Mansur Yavaş:
"Ankapark'taki teleferik ihalesini bir siyasi partinin il başkan yardımcısı almış. Parasının %76'sı ödenmiş ama ortada teleferik yok. Bunu Mustafa Tuna şikayet etmiş. Ancak dönemin belediye başkanı hakkında soruşturma izni vermediler. Takdir Ankara halkınındır."
Fatoş Pınar Türker, savunmasının son kısmında tutukluluk ve cezaevi sürecinin en soğuk, en yıkıcı, en korkunç yanlarını anlattı. Salonda avukatlardan izleyicilere, tutuklulara kadar herkes ağladı. Bunu ilk defa yazıyorum ama lütfen sonuna kadar okuyun:
Türker, savunmasının sonunda önce gözaltındaki çıplak arama sürecini şu sözlerle anlattı:
“Vatan Emniyet’teyken arşiv odası gibi bir yere aldılar beni. Eldiven giyen bir polis üstünü çıkar dedi çıkardım. Sonrasında gidip gidemeyeceğimi sorduğumda, altımı da indirip çamaşırımı da indirmemi söyledi. Cinsel organını aç dedi, arkanı dön-eğil dedi. (Kadın izleyicilere dönerek) Utanan varsa çıkabilir ben utanmıyorum. İnsanların onurunu, gururunu kırmak için yapılıyormuş gibi geliyor. Yapan utansın, ben utanmıyorum”
Daha sonra, tutuklanıp Silivri’ye sevk edildikten sadece bir gün sonra infaz koruma memuru tarafından SEGBİS için çağrıldığını belirten Türker, şöyle devam etti:
Dedim ki "Ben bilmiyorum, bu ne SEGBİS ne?" İşte dedi böyle online ekrana bağlanıyorsunuz. Ben gittim oturdum, karşımda bir ekran açık ama "Adalet mülkün temelidir" yazmıyor, bir ofis orası. Böyle gözüm de ısırıyor Allah Allah diyorum, en sonunda kırmızı espresso makinesi vardı çünkü Savcı Bey bana o makinede kahve ikram etmişti. İfademi alan savcı, başkanım. Savcım, size soracağım şimdi. Siz tabii ki şey, sizin şahsınızla hiç alakası yok konunun ama hani meslektaşınız ya böyle bir uygulama var mı, yok mu? Dedi ki: "Ya" dedi, "Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda" dedi, "ben sana ne dedim" dedi.
"Ben sana ne dedim" dedi, "ben senin ne olduğunu biliyorum ama sen bu adamlar sana" dedi "kumpas kuracak demedim mi" dedi. "Niye konuşmadın sen" dedi. "Verecektin ifadeni gidecektin" dedi. "Ama" dedim, "Sayın Savcım ben bildiğim her şeyi anlattım." "Bak şimdi" dedi, "sen git" dedi, "eşyalarını topla. Ben "dedi, "sana Çağlayan'dan araba göndereceğim" dedi. "Geleceksin" dedi, "burada" dedi, "bana" dedi "ifadeyi vereceksin, buradan" dedi "çocuklarına gidersin." Ben de dedim ki: "Savcım" dedim, "ben yeniden ifade veririm, vermemi istiyorsanız" dedim. "Bir avukatıma sorayım." Şimdi karşımdaki savcı ya, "Yok efendim" diyecek halim yok, ben bilmiyorum bir de hakikaten, ilk kez tutuklanmışız. Dedim ki "Tamam" dedim, "ben avukatıma bir danışayım" dedim. Böyle yaptı: "Hâlâ avukat diyorsun bana" dedi. "Sen" dedi, "bu kafayla bir daha" dedi "çocuklarını asla göremeyeceksin" dedi. "Sen bekârsın, değil mi?" dedi. Evet. "Velayetleri de sende?" Evet. "Senin çocukların" dedi, "reşit de değildi, değil mi?" dedi. Değil dedim. "Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" dedi. Ha, bir anneye böyle denir mi? Çocuklarıyla tehdit ettiler. Az evvel şeyle söyledim ya size hani mal varlığı, "Sen bakıyordun, değil mi?" dedi. Evet. "Bak" dedi, "mal varlığı tedbiri için" dedi, "karar var benim elimde" dedi. "Ama ben" dedi, "28 Mart Cuma günü mesai bitimine kadar sana süre" dedi. Savcım bunu dedi. Ve o gün tebliğ edildi. "Ya bana gelir konuşursun ya da dedi malını mülkünü de alacağım" dedi.
Yani bir şey söyleyeceğim. Şeyi anlayamıyorum. Hani mesela birisinin birisiyle husumeti olur... Hiç beni tanımıyor ki. Tanımadığı bir insandan insan nasıl nefret eder ki? Hani nasıl bunu söyler... Mesela annesi yok mu bu insanların? Hepimiz zıbın giymedik mi? Ben hiç kimseye hakkımı helal etmiyorum. Bunu çok düşündüm çünkü şimdi Düzce'ye götürüldüm. Düzce'de insanın benim şeyim bozuldu... İnsan olarak öğrendiğim iyilik ve kötülük kavramı bozuldu. Çünkü iyi insan dediğimiz bir tarif var, bir de kötü insan dediğimiz bir tarif var; birbirine girdi bu. Çünkü Düzce'ye bir gittim, 40 metrekarede 25 kişiyiz, 16 kişilik. Koğuş arkadaşlarım; uyuşturucu satıcıları, cinayet, hırsız... Artık mesela bir Roman gördüğümde ben onun çadırcı mı, göçebe mi, arabacı mı olduğunu anlarım. Valla anlarım. Uyuşturucu mu satıyor, hırsız mı onu da anlarım. Hani böyle bir bilgi benim neyime yarayacak bilmiyorum ama... Ve o, hani bir kız getirdiler hamile, 5 aylık, 4 aylık. 1.5 yaşındaki kızını duvara vura vura öldürmüş. İddianamesini ben okudum. Ama diyor ki: "Eşime benziyordu." diyor. "Çok ağlıyordu." "Dayanamadım." diyor. "Ama benim içim" diyor, "çok ferah. 7'sini de yaptım, 40'ını da yaptım, mezarı da çok güzel." diyor. Hamile bir de. Devlet de gayet iyi bakıyor yani gerçekten hamile diye.
Ama ben o insanlarla birlikte kaldım. Mesela 1 yaşında, o Roman bir aile vardı 5 kişi; anneanne, iki kızı, iki torun filan, ailecek kalıyorlar uyuşturucudan. Ama annesi çok bakmak istemiyor, 1 yaşındaydı Afra da geldiğinde, daha yürümüyordu. Mesela ona bakıyordum. Ne yapayım? Onunla teselli ediyordum kendimi. Örgü ördüm, tuvalet temizledim. Çünkü tuvaletler taşıyor. Şey dedim ben de: "Çekilin" dedim, "madem 16 milyon için çalışıyoruz, hani burada da bari bu görevi ifa edelim. Ne yapalım?" Ama hani olduğu gibi anlatıyorum, bilmiyorum... Yani film gibi bu yaşananlar. Gözlerimi açıp şey denmesini bekliyorum, işim gereği tabii reklam çekimlerinin setinde filan da bulundum, birisi çıkacak şuradan: "Kestik! Selçuk Bey siz birazcık daha işte soru sorun, siz şey yapın. Ekrem Bey siz araya girmeyin, bir daha alıyoruz aynı planı." filan diyecekler diye umuyorum yani. Ama olmuyor. Tutukluyuz biz hakikaten.
Ben Medya A.Ş. Genel Müdürü olarak yargılanmaktan hiç gocunmuyorum. Elbette ki varsa bir hatamız, neyse ortaya çıksın. Bence yok, ben %100 beraat edeceğime, %90 bile değil, inanıyorum. Ama siz burada lütfen, rica ediyorum Medya A.Ş. Genel Müdürü Pınar'ı yargılayın. Ben anne olarak, benim çocuklarıma yazık günah değil mi? Bak geçen sene mezun oldu Nehir. Londra'ya gidemedik, o okuldan kabul olamadı. Benim kızım tüm dünyada yapılan sınavda %1'lik dilime girdi. Şu an dünyanın en iyi yapay zeka okulunda okuyor. Bak mezun oldu, ben göremedim. Orada benim güzel kızım. Babalarıyla... Diyor ki: "Anneciğim kepimi saklıyorum, sen eve geldiğinde havaya atacağım." Yani şu kadar, bacak kadar da onu ilkokula verdiğimde, mezun oldu, ben göremedim. Can sağlığı olsun. Ben kendim için yani rüşvet almadım, 15 aydır yatıyorum, bir şey çalıp çırpmadım, mal varlığıma tedbir kondu. Hakikaten, hakikaten çok mağdurum ama kendime dair, geleceğime dair bir şeyim, böyle bir yaşama sevincim, bir şeyim kalmadı.
Çok yorgunum. Anneme dedim ki, demesem iyiydi çünkü benim annem babam ablamı kaybetmişler, çok agresif bir lösemiden 9 ayda... Anneme dedim ki: "Keşke" dedim, "idam cezası olsa da kalemi kırsa, bitse bu iş." O kadar yorgunum, o kadar yorgunum ki kendime dair hiçbir beklentim, isteğim yok. Ama Sayın Hakim lütfen vicdanınıza sesleniyorum, Sayın Savcım sizin de. Yargılayın ama Pınar'ı yargılayın da anne Pınar'ı ne olur tahliye edin. Ev hapsi verin, ben çocuklarımla zaten el ele oturmak istiyorum. Teşekkür ederim.”
İBB Davası’da Fatoş Pınar Türker, savcı tarafından küçük çocuklarının velayetinin alınmasıyla tehdit edildiğini, çıplak aramaya maruz bırakıldığını gözyaşları içinde anlatıyor. Bu sırada Kılıçdaroğlu ve ekibi İBB Davası’nın savunuculuğunu CHP Genel Merkezi’nde yapıyor. İBB Davası üzerinden kendilerine koltuk devşirenlerde, bu operasyonları savunanlarda, bu insanlık suçuna ortak olanlarda hiçbir insanı değer, nebze vicdan, ahlak yok. Yazıklar olsun.
THY’de aylık net maaşlar;
1 Genel müdür 2 milyon 416 bin,
9 Gn Md Yrd’nın her biri 2 milyon 194 bin,
40 Başkan’ın her biri 1 milyon 208 bin,
53 Başkan Yrd’nın her biri 845 bin TL..
Bu 103 kişinin THY’dan bir ayda aldığı net maaş toplamı 115 milyon 267 bin TL.. Başka bir deyişle, bir asgari ücretlinin 342 yıllık maaşını 1 ayda götürüyorlar.
Bu rakamlara YK üyelerinin huzur hakları dahil değil.
Bir tarafta bunlar var.
Diğer tarafta ise Ali, Cebrail, Mehmet, Hakan ve onlar gibi nice emekçiler.
TGS ve TSS’de çalışan emekçiler ayda 40-50 bin TL maaş alıyorlar. Bu pahalılıkta bu maaşlarla geçim çok güçken, bunları çağırıp “maaşınızı 32 bin TL’ye düşürdük, ya hemen bu sözleşmeyi imzalarsın ya da seni işten çıkartırız” diyorlar, kabul etmeyeni birkaç dakika içinde kapı önüne koyuyorlar.
Bana gelen emekçi kardeşlerimizin siyasi eğilimini sormadım. Muhtemelen çoğu da bize oy vermemiştiler. Ne fark eder?
Bu konulara parti gözünden değil; adalet, ahlak ve vicdan gözünden bakmadıkça bu memleket düzelmez.
Adaleti, ahlakı ve vicdanı yeniden temel erdemler olarak siyasetin, kamu yönetiminin ve çalışma yaşamının ilkeleri yapacağımız günler uzak değil..
AKP’li kayyum Kemal Kılıçdaroğlu, bu videosundan ötürü gazeteci Timur Soykan hakkında hapis cezası talepli suç duyurusunda bulunmuş.
Bu yönteme başvurduğuna göre videoda anlattığı her şey doğru demektir.
Kayyum Kemal’e inat elden ele paylaşalım.
Kırklareli’deki bir festivalde oyuncak satarak harçlığını çıkaran çocuğun çarpıcı sözleri:
Muhabir: Kolay gelsin. Harçlık çıkarmaya mı çalışıyorsun?
Çocuk: Harçlık çıkarmaya çalışıyorum.
Muhabir: Satışlar nasıl gidiyor?
Çocuk: Çok iyi abi.
Muhabir: Okul nasıl gidiyor?
Çocuk: 99 ortalama falan yaptım.
Muhabir: Oğlum Türkiye ortalamasının üstündesin, farkında mısın? Rap dinliyor musun, rap?
Çocuk: Rap tabii, ceza dinlerim.
Muhabir: Ne dinliyorsun?
Çocuk: Ceza.
Muhabir: Lvbel C5?
Çocuk: Yok abi, terbiyesizliği sanat olarak insanlara sunuyor yani. Anlatabildim mi?
Muhabir: Rap'in C5 terbiyesizliği sanat olarak...
Çocuk: Tabii. 4 tane şarkı cümlesine baksan zaten, nasıl anlatayım ki? Üniversiteyi okuyanların %90'ı işsiz, okumayanların %90'ı işli yani. Nasıl anlatayım, öyle bir eğitim sistemi.
Havlasan bile rapçi yapıyorlar zaten.
Muhabir: Başka ne anlatmak istersin şampiyon? Memlekette ne hoşuna gitmiyor?
Çocuk: Memleket, yönetim sistemi, eğitim sistemi... Okula sürüklenerek giden çocukları görüyorum. Yani parçasından tutup götürülen. Gelişmiş ülkelere bakıyorum. Yani koşarak okula gidenler...
(Kaynak: Gece muhabiri)
Bugün sözde bir gazete, gerçekle hiçbir ilgisi olmayan iddialarla gazeteci arkadaşlarımın yanı sıra benim ismimi de hedef göstermiştir.
CHP’nin Adana’da düzenlediği Yerel Medya Buluşması’na, memleketimin etkinliği olması nedeniyle katıldım. Yüzlerce meslektaşımla gazetecilik üzerine konuştuk.
Herhangi bir otelde ya da organizasyon kapsamında konaklamadım. Adana benim kökümdür, toprağımdır. Yedi ceddim bu şehirdedir. Doğal olarak baba evimde kaldım.
Bu katılım karşılığında tarafıma teklif edilmiş herhangi bir telif ödemesi, maddi menfaat ya da başka bir karşılık söz konusu değildir.
Çok uzun yıllardır tek bir bankada hesabım bulunmaktadır. Defalarca soruşturma ve denetimden geçmiş biriyim.
Gazetecilik; dedikodu üretmek değil, belgeyle konuşmaktır. Elinde tek bir belge olmadan insanlara iftira atanlar gazetecilik değil, tetikçilik yapmaktadır.
Ben geçmişte AK-İT isimli paçavranın yaptıklarını belgeleriyle yazdım. İBB’den o günün 3 milyon lirası, bugünün yaklaşık 40 milyon lirasına karşılık gelen para aktarımını ortaya koydum. O gün sesiniz çıkmadı, çıkamadı.
Kaçak hafriyat döktüğü ve naylon fatura kestiği iddia edilen itirafçı -iftiracı Murat Gülibrahimoğlu’nun , seçimler öncesinde size yaptığı ödemeler ortaya çıktı; yine tek kelime edemediniz.
Şimdi ise hiçbir belge ortaya koyamadan iftira siyaseti yürütmeye kalkıyorsunuz.
Madem gazetecilik yapıyorsunuz, hodri meydan: Elinizde belge varsa yayınlayın.
Yoksa insanlara çamur atarak itibar suikastı yapmayı bırakın.
Murat Gülşnrahimoğlu’nun size sponsor olduğu faturalardan birini de paylaşayım. Hatta dilerseniz, diğer kurumlardan size reklam adı altında ödenen paraların faturalarını da paylaşabilirim.
Evet Sayın AKİT mensupları soruyorum sizlere;
İBB davasında sahte faturalarla ve kaçak dökümden gelen paraları akladığı iddia edilen, etkin pişmanlıktan yararlanan Murat Gülibrahimoğlu’nun şirketinden seçimlerden sadece 2 ay önce hangi sponsorluk için 5 Milyon 700 bin TL aldınız?
Kalemini namus bilen gazeteciler öyle miş,müş diye yalan haber yapmaz.Bak böyle ortaya belge koyar .
30.01.2024 tarihli e-faturada; “Kuzey İstanbul Modern İnşaat A.Ş.” tarafından, “AKİT TV SPONSORLUK HİZMETİ” açıklamasıyla, AKİT TV’ye 5 milyon 700 bin TL ödeme yapıldığı açıkça görülüyor.
Madem bu kadar büyük bir sponsorluk anlaşması yapıldı;
Hangi program için? Hangi organizasyon için?Hangi yayın karşılığında?
Kamuoyuna açıklayın.
📍VE TUTUKLANDI!
Başlığı okuyunca suçlu, kriminal biri sandınız di mi? O halde dikkatle okuyun:
— AKP Aydın Milletvekili Seda Sarıbaş'ın 12. sınıfta okuyan oğlunun okula silahla geldiği, silahı okul arkadaşlarına doğrultarak fotoğraf çektirdiği iddia edildi.
— Bu iddiayı haberleştiren yerel gazeteci Yelis Ayaz hakkında halkı yanıltıcı bilgiyi yaymak suçlamasıyla soruşturma açıldı, apar topar gözaltına alındı.
— Ancak gazeteci, 4 öğrencinin durumu CİMER'e şikayet ettikleri ortaya çıkarttı ve CİMER şikayetleri savcılık dosyasına sunuldu!
— Peki ne mi oldu? Öğrencilerin CİMER şikayetleri dosyaya sunulmasına rağmen Gazeteci Yelis Ayaz az önce “yalan bilgi yaymaktan” tutuklanarak cezaevine gönderildi! (Aydın Post-Etkili Haber)
Yani şahıs gözaltına alınacağına, olayı haber yapan gazeteci Yelis Ayaz tutuklanmış! Yelis hanımı soğuk betonlarda yalnız mı bırakacağız?
Bu yanlıştan dönülmeli, Yelis Ayaz derhal serbest bırakılmalı!
Şehir Plancısı Mücella Yapıcı:
"Ahmet Necdet Sezer'in eşinin Moda'da bir evi vardı. Bahçelerinde 1 metrelik plan değişikliği gerekiyordu.
Cumhurbaşkanı eşi, kendi geldi, kapıda bekledi ve plan onaylanmadı. Böyle bir kamu ahlakı vardı."
AKP'liler Ahmet Necdet Sezer'i hiç sevmezler, çünkü Cumhurbaşkanıyken önüne gelen birçok rektör adayını irticai bağlantıları yüzünden atamamıştı.
AKP'liler bunu, "eşleri türbanlı rektör adaylarını atamadı" diye anlattı yıllarca!
Daha sonra Abdullah Gül cumhurbaşkanı oldu, Ahmet Necdet Sezer tarafından atanmayan tüm rektörleri atadı, 15 Temmuz'dan sonra hepsi fetö'den görevden alındı!
“Hayatımda hiç bu kadar aşağılanmamıştım
Türkiye’nin en yüksek puanlarını alarak, 30 birincilikle mülakata girdim, istisnasız hepsinde elendim
Babişko Asuman eşofmanla geldi mülakata, ODTÜ birincilerini ve beni elediler, Babişko Asuman’ı seçtiler”
Prof. Dr. Behçet Özkara
Yer: Tunceli…
AKP’nin Türkiye Yüzyılı’nda bir vali, aynı zamanda başmüfettiş…
İddiaya göre;
Milletin parasıyla yapılmış bir Gençlik Merkezi’nde oğluna “özel bir oda” tahsis ediyor.
Uyuşturucu kullanan oğlu, uyuşturucu kullanmayı reddeden Gülistan Doku’ya bu odada tecavüz ediyor.
Daha sonra Gülistan’ı Sarı Saltuk Viyadüğü yakınlarında, Uzi marka bir silahla kafasından vurarak öldürüyor ve Pertek ilçesine bağlı bir köyde gizlice gömüyor.
Valinin koruma polisi de katile yardımcı oluyor.
Bu korkunç cinayetin izlerini yok etmek için devletin tüm imkânları devreye sokuluyor.
Vali, aileyle görüşüp Gülistan’ın SIM kartını alıyor. Bir bilişimci polise SIM kartın şifresini kırdırıp tüm mesajları sildiriyor.
Cinayet delilleri yok edilirken 10 bin dolar harcanıyor; bu da valilik bütçesinden ödeniyor.
Gülistan’ın gömüldüğü yeri bilen vali, kolluk kuvvetlerini farklı bölgelere yönlendirerek aylarca yanlış yerlerde arama yaptırıyor.
Dönemin emniyet müdürü de tüm kamera ve istihbarat verileri elinde olmasına rağmen, aramanın doğru yerde değil, ısrarla baraj gölünde yapılmasını istiyor.
Gülistan’ın tecavüze uğradığına dair hastane kayıtları, hastane başhekimi tarafından siliniyor.
Ve bu doktora Sağlık Bakanlığı “Yılın Doktoru” ödülünü veriyor.
Vali de kendisini, yaptığı “başarılı hizmetlerden dolayı” İl Sağlık Müdürü olarak atıyor.
Bu arada Türkçe Olimpiyatları’na da katılan vali, “Gülüm Benim” şarkısını söyleyen Bangladeşli kıza övgüler yağdırıyor.
Valinin oğlu ise, babasının koruma polisiyle birlikte işlediği cinayetin devlet gücüyle örtülmesinin verdiği güvenle hayatına kaldığı yerden devam ediyor.
Altında BMW 420, lüks tatiller, eğlenceler ve uyuşturucu partileri…
Tunceli’ye kayyım belediye başkanı olarak da atanan vali, bir yandan da çok sayıda ihaleye imza atmaya devam ediyor.
Bu korkunç hikâye, aslında AKP’nin Türkiye Yüzyılı’nın bir özeti.
“Dicle’nin kıyısında bir kuzuyu kurt kapsa, ondan Ömer sorumludur” diyerek samimi insanların oyunu alıp iktidara gelenlerin inşa ettiği kokuşmuş, hatta topyekûn çürümüş düzenin küçük bir resmi…
Bu korkunç cinayetin üzerinin devlet gücüyle örtüldüğü yıllarda görev yapan Adalet Bakanları, İçişleri Bakanları, savcılar ve diğer tüm yetkililer bugüne kadar tek bir kelime etmediler.
Gülistan’ın ailesinin ahı arşa ulaştı, gözyaşları pınar oldu aktı.
Siz ey sorumlular, gece başınızı yastığa nasıl koyuyorsunuz?
Bir gün hesap vermeyeceğinizi mi sanıyorsunuz?
ALMANYA'DA DA LAĞIM PATLADI!!!
Almanya'nın Baden-Württemberg Eyalet Mahkemesinde
Süleymancılar Tarikatının yurdunda görev yapan bir hocanın, yaşları 12 -17 arasındaki SEKİZ çocuğa, toplamda 26 ayrı AĞIR İSTİSMAR eyleminde bulunduğu gerekçesiyle 15 Nisan'da yargılanmaya başlandı. Yurt derhal kapatıldı! 1 Ay içinde karar verilecek!
Soru şu;
-Benzeri tecavüz olayları Türkiye'de defalarca oldu!
Oldu da tecavüzcüler cezalandırıldı mı? Hayır!
Ya, çocuklar için bu ülkenin eski Adalet Bakanlarından biri "Çocukların rızası vardır" (Herhalde kendisinin başına da böylesi gelmiş)
Ya, tecavüze uğrayan çocukların aileleri tehdit edilerek susturuldu.
Ya da böyle olayların yaşandığı bazı Dinci Vakıflar,
ABD'de, TÜRGEV'in ortağı yapıldı...
Allah belanızı verecek, hem de katmerli olarak...
Okullardaki din dersleri...
1- Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi
2- Hz. Muhammed'in Hayatı
3- Temel Dinî Bilgiler
4- Kur'an-ı Kerim
5- içeriği din dersine çevrilen felsefe dersleri
-Ayrıca 90 bin cami
-150 bin dolayında din görevlisi
-450 dolayında tarikat
-Dinsel yayın yapan onlarca televizyon, yüzlerce radyo
-Binlerce dinsel kitap, dergi
-Diyanet'e bağlı binlerce ana okulu
Okullarda cirit atan din merkezli yüzlerce dernek, vakıf...
Binlerce İmam Hatip Orta Okulu
Binlerce İmam Hatip Lisesi
On binlerce Kur'an Kursu
105 ilahiyat fakültesi
Tüm bunlara karşın kalkıp diyorlar ki din eğitimi eksik.
Mehmet Demirkol’un 2019 yılında eğitim sistemi üzerine yaptığı konuşma yeniden gündem oldu:
“4.2 matematik sorusu bilinmiş ortalama. Rezil bir eğitim sistemimiz var. Zaten kötü olsun diye uğraşılıyor neredeyse.
Eğitim sisteminin en önemli tarafı şudur; ülkenin bütün çocuklarının liseye kadar aynı okula gitmesi gerekir.
Zengin başka okula gidiyor, orta sınıf başka okula, apartman görevlisinin çocuğu başka okula…
Eğitim birliği olmadan ulus olamazsın.
Çocukları ekonomik durumlarına göre ayırırsan ulus olmaz buradan.
Bugün yetkim olsun bütün özel okulları kapatırım.”
Tarikatlara, cemaatlere yaranmak için eğitimi feda ettiniz. Ülkenin 25 yılı, bir nesil sayenizde yok oldu. Daha ne kadar kandıracaksınız bu milleti ? #yusuftekini̇stifa@Yusuf__Tekin@tcmeb@Akparti
📢DİKKAT DİKKAT! Türk halkının dikkatine
Milli eğitim Bakanlığı temizlik personeli ve malzeme ihtiyacını karşılamak yerine bu yıl, bütçesinden STK adı altında faaliyet gösteren tarikat ve cemaat vakıflarına 5 milyar 895 milyon 926 bin tl aktardı
@tcmeb@Yusuf__Tekin
📢 Çocuklarınızın bir öğün beslenmesini FAZLA gördü! Ücretsiz beslenme DAĞITMAK İSTEYEN BELEDİYELERE SMS çekip sakın dağıttırmayın dedi.
📢 Bu bakanlık sizin çocuklarınızı düşünüyor mu? Bir kere daha evlatlarınıza bunu yapan insanlara oy moy vermeyin. Çocuklarınıza bunu yapanlara prim vermeyin.
Bunu unutmayın. #unutturmayın
Timur Soykan: İstifa etmeyecek arkadaşlar. Bakın görüyorsunuz değil mi? Yine istifa olmayacak. Çünkü çok değersiziz. Çocuklarımız da çok değersiz. Onların koltuğu kadar değeri yok çocuklarımızın...