı olarak zayıf bırakmaktı, bunu yapmak için Türklerin ordusu olmamalıydı, işte o küçük devlette bir ordu olmayacaktı. Devlet tamamen iflas halinde olacaktı. O küçük devlet, mallarını yurtdışına gönderemeyecekti. Ama bunlar olmadı, çünkü Türkler Atatürk’ün liderliğinde düşmanlardan kurtuldu. Türkler Atatürk’e çok şey borçlu." 16 Ağustos 2016.
Bir Yunan televizyonunun yayınından...
✍️🏻1821'den önce Mora Yarımadasındaki Türk sayısı 42.750 imiş.
Sonrasında ise sıfır!
✍️🏻Çocuk, genç, kadın, erkek, yaşlı ayırtetmeden çok tipik bir soykırım gerçekleştirilmişti.
Bıraktık Türk olmalarını, şunu, bunu, bir insan olarak düşünün!
✍️🏻Onlar da benim, sizin gibiydi. Devletlerinin varlıģıyla güç buluyor, mutlu, huzurlu bir şekilde yaşıyorlardı.
Muhtemelen her gelişmeyi, Yunan örgütlenmesiyle ilgili haberleri muhtemelen "DEVLET AKLI VAR" diye önemsemiyor, yüzyıllarca komşuluk ettikleri Yunan'ların onlara saldıracaklarını ise düşünmüyorlardı!
✍️🏻Ve bir gecede yokedildiler!
✍️🏻Sahi, oradaki vatandaşlarına sahip çıkamayan devletin ismi neydi?
O devletin, onları koruyacak aklı ve gücü var mıydı? Yoksa neden yoktu?
Onlar katledilirken o devleti yönetenler ne yapıyordu?
Al-i Osmanlı diye o devletin her dönemini eleştiriden münezzeh tutanlara soruyorum!
✍️🏻Sonrasında onların anısına bir taş bile dikilmedi biliyor musunuz! Bu anlamda o günden bugüne tüm devleti yönetenleri eleştiriyorum!
Ne Girit'te, ne Mora'da, ne Balkanlar'da, ne de diğer coğrafyalarda katledilen yüzbinlerce canımız yok sayıldı! Sanki buharlaştılar! YAZIK!
✍️🏻Bu belleksizlikle inanın bu coğrafyada yaşayamayız dostlar!
En azından bu tür olayları, bu görseller üzerinden paylaşıp kamuoyuna anımsatalım, adlarına bir taş dikemesek, Yunan'ı soykırımcılıkla suçlayamasak da aziz hatıralarına saygı duyup dua edelim ve dahası ders alalım...
✍️🏻Bir de kıssadan hisse, bugün de stratejik hatalar yapılırken, buna "DEVLET AKLI" filan diyenlere "hadi öteye" diyelim!
1922 İngiliz gazeteleri savaşın sonunda şunu yazdı:
"işler kötü gitti, umduğumuz gibi olmadı. Türklerin küstahça İstanbulu boşaltın talebi eski Başbakanımız Gladston'u mezarında ters döndürdü. Oysa daha bir kac yıl önce Türkler yenilmiş ezilmişti, Asyaya gerisin geri gönderilecekti ancak Kemal paşa Osmanlının enkazından yeni ve diri bir yapı ortaya çıkardı" . Gladstone kim ? Türkler insanlığın kanseridir, yok edilmelidir diyen gelmiş geçmiş en azili Türk duşmanı. "Bag and baggage" demisti Türklere, yani pılını pırtını topla defol...
Gazete Gladstonun bu sözünü hatırlatarak, şimdide Türkler bize diyor demis, "pılını pırtını topla İstanbul'dan defol.." Atatürk ayrıca cevap vermiştir bu Türk düşmanına: "Türk milletinin karakteri yüksektir"
Gizliliği 2025 yılında kaldırılan 1934 tarihli resmi belge...
Mısırlı El Mukattam gazetesi muhabiri Kerim Sabit, Türkiye ziyaretinden sonra Atatürk hakkındaki izlenimlerini yazmış:
- Fransızcayı iyi bilir ve Almanca konuşur. Türkçe'ye karşı olan kıskançlığından ötürü Türkçe'den başka lisanla konuşmaz.
- Çok şık giyinir. Söylenene göre şık giyinmeyi pederinden almıştır. Şıklığı Ateşe Militeri iken Sofya'da dillere düşmüş.
- Orta boylu, sarı saçlı ve mavi gözlü... Şimdiye kadar gördüğüm bakışların en kuvvetlisidir.
- Hararetlenirken tabanca kullanır gibi ellerini birkaç defa önüne doğru uzatır.
- Gazi Hazretleri 54 yaşındadır. Bünyeleri hala kuvvetlidir. Bazen sabahlara kadar uykusuz kalır. Güneş çıkınca da sanki bütün geceyi uykuda geçirmiş gibi atına binerek gezmeye çıkar.
- İcabı halinde her mahrumiyete katlanabilir. Çünkü azimkarlığının bir had ve hududu yoktur.
- İstanbul'da bulunduğu zamanlar geceleri Park Otele giderler. Dostlarıyla bir fer gibi oturur veya dansa iştirak eder. Kendisine bir fert gibi muamele edilmesini çok sever. Bir gece danstan sonra Mısırlılardan biri Gazi Hazretlerine yol açmak istedi. Gazi kabul etmedi. Herkesin sırasıyla geçmesi lüzumunda bulundu.
- Gazi'nin sadeliğini Ankara'yı ziyaret ederken gördüm. Bir tepe üzerinde yapılıp şehire nazır olan sarayı o kadar o kadar sade tarzda yapılmıştır ki, dış görünüşü Cumhurbaşkanı ikametgahı olduğunu göstermez. Bilakis bu binayı gören yabancılar henüz bitirilmemiş olduğunu zannederler.
- Gazi, Ankara'da bulundukları zaman her gün öğleden sonra gezmeğe çıkarlar.
- Gazi Hazretlerinin maiyetleri motosikletli iki asker ve otomobili takip eden ve içinde üç kişi bulunan otomobilden ibarettir.
- Bir kulübe girdikleri zaman yalnız girer, orada istedikleriyle görüşür, herkesin elini sıkar.
- Gazi genellikle köyleri ziyaret eder. Köylülerle konuşur. Köylülerin vaziyetini sorar, istediklerini dinler.
- Bugün Türkiye'de Gazi'ye kurtarıcı gözüyle bakmayan hiçbir kimse bulunmadığını söylemeye hacet görmüyorum.
Şehit Miralay Süleyman Fethi Bey devresini 10. olarak bitirdiği için doğrudan kurmay sınıfına devam hakkı kazanmış, ömrü cephelerde geçmiş başarılı bir subay. Birinci Dünya Savaşı'nda 48nci Tümen Komutanlığı, hatta Kolordu komutan vekilliği yapmış. Son olarak 17nci Kolordu Asker Alma Daire Başkanı iken şehit edilmiş. Hep "zito Venizelos" diye bağırmayı reddettiği için şehit edildiği söylenir ama tek sebep bu değildir. İşgalden 1 hafta önce İzmir'de rıhtıma çıkmak isteyen Yunanlara iki kez karşı koyarak gemilerine geri yolladığı icin Yunanların bilendiği ve özellikle diğer subaylardan ayırdığı 22 isimden biridir. İsmet İnönü'nün emrinde, Mürsel Bakü ve Kazım Sevüktekin'le beraber görev yapmıştır.
Uzun sözün kısası, o gün o felaket yaşanmasa, muhtemelen Kurtuluş Savaşı'nda tümen, hatta belki de Kolordu komutanlığı yapacak, Milli Mücadele'deki başarılarıyla anılacaktı. Her ne olursa olsun, Türk askerinin onurlu, cesur duruşunun anıtlaşmış halidir.
Peki, bugün Şehit Miralay Süleyman Fethi Bey'i İzmir'de kaç kişi tanır?
Tanıtacağız. Her gün bıkmadan anlatacağız.
Neden biliyor musunuz?
Bugünkü subaylar, ettikleri yemine ve üniformalarına halel getirmedikleri sürece, aradan 100 değil yüzlerce yıl geçse de bu milletin onları unutmayacağından emin olsunlar diye.
Ruhun şâd olsun Miralayım.
Seni unutturmamak boynumuzun borcudur.💐🇹🇷
@eyupyildiz Yapma güzel kardeşim.. Olmaz..Bu sezon Şampiyonluk Okan Buruk’a rağmen olacak..Yapmayın lütfen..Sezon sonu teşekkür edilip yollar ayrılmalı..
Üç aylık albay olan Mustafa Kemal, yüz bini aşkın askeriyle dünya savaşının en kritik cephelerinden birinde savaşıyor. Üstelik destansı direniş yürütüyor. Ve kazanıyor. Hem de dünyanın en güçlü ülkesine karşı.
Bu normal bir olay değil. Bir yıldızın parlaması...
Rahmetli Prof. Dr. Hasan Onat, bir televizyon programında Ortadoğu ile ilgili;
İslam coğrafyasında şuanda yaşananlar kader değildir.
Akıl düşmanlığı dinle meşrulaştırılıyorsa bu o toplumun intiharı demektir.
Cehalet dinle meşrulaştırılıyor.
Azerbaycan Press TV’de Atatürk’e övgü dolu sözler:
“Türk adını karanlıklar içerisinden yeniden parlatan ve ortaya çıkaran adamın adıdır Atatürk.
Üzeri karalanmış Türk adını ve Türk şerefini kurtaran kişidir Atatürk.”
“Atamızdır ve bununla gurur duyuyoruz.”
Atilla İlhan:
Tanzimat, Meşrutiyet Cumhuriyet birbirinin devamı gibi
alınıyor böyle bir şey yok.
Türkiye, Cumhuriyeti ilan ettiği zaman Batıyı karşısına alıyor, halbuki öbür ikisini Batı yapıyor.
Jöntürkler Avrupa'ya giderek Devrim yapmaya kalkmışlardır, Gazi Samsun'a gitmiştir.
Bizim Cumhuriyet hareketi bir Anadolu hareketidir, öbürleri bir payitaht hareketidir.