-Senin lobin yok
-Senin hormon ilaçların yok
-Senin haram kupan yok
-Seni ittirecek hakemlerin yok
-Sana adil davranacak bir FİFA yok
-Senin arkanda kirli güçler yok
Sen en iyisisin GOAT
Uğur Karakullukçu, Fatih Terim’e tepki gösteren TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’na:
🔸Fatih Terim hoşuna gitmeyecek bir şey söylediyse “Başım üstüne” diyeceksin.
🔸Fatih Terim sizin işinizi sizden daha iyi yapacak bir adam!
🔸Almanya'da futbol federasyonu başkanı Beckenbauer'e ayar vermeye çalışıyor mu?
🔸“Kimsin” derler adama!
🔸Hollanda Futbol Federasyonu, Johan Cruyff’a “Kimden hesap soracaksın?” diyebilir mi?
🔸Alman futbolu için Beckenbauer neyse, Hollanda futbolu için Johan Cruyff neyse Türk futbolu için Fatih Terim odur!
🔸Milli takımın 5 başarısı varsa 3’ünse bu adamın imzası var.
🔸Bu adam da sıradan bir adam değil.
🔸Herkes, bazı isimleri ağzına alırken biraz dikkatli olacak.
Ersin Düzen: "TFF, Galatasaray'a bir ezeli rakip gibi yaklaşıyor. Sanki TFF değil de ‘TFF Spor’ diye bir takım, Galatasaray ile ligde mücadele ediyor. Böyle bir yönetim anlayışları var." (NOW)
Şike Süreci: Deliller Aynıydı, Hikâye Değiştirildi
Baştan amaç belliydi:
Zamana yay, sulandır, algı oluştur ve insanların gerçekleri unutmasını sağlamak…
Çünkü 2010/11 şike sürecinin ilk dönemlerinde emek hırsızlarını savunabilecek güçlü bir hukuki argüman yoktu.
Telefon kayıtları vardı.
Teknik takip tutanakları vardı.
Mahkeme kararları vardı.
UEFA Disiplin Kurulu’nun tespitleri vardı.
CAS kararı vardı.
Bunun üzerine başka bir yol seçildi:
Kamuoyunu gerçeklerden uzaklaştıracak bir algı stratejisi…
Bir anda ortaya “Emenike para saydı” hikâyeleri atıldı.
Ardından “Sivas’a giden para çantası” söylemleri dolaşıma sokuldu.
Oysa gerçek çok netti:
Ne dava dosyasında bir para çantası vardı,
ne fezlekelerde böyle bir tespit bulunuyordu,
ne iddianamede böyle bir olay geçiyordu,
ne de mahkeme tutanaklarında “Emenike’nin para saydığına” dair herhangi bir somut delil yer alıyordu.
Amaç zaten gerçeği tartışmak değildi.
Amaç; insanların zihnini sansasyonel söylemlerle doldurup, dosyadaki gerçek delillerin konuşulmasını engellemekti.
Çünkü konuşulmasını istemedikleri şey;
telefon kayıtlarıydı,
şike ve teşvik görüşmeleriydi,
teknik takiplerdi,
mahkeme tespitleriydi,
UEFA ve CAS kararlarıydı.
Nitekim 17.01.2014 tarihli Yargıtay kararının 27. sayfasında çok açık bir tespit yer aldı:
“Sanıklar ve müdafilerinin yargılamanın yenilenmesine neden oluşturacak herhangi bir somut kanıt, belge vb. ibraz etmedikleri…”
Yani Yargıtay’ın o tarihteki değerlendirmesi netti:
Ortada yeniden yargılamayı gerektirecek yeni bir somut delil yoktu.
Bu tespit aslında dosyanın hukuki durumunu açık biçimde ortaya koyuyordu. Çünkü o gün itibarıyla mevcut deliller geçerliliğini koruyordu ve Yargıtay açısından hükmü ortadan kaldıracak yeni bir durum bulunmuyordu.
Asıl kırılma ise birkaç ay sonra yaşandı.
Mart 2014’te Meclis’ten geçirilen düzenleme ile telefon tapelerinin mahkemelerde delil olarak kullanılmasının önü büyük ölçüde kapatıldı. Ardından, sonradan FETÖ üyeliğinden müebbetle yargılanacak savcı Abdullah Mirza Coşkun, bu yasa değişikliğini “yeni delil” gibi değerlendirerek kesinleşmiş Yargıtay kararına uyguladı ve yeniden yargılama sürecinin önünü açtı.
İşin en dikkat çekici tarafı ise şuydu:
Bu uygulama yüzlerce emsal dosyada işletilmezken, yalnızca Aziz Yıldırım dosyasında uygulanmıştı.
Sonrasında yıllarca kamuoyuna şu algı servis edildi:
“Beraat ettiğine göre demek ki şike yokmuş.”
Oysa gerçekte yaşanan şey;
delillerin sahte çıkması değil,
hukuki zeminin sonradan değiştirilmesiydi.
Zaten süreç boyunca dikkat çeken en önemli şeylerden biri de söylemlerin sürekli değişmesiydi.
2011’de:
“Şike yapmayan mı var?” denildi.
2012’de:
“Yaptık ama sahaya yansımadı” söylemi ortaya çıktı.
2013’te:
“Yaptıysam Fenerbahçe için yaptım” denildi.
2014’ten sonra ise söylem tamamen değişti:
“Biz şike yapmadık…”
Ardından:
“Paraleller yaptı”
“Kumpas kurdular”
“FETÖ yaptı” söylemleri devreye sokuldu.
Yani yıllar boyunca değişmeyen tek şey; anlatının sürekli değiştirilmesi oldu.
Çünkü delilleri çürütemediler.
Bu yüzden sürekli yeni hikâyeler üretildi.
Ama bugün hâlâ kimse çıkıp:
“CAS kararını çürüttük” diyemiyor.
“UEFA’nın tespitleri yanlıştı” diyemiyor.
“Telefon kayıtları sahtiydi” diyemiyor.
Çünkü mesele delillerin yokluğu değildi.
Mesele; süreç ilerledikçe oluşturulan algı operasyonuydu.
Ve yıllardır aynı yöntem uygulanıyor:
Konuyu dağıt,
gerçekleri sulandır,
insanların hafızasını bulandır ve tekrar et…
Ama tekrar edilen sloganlar gerçeği değiştirmiyor.
Ne para çantası masalları,
ne Emenike üzerinden üretilen hikâyeler,
ne de yıllarca sürdürülen propaganda;
UEFA kararlarını ortadan kaldırabildi,
CAS tespitlerini silebildi,
ya da tarihin hafızasını değiştirebildi.
Çünkü gerçekler hâlâ aynı yerde duruyor.
Ses kaydı, görüntü, itiraf herşey var,
Sadece siyasi gücünüzü kullanıp, meclisten geceyarısı geçirilen yasalar ile ülke içinde AKlandınız hepsi bu,
Bunların sportif yargıda geçerliliği var ise buyrun UEFA'ya sunun ve resmi sitesindeki şikeci kulüpler listesinden sildirin adınızı