Yetim Vakfı Gn. Başkanı değerli dava ve yol arkadaşım Murat Yılmaz'ı [ @gocukkk ] ziyaret ettim.
İnsani Yardım faaliyetlerinde 30 yılı aşkın bir zamandır birlikte çalıştığımız değerli başkanımla @sadakatasi Derneği ve @yetimvakfi 'nın devam eden projeleri ile ilgili istişarelerde bulunduk.
Bir çocuğun açlığı, dünyanın sessizliğine sığmaz…
Gazze’de bir sıcak yemek, bir çocuğun yüzünde yeniden umut olabilir.
GAZZE yaz 2989’a gönder 50 TL destek ol.
Sıcak Yemek Bedeli; 250 TL
https://t.co/AHpCNwfEam
Bizim anlayışımız eser üretmektir, hizmet etmektir.
İstanbul’u kaderine terk etmeyeceğiz.
İstanbul, büyük projelerin, güçlü yatırımların ve kalıcı eserlerin şehri olmalıdır. İstanbul, hak ettiği hizmeti alabilmeli; yeniden üretimin, kalkınmanın ve belediyeciliğin öncü şehri olmalıdır.
İstanbul’a kaybettirilen zamanın, aksayan hizmetlerin ve çözümsüz bırakılan sorunların farkındayız. Trafikten altyapıya, deprem hazırlıklarından çevre düzenlemelerine kadar birçok alanda hemşehrilerimizin yaşadığı sıkıntıları görüyoruz.
مشاريع حفر آبار المياه في القرى النائية من أهم وأنفع المشاريع التنموية الإنسانية التي ننفذها.
لدعم هذه المشاريع عبر الرابط التالي:
🌐 https://t.co/JMQTDDfyUt
❝Çocuklarla özel bir dil kurdu❞
❝Yetiştirdiği talebelerin hepsi çok önemli yerlere geldi❞
❝Bu milletin evlatlarına ışık oldu❞
❝Mizahın ciddi bir iş olduğunu bizlere hatırlatan biriydi❞
💬 Tiyatrodan radyo ve televizyona, çocuklara yönelik kültürel çalışmalardan eğitime uzanan üretimleriyle geniş bir kitlenin hafızasında iz bırakan Hüseyin Goncagül'ü yakın arkadaşları AA muhabirine anlattı https://t.co/iYR6nWRlEl
Bazı yolculuklar vardır; bir şehirden başka bir şehre değil, bir çağdan başka bir çağa uzanır.
Bazı yürüyüşler vardır; ayakların değil, inancın izini taşır tarihe. İşte hicret, böyle bir yürüyüşün adıdır.
Yeni bir Hicri yıla daha kavuşmanın huzurunu ve bereketini hep birlikte yaşıyoruz.
Hicret; yalnızca bir şehirden başka bir şehre yapılan yolculuğun adı değildir. Hicret, bir medeniyetin doğuşudur. Tarihin yön değiştirdiği büyük bir yürüyüştür.
İnsanlığın, zulmün karşısında yeniden ayağa kalkışıdır. Çünkü hicret; güce değil hakikate yaslanmaktır. Sayıya değil imana güvenmektir. Karanlığın en koyu anında bile Allah'ın yardımından ümit kesmemektir.
Peygamber Efendimiz'in (sav) Mekke'den Medine'ye uzanan yolculuğu, aslında insanlığın zulmetten nura doğru yürüyüşüdür. Bu yürüyüşte yalnızca muhacirler yoktur. Onları bağrına basan ensar vardır. Yalnızca ayrılık yoktur. Kardeşlik vardır. Yalnızca çile yoktur. Paylaşmak, dayanışmak ve birlikte bir gelecek inşa etmek vardır.
İşte bu yüzden hicret, üzerinden asırlar geçmiş bir hatıra değil; bugün de insanlığa yol gösteren canlı bir hakikattir.
Çünkü hicretin içinde yalnızca bir yolculuk değil, derin bir hasret de vardır.
Resûlullah (sav), Mekke'den ayrılırken dönüp doğup büyüdüğü topraklara bakmış ve "Ey Mekke! Sen Allah'ın en sevdiği beldesisin. Kavmim beni çıkarmasaydı senden asla ayrılmazdım." buyurmuştur.
İşte hicret, gerektiğinde en sevdiğinden vazgeçebilmenin adıdır. Vatanını sevmekle hakikate bağlı kalmak arasında kalan bir gönlün imtihanıdır.
Bugün Gazze'de...
Bugün Lübnan'da...
Bugün dünyanın dört bir yanında yurtlarından edilen, evlerini terk etmek zorunda bırakılan milyonlarca mazlum insanın hikâyesinde hicretin izlerini görüyoruz.
Bombaların altında evlerini geride bırakan annelerde, bir sınır kapısında umut bekleyen çocuklarda, yurduna kavuşmayı özleyen her mazlumda, hicretin acısını da sabrını da yeniden görüyoruz.
Ancak biliyoruz ki hicret, sadece gitmek değildir. Aynı zamanda yeniden ayağa kalkmaktır. Yeniden umut etmektir.
Nasıl ki Medine'de kardeşlik üzerine yeni bir dünya kurulduysa, bugün de insanlığın kurtuluşu; adalette, merhamette ve dayanışmada saklıdır.
Yeni Hicri yılın; başta Gazze olmak üzere bütün mazlum coğrafyalar için huzura, adalete ve kurtuluşa vesile olmasını Cenab-ı Hak'tan niyaz ediyorum.
Hicri yılımız mübarek olsun.
CHP, gelenek ile sermaye bloğu arasında amansız bir iç savaş veriyor.
Özel ortaklıklarla örülen yeni müesses nizam, partiyi bir yönetişim krizinin eşiğine taşımış durumda. Büyükşehir belediyelerinin imkânlarıyla inşa edilen siyasi ekosistem, genç ve liberal kadroları sermaye desteğiyle etrafında toplarken, parti kimliğini İstanbul merkezli bir “proje ve performans” kültüne teslim etti.
Parti içindeki “klasik sol” damar, belediye kaynaklarıyla kurulan güç mekanizmasına karşı, bir tehdit olarak kılıç çekti. İtirafçılar, firariler, sayıştay raporları ve belgelerle İstanbul merkezli kurulan özel ortaklık büyük bir boşluğa düştü. Siyaset ise boşluk kaldırmaz.
Cumhuriyet en büyük yolsuzluk vakalarından biriyle karşı karşıyayız. Sanık başkan kendisine nasıl bir dokunulmazlık gücü vehmetmişse İstanbul’u kuru soğana çevirmiş. İtirafçı beyanlarına göre yaşananlar İSKİ skandalına rahmet okutuyor.
Mevcut yönetim yolsuzluklarla yüzleşmek yerine sahip çıkmayı tercih ediyor. Eleştirenlerin üstü bir bir çiziliyor, eski yönetime yakın görülen isimler partiden ihraç ediliyor. CHP, tasfiye operasyonlarının gölgesinde kendi tabanını da hizaya sokmaya çalışıyor.
Daha düne kadar cumhurbaşkanı adayı gösterdikleri, ardından ağladıkları ve 13 yıl boyunca önünde düğme ilikledikleri Kılıçdaroğlu’na haysiyet cellatlığıyla etmedikleri hakaret ve küfür kalmadı.
Hatırlayın:
2005 CHP Kurultayı’nda, dönemin Genel Başkanı Deniz Baykal, CHP’li belediyelerde yolsuzluk ve rüşvet olaylarının ayyuka çıktığını söylemiş ve “CHP, hırsızlık ve yolsuzluk iddialarıyla gündeme gelmeyecek” demişti.
Bugünkü CHP ise sessiz kalıp itirafçı olmazsanız sizi vekil yapacağını söylüyor. Bunlar, itirafçıların kendi beyanatları.
Mevcut yönetim mutlak kontrolü için bir sigorta olarak gördüğü İstanbul İl Başkanlığı’nın düşmesi halinde varlığının tehlikeye gireceğini biliyor.
Bugünün CHP’si kendi iç çekişmelerinin gürültüsünde kaybolmuş durumda. Ne bir umut ne de bir vizyon temsil ediyor.
Bağışçılarımızın destekleriyle Çad ve Nepal'de su kuyusu açılışları gerçekleştirdik. Siz de su kuyusu açtırarak binlerce insanın temiz ve sağlıklı suya kavuşmasına destek olabilirsiniz.
📩SUKUYUSU yaz 2989'a gönder 50 TL destek ol.
🌐https://t.co/kWR6vM0sQX
Genel Başkanımız @kemal_ozdal ve Yönetim Kurulu Üyelerimiz, Dışişleri Bakan Yardımcımız Sn. Musa Kulaklıkaya'yı makamında ziyeret edip, derneğimizin yurtdışı çalışmaları hakkında bilgiler verdi.
Sayın Bakan Yardımcımıza nazik kabulleri için teşekkür ederiz.
İçişleri Bakanımız Sn. Mustafa Çiftçi’nin başkanlığında, @icisleriSTi organizasyonu ile kamu kurum ve kuruluşları temsilcileri, üniversite temsilcileri ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin katılımıyla “Türkiye Yüzyılında Sivil Toplum” gündemi ile Sivil Toplum İstişare Kurulu Toplantısı gerçekleştirildi.
Toplantıya @sadakatasi derneğimizi temsilen katılım sağladık.
Her biri yerel yönetim anlayışının yüz akı projelerle ilçelerimizi her alanda daha güçlü ve daha güzel yarınlara taşıyacağız.
AK Partili belediyeler olarak eser ve hizmet siyasetiyle sevgi ve samimiyetle, sevdamız İstanbul’a sahici ve yürekten hizmet etmeye devam edeceğiz.
Şam'ın, Halep'in, Karabağ'ın özgürlüğünü gördüğümüz gibi inşallah bir gün Kudüs'ün de özgürlüğünü göreceğiz.
Benim valiyken Cenabı Hak'tan bir niyazım vardı. Malum burada beş sene valilik yaptıktan sonra Erzurum'a tayin oldum. İki buçuk sene de orada görev yaptım. İçten içe büyüttüğüm niyazım şuydu. Rabbim bana bir gün de olsa Kudüs Valiliğini nasip et diye.
Yine inanıyorum ki Cenabı Hak o günleri bizlere gösterecek. Mutlaka gösterecek. Ben buna bütün kalbimle inandım ve inanmaya da devam ediyorum. Geçmişte olduğu gibi yine oralar bizim olacak. Yine bizim hüküm ve tasarrufumuz altına inşallah girecek. Çünkü başımızda Recep Tayyip Erdoğan gibi bir küresel lider var. Bir dünya lideri var.
AİLE FERTLERİNİN FARKLI ODALARDA, FARKLI ZAMANLARDA VE EKRANLAR KARŞISINDA YEMEK YEMELERİNİN YAYGINLAŞMASI...
“İki kişinin yiyeceği üç kişiye, üç kişinin yiyeceği de dört kişiye yeter.” (Buhârî, Etime 11; Müslim)
“Yemeği birlikte yiyin ve besmele çekin ki, yemeğiniz bereketli olsun.” (Ebu Davud, Etime 15; İbn Mace, Etime 17)
*
İki kişilik yemeğin üç kişiye yetmesi, matematiksel bir formülün değil bereketin sonucudur. Aynı miktardaki yiyecek, paylaşım, ikram, kanaat ve gönül zenginliği sayesinde daha fazla kişiye yetebilir.
Yemek, mümkün olduğunca bireyselleştirilmemeli; aile, arkadaş ve dostlarla birlikte yenmelidir. Birlikte yemek sadece karın doyurmak değil, aynı zamanda muhabbeti, paylaşmayı ve kardeşliği artıran bir vesiledir. Bunun için de birlikte yemenin adabına ve zarafetine dikkat edilmelidir.
Son yıllarda aile fertlerinin farklı odalarda, farklı zamanlarda ve ekranlar karşısında yemek yemelerinin yaygınlaşması, aile kültürünü ve sofranın birleştirici özelliğini zayıflatmaktadır.
İnsan tıka basa yememeli, ihtiyacı kadarla yetinmeyi bilmelidir. Kanaat duygusu geliştiğinde aynı nimet daha çok kişiye ulaşır, israf azalır.
Bereketin önemli sebeplerinden biri de yemeğe Allah'ın adıyla, besmele çekerek başlamaktır. Besmele, nimetin sahibini hatırlamak ve şükrü diri tutmaktır.
Sofraya otururken sadece "Bana yeter mi?" diye değil, "Bunu başkalarıyla paylaşabilir miyim?" diye de düşünmek gerekir.