Yarısı da akılları karışmış halde. Hasret çekenlere “âşıklar” denmiş; kafasında sorular olanlara da “şâkirtler.” Birinciler aşkı öğrenenlermiş, ikinciler ise öğrenmeye âşık.
Elif Şafak Ustam ve ben
Allah’��n yarattığı, şeytanın şaşırttığı bunca insandan sadece bir avucu keşfedebilmiş Arzın Merkezini – iyi ile kötünün, geçmiş ile geleceğin, ben ve sen ayrımının kalmadığı; zamanın hep bu an olduğu, kavgasız savaşsız bir asude diyar.
Eğer gördüklerini hatırlamayı tercih ediyorlarsa, o zaman da zihinleri bulanacakmış. Böylece, kimsenin bilmediği o beldeye varanların yarısı, yüreklerinde bir eksiklik duygusuyla dönmüş.
Cümle alemi gezdim de
Bulamadım aşka değer bir nesne
Bu yüzden yabancıyım kendi halkıma
Ve Sürgünüm onların arasından
Ermişlerin dostluğunu aradığımdan.
Mira Bai ( 16. Yüzyıl hindu şairi)
Gidelim keşfedilmeye bekleyen bir şehir var.
Keşfedilmeyi bekleyen bir şehir?… İstanbul alayla dudak büktü. Sence ben keşfedilmeyi istiyor muyum?
Ama Gail bu dişil sesi duymadı.
-Elif Şafak Arafa
Aşık olmak sevgilinin isimlerini kendine mal etmektir, aşkın bitmesi ise isimlerin iadesi. İsimler insanların varoluş kalelerine uzanan köprülerdir. Onlar vasıtasıyla başkaları, hem dostlar hem de düşmanlar parmak ucunda içeri girmenin bir yolunu bulurlar.
Birinin adını öğrenmek varoluşunun yarısını ele geçirmektir, gerisi parçalardan ve ayrıntılardan ibarettir. Çocuklar bunu ruhlarının derinliklerinde bilirler. Bir yabancı isimlerini sorduğunda içgüdüsel olarak söylemeyi reddetmeleri bundandır.
Doyasıya yaşanmış bir hayatın bedeli ağır olsa bile buna sonuna kadar değer. Hiçbir şey kalıcı değildir. Tutkularımız aşklarımız ve hayatlarımız geçici olabilir. Ama şansımız varken onları dolu dolu yaşarsak gerçekten yaşamış sayılırız.
Oxford Aşkım Jamie
Pembe’nin doğasına aykırıydı geriye bakmak. Ya zamanın ya dualarının işleri mutlaka yoluna koyacağına inanır, zerre kadar isyan etmeden, umutsuzluğa düşmeden var gücüyle asılırdı hayata. Yaşanan her şeyin er ya da geç bir hayrı dokunacağına emindi.
Gelecek onun için bir vaatler ülkesiydi. Henüz görmemiş olmakla birlikte parlak ve güzel olduğuna emindi. Bir sonsuz potansiyeller diyarıydı yarın. Pembe’nin kendini geleceğe böylesine adayışını açıklayabilecek tek bir kelime vardı: “inanç” – görmeden inanma yetisi.
Her Şeye Rağmen
Gönülleri Şâd Eden Hayat
Hepimizin talih ve talihsizlik dediğimiz şeyler birbiriyle o kadar karışıktır ki bunları kendimiz bile birbirinden ayırt edemeyiz. Kader bize, aynı kayıtsız ellerle, yemekle zehri beraber verir.
Bunların biri herkesin gözleri önünde geçen zevahir hayatlarıdır. Bu zahirî hayatımıza hariçten bakanların çok kere rikkatlerine dokunacak kadar kara olan bahtımız bizi ekseriya onların bile tasavvur edemeyecekleri kadar aldatır, kanatır ve ağlatır.
Kuruluşlarına göre geçen hadiselerin bir nevi kefarete benzeyen aleyhimizdeki tecellilerine bu şartlara razıyız.
Abdülhak Şinasi Hisar -Fahim bey ve biz s. 87
Birçok kadınlar, ruh tahlillerini seven romancılar gibi, ömürlerin kuruluşunu ve bozuluşu takip eder ve bunları kendi aralarında binbir gevezelikle hikaye ve tefsir ederler. Esasen yaşayanın görüp duyduğunu söylemesini tabii bulmalı ve bunu kabul etmeliyiz.
Peki, vefa yerine ihanet görmeye, hakikati bulmak yerine iftiraya uğramaya, haksızlığın kurbanı olmaya razıyız. Fakat derdimize dökecek bir dert ortağı, başımıza gelenlerden şikayetimizi can kula��ı bulunsun.