-Gazeteci-Yazar🌟
-Sürekli basın kartı sahibi🌟
-Uluslararası İlişkiler Uzmanı🌟
-Sanat tarihi öğrencisi 🌟
-Lokumcu Adnan, Madonna ve The Times📕
-Basın Koçu📔
Avrupa'da iletişime en fazla önem veren ilk 5 ülke sırasıyla Almanya, İsveç, Hollanda, İngiltere ve Danimarka. Türkiye'de ise iş dünyasından, spor kulüplerine; siyasi parti, kamu kuruluşları, STK'lara kadar iletişim ancak facia noktasında akıllara geliyor :(
Lale ile ilgili bahisler yapıldığını, fiyat spekülasyonlara gidildiğini, lale krizleri olduğunu biliyor muydunuz? 17. 18. yy larda lale fiyatlarını şukupecibaşılar tutuyor. Natumortlarin çiçekli motiflerin en önemli unsuru haline geliyor. Lale katalogları yapılıyor. Avrupa'da +++
tohumundan lalenin hangi renk, desen olacağı, yaprak sayısı gibi bahis yapiliyor. O kadar değerli ki bazı laleler 5 bin florine alıcı buluyor. (O dönem bir işçinin haftalık kazancı 2.8 florin). Osmanlı'da da temel ürünlerin yer aldığı narh defterlerinden lale fiyatlari +++
sayarlar. Biz bu köylerimizi yapmaya, bu kardeşlerimizi konuşturmaya, giydirmeye, bizim gibi yaşatmaya mecburuz." Ne kadar acı. Türk'e kimligini yeniden kazandıran Atamıza bir kez daha şükranla.
Sanat tarihi öğrencisinin gündemi:
Cumhuriyet döneminin önemli mimarlarından Aptullah Ziya kırsal kalkınma projeleri hazırlarken şöyle bir tespitte bulunuyor: "Bugün de Türk köylüsü varlığını kaybetmek üzeredir öyle vatandaşlarımız vardır ki kendilerine Türk derseniz hakaret...+
üyelik ücreti karşılığında el yazması bülten (avvis) şeklinde meraklılarla paylaşmışlar.
Böylelikle bilgi ilk kez devlet tekelinden çıkıp kamusal alana mal olmaya başlıyor.
Sanat tarihi öğrencisinin gündemi:
Bugünkü anlamda ilk haber bültenini 16. yy'da Fugger ailesi çıkarmış.
Ausburg'ta oturan Fugger'ler ticari çıkarlarını korumak için dünyanın her yerindeki gelişmeleri yakından takip etmek zorunda kalmışlar ve edindikleri bilgileri belli bir +++
Ve edindikleri bilgileri belli bir üyelik ücreti karşılığında el yazması bülten (avvis) şeklinde meraklılarla paylaşmışlar.
Böylelikle bilgi ilk kez devlet tekelinden çıkıp kamusal alana mal olmaya başlıyor.
"Günümüze gelene kadar Ayasofya bir sevgi, bir model, bir düşkünlük, bir timsal, bir merak, hayranlık, bazen hınç bazen şaşkınlık, bazen de itiraz çokça efsane olarak kaldı." Sedat Bornovalı Ayasofya'nın 3 aşamasını, İslamiyet dönemi, restorasyonu her detayı ile mukemmel kaleme almış. Öneririm.
Duayen İlber Ortaylı hocamız Fatih Camii Haziresine defnedilecek. Burada çok önemli bir detay var. Fatih Camii, Bizans İmparatoru Constantinus tarafından yaptırılan Kutsal Havariler Kilisesi üzerine inşa ediliyor. Burası Ayasofya'dan sonra en önemli kilise o dönemde. Daha da önemlisi Constantinus havari roliklerinin çevrelediği bir mezar alanına gömülüyor (bir şekilde kendini İsalaştırıyor) ve ardından çok sayıda Bizans İmparatoru bunu geleneklestirerek bir imparator dışında 1028'de ölen 8. Constantinus'a kadar tüm Bizans imparatorları buraya defnediliyor.
Kendisini “Kayser-i Rûm” (Roma İmparatoru) olarak gören Fatih'in naaşı da burada. Yani bu mekanın sembolik anlamı oldukça fazla. Ruhun şad olsun değerli hocamız.
Vanlı Gorky gelmiş geçmiş en talihsiz sanatçı olabilir.
Arshile Gorky (1904–1948) 20. yüzyılın önemli ressamlarından biridir ve özellikle soyut dışavurumculuğun öncülerinden sayılır. Ancak hayatı çok ağır trajedilerle doludur. Başına gelen olaylar kısaca şöyle özetlenebilir:
1. Çocukluk trajedisi ve soykırım
Gorky aslında Vostanik Adoian adıyla doğdu. Bugünkü Van yakınlarında doğmuştu.
Ermeni sorunu sırasında ailesi büyük acılar yaşadı.
Babası daha önce Amerika’ya göç ettiği için aile parçalandı.
Gorky ve annesi açlık ve göç koşullarıyla mücadele etti.
1919’da annesi açlıktan öldü. Bu olay Gorky’nin hayatındaki en büyük travmalardan biri oldu.
2. Amerika’ya göç ve kimlik yaratma
1920’de Amerika’ya gitti.
Kendine yeni bir kimlik yarattı ve “Arshile Gorky” adını aldı.
Hatta kendisini bazen Maxim Gorky’nin akrabası gibi tanıttığı da anlatılır.
New York’ta sanat çevresine girmeye çalıştı.
3. Sanatsal başarı ama kişisel sorunlar
1930–40’larda New York sanat çevresinde önemli bir figür oldu.
Özellikle Jackson Pollock ve Willem de Kooning gibi sanatçılar üzerinde etkili oldu.
Ancak maddi sıkıntılar ve psikolojik travmalar devam etti.
4. 1946: Atölye yangını
1946’da büyük bir felaket yaşadı.
Connecticut’taki stüdyosu yandı.
Çok sayıda resmi ve çizimi yok oldu.
5. Kanser
Aynı yıl rektum kanseri teşhisi kondu ve ameliyat oldu.
Uzun süre fiziksel ve psikolojik olarak çok zorlandı.
6. Trafik kazası
1948’de geçirdiği bir trafik kazasında boynu kırıldı ve kolu felç oldu.
Ressam için bu çok yıkıcı bir durumdu.
7. Aile krizi
Bu dönemde eşi onu terk etti ve çocuklarını da aldı.
Bu durum depresyonunu daha da ağırlaştırdı.
8. İntihar
Sonunda 1948’de Connecticut’ta kendini asarak intihar etti.
O sırada sadece 44 yaşındaydı.
Sanat tarihindeki yeri
Bütün bu trajedilere rağmen Gorky:
Sürrealizm ile Amerikan soyut dışavurumculuğu arasında köprü kuran sanatçı kabul edilir.
Özellikle The Liver Is the Cock's Comb gibi eserleri çok önemli sayılır
Yunan tanrısı Herakles'in 12 görevini betimleyen olağanüstü lahit ile Kayseri Arkeoloji Müzesinde karşılaştım.
İşlediği bir suçtan arınmak için Tiryns kralı Eurystheus’un emriyle yerine getirdiği 12 görevi sırayla şöyle:
-Nemea Aslanı’nı öldürmek.
Derisi silah geçirmez olan aslanı boğarak öldürdü ve postunu zırh gibi kullandı.
-Lernaea Hydra’yı yok etmek.
Başları kesildikçe yenisi çıkan yılanı, kesilen başları dağlayarak yendi.
-Ceryneia Geyiği’ni canlı yakalamak.
Altın boynuzlu, kutsal geyiği zarar vermeden yakaladı.
-Erymanthos Yaban Domuzu’nu yakalamak.
Canlı olarak ele geçirip kralın huzuruna getirdi.
-Augias’ın ahırlarını temizlemek.
Yıllardır temizlenmeyen ahırları, iki nehri yönlendirerek bir günde temizledi.
-Stymphalos Kuşları’nı kovmak.
Tunç gagalı ve tüyleri ok gibi olan kuşları uzaklaştırdı.
-Girit Boğası’nı yakalamak.
Azgın boğayı kontrol altına aldı.
-Diomedes'in Atları’nı ele geçirmek.
İnsan yiyen atları zapt etti.
-Hippolyta’nın kemerini almak.
Amazon kraliçesinin sihirli kemerini getirdi.
-Geryon’un sığırlarını getirmek.
Üç gövdeli devi öldürerek sürüsünü aldı.
-Hesperides’in altın elmalarını almak.
Atlas’ın yardımıyla elmalara ulaştı.
-Kerberos’u yeraltından çıkarmak.
Ölüler diyarına inip üç başlı köpeği canlı olarak yeryüzüne çıkardı.
Kayseri kalesi içindeki Arkeoloji Muzesi'nin içler acısı durumu. Selçuklu kenti Kayseri'de birkaç Selçuklu çinisi ve kitabe dışında eser yokken eriyen kar suları müzeye doluyor. @KayseriBSB
Selçuklu'nun şaheseri ahsap sütunlu ender camilerimizden Aslanhane caminin mihrabinda bulunan yuvarlak, gül görünümlü kabartma aslında hayat ağacının tepeden görünüşü veya çekirdeği/meyvesi olarak yorumlanıyor. Orta Asya’dan Anadolu’ya taşınan bu sembol, zamanla İslam sanatında doğrudan bir ağaç figüründen ziyade, merkezden çevreye yayılan dairesel bir "şemse" (güneş/çiçek) formuna dönüşmüş.
Tasavvufi mimaride Hayat Ağacı, kökleri gökte, dalları yerde olan ve meyveleriyle inananları besleyen Cennet’i simgeler.
Namaz kılan kişinin tam karşısında durması, ibadet anında kişinin yöneldiği yerin aslında "sonsuzluk ve cennet" olduğu mesajını verir.
Hayat ağacının gövdesi tektir ama dalları (kesret) çoktur. O dairesel kabartma, tüm dalların birleştiği o kutsal merkezi, yani Allah’ın birliğini (Tevhid) temsil eder. Dışa doğru açılan yapraklar ise bu tek kaynaktan yayılan yaratılışı sembolize eder.
Eski Türk kültüründeki "Dünya Ağacı" (Kayı), İslamiyet ile birlikte cami süslemelerinde geometrik bir disiplinle yeniden yorumlanmıştır. Ankara’daki Ahilik dönemi eserlerinde bu geçişin izlerini; bitkisel motiflerin geometrik formlara (daire, yıldız) hapsolmuş haliyle sıkça görürüz.
Özetle bu gül motifi, Hayat Ağacı’nın bir mikrokozmosu (küçük bir özeti) gibidir. Hem Hz. Peygamber’i (gül sembolü üzerinden) hem de ebedi hayatı ve ilahi nizamı (hayat ağacı üzerinden) aynı anda simgeliyor.
Sanat tarihi öğrencisinin gündemi:
Ayasofya'nın avludan nartekse açılan ve Ayasofya ile yaşıt olan kapıları, 6. yüzyıldan kalma ve ahşap üzerine metal kaplama. Bronz olarak gösteriliyor ancak teknik analizlerde malzemenin pirince çok daha yakın bir alaşım olduğu ortaya çıkmıştır.
Tam giriş eksenindeki bu anıtsal metal yapıtlar yapı kiliseyken, ana mekâna giriş yönünde çok görkemli hac motiflerinin sergilendigi bir düşey platform oluşturma görevini de üstlenmişler. Kapı kanatlarının alt ve üst bölümlerini oluşturan dikdörtgen panellerin içlerindeki haçların yatay kolları sökülmüş olduğundan haç formları hemen ĥiç anlaşılmıyor.
Dikey kolları ise eksiksiz duran bu haçlardan, üst panellerin içindekiler iki sütun üzerinde duran bir kemerden oluşan bir mimari kompozisyonun içinde betimlenmiş.
Ülker’de Av VIII – The Life
Ve Lascaux'dan çıkan geyik avı hayalimin 8'nci tablosu. Mitolojik ekspresyonist 80x100 yağlı boya. Bu çalışmam, yaşamın durmaksızın akan doğasına dair mitopoetik bir anlatı. Gökyüzünden yeryüzüne, sudan bilinmeyene uzanan renk katmanları; varoluşun farklı eşiklerini temsil ediyor. Bu kez kuşların getirdiği Ülker takımyıldızının görünmesiyle göçe başlayan geyikler, aynı anda zamanın içinden geçen kadim tanıklardır. Suyun içinde ilerleyen bedenleri, yaşamın kaçınılmaz akışını ve her varlığın geçmek zorunda olduğu eşiği simgeler.
Boşluk, doğum ile dönüşüm arasındaki görünmez hattı ima eder.
Sağda beliren karanlık form, bilinmeyene ve yeraltı mitlerine gönderme yaparken; hemen yanında duran tekne, geçişin ve yolculuğun mümkün olduğunu fısıldar.
“The Life”, kaos ile düzenin, korku ile umudun, son ile başlangıcın aynı anda var olabildiği o kadim gerçeği hatırlatır:
Yaşam, her zaman bir geçiştir.
Sanat tarihi öğrencisinin gündemi:
Perikles (MÖ 495–429), Antik Atina’nın altın çağını şekillendiren en önemli devlet adamı. O'nun döneminde demokrasi oluşuyor, sanat ve mimari şaha kalkıyor, kültürel sıçrama yaşanıyor.
Gelişimin kökeninde elbette demokrasi yatıyor.
Perikles’e göre demokrasi:
– Soyun değil aklın,
– Servetin değil katılımın,
– Korkunun değil özgürlüğün düzenidir.
Umberto Eco, Antik Yunan kitabında Perikles'in demokrasi yaşamını şöyle özetliyor:
"Yönetimimiz az sayıda insanın değil çoğunluğun Yurttaşlık haklarına saygı duyulmasına izin verdiği için adına demokrasi denir.
Yasalar karşısında şahsi çıkarlar açısından herkes eşittir devlet idaresinin halka yaklaşım açısından da herkes toplumsal sınıflarına göre değil, belli bir alanda gösterdiği başarı doğrultusunda tercih edilir... Güzel olanı severiz ama ciddiyetle kendimizi bilgiye adarız, ama zayıflık sergilemeden; zenginlikten de, ahmakça bir kibirden ziyade sunduğu eylem imkanından dolayı yararlanırız ve yoksulu utanç verici saymayız; yoksulluktan kurtulmak için hiçbir şey yapmamak daha utanç vericidir. Kamusal işlerle şahsi işleri bir arada görürüz başka faaliyetler yürütsek bile kamusal çıkarları ihmal etmeyiz."
2500 küsür yıl önce