ABD,
Ortadoğu'da NATO desteğiyle savaşsa bile yenilmeye mahkumdur...
Ortakları ve işbirlikçileri ile birlikte bölgeden defolup gidecekler.
ABD'ye varlığını borçlu olan "Küçücük Diktatörler" kaçınılmaz bir sonla karşı karşıya.
Zira, tarih baba artık yeni ve "Çok Kutuplu Bir Dünya"yı işaret ediyor...
DEMOKRATİK, ÖZGÜR VE EŞİTLİKÇİ BİR GELECEK İNŞA EDEBİLİRİZ...
Eyüp Muhcu
Türkiye “Saray Rejimi”nin yarattığı derin bir kriz ortamında debelenmektedir. İktidar varlığını sürdürmek için “demokrasi, hukuk ve insanlık karşıtı” bütün yollara başvurmakta sakınca görmemektedir.
ABD’ye tamamen teslim olunması, Otoriter/Teokratik bir rejimin inşası, OHAL koşullarının fiilen sürdürülmesi, yargının iktidarın güdümüne girmesi ve adaletsizlikler, kamu kurumlarının siyasallaşması, ekonomik kriz ve geniş halk kitlelerinin yoksullaşması, doğa ve kültür varlıklarının rant amacıyla yağmalanması, yurttaşların yaşam alanlarına el konması gibi bütün bu sorunlara bağlı olarak yaşanan gelecek kaygısı ve umutsuzluk iklimi oluşmuştur.
“15 Temmuz Darbesi” sonrası kurulan Otokratik/Teokratik Rejim; yarattığı krizler ve halkın yükselen tepkileri nedeniyle ülkeyi yönetemez hale gelmiştir. Bu dönemde “Saray’ın bekası” için merkezileşme ve otoriterleşme politikalarına hız verilmiş, başta yerel yönetimler olmak üzere bütün muhalif kesimlere karşı operasyonlar başlatılmıştır.
İktidar “Totaliter/Teokratik” rejime giden yolda baskı, yıldırma ve tasfiye politikalarına devam edecektir. Ve bu yolda bindiği bisikletin pedallarını çevirmezse iktidardan düşeceğini düşünmektedir.
Karanlığa giden bu süreci durdurmak “Birleşik Muhalefet Hattı”nın oluşturulmasından ve bağlı olarak toplumsal muhalefetin yükseltilmesinden geçmektedir. Dünyada ve ülkemizde yaşanan toplumsal mücadeleler tarihi, bu hattın örgütlenmesi bakımından önemli veriler sunuyor ve yolumuzu aydınlatıyor.
Öncelikle Ülkemizin “Demokratik, Özgür ve Eşitlikçi” geleceği konusunda taraf olan, topluma dayatılan sorunlardan etkilenen, düzenden memnun olmayan en geniş toplum kesimlerini bir hedefte buluşturabilmek önemli.
“Birleşik Muhalefet Hattı”nın oluşturulmasında kimlik siyaseti anlayışı doğrultusunda dışlayıcı ve ayrımcı değil; dayanışmacı ve kapsayıcı bir söylemin dillendirilmesi ve asgari ölçekte “demokratlık” kriterinin temel koşul olması gerekir.
Farklı grupları ayrıştıran detaylar yerine bütün kesimleri doğrudan ilgilendiren çevre yağması, hak gaspları ve ekonomik zorluklar gibi somut konular etrafında birleşme gerçekleşebilir.
Kentlerin “rant odaklı” politikalara karşı korunması ve afetlere karşı güvenli yaşam çevrelerinin oluşturulması gereklidir. Bu kapsamda kent, kültür, demokrasi, insan hakları temelli dayanışma örgütlenmelerinin desteklenmesi, karar alma süreçlerinde etkin yer almaları için çaba gösterilmelidir.
Ülkemizin dört bir yanında bütün bu sorunlara karşı yakılan “Çoban Ateşleri” çoğaltılabilir ve bir hatta buluşturulabilir. Bu anlayışla yerel örgütlenmelerin özgünlüklerini koruduğu fakat birbirleriyle iletişim halinde olduğu demokratik eylemlilikler gerçekleştirilebilir. Bu çerçevede dayanışma hattı yerelde ve ülke genelinde koordine edilmelidir.
Toplumsal dayanışmayı engelleyen en önemli konulardan biri birey ya da grupların birbirleriyle rekabet etmeleri, kendi çıkarları için hareket etmeleri ve asgari müştereklerde buluşamamalarıdır. Bu nedenlerle ortak hedefler doğrultusunda dayanışmacı bir yaklaşımın programlanması ile bu sorunlar aşılabilir.
Toplumsal muhalefetin yükselmesiyle birlikte bir umutsuzluk ortamının ve kurumlara ve siyasi örgütlenmelere karşı halkın güven sorunu olduğu bilinmektedir. Güven sorununun aşılabilmesi için halkın gerçek anlamda söz sahibi olduğu, saydam bir çalışma anlayışının işletildiği, kararlı ve sürekli bir mücadelenin sürdürüldüğü koşulların yaratılması şarttır.
Biliyoruz ki; bir veya birkaç siyasal grupla toplumun karşı karşıya kaldığı sorunlarla baş etmek ve bu karanlık dönemden çıkmak olası değil.
Bu nedenlerle niteliklerini sıralamaya çalıştığım yaklaşımla “Birleşik Muhalefet Hattı”nın oluşturulması için bir an önce harekete geçmek; kurum/örgüt içi ve farklı kurum/örgütler arası diyalog sürecinin başlatılması gerekir.
ABD,
Ortadoğu'da NATO desteğiyle savaşsa bile yenilmeye mahkumdur...
Ortakları ve işbirlikçileri ile birlikte bölgeden defolup gidecekler.
ABD'ye varlığını borçlu olan "Küçücük Diktatörler" kaçınılmaz bir sonla karşı karşıya.
Zira, tarih baba artık yeni ve "Çok Kutuplu Bir Dünya"yı işaret ediyor...
DEMOKRATİK, ÖZGÜR VE EŞİTLİKÇİ BİR GELECEK İNŞA EDEBİLİRİZ...
“Karanlığa, çürümeye ve yok oluşa giden bu süreci durdurmak ‘Birleşik Muhalefet Hattı’nın oluşturulmasından ve bağlı olarak toplumsal muhalefetin yükseltilmesinden geçmektedir”
Eyüp Muhcu
devam...
Birleşik bir toplumsal hareket; topluma yeniden umut, güven ve heyecan verebilir. İktidarın gücünün sınırsız olmadığını her istediğini topluma kabul ettiremeyeceğini Gezi’de olduğu gibi gösterebilir. “Demokratik, özgür ve eşitlikçi” bir gelecek inşa edilebilir…
DEMOKRATİK, ÖZGÜR VE EŞİTLİKÇİ BİR GELECEK İNŞA EDEBİLİRİZ...
Eyüp Muhcu
Türkiye “Saray Rejimi”nin yarattığı derin bir kriz ortamında debelenmektedir. İktidar varlığını sürdürmek için “demokrasi, hukuk ve insanlık karşıtı” bütün yollara başvurmakta sakınca görmemektedir.
ABD’ye tamamen teslim olunması, Otoriter/Teokratik bir rejimin inşası, OHAL koşullarının fiilen sürdürülmesi, yargının iktidarın güdümüne girmesi ve adaletsizlikler, kamu kurumlarının siyasallaşması, ekonomik kriz ve geniş halk kitlelerinin yoksullaşması, doğa ve kültür varlıklarının rant amacıyla yağmalanması, yurttaşların yaşam alanlarına el konması gibi bütün bu sorunlara bağlı olarak yaşanan gelecek kaygısı ve umutsuzluk iklimi oluşmuştur.
“15 Temmuz Darbesi” sonrası kurulan Otokratik/Teokratik Rejim; yarattığı krizler ve halkın yükselen tepkileri nedeniyle ülkeyi yönetemez hale gelmiştir. Bu dönemde “Saray’ın bekası” için merkezileşme ve otoriterleşme politikalarına hız verilmiş, başta yerel yönetimler olmak üzere bütün muhalif kesimlere karşı operasyonlar başlatılmıştır.
İktidar “Totaliter/Teokratik” rejime giden yolda baskı, yıldırma ve tasfiye politikalarına devam edecektir. Ve bu yolda bindiği bisikletin pedallarını çevirmezse iktidardan düşeceğini düşünmektedir.
Karanlığa giden bu süreci durdurmak “Birleşik Muhalefet Hattı”nın oluşturulmasından ve bağlı olarak toplumsal muhalefetin yükseltilmesinden geçmektedir. Dünyada ve ülkemizde yaşanan toplumsal mücadeleler tarihi, bu hattın örgütlenmesi bakımından önemli veriler sunuyor ve yolumuzu aydınlatıyor.
Öncelikle Ülkemizin “Demokratik, Özgür ve Eşitlikçi” geleceği konusunda taraf olan, topluma dayatılan sorunlardan etkilenen, düzenden memnun olmayan en geniş toplum kesimlerini bir hedefte buluşturabilmek önemli.
“Birleşik Muhalefet Hattı”nın oluşturulmasında kimlik siyaseti anlayışı doğrultusunda dışlayıcı ve ayrımcı değil; dayanışmacı ve kapsayıcı bir söylemin dillendirilmesi ve asgari ölçekte “demokratlık” kriterinin temel koşul olması gerekir.
Farklı grupları ayrıştıran detaylar yerine bütün kesimleri doğrudan ilgilendiren çevre yağması, hak gaspları ve ekonomik zorluklar gibi somut konular etrafında birleşme gerçekleşebilir.
Kentlerin “rant odaklı” politikalara karşı korunması ve afetlere karşı güvenli yaşam çevrelerinin oluşturulması gereklidir. Bu kapsamda kent, kültür, demokrasi, insan hakları temelli dayanışma örgütlenmelerinin desteklenmesi, karar alma süreçlerinde etkin yer almaları için çaba gösterilmelidir.
Ülkemizin dört bir yanında bütün bu sorunlara karşı yakılan “Çoban Ateşleri” çoğaltılabilir ve bir hatta buluşturulabilir. Bu anlayışla yerel örgütlenmelerin özgünlüklerini koruduğu fakat birbirleriyle iletişim halinde olduğu demokratik eylemlilikler gerçekleştirilebilir. Bu çerçevede dayanışma hattı yerelde ve ülke genelinde koordine edilmelidir.
Toplumsal dayanışmayı engelleyen en önemli konulardan biri birey ya da grupların birbirleriyle rekabet etmeleri, kendi çıkarları için hareket etmeleri ve asgari müştereklerde buluşamamalarıdır. Bu nedenlerle ortak hedefler doğrultusunda dayanışmacı bir yaklaşımın programlanması ile bu sorunlar aşılabilir.
Toplumsal muhalefetin yükselmesiyle birlikte bir umutsuzluk ortamının ve kurumlara ve siyasi örgütlenmelere karşı halkın güven sorunu olduğu bilinmektedir. Güven sorununun aşılabilmesi için halkın gerçek anlamda söz sahibi olduğu, saydam bir çalışma anlayışının işletildiği, kararlı ve sürekli bir mücadelenin sürdürüldüğü koşulların yaratılması şarttır.
Biliyoruz ki; bir veya birkaç siyasal grupla toplumun karşı karşıya kaldığı sorunlarla baş etmek ve bu karanlık dönemden çıkmak olası değil.
Bu nedenlerle niteliklerini sıralamaya çalıştığım yaklaşımla “Birleşik Muhalefet Hattı”nın oluşturulması için bir an önce harekete geçmek; kurum/örgüt içi ve farklı kurum/örgütler arası diyalog sürecinin başlatılması gerekir.
İspanya ve Arjantin
İkisi de şampiyonluğu hakettiler !
Futbol zerafeti sergilediler. Milyonlarca insanın beğenisini kazandılar...
Dev ekonomiye sahip Ulkelerin takımlarını dize getirdiler.
Daha da önemlisi, ABD'nin siyasal oyunlarını boşa çıkardılar...
Çevreden Sorumlu Bakanlık
Şile Ormanlarını Yagmalıyor !
20 milyonun üzerinde nufusa sahip Istanbul'un temel yaşam değeri olan Kuzey Ormanları; taş ocakları, yol çalışmaları, insaat faaliyetleri, ağaç kesimleri vb ile; çevreyi, ormanları korumakla yükümlü bakanlıkların onayı ile yok ediliyor...
Bu kez Şile Ormanlarında, 2021 yılında 20.31 hektar Kalker Ocağı Alanı onayı verilen alan; Çevre Sehircilik ve İklim Değisikliği Bakanlığı tarafından sipariş ÇED Raporu ile 58.18 hektara çıkarıldı.
Doğa ve yaşam karşıtı alınan bu kararla ; cok sayıda ağaç kesilecek, Orman, bitki örtüsü ve yaban hayatı olumsuz etkilenecek...
Proje ile; Üvezli Köyü yaşanmaz hale geldi, köy yolları kapandı, bölgede kazı yükleri ile heyelan riskleri oluştu...
Alınan kararla; Rant çeteleri ormanların yağmalanması için daha çok cesaretlendirilecekler.
Şile halkının itirazlarını, bilimsrel raporları ve Anayasal sorumluluklarını dikkate almayan Bakan ve Bakanlık suç işlemeye devam ediyor.
Peki, nereye kadar ???
@AysenurArslantv K.K'nın çifte standardının nedeni;
akli melekeleri, halkın dışında güvendiği dağlar ve talimat aldığı merkezle ilgili olsa gerek.
Aksi halde hiçbir kişi insanlığa bu kadar kötülük yapamaz...
K.Kılıçdaroğlu'ndan Tarihi İtiraf !
Soru :
Ofisinizin masraflarını nasıl karşıladınız ?
Kılıçdaroğlu'nun yanıtı :
Bir iş insanı bana destek oldu.
Bir iş insanı geldi araçlarımı ödedi. Korumalarımın yemeğimi ödedi. Kim olduğunu açıklamam doğru olmaz.
Soru /yorum :
Bir işadamı neden bu ölçüde destek verir ?
Bu işadamı 5'li çeteden olabilir mi ?
Ödenen bedel ihalelerdenmi karşılanacak ?
KK, herkese şüpheli gözüyle bakarken bu işadamından şüphelenmemiş mi ?
Eski bir hesap uzmanı karşılıksız para verilmeyeceğini bilmez mi ?
"Adını vermeyeceğim.." demek derin kuşkular yatatmıyor mu ?
Butlana giden süreçle bu ödemelerin bir bağlantısı var mı ?
Sarayla konunun bir ilgisi var mı ?
Çankaya Seferi Ve Gelecek !
Iktidarın Çağdaş Cumhuriyetin ve Demokrasinin Kalelerine operasyonları sürüyor.
Belli ki, operasyonlar daha büyuk hedeflere yönelerek ve artarak devam edecek...
Başta belediyeler olmak üzere yerel yönetimleri ve tüm muhalif alanları tahakküm altına almak ve inşa edilen otoriter rejimi güçlendirmek amacıyla her türlü müdahaleleri yapmakta bir sakınca görmemektedir.
Cumhurbaşkanlığı Kararları ve hukuksuz operasyonlarla belediyeler merkezin emrinde şubeler haline getirilmektedir.
Yerelin tasfiyesi ile birlikte; imar yetkileri, ihaleler, yatırımlar merkezin yetkisine ve güdümüne alınmaktadır.
Yerel yönetimlere ve muhalefete yapılan bütün bu müdahalelerin, kurulan "Otoriter ve Rantçı" düzenin bekası amacıyla yapıldığı açıktır.
Cumhuriyet Devriminin kazanımlarını ortadan kaldıran, devleti "otoriter ve yarı teokratik" esaslara göre yöneten iktidar; A BD yönetimi tarafından açıkça desteklenmektedir.
Bu çerçevede; otoriterleşme ile birlikte emperyal boyutları olan kapsamlı ve girift sorunlarla karşıkarşıyayız.
NATO Zirvesi, Butlan, Kayyım ve görevden alma kararları, gözaltılar, tutuklamalar ve her türlü demokrasi ve hukuk karşıtı uygulamaları bu bütünsellikte değerlendirmek gerekir...
Çağdaş, demokratik uygarlık birikimlerinin ve toplumsal mücadele geleneğinin güçlü olduğu ülkemizde bu karanlık düzeni ve dayatılan esareti kabul etmek zorunde değiliz...
Demokrasi ve Hukuk Mücadelesinin.." bu gerçeklik içersinde "Birleşik Toplumsal Mücadele" olarak yükselmesi zorunluluğu vardır.
Eyüp Muhcu
Iktidarın Çankaya Seferi !
Yerel yönetimlere yönelik operasyonlar Çankaya Belediyesi başkanı ve yöneticilerinin tutuklanması ile sürüyor.
Hiç kimse Belediyelere yönelik bu uygulamaları "yolsuzluklarla..." açıklayamaz. Aksi halde tarihin en büyük yolsuzluklarını yapanlar ortalıkta siyasetçi veya işadamı olarak gezemezdi.
Totaliterleşme yolunda bütün muhalefete yönelik müdahalelerin nerelere kadar götürüleceği; iktidarın insafına değil, birleşik toplumsal mücadelenin yükselmesine bağlıdır...