1821-1830 yılları arasında Mora Yarımadasında Müslüman Türk ahali sistematik olarak katledilmiştir.
Bu imha politikasına, ibadet yerlerinden medreselere, mezarlıklardan diğer kültürel miras unsurlarına kadar uzanan planlı bir yıkım ve tahribat da eşlik etmiştir.
Tripoliçe katliamının 205. yıldönümünde, acımasızca katledilen Müslüman Türk sivil halkı rahmetle anıyoruz.
Devlet ciddiyeti gereği bu sahte e-imza çetesine öyle ağır ceza verilmeli ki yüzyıllar boyunca kimse devleti böylesine aptal yerine koyma cesareti bulamamalı
Anayasal düzeni ortadan kaldırma girişimleri ile anayasal düzeni es geçip kafasına göre diploma, sertifika, belge üretme arasında çok bir fark yok. Devlet, ciddiyetini ortaya koymalı
Adamlar sahte diplomalarını devlete kabul ettirmiş. Böyle bir rezillik olabilir mi? Kontrol mekanizmaları nerde? Bu kadar yüzsüzlüğe nasıl cesaret edebiliyorlar. Herhangi bir e-devlet barkodu resmi belgeye bundan sonra nasıl güvenelim?
Adamcılık yükseldi, kurumsallık zayıfladı. Hemen her alanda sağlam devletçi etik memurlar yerine yalaka, birilerinin kulu köpeği olmuş zayıf memurlar var. Bu çürüme nasıl düzelir hiç bilmiyorum
Bu tarz kişiler hastadır ve düzelme imkanı yoktur. Hapis, psikiyatri kliniği vb ne şekilde olursa olsun toplumdan ayıklanmalılar; belli bir süre sonra bile topluma bırakılmamalılar.
Sizin bir köpeği evlat olarak görüyor oluşunuz onu bir çocuk ile aynı kıymete getirmez, denklik oluşturmaz, çocuk yerine sayılmaz.
Çocuklar köpeklerden kıymetlidir.
Yetişkinlerden bile kıymetlidir nerede kalmış köpekle eş tutulmak!
Çocuklar köpeklere parçalatılamaz, yem edilemez!
Bu paylaşıma bu kadar fazla olumlu geri dönüşün olması beni açıkçası biraz şaşırttı. Fazlaca bariz olan bir şey gibi düşünmüştüm ama demek ki durumlar genel olarak kötü. Madem öyle, yeri gelmişken size nasıl doğru konsültasyon istenir konusunu da anlatayım:
Bir konsültanla yazılı veya sözlü olarak iletişime geçtiğinizde, kısa bir sürede hem en fazla bilgiyi vermeli hem de istediğiniz şeyi açıkça söylemelisiniz. Bunun için iyi bir konsültasyonda sırasıyla olması gereken 3 temel bölüm vardır:
1. Olta (the hook)
2. Hasta
3. Konsültasyon sorusu
Birinci bölüm, yani oltanın iki amacı vardır. Birincisi konsültanın ilgisini çekmek ki sizi kulağını dört açıp dinlesin(burada tabii ki biraz espri yapıyorum ama ciddilik payı da var) hem de siz bir dahaki bölümde hastayı anlatırken nereye dikkat edeceğini bilsin. Bunu anamnez alırken ilk başa yazdığınız ‘baş şikayet’ gibi düşünebilirsiniz. Bana olta bilgisini vermeden ‘60 yaşında hasta, hipetansiyonu, diyabeti, MI hikayesi, hipotiroidisi var’ diye girip sonra ‘melanomu için prembrolizumab kullanıyormuş, IMI miyokarditi olabilir diye düşündük’ şeklinde bitirirseniz ben hikayede dikkat etmem kısımlara dikkat edemeyebilirim. Sonra da dönüp bana zaten söylediğiniz şeyleri tekrar tekrar sorarım. Tabii ki hastanın hikayesiyle alakalı her bilgi önemli ama arayan hekimin beni arama nedenini bilirsem, hikayeyi de ona yönelik ayrıntılara ekstra dikkat ederek dinlerim. O yüzden ‘sizi ACS için şüphelendiğimiz bir hasta için’ veya ‘senkop ile gelen hastada ileri derece AV bloktan şüphelendiğimiz için’ arıyoruz derseniz, sonra söyleyeceğiniz her şey çok daha anlamlı olur.
İkinci bölüm hastayı sunduğunuz bölüm. Zaten bunu herkes biliyordur diye düşünüyorum ama burada da önce hastanın genel ve alakalı özgeçmişini verdikten sonra yine alakalı pozitif ve negatif bulguları kronolojik sırayla vermek önemli. Sizin hastaya ne tedaviler uyguladığınızı da hızlıca anlatmalısınız. Hastanın ne kadar kompleks olduğuna göre bu 30-60 saniyede anlatabileceğiniz bir kısım.
Üçüncü bölüm, yani konsültasyon sorusu çok önemli! Belki de en önemli kısım. Bunu konsültasyon kararı verirken belirlemelisiniz. Çünkü, bir sorunuz yoksa konsültasyon da olmaz. Bir konsültasyonun nedeni hiçbir zaman ‘bir de siz görün istedik’, ‘siz de takip etseniz iyi olur diye düşündük’, ‘hoca istedi onun için aradık’ olamaz. Hocanız konsültasyon istiyorsa hemen kendinize konsültasyon sorusu nedir diye sorun, bulamıyorsanız isteyen hocaya sorun. Bu soruyu da açık bir şekilde konsültana iletin. Bu önemli, çünkü bana kalp yetmezliği ve aort darlığı olan hastayı danışırsanız ben hastayı görüp diüretik tedavisini de düzenleyebilirim, ‘övolemi sağlandıktan kapak değişimi düşünülmeli mi’ sorusunu da cevaplayabilirim. Özellikle ülkemizde hekimlerin zamanı fazlaca kısıtlıyken bu sorunun net olması hem size, hem konsültana hem de en önemlisi hastaya fayda sağlar.
Konuyu, konsültasyon kağıdında kimsenin ‘ABC’si olan hasta, TDRO’ yazısını görmediği günlerin gelmesini dileyerek bitiriyorum. Herkese iyi çalışmalar!
Hekim arkadaşlarıma naçizane bir tavsiyem:
Tahmin edersiniz ki bir kardiyolog olarak en çok konsültasyon istenen bölümlerden birinde çalışıyorum. Haliyle sıklıkla uygun olmayan konsültasyonlar da isteniyor. Böyle durumlar için her zaman asistanlığı sırasında program direktörümün söylediği bir söz aklıma gelir. Sizinle de paylaşayım:
“Every consult is a call for help.”
Yani “Her konsültasyon bir yardım çağrısıdır.” Bu şu demek: Atılan konsültasyon sizin bölümünüze uygun olmayabilir, yanlış veya sizin uykunuzu bölecek bir zamanda atılmış olabilir, konsültasyon atan kişinin bilgisi çok zayıf olabilir vs vs. Ne olursa olsun ortada sorunu olan bir hasta ve ona tam olarak nasıl yardımcı olacağını bilemeyen bir hekim var ve bu hekimin bu yüzden yardıma ihtiyacı var. Böyle durumlarda yardımcı olmak için elinizden geleni yaparsanız, en iyi sonucu alırsınız. Başka bölüme konsültasyonun daha uygun olduğunu düşünüyorsanız veya bilgi eksikliği varsa, bunu size konsültasyon atan hekimi sizi aradığı soruyla ilgili eğitmek için fırsata çevirin. Böylece hem hasta fayda görür hem de belki bir dahaki sefere tekrar aranmazsınız. Bana kardiyolojik bir problem olabilir diye atılan konsültasyonlar sonrası hiç alakası olmayan siroz, sepsis, astım, lupus, hatta sıtma tanısı bile koyduğum onlarca belki yüzlerce hasta oldu. Bunlar kardiyolojiye atılmaması gereken konsültasyonlardı ama atan hekimlerin yardıma ihtiyaçları vardı. Hem hastalar tanı aldılar hem de hekimler bir şeyler öğrendiler. Bu tavrım konsültasyon için arayan bazı meslektaşlarımdan şu tarz şeyler duymamı da sağlamıştır “dün gece seni aramadık çünkü hem rahatsız etmek istemedik hem de geçen gün gördüğün hastayla ilgili bize öğrettiğin şeyleri önce uygulayıp sonra eğer hala ihtiyacımız varsa seni aramak istedik. Fakat tedaviye yanıt vermiyor, hastayı görmen mümkün mü?” Yani tavrınızı “Bu benim acilim değil mesai saati dışında aranmamam lazım”dan “acaba bu meslektaşım beni neden aramaya ihtiyaç duymuş olabilir ve onun sorununu nasıl çözebilirim”e çevirirseniz sonuç siz dahil herkes için en iyisi olacaktır. Sonuçta hiç birimiz birbirimizin alanını diğerinden daha iyi bilmiyoruz.
Burada küçük bir parantez açmak isterim. Benim en hoşnutsuz olduğum şeylerden biri defansif tıp uygulamalarıdır. Bir hekim yardıma ihtiyacı olduğunda başka bir hekimi kesinlikle çekinmeden arayabilmelidir. Fakat, bunu defansif tıp uygulaması olarak tamamen kendini korumak için yapıyorsa bu meslek etiğine hiç uygun değildir. Özellikle Türkiye’de her hekim canla başla çalışıyor ve kimsenin zamanı yok. Bu yüzden birbirinizin zamanına ve hayatlarına da saygılı olmalısınız. Bunun dışında her yardım çağrısı anlayışla ve destekle karşılanmalıdır.
@drbekirtok Yazdığın şeyi okuyarak yeteri kadar saniyemiz kayboldu. Videonu izlemeye vakit ayırmak israf olacak. Sadece şuna cevap ver, herhangi bir beklenmedik tıbbi sorunda tıbbi müdahaleyi elti mi yapacak kayınvalide mi?
Tabi ki yb’de yatan hastanızın durumu sorun, bilgi alın. Ama yb hekiminizi haksız yere suçlama işine girişmeyin. Yb doktorlarının ve ekibinin şevkini, çalışma isteğini kırmayın. Hastanız için çok büyük bir emek verildiğini unutmayın
Ülkemizdeki yüzlerce yb, işini hakkıyla yapıp hastanız için en iyisi olsun diye uğraşır. Tek tük çürük elmalar da eninde sonunda yakayı ele verir, yaptıklarının hesabını verir