Uzun zamandır Fenerbahçe teknik direktörlüğüne İsmail Kartal'ın getirilmesi için öneride bulundum. Kendisiyle hiçbir tanışıklığım yok. Yalnızca oynattığı futbolu izleyerek, kenardaki efendiliğine bakarak ve otobüsü kurşunlanmış, yabancıları korkudan ülkeyi terk edip gitmiş bir takımı son ana kadar şampiyonluk potasında tutma çabasını göz önünde tutarak kendisini destekliyordum.
Bugün Kartal'ın bu göreve getirildiğini öğrendim. Çok doğru bir karar. Şimdi de bundan sonrası için bir öneride bulunayım: Kartal'ın işine hangi görevde olursa olsun kimse karışmamalı. Kimse ligi de, sistemi de takımı da ondan iyi bilmiyor. Ancak o sorarsa düşüncesini söylemeli.
Çin atasözüdür: Kaptanı çok olan gemi karaya oturur.
İsmail Kartal dönemi Fenerbahçe'ye ve Türk futboluna hayırlı olsun.
Çin YZ çağında ortaya çıkan (ve çıkacak) istihdam baskısına karşılık üniversite programlarının %30’unu şimdiden kapatmış. Doğru bir önlem. Biz tersine gidiyoruz.
Ruhunu kaça sattın?
Yıllar önce bir akşam yemeğinde, iflasın eşiğindeki bir arkadaşım milyonluk bir teklifi sırf prensiplerine ters geldiği için tek cümleyle reddetti:
“Ben başımı sokacağım bir ev, beni eve götürecek bir araba ve bir dostla iki tas yemek için ruhumu satıyorum. Şu anda üçüne de sahibim. Daha fazlası için ruhumu satamam.”
Kalktı, gitti. Teklifi yapan iş insanı boş sandalyeye uzun uzun baktı: “Böylesini ilk kez görüyorum.”
Klaus Mann’ın Mefisto’sundaki kahraman ise tersini yapar. Onu kimse tehdit etmez, silah dayamaz, pazarlık bile etmez. Adam ruhunu sırf başrol oynamak, biraz daha alkış almak, sıradan bir koltuk kapmak için teslim eder. Tek cümleyle: “Ben sadece bana verilen görevi yapıyorum.”
Mann’ın asıl dehası şurada: Ahlaksızlığı sıradanlaştıran bir sistem kurulduğunda, insanın ruhunu satması için bir şeytana bile ihtiyaç kalmıyor.
Milgram’ın itaat deneyini hepimiz biliriz: Katılımcıların üçte ikisi, beyaz önlüklü biri “devam et” dediği için tanımadığı bir insana en yüksek voltajda elektrik şoku verdi. Yıllarca “insan otoriteye boyun eğer” diye okundu.
Ama bir de tersinden okuyun:
Aynı oda. Aynı baskı. Aynı otorite. Ve her üç kişiden biri “hayır” dedi.
Sistem insanı çürütür, evet. Ama bireysel sorumluluğu sıfırlamaz. En çürük zeminde bile insan kalmanın bir yolu var — ve onu arayıp bulanlar insanlık tarihinin en onurlu sayfalarını yazıyor.
O akşam arkadaşım geride boş bir sandalye bıraktı. Yıllardır düşünürüm: O sandalye masadaki her şeyden çok yer kaplıyordu.
Çünkü bazı insanlar koltuğa oturarak değil, koltuktan kalkarak yükselir.
Sen ruhunu kaça satarsın?
Yazının tamamı bu haftaki @GazeteOksijen ‘de…
Sn. Hakan Safi‼️@fbneistersen
Henüz transfer sezonu bile başlamadan Fenerbahçe taraftarının hayallerini kurduğu futbolcular ile anlaştınız. Bizi heyecanlandırdınız.
Hiç bir ekonomik sıkıntı gözetmeksizin bunu tüm Fenerbahçeliliğiniz ile yaptınız. Size Bir Fenerbahçe taraftarı olarak çok teşekkür ediyorum.
Umarım Fenerbahçe’nin bir sonraki seçimlerinde tekrar aday olursunuz. İyiki bu camianın bir Halan Safisi var‼️💛💙
“Bir insanın başkasına zarar verirken, onun canını yakarken ne yaptığını çok iyi bilmesi, bunun sonuçlarını öngörmesi ve yine de bile isteye o adımı atması psikolojik bir sorun değil, ahlaki bir seçimdir.
IST-IAS Legal Analysis on legal framework on the use of force, part 2, IST-IAS fellow Dr. Cenap Cakmak discusses international law as permission, regulation and restriction which then serve as the basis of further inquiry into the use of force.
https://t.co/VsN3LHYHO9
🚨Just IN: If you've used ChatGPT for writing or brainstorming in the last 6 months, your creative ability may already be permanently damaged.
A controlled experiment just proved the effect doesn't reverse when you stop using it.
3,302 creative ideas. 61 people. 30 days of tracking.
Researchers split students into two groups. Half used ChatGPT for creative tasks. Half worked alone. For five days, the ChatGPT group outperformed on every metric. Higher scores. More ideas. Better output. AI was making them better.
Then day 7. ChatGPT removed. Every creativity gain vanished overnight. Crashed to baseline. Zero lasting improvement.
But that's not the bad part.
ChatGPT users' ideas became increasingly identical to each other over time. Same content. Same structure. Same phrasing. The researchers called it homogenization. Everyone using ChatGPT started producing the same ideas wearing different clothes.
When ChatGPT was removed, the creativity boost disappeared -- but the homogenization stayed. 30 days later, same result. Their creative range had been permanently compressed.
Five days of use. Permanent damage 30 days later.
A separate trial confirmed it. 120 students. 45-day surprise test. ChatGPT users scored 57.5%. Traditional learners scored 68.5%. AI reduces cognitive effort. Less effort means weaker encoding. Weaker encoding means less creative raw material.
You're not renting a productivity boost. You're financing it with your originality.
The interest rate is permanent.
🚨🎙️| Jürgen Klopp on why he has no plans to coach Real Madrid:
“Real Madrid? Look, I respect the club, of course but coaching there is not football, it’s politics with a ball. One week you’re a genius, the next week they’re already discussing your replacement. That’s not how I work.
People always ask me, ‘Why not Madrid?’ Because I don’t build something for three months, I build something for years. At Madrid, you don’t build, you survive. You win and it’s expected. You lose once and suddenly you’re the problem.
And this idea that any manager can just go there and ‘handle the stars’, no. The players have more power than the coach, everyone can see it. If your philosophy doesn’t match the dressing room mood, you’re gone. Simple.
Also, let’s be honest, there’s no real patience for football identity. It’s always, ‘give the ball to the best players and magic will happen.’ That’s not coaching, that’s hoping. I need a team that believes in a system, not just moments.
I’ve heard people say, ‘But it’s Real Madrid, you must go if they call.’ No. Not every big name fits every manager. I prefer a place where the project matters more than headlines, where people understand that success is built, not demanded overnight.
Madrid is perfect for some coaches but not for me. I like control, I like development, I like loyalty. And honestly, I don’t see those things lasting very long there.”
Burak Yılmaz: 1 gün önce Galatasaray’ın Konyaspor’a attığı gol iptal ediliyor, 1 gün sonra Trabzonspor bana aynı golü atıyor veriliyor. Fenerbahçe-Beşiktaş maçındaki penaltı, penaltı mı Allah aşkına? Ne Beşiktaş’ı koruyorum ne de Fenerbahçe’ye bir şey yapıyorum, bana ne!
🚨 Ahmet Bulut: Şimdi Fenerbahçe lig yarışından koptu gibi gözüküyor ya, bak önümüzdeki üç dört hafta içinde olacakları söylüyorum: Galatasaray’dan bu tahmin ettiğimiz futbolculardan bir iki tanesi kırmızı kart görür. O çitileme, temizleme evresine geçecekler.
Birkaç böyle fair-play hareketi yapacaklar. Hani ��Top benden çıktı.” demişti ya geçen maçta Uğurcan. “Hocam faulü ben yaptım.” falan.
Hatta daha ilerisini söyleyeyim: Fenerbahçe lehine birkaç tane fahiş hakem hatası yaptıracaklar. Bir tane alakasız penaltı verecekler VAR çağırmayacak falan. Bak, bunun da altını çiz, yaşayacağız. Çünkü tam bu yapıyı sezon biterken temizleyecekler ki öteki sezona hazır olsun.
SOSYAL BİLİMLERE GÜVENEBİLİR MİYİZ?
Aynı veri.
Aynı araştırma sorusu.
Peki neden farklı, hatta bazen birbirine pek benzemeyen sonuçlar çıkıyor?
Nature’da yayımlanan yeni bir çalışma tam bunu sınadı.
Sosyal ve davranış bilimlerinden 100 yayımlanmış araştırma, bağımsız araştırmacılar tarafından yeniden analiz edildi.
Ortaya çıkan şey basit ama sarsıcıydı.
Tek bir analiz yolu, çoğu zaman hikâyenin tamamı değil.
Dar bir ölçütte, yeniden analizlerin yalnızca bir bölümü özgün sonuca çok yakın kaldı.
Daha çarpıcısı şu.
Yeniden analizlerin hepsi aynı yöne bakmadı.
Büyük kısmı aynı sonuca ulaştı, ama azımsanmayacak bir kısmı etkisiz ya da belirsiz bulgu verdi.
Çok küçük bir kısmı ise ters yönde sonuç üretti.
Bu bize şunu düşündürüyor.
Bilim sadece veri toplamak değildir.
Veriye nasıl baktığımız da bilimin parçasıdır.
Hangi değişkeni nasıl kurduğumuz, hangi modeli seçtiğimiz, hangi analitik yolu makul bulduğumuz, sonucun kendisini etkileyebiliyor.
Bu, “sosyal bilimlere güvenmeyin” demek anlamına mı geliyor?
Tam tersi.
Daha dürüst bir bilim için şunu kabul etmemiz gerekiyor.
Tek sonuç yetmez.
Tek analiz yetmez.
Bazen asıl güven, bir bulgunun başka makul yollar denendiğinde de ayakta kalmasından gelir.
Belki de artık makalelere sadece “sonuç ne” diye değil, “başka makul bir analiz aynı veride ne söylerdi” diye de bakma zamanı.