Neden 50 bin atama şarttır? Sadece tek bir ilden örnek vereyim:
İstanbul gibi bir yerde ilkokullarda sınıf mevcutları 40'ın üzerinde olmasına rağmen 30 binin üzerinde açık vardır. Büyük bir ikinci il dışı yer değişikliğiyle Doğu illerinde çalışan kişilerle İstanbul açığı kapatılabilir ve 50 bin kişi yer değişikliği yapan kişilerin yerine atanabilir. İstanbul'un açığı yer değişiklikleriyle kapatılamazsa yeni atama buraya yapılabilir. İstanbul bizim için ayrı önemlidir. Çok kalabalık bir şehir olduğu için eğitimsiz bir metropol tehlikelidir. Buralar ücretli öğretmenlerle geçiştirilmemelidir.
#AGS50Binatama
Canınız sıkılıyorsa size birkaç dizi önerebiliriz. @OSYMbaskanligi
Geçen senenin ortasında AGS'yi getirip içerikleri açıkladınız. İnsanlar eğitim bilimleri kitaplarını çöpe attı. Şimdi yine senenin ortasında eğitim bilimlerini geri getiriyorsunuz. Tarih ve coğrafyadan toplam 6 soru çıkarıp eğitimin temellerine koskoca eğitim bilimlerini eklemek bu insanları cezalandırmaktır. Çevrenizde bu konularda danışabileceğiniz hiç mi kimse yok? Size kimse "O KADAR DA DEĞİL" demiyor mu?
@RTErdogan en güvenilir kurum denilen kurumun başkanı insanların sinir uçlarıyla oynuyor, bilginize.
TÜM MESLEKLERİN EN GÜZELİ: SINIF ÖĞRETMENLİĞİ
Sizi muayene eden doktorunuzun adını hatırlıyor musunuz?
Peki, şu anda yaşadığınız şehirdeki valinin adını soyadını biliyor musunuz?
Sürekli gittiğiniz zincir marketteki kasiyerlerin adını?
Yolculuk esnasında canınızı emanet ettiğiniz pilotun ya da şoförün adını?
Oturduğunuz evin yapımında emeği geçen mühendisleri, mimarları?
Sürekli alışveriş yaptığınız mağazanın müdürünün adını?
Yoksa mahallenizde gördüğünüz, gerektiğinde sizleri koruyan polislerin adını da mı bilmiyorsunuz?
Büyük ihtimalle bu soruların çoğuna cevabınız “hayır”.
PEKİ SINIF ÖĞRETMENİNİZ KİMDİ?
İşte orada her şey değişiyor. Adını da hatırlıyorsunuz, soyadını da. Yıllar geçmiş olsa bile sesini, simasını, tebessümünü, hatta sınıfa ilk girdiği anı bile unutmuyorsunuz. Çünkü hayatınızda iz bırakan, sadece okuma-yazmayı değil; doğruyu, yanlışı, saygıyı, sevgiyi, hayata dair ilk kuralları öğreten bir meslek var:
TÜM MESLEKLERİN İÇİNDE EN ÇOK HATIRLADIĞIMIZ, EN ÇOK İZ BIRAKAN MESLEK: SINIF ÖĞRETMENLİĞİ!
Gelelim asıl can yakan soruya: HER ÖĞRENCİ SINIF ÖĞRETMENİ KONUSUNDA SİZLER KADAR ŞANSLI MI?
Cevabı hepimiz biliyoruz: DEĞİL!
Bir öğrencinin kaderi, çoğu zaman doğduğu semte, gittiği okula, o okula atanan ya da “bulunan” öğretmene bağlı. Bir sınıfta yıllardır aynı çocuklara emek veren, mesleğini aşkla yapan bir sınıf öğretmeni var. Diğerinde ise her yıl değişen, bazen alanı bile sınıf öğretmenliği olmayan, yarın devam edip etmeyeceği belli olmayan ücretli bir öğretmen. Düşünün, bir tarafta “ömrümün öğretmeni” diye anılan bir isim, diğer tarafta çocukların adı gibi bile ezberleyemediği bir yüz…
Eğitim böyle bir piyango oyunu olmamalı. “Şanslıysan iyi bir sınıf öğretmenine denk gelirsin, değilsen kusura bakma,” denecek bir konu değildir bu. Her çocuk; adı yıllar sonra bile saygıyla, sevgiyle anılacak bir sınıf öğretmenini hak eder. Her sınıf; mesleği öğretmenlik olmayan birine değil, gerçekten bu mesleğin eğitimini almış, emeğini bu işe adamış bir öğretmene emanet edilmelidir. Çünkü biz biliyoruz ki bir ülkenin kaderi, önce o ülkenin sınıflarına giren öğretmenle yazılır. Sınıf öğretmenine değeri vermeyen bir sistem, aslında kendi geleceğini değersizleştirir.
PEKİ SINIF ÖĞRETMENLİĞİNE HAK ETTİĞİ DEĞERİ VERMEK İÇİN NE YAPMALI?
Madem hepimizin hayatında bu kadar derin iz bırakan bir meslekten bahsediyoruz. “Yapacak bir şey yok.” deyip köşemize mi çekileceğiz yoksa gerçekten taşın altına elimizi mi koyacağız? Her şeyden önce şunu kabul etmek zorundayız: Sınıf öğretmenliği, geçici, idareten, “boş kalmasın” diye doldurulacak bir kadro değildir. Her sınıfa, alanı sınıf öğretmenliği olan, bu işin eğitimini almış, bu mesleği hayatının merkezine koymuş öğretmenler atanmalıdır. Ücretli öğretmenlik, her yıl değişen öğretmenler, alan dışı görevlendirmeler… Bunların tamamı, bir çocuğun hayatına vurulmuş pedagojik darbedir. Sınıf mevcutları 50’leri zorlarken bir yandan da öğretmenden her çocuğa tek tek dokunmasını bekliyoruz. Bu mümkün değil. Eğer gerçekten sınıf öğretmenine değer vermek istiyorsak, önce çocuk sayısını azaltıp öğretmen sayısını artırmak zorundayız. Kalabalık sınıf, ucuz eğitimin değil, pahalı bir geleceksizliğin habercisidir.
Sonra…
Sınıf öğretmenini sadece maaş bordrosunda bir memur gibi görmekten vazgeçmeliyiz. Ekonomik olarak tatmin olmayan, sürekli değersiz hissettirilen, her adımda baskı gören bir öğretmenden mucize beklemek, insafsızlıktır. Bu ülkenin bütçesi, geleceğini emanet ettiği öğretmenine insanca yaşayabileceği bir hayat sunamıyorsa, orada sorun öğretmende değil, önceliklerde demektir.
Ve elbette iş sadece devlette bitmiyor. Velinin de toplumun da kendine şu soruyu sorması gerekiyor: “Ben çocuğuma emek veren sınıf öğretmenine gerçekten gereken saygıyı, desteği, güveni veriyor muyum?” Her sorun çıktığında ilk suçlu “öğretmen” ilan edilirse, kimse bu mesleğe gönül koymak istemez. Önce öğretmene güveneceğiz ki, öğretmen de kendini güvende hissedip bütün enerjisini çocuğa verebilsin.
@tcmeb