Türklerin tarihsel paradoksudur:
Dünyanın bir yerinde bir halk mazlum duruma düşer. Türkler onları getirir, köy kurar, arazi verir, topluma karıştırır.
Onların torunları kalkar kendine zulüm edenlere değil, Türklere nefret kusar.
Türkler karga beslemekte mahir bir millettir.
pkk terör örgütünün saç örme eylemine destek veren hemşire ikra avcı beraat etti.
Mustafa Kemal'in Askerleriyiz diyen Teğmen Ebru Eroğlu görevine iade edilmedi.
Sizin düzeninizin çarkı kırılsın.
Siz 6 yıl boyunca bir mağarada
esir tutuldunuz mu?
Bu 6 yılın her günü, her saati
hangi çirkinliğe maruz bırakıldı,
hayal bile edemeyiz.
22 yaşındaydı Semih Özbey.
Pkklı t.röristlerce kaçırıldı ve
6 yıl sonra şehit edildi.
Onun hayatını bir mağarada karartanın ayağına gidiyorlar.
Değerli dostlar; yaklaşık bir yıl önce açıktan ilan edilen 'Yeni Devlet kurma projesi' ve buna bağlı yürütülen İhanet Süreci bugün çok tarihi bir şerefsizliğe imza atmış bulunuyor.
Bunca zamandır 80 milyonun dizi izler gibi hayretle takip ettiği sürecin aslında ne olduğunu hâlâ bilmiyoruz; bu yönüyle çok başarılı yazılmış bir senaryosu var. Hani sanat eserleri yorumlanırken, eseri yorumlayan kişi kendisinden bir şeyleri yansıtır ya? Eserin anlamının ne olduğunun önemi olmaksızın. Hatta anlamı da olmayabilir. Bu süreç tam olarak böyle bir eserdir. Ortada kimsenin tanımlamadığı bir süreç var ve Türk müesses nizamı el ele olmasını umduğu şeyi yansıtıyor, okuyor. Bunun için gazetecisi kendi kendine spin doctorluğa soyunuyor, sanatçısı kanaat önderliğine atlıyor. Duvara yapıştırılan bir muzda hayatın anlamını arayan duayen sanat eleştirmenleri gibi „Kardeşlik“, „Barış“, „Bir asırlık sorun“, „Devlet Projesi“, „Demokrasi“ gibi yarak kürek laf salatası içinde kendi ideallerini görüyorlar. Veyahut psikolojideki meşhur Rorschach testinde olduğu gibi, süreçte türlü acayiplikler okuyan şizofrenleri dinliyoruz.
Bu sizleri şaşırtmasın; zira burada beylik beylik konuşan AKP’liler, MHP’liler veya DEM’liler de ne olduğunu bilmiyor. Çünkü adam yerine konmuyorlar. Oysa ne beylik konuşuluyordu, değil mi? Güya pazarlık yoktu, PKK kendi kendine silah bırakacaktı. İsrail kapımızdaydı. Halbuki şizofreni daha sürecin başındaydı. Cumhur “Terörsüz Türkiye” derken, Terör Örgütü “Demokratik Cumhuriyet süreci” diyordu. Kimse de “Madem sorun Kürt sorunu, tanımlaması ne, çözümü ne?” demiyordu. “Madem sorun PKK ve terör; o zaman Meclis ne alaka?” demiyordu. Sadece “Bize güveniiiin!” diye bağıran bir Cumhurbaşkanı; öcalan’a methiyeler dizip Türk milletine söven bir MHP Genel Başkanı.
Oysa terör örgütü bize gün gün anlatıyordu: meşru muhatap kabul edildiklerini, pazarlık yürüttüklerini, af yasası çıkacağını, dağdaki teröristin siyaset yapacağını ve yeni anayasa hazırlayacaklarını - tek tek söylüyordu. Duayen aydınlarımız ise panik olmuştu. İyi hoş ama Demirtaş ne olacaktı? Peki, madem hepimiz birbirimize tren yapacağız; CHP başkanları niye hapisteydi? Yoksa Öcalan–Bahçeli–Erdoğan üçgeni demokrasi için savaşmıyor muydu? Tabii tüm bunlar eski röportajlar, tutanaklar veya kulis bilgilerini “sızdırarak” kamuoyunu manipüle etmelerine engel olmadı.
Ve gözleri yönelmişti Edirne’deki peygamberlerine. Palulu Obama da durur mu? Yıllardır olduğu gibi minik bir göz kırpma, minik bir kuyruk sallamayla müritlerine yeni umut üfledi ve bir altı ay daha “Öcalan’a karşı çıkacak” ümitlerini harladı. İş bitene kadar bu salakları da idare etmek gerekiyordu; ne yaparsın?
Esasen şu an gerçekleşen, bir gerçekliğin Anayasa’ya geçirilme projesidir. Maksat, Türkiye Cumhuriyeti’ni tarihe gömmek ve Kürtçü-İslamcı ittifakı temelinde yeni bir devlet kurmaktır. Sizin bu aşamada konuşmak veya fikir beyan etmek gibi bir lüksünüz yoktur. Çünkü eliniz silah tutmuyor. Çalmıyorsunuz. Öldürmüyorsunuz. İnsan gibi yaşamaya çalışıyorsunuz. Siz bu işin finansman kısmında varsınız. İmralı’da haftalardır süren inşaattan tutun da Meclis’teki kebaplara kadar veya bu kaymak tabakayı beslemek için verilen ihalelere kadar işi finanse etmek için debelenen kölelersiniz.
Bakın ne konuşulduğunu, neden konuşulduğunu, ne için konuşulduğunu - hiçbirini bilmiyorsunuz. Sadece "Siz Kürtlerle savaşıyordunuz, Bahçeli ve öcalan sizi barıştırdı. Hadi Özgür bu nikahı onayla da şu süreç suç olmaktan çıksın, hepimiz bulaşalım boka!" diyorlar. "Olmaz" derseniz de sövüyorlar. Buna da demokrasi şöleni diyorlar. Oy verdikleriniz sizi adam yerine koymuyor, 40 bin kişinin katiline gitmek için birbiriyle yarışıyorlar - bunu da aramızda çözdük diye komisyona bağlıyorlar. Yalan yok, bizim siyasiler komisyon işlerinden iyi anlıyorlar.
Meğer yıllar önce Bahçeli ipi değil, ipini atmış - biz anlamadık. Tutan biri çıktı elbette. Imralı'ya mı gitmek istiyor? Gitmeli, ama kelepçeli. Ipini de birlikte yanına vermeli.
🔻Emekli Albay Orkun Özeller:
"Velev ki öcalan çıkıp meclise geldi…O gün benim son günümdür.
Ya Öcalan'ı yakalar öIdürürüm ya da devletin polisi, askeri beni orada vurur.
Bu milletin Kubilayları bitmez!"
Siz, bir camia olarak, hakaret ya da tehdit ifadesi kullanmadan hiçbir meramınızı anlatamazsınız.
Türkçülük konusunda bir fikriniz varsa, Apo’ya anlatın.
Bizim muhatabımız değilsiniz.
Teröristin ayağına gidenler Sevr imzacılarıyla aynıdır. Türkiye’de Türklere açık bir savaş ilanı edildi. Biz Türküz ve Türklerin şerefine leke sürenlerle er geç hesaplaşacağız.
Fatih Sultan Mehmet, Bizans ile işbirliği yapan Çandarlı'yı idam etti.
Atatürk, İngilizlerle işbirliği yapan said'i idam etti.
Bahsettikleri devlet aklı işte budur.
Türkiye'ye ihanet edenin ayağına gitmek bin yıllık Devlet aklı değil, 77 yaşındaki Devlet'in fikridir.
Sülalesinde bu kadar terörist olmasına rağmen, Türk devleti onu milletvekili yapmış, makam, mikrofon ve maaş vermiş.
Bence "Türk alicenaplığı" dediğimiz şey artık marazi bir hal almıştır.
Bir bildiği olmadığı halde bir bildiği olduğuna inanılan, o bildiğinin ne olduğu bilinmeyen ya da akıl ve mantıkla izah edilemeyen, bağlılarınca her tavrı ve söyleminde hikmet bulunan, her çelişkisine hikmetli anlamlar yüklenen iki figür vardır: tarikat şeyhleri ve Devlet Bahçeli