Fatih Altaylı: (Tutuklanan Cem Küçük hk.)
"Ben gözaltına alındığım zaman 'Gazeteci müsveddesi gözaltına alındı' diye yazmış. Ben tutuklandığım zaman 'Müsvedde tutuklandı' demiş.
Emin olun, o gün de umursamamıştım, bugün de umurumda değil.
Ama şimdi okurlar diyor ki, 'Sen bir şey yazmayacak mısın, bir şey demeyecek misin?'
Demeyeceğim. Denmesi gerekeni, Bosna Savaşı sırasında Bosna’ya gittiğim zaman tanıştığım Aliya İzzetbegoviç yıllar önce söylemişti;
'Savaş ölünce değil, düşmanına benzeyince kaybedilir' yani ahlaki olarak onun gibi olunca.
Sakın yanlış anlamayın, ne Küçük’ü ne de onun gibi önce FETÖ’cülere sonra kimden nemalandılarsa onlara yalvar yakar olup beni ve benim gibi birkaç gazeteciyi içeri attırmak için uğraşan bir avuç zavallıyı düşmanım olarak gördüm.
Hissettiğim şey düşmanlık değil farklı bir duyguydu. Belki iğrenme, belki tiksinme. Evinizde çıkan hamamböceğine karşı duyduğunuz gibi bir his.
Siz bir hamamböceğine düşmanlık besler misiniz? Sadece olmaması gereken bir yerde olduğu için rahatsız olursunuz.
Onlar da olmamaları gereken bir yerdeydiler. Ortalıkta 'gazeteciyiz' diye dolaşıyorlardı ama gazeteci değildiler.
Her ne pahasına olursa olsun zengin olmak, özendikleri bir yaşama kavuşmak, kapısından bile geçemeyecekleri bir çevreye girebilmek için büründükleri kisve idi gazetecilik.
Bu amaçlarına ulaşmak için gazeteciliği kullanarak herkesle işbirliği yapar, her yana döner, her şeye razı gelebilirlerdi.
Tüm bunları da yaptılar zaten.
Bizler zaten duyuyor, biliyorduk ama artık sizler de biliyorsunuz, pislik ortalığa döküldü. O kadar pespayeleşmişler ki, mobilyacıya borcunu ödememek için kendi halinde bir esnafı köşelerinden FETÖ’cülükle suçlamaya bile tenezzül etmişler.
Bunu yapanların geçmişte FETÖ borsası kurmadıklarına kim inanır, kurmalarına kim şaşırır?
Tehditle, şantajla, henüz ortalığa çıkmayan ve inşallah çıkacak olan, kim bilir neler yapmışlardır. Ben bunları mı muhatap alıp 'Asıl gazeteci müsveddesi bunlar' diyerek kendilerini onurlandırayım.
Gazeteci değiller ki, müsveddesi olsunlar.
Ahmet Hakan Coşkun da bir yazı yazmış ve Küçük’ü bir zincirin son halkası ilan etmiş. Veyis Ateş, Mehmet Akif Ersoy, ROK zincirinin son halkası. Hiç zannetmiyorum.
İktidar medyasında da sadece ideolojisinden, inandığı değerlerden dolayı orada olan, yazan çizen, edepli, namuslu insanlar da az değil, tahmin ediyor hatta biliyoruz.
Ama zinciri dört halka ile sınırlamak biraz safdillik ya da zinciri az zarar vereceği bir yerden koparmak anlamına geliyor ki, durum hiç öyle değil.
Bu tutuklamalar ve yargılamalar için pek çok kişi 'İktidar içindeki güç odaklarının hesaplaşması' diyor.
Olabilir, muhtemelen öyledir de. Hep öyle olmamış mıdır zaten? Gazeteciler onca belgeye bilgiye nasıl ulaşır ki?
Hep bir iç çekişmenin sonucu değil midir rezaletlerin ortaya çıkması? Yıllardır her skandal böyle patlamamış mıdır?
Ama sonuç iyidir. Memnuniyet vericidir. Temizlik temizliktir. Yapanın da eline sağlık denir.
Biz gazetecilere düşen ise onlar gibi olmamaktır. Bir gün Timur Soykan bana 'gazeteci müsveddesi' derse gerçekten üzülürüm.
Cem Küçük veya benzerleri demiş, umurumda olmaz.
Bilmem anlatabildim mi?"
🇹🇷Nasuh Mahruki:
“ Soyadımdan hareketle Ermeni veya Yahudi kökenli olduğuma ilişkin hedef gösterici paylaşımlar yapılıyor.
- Ben, Osmanlı Devleti'nin şehit Kaptan-ı Deryası Nasuhzade Ali Paşa'nın torunuyum. Osmanlı mirasına mensubum.
- Milli Güvenlik Akademisi'nden mezunum. Hiçbir siyasi partiyle organik bağım yok. Tek bağlılığım Türk milletine ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu değerlerinedir. Yaşamını daima bu ülkeye ve insanına hizmet etmeye adadım.”
#nasuhmahrukiyiserbestbırakın