"Hz. Muhammed'in başlattığı hareket ta baştan siyasi bir harekettir.
O dönemde iman etmek siyasi lidere biat etmek, bir siyasi partiye üye olmak demektir. Hz. Muhammed'in siyasi ülküsüne, politik çevresine katılmak demek.
İman o günkü konjonktürde politik bir eylem olduğu için bu gün bir karşılığı kalmadı. Günümüzde böyle bir teokratik devlet yok.
Kuran'ı doğru anlamak istiyorsak konjonktürel okumamız lazım. Kuran'ın bir politik ajandası vardı, bunu mutlaka dikkate almak gerekir."
Talha Hakan Alp
Gürsel Tekin'in Kılıçdaroğlu'nun yanında insanları fırçaladığı video şahane. Kılıçdaroğlu'nun genel başkan olamadığını ispatlıyor. Hem nezaket hem protokol kuralları gereği insan üst makamın yanında bunu yapmaz.
Kukla olursan, itibarın bu kadar olur.
@modernmice@zbdegk@nazligoksun 3 sınav var 1.tyt herkes giriyor. 2. Sınav Ayt tıp için bunu çözüyor(fen+mat) 3. Sınav dil . tyt +3. Sınavdan derece yapmış ve tyt+ Ayt den de iyi puan almış. Dil ile değil Ayt ile yerleşmek istiyor. Neden bunu yapıyorlar ilk100 bursunu dilden alıp tıp okuyor
BÖLGESEL VOLEYBOL YAŞATILMALI!
Son dönemde özellikle kadın voleybolunda gelen başarılar ülkemizde voleybola ilgiyi çok artırdı.
Anadolu'nun dört bir köşesinde voleybolcu olmak isteyen çocuklarımız var.
Türkiye Voleybol Federasyonu'nun görevi de bu ilgiyi doğru yönetmektir.
Bölgesel liglerde mücadele edecek takımlardan 2 Milyon TL istemek ne demek?
Bu resmen birçok takıma "siz oynamayın" demektir.
Belki geleceğin dünya şampiyonları o takımlardan yetişecek.
Katılım ücretleri mutlaka revize edilmeli, bölgesel liglerin yaşatılması sağlanmalıdır. @TVForgtr@gencliksporbak
Bizimle görüşmeyi kabul etmeyen büyük patron, geçen sene telefonu çaldırdı ve bizi ticaret odasına davet etti. "Kapalı kalsın" dedi. "Selamın aleyküm" diyerek içeri girdik ve "Allah kabül etsin" dedik. "Ne oldu?" diye sordu. "Hacca gitmişsiniz" cevabını verdik. +
Fotoğrafı görünce kendimi tutamadım ve neden yazmayayım dedim.
Yıl 2018. Seçim yorgunluğu ve ağırlığından uzaklaşmak için Aydın’dan Dersim’e geçmiştim. Dersim’e vardığımda ormanlarımız yanıyordu.
Yangına müdahale edenler engelleniyordu. Biz de kurduğumuz gönüllü ekiplerle bölgeye varıp söndürmeye çalışıyorduk. Günlerce uyumadan, suyla, kürekle, çıplak ellerle çırpındık.
Aynı günlerde Ege’de, Akdeniz’de de ülke olarak üzüldüğümüz yangınlar vardı. Televizyonlar oradaydı. Haluk Levent oradaydı. Bağış kampanyaları, konserler, yardım tırları… Hepsi gündemdeydi.
Peki ya Dersim?
Dersim’de yanan ormanlar kimsenin umrunda değildi.
Sosyal medya üzerinden Haluk’a çağrılar yaptım. “Gel” dedim, “bu memleketin de dumanı var.” Yanıtsız kaldım. Duyarlı bazı gazeteciler “Haluk Levent’e ulaştık ama Dersim onun ilgi alanında değil” diye yazdı. Bende kayıtlı telefonundan aradım, dönüş yapmadı.
Günlerce süren müdahalemiz başarılı oldu ve yangınları söndürmeyi başardık. Bir gün sonra yaraya tuz basan bir paylaşımla karşılaştım. Vali Tuncay Sonel, gönüllü arkadaşlarımızın çabasıyla dalga geçercesine yapay bir ağacın ışıklandırılmış fotoğrafını paylaştı. Altına şunu yazmıştı: “Tunceli’nin ağaçları ışıl ışıl.”
Twitter’dan buna itiraz ettim. Bunun bir saygısızlık olduğunu söyledim. Cevabı ne oldu biliyor musunuz? “Terörle mücadele” üzerinden hedef gösterildim. Saatlerce sosyal medya üzerinden karşılıklı tartıştık.
https://t.co/4XOrPlzk63
İstanbul’a döndüm. Ardımdan dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, yanında Tuncay Sonel ile birlikte çıktı ve dedi ki: “Bazı sözüm ona şarkıcılar Tunceli’de terörle mücadelemizi sabote ediyor. Buna izin vermeyeceğiz.”
Bu açıklamanın ardından hakkımda Türkiye’nin farklı kentlerinden ihbarlar yağmaya başladı. Soruşturmalar, ifadeler, açılan davalar… Tam 8 yıldır sürgündeyim.
Fotoğrafta, Gülistan Doku cinayetinden tutuklu dönemin Tunceli Valisi Sonel ile aynı sofrada sırıtarak paylaşım yapan Haluk Levent var. Şimdi anlıyorum ki Haluk Levent’e çağrılarımız beyhudeymiş. Meğer Tuncay Sonel Haluk’a bizden önce ulaşmış!
Fotoğraf zaten her şeyi anlatıyor.
Bir yanda depremin kanayan yarası, diğer yanda rulet masası.
Bir yanda yangınlar, diğer yanda cinayetten tutuklu bir valinin sofrası.
Bu fotoğraf karesinde Vali ile Haluk’u aynı karede buluşturan şey memleket sevdası değil, menfaattir. Sorumluluk taşıyan herkesin bilmesi gereken bir şey var:
Etki sahibi olmak ayrıcalık değil, vebaldir.
Ferhat TUNÇ
Çok Yaşa Deniz
Sana çok kızıyorum Deniz. Sabaha karşı, gözü yaşlı bir şekilde yataktan kalkıp bu yazıyı yazdırdığın için sana çok kızıyorum. Hayata dair bütün planlarımı bozduğun içim sana çok kızıyorum. Beni bu duruma soktuğun için, rahatımı kaçırdığın için sana çok kızıyorum Deniz.
Babanı, belki hatırlar belki hatırlamaz, 1979’da o zamanlar bir gecekondu bölgesi olan Mamak’ta tanımıştım. Sana kızıyorum, ama o zamanlar tanıdığım Kemal için bu yazıyı yazmaya kendimi mecbur hissediyorum Deniz. Yıllarca ders verdiğim öğrencilerim için mecbur hissediyorum. Seninle aynı yaşlarda olan oğlum için mecbur hissediyorum ve beni bu duruma soktuğun için sana çok kızıyorum Deniz.
Ne yaptığını anlıyorum Deniz. Adına ne diyeceğimi bilemiyorum, ama gösteri diyelim, gösterinin adını neden “Ölü Deniz” koyduğunu anlıyorum. Gösterin ölüm maskını andıran bir -gene diyeceğimi bilemedim- heykelin açılışıyla başlamasının nedenini anlıyorum. Gösterinin başında kendini neden yuhalattığını anlıyorum. Neden kıyafetinden yola çıkarak bir “komedyeni” öldürtmenin ne kadar kolay olduğunu anlattığını anlıyorum: Can Dündar’ı kurşunlatıp kaçırtmış, Ahmet Hakan’ı dövdürüp yola getirmiş, Özgür Özel’i çocuklarını öldüren birine yumruklatmış gücün sana ne yapacağının farkındasın Deniz. Üstelik sen katledilirsen ne yapacağımızı da gösteriyorsun bize videonun sonunda, ölüm maskını bütün İstanbul'da dolaştırarak. İkiyüzlülüğümüzü böyle açık ettiğin için sana çok kızıyorum Deniz. Bütün bunları göze alabildiğin için, daha doğrusu bunları göze alamadığımdan, beni utandırdığın için sana çok kızıyorum Deniz.
Aynı zamanda sana hayranım Deniz. Her şeyi bu kadar planlayabildiğin için hayranım. Türkiye’nin umudu olarak sunulan bir Laz müteahhitle (Lazlar başımız gözümüz üstüne) böyle dalga geçtiğin için hayranım. Fatih Altaylı’ya giydirdiğin için hayranım. Dört kitaptan söz ederken, işi her yöne çekilebilir bir noktada bırakmayıp, belki 1200’lerde bir kitap daha yazmak isterdi dediğin için hayranım -üstelik Akit gazetesinin manşetinde fotoğrafı basılıp “İslam düşmanı kahpe” yazılmış biri olarak hayranım. Sana hayranım Deniz, dalgıç esprinle “bizim cephenin” ikiyüzlülüğünü gösterdiğin için hayranım ki, Başörtüsüne Özgürlük bildirisi imzaladığım için “aramızdaki hainler” diye lanse edilen biri olarak hayranım. Bir sabah operasyonuyla değil de 2 Temmuz’da, Sivas Katliamının yıldönümünde Türkiye gelerek gözaltına alınmayı tasarlayacak kadar düşünceli olduğun için hayranım. Ama bunlar sana kızmama engel değil Deniz. Beni bu duruma düşürdüğün için sana çok kızıyorum Deniz.
Eskiden de çok küfretmezdim ama cinsiyetçi, türcü derken artık küfredemiyorum Deniz. “Alçaklar” diyesim geliyor ama “size alçak diyemem, çünkü alçak da bir seviye gösterir” diyen Necip Fazıl’ın sözü geliyor aklıma. Ne kadar garip değil mi Deniz, bu sıfatı en çok hak eden birinin böyle bir söz söylemesi. Bir de en küfürbaz şairimizin adaşın için yazdığı şiir geliyor aklıma: “Acıyorsam sana anam avradım olsun/Ama aşk olsun sana çocuk, aşk olsun!”
Gün ağarmak üzere, bitireyim artık. Çocukluğumdan hatırladığım ilk slogan, “Ya ya ya, şa şa şa, İsmet Paşa İsmet Paşa, çok yaşa” geliyor aklıma Deniz. Sonraları, 1970’lerde çok komik gelmişti bu slogan, ama şimdi çok anlamlı geliyor, hatta senin için sokağa çıkıp bağırasım geliyor Deniz: Ya ya ya, şa şa şa Deniz Göktaş Deniz Göktaş çok yaşa.
Sen çok yaşa Deniz. Taylanlar, Ulaşlar, Denizler, Yusuflar, Hüseyinler, Mahirler, İbrahimler… Hepiniz çok yaşayın çocuklar.
Faruk Alpkaya
Herkesin davranışlarını “Aman sinirlenmesin” diyerek, öfkeli ve asabi babanın duygu durumuna göre ayarladığı bir ev. Sonrasında büyüyen ve herkese uyumlanmaya çalışan, çatışmadan kaçan, sınır koyamayan, kendini hep geri plana atan ve değersiz hisseden yetişkinler.
Youtube kanalımdaki son video astroloji ile alakalı. Temelinde ise bilim ve sahte(sözde) bilim ayrımı var. Ben bu ve buna benzer uygulamaların toplum için en büyük tehdit olduğunu düşünen bir bilim insanı ve bilim iletişimcisiyim. Elbette söylenecek çok söz vardır ancak videoya gelen bazı yorumlara, dikkatli gözler için mesajlar içeren, yanıtım aşağıdaki gibidir.
Selamlar sevgiler...
------
Evreni anlamak için elimizdeki en güçlü yöntem bilimdir. Çünkü bilim, iddiaları otoriteye, geleneğe ya da kişisel inanca değil; gözleme, deneye ve sürekli sınamaya dayanır. Bir fikrin doğru olup olmadığına, ne kadar hoşumuza gittiğine göre değil, gerçeklikle ne kadar uyuştuğuna göre karar verir.
Sorun astrolojinin insanlara eğlenceli gelmesi değildir. Sorun, insanların yaşamlarını etkileyen kararları kanıt yerine doğrulanmamış iddialara dayandırmaya başlamasıdır. Bir toplumun ilerlemesini sağlayan şey eleştirel düşünme, sorgulama ve kanıta dayalı akıl yürütmedir.
İnsan beyni milyonlarca yıllık evrimin ürünüdür. Merak etme, sorgulama ve neden-sonuç ilişkileri kurma yeteneğimiz, bizi diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerden biridir. Bu nedenle gerçekliği anlamaya çalışırken başvuracağımız pusula gökyüzündeki semboller değil, gözlem ve akıl olmalıdır.
Mutluluğu, başarısızlıkları, aşkı ya da geleceği yıldızlarda aramayın. Yıldızlar bize kaderimizi değil, evreni anlatır. Kaderimizi şekillendiren şey ise kararlarımız, içinde yaşadığımız toplum ve onu değiştirme cesaretimizdir. Sorun da burada, çözüm de burada. Bilim ise bu yolculukta elimizdeki en güvenilir rehberdir.
@FortunaNoctis Evet yatıyorum 7değil 70 olsa yine yatarım. Her gün altıda kalkıyorum iki çocuğa kahvaltı okula yolluyorum işe gidiyorum geliyorum yediriyorum süpürüyorum yıkıyorum kurutuyorum bir haftada yatayım ya hiçbir antik gözümde değil sadece yatmaya ihtiyacım var
@alidenizz004@vangoghann@pusholder Evet adamı taciz ediyorlar. Ben kadın haklı demedim. Yaptığı çirkin olabilir. Ama karşısındaki kalkıp tokat atsa haksız olur. Git demekle tokat atmak bir mi