Fon operasyonunda ilgili şirketlerin yöneticileri gözaltına alındı, tutuklananlar oldu.
Birinci derece yakınları dahil para hareketleri MASAK’a havale edildi.
Mal varlıkları donduruldu.
Bunlar doğru ve yerinde hareketler.
İğne ucu kadar sistemde açık b��rakılmamalı.
Bir de madalyonun diğer yüzü var.
Bu olup bitenleri denetlemek ve düzenlemekle sorumlu kamu görevlileri görmezlikten mi gelinecek?
Hiçbir şey olmamış gibi görevlerine devam mı edecekler?
Beceriksizliğin, sorumsuzluğun veya ihmalin bir faturası olmayacak mı?
Piyasalarda yeniden güven inşa edilecekse denetleyici ve düzenleyici kamu kurumları da silbaştan ele alınmalıdır.
Yaptığı kimsenin yanına kalmamalıdır.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, fon operasyonu kapsamında Tera, Pusula, Hedef ve Bulls finans şirket yöneticilerinin mali verilerini MASAK’tan istedi.
Bu kapsamda fon ve alt şirket yöneticileri ile birinci derece yakınlarının son 2 yılda yurtdışına para transferi veya kripto varlık çıkarıp çıkarmadıkları da araştırılacak.
Bir nevi fon şirketlerinin tomografisi detaylı olarak çekilecek.
Doğrusu da budur.
Şahısların üç beş liralık iban gönderileri incelemeye alınırken, 1.5 yılda 60 kat hormonlu büyüyenlerin gözardı edilmesi, adalet duygusunu zedelerdi.
Kimseye husumetim yok.
Kimseyi peşinen suçlu ilan etmiyorum.
Ama adalet terazisinin herkesi adil tartmasını istiyorum.
Umarım, başarılır.
TPAO, Kerkük’te faaliyet gösteren BP’nin yüzde 15 hissesi devraldı.
Şirket, petrol ve doğalgazda yaklaşık 3 milyar varillik rezerv ve üretim potansiyelini ekonomiye kazandıracak.
Sadece ekonomik değil stratejik bir hamle.
Bu akla şapka çıkarılır👏
Toplu okul katliamlarının en çok yaşandığı yer ABD.
Gizli Servis dahil kurumların yaşanmış saldırılara bakarak yaptığı analizlerde ortaya çıkan şey şu:
-Saldırganların genellikle birden fazla motivasyonu var fakat en yaygını sınıf arkadaşlarıyla yaşanan husumetler.
-Saldırganların çoğu ateşli silah kullanmış ve ateşli silahlar en sık kendi evinden temin edilmiş.
-Saldırganların çoğu psikolojik, davranışsal veya gelişimsel sıkıntılar yaşamış. Örneğin depresif semptomlar veya intihar düşüncesi, itaatsizlik/uyumsuzluk, gelişimsel gecikmeler veya bilişsel eksiklikler.
-Tüm saldırganlar akranları ve/veya romantik olarak ilgi duydukları partnerleriyle olan ilişkilerinde içeren sıkıntılar yaşamış.
-Neredeyse her saldırganın ailesinde sorunlar olduğu gözlemlenmiş. Ebeveynlerin ayrılığı veya boşanma, aile üyeleri arasında uyuşturucu kullanımı veya adli geçmiş ve aile içi istismar.
-Saldırganların çoğu akran zorbalığı yaşamış.
-Saldırganların çoğunun okulda disiplin cezası geçmişi var ve birçoğunun daha önce kolluk kuvvetleriyle de bir tecrübesi olmuş.
-Tüm saldırganlar endişe verici davranışlar sergilemiş. Çoğu, etrafındakilere endişe uyandırmış.
-Sosyal medya ve/veya oyunlar ile doğrudan bir bağlantı kurulmuyor. Ancak Saldırganların yarısının şiddet içerikli konulara ilgisi olduğu ortaya çıkıyor. Bu, doğrudan bir sebep sonuç ilişkisi oluşturmasa da radikalleşme ve şiddete ilgi noktasında saldırgana katalizör etkisi yapabilir.
Yani açıkçası işin özü şu…
Bu tür semptomlar ortaya çıktığında saldırganı en iyi tanıyanlar sınıf/okul arkadaşları ve öğretmenleri.
ABD’de ilk önlem olarak bu baş veren semptomları gözlemlemek, harekete geçmek ve haberdar etmek.
Hala çözebiliyorlar mı? Çözemiyorlar.
Fakat işin gerçeği de bu.
Saldırganlar birçok noktada benzerlik gösteriyor ve en çok bu emareler ortaya çıkıyor.
📖 bu Ramazan'da 200 tane daha ücretsiz dağıtmayı planlıyoruz.
📖 Bir karde��imiz 50 tane infâk etti. Allah c.c, onu ve hanesini korusun.
📖 Teberüken Ramazan'a yayarak bu 200 taneyi dağıtacağız.
📖 Elimize 20 tane yetişti. İhtiyacı olan Rt etsin ve yorumda salavat çeksin.
🔴 Suriye Cumhurbaşkanı Ahmet El Şara, SDG Elebaşı Mazlum Abdi’nin yüzyüze görüşme talebini reddetti.
Ahmet Şara (Cevlani) Suriye’de şu şekil takılıyor…
🔥Reis’ten İsrail ve Yunanistan’a çok net mesaj:
“Çok açık ve net söylüyorum…
İster Doğu Akdeniz’de ister Ege’de isterse başka bir yerde olsun; biz ne hak yeriz ne de hakkımızı yediririz.
Elinde 70 binden fazla Filistinli kardeşimizin kanı olanların hadsizliklerinin bizim nazarımızda teneke tıngırtısından farkı yoktur.
Kıbrıs Türkü’nün hak ve ��ıkarlarının gasbedilmesine de müsaade etmeyiz.
Anlaşmalar yapılabilir, imzalar atılabilir, sipariş sorularla çeşitli mesajlar da verilebilir.
Bunların hiçbiri bizi bağlamaz, bizim politikamızı değiştirmez.
Oyuna gelmedik, gelmeyeceğiz.
Tahriklere kapılmadık, kapılmayacağız.
Türkiye olarak uluslararası hukuk ve ikili anlaşmalarımız çerçevesinde, tarihî tecrübemize ve köklü devlet geleneğimize yakışır şekilde; vakarla, basiretle, sağduyuyla, sükûnetle hareket etmeye devam edeceğiz.”
“Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MİT’in Diplomatik Hamlesi: İsrail ve Netanyahu’yu Boşa Düşüren İnce Dokunuş
Tarihin sahnesinde bazen öyle anlar vardır ki, bir milletin sesi top gürültüsünden değil, kelimelerin zarafetinden, stratejinin sükûtundan yükselir. Türkiye’nin son diplomatik hamlesi, işte o sessiz ama derin yankılardan biridir.
Trump–Netanyahu mutabakatı diye sunulan ve aslında Gazze’yi teslim almayı, Hamas’ı tarihten silmeyi hedefleyen o metin, İsrail tarafından yeniden kurgulanıp bir tahakküm vesikasına dönüştürülmüştü. Lakin bu kez tarih, yazılmadan önce yön değiştirdi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, diplomasiye bir sanatkârın sabrıyla dokundu. Onun talimatıyla MİT Başkanı İbrahim Kalın, MGK toplantısına bile katılmadan Doha’ya geçti. Katar semalarında, sessiz ama yoğun bir diplomasi başladı. Hamas liderleriyle yapılan uzun ve mahrem görüşmelerde, verilecek cevabın her kelimesi, hem direnişin vakarını hem de diplomasinin inceliğini taşıyacak şekilde hazırlandı. Aynı saatlerde, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da Washington hattında süren temaslarla diplomatik baskının zeminini örüyordu.
Bu görünmez trafiğin son halkasında, Başkan Trump bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı aradı. Görüşme, tarihin satır aralarına kazınacak bir müzakereydi. Hamas’ın cevabının şekillenmesinde Türkiye’nin rehberliği, kelimelere sinmiş bir strateji ustalığıydı. Nihayetinde, o metin Beyaz Saray’ın resmi sitesinde yayınlandığında, dünyanın gözleri önünde yalnızca bir metin değil, Türkiye’nin zarif bir aklın tezahürü olarak yükseldiği yeni bir denge sayfası ilan edilmişti.
Bu cevap, Gazze’nin yalnızlığını değil, bir milletin onurunu da temsil etti.
İsrail’i ve Netanyahu��yu şaşkınlığa düşüren, Washington’un ezberini bozan bu “ince dokunuş”, Erdoğan’ın siyasetteki sezgisel ustalığının ve MİT’in stratejik derinliğinin bir tezahürüdür.
Tarihin kalemi, bu hamleyi yalnız bir diplomatik başarı olarak değil, bir medeniyet tavrı olarak da kaydedecektir:
Çünkü burada güç, kaba kuvvetin değil, aklın, sabrın ve zarafetin elindedir.
Ve her satırında, Tanpınar’ın kelimeleriyle söylersek, “zamanın içinden süzülüp gelen o büyük Türk sabrının” sesi vardır.”
@BurakDaricili S.aleyküm hocam
Son yaşanan olayları da hesap edersek çok yakın bir zamanda İsrail ve Türkiye arasında bir sıcak çatışma öngörüyormusunuz.Direk olabilir Suriye üzerinden https://t.co/Bx6GNGW6TU düşünüyorsunuz
Sayın @RTErdogan
Sizden güçlü bir şekilde Küresel Sumud Filosu’na sahip çıkmanızı, filoya müdahale edilmemesi için elinizden geleni yapmanızı bekliyoruz.