Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni/Eğitim Emekçisi/ Demokratik, laik, bilimsel, çağdaş, kamusal, parasız, karma ve eşitlikçi bir eğitim anlayışını savunur.
40 derecenin üzerinde rekor sıcakların kaydedildiği şehirler aşağıda verilmiştir.
Bu sıcaklar insan sağlığı için çok tehlikelidir.
Saat 11.00 ila 17.00 arası özellikle yaşlılar ve çocuklar dışarıda dolaşmamalı.
Saat 11.00 ila 17.00 arası güneş altında çalışılması yasaklanmalı.
Ayrıca bu sıcaklar çalışma performasını ciddi oranda düşürür.
Bölgede evlerde ve işyerlerinde klima olmalı ve klima sıcaklığı 26 derecede çalıştırılmalı.
Güneye bakan ev ve işyerlerinin pencerelerin perdeleri kapalı olmalı.
Erich Fromm’a göre insan, malının, mülkünün, mesleğinin, statüsünün toplamı değildir. Bütün bu dışsal etiketler elinden alındığında geriye ne kalıyorsa, sen osun. Başka hiçbir şey değil. Ve asıl karakterin, hiçbir şeyin kalmadığı o anda belli olur.
refah seviyesi en yüksek ülkeler
- Norveç
- İsviçre
- Danimarka
- İsveç
hepsinin ortak özelliği eğitim seviyesinin yüksekliği
toplum bilinçli kurallara uyma oranı çok yüksek
Norveç'liyi bulutları çaldılar diyip kandıramazsınız
İsveç'li biri depremi dış güçlerin yaptığına inanmaz
Ne kadar az hareket ederseniz, o kadar erken yaşlanırsınız.
Ne kadar çok uykusuz kalırsanız, o kadar erken yaşlanırsınız.
Ne kadar çok kronik strese maruz kalırsanız, o kadar erken yaşlanırsınız.
Ne kadar çok şeker tüketirseniz, o kadar erken yaşlanırsınız.
haziran diyince aklıma turgut uyar'ın çok beğendiğim bir şiirinde dedikleri geliyor: "ne kadar hüzün geçmişse dünyadan, ne kadar acı geçmişse yaşayaçacağız... ve bizim bir haziranımız bir yıl kadar yetecektir dünyaya." çok hoş.
Herakleitos'un keşfi önemlidir: Yaşamdaki amacımızı öylece durup düşünerek değil, akan her şeye kapılıp hareket ederek bulabiliriz. Değişmeyen, dönüşmeyen, hareket etmeyen, eylemde, olmakta olmayan hiçbir şeyde amaç yoktur: Çünkü onda zaten varolmak ve yaşam yoktur.
Türkiye’deki kitlesel ahlâki çöküşün önemli kırılma noktalarından biri kuşkusuz 70’li yıllarda bir furyaya dönüşen erotik Yeşilçam filmleriydi. Sadece film isimleri bile toplumun edep ve haya perdelerini dikiş tutmaz biçimde yırtıyordu: Hamamda kaybolan sabunun esrarı, ah deme oh de, parçala behçet, beş tavuk bir horoz, vur davula tokmağı, sabaha kadar, karpuzcu ve daha bir çok film adıyla laçkalık hızla yayıldı. Ancak daha yaygın çöküş 90’lı yıllarda kontrolsüz özel Tv kanallarıyla hemen her eve girdi: Gece jimnastiği, tutti frutti, televole, magazin bilmem ne ile aileler bu arsızlığa maruz bırakıldı. Bir, üç, beş, on derken artık bu hayasızlık tepki görmemeye, reyting denen reklam geliri belirleyici cehennem zebanisinin fırınına odun taşımakta yarışa dönüştü. Popüler şarkıcıların magandalık ve nobranlık dolu şov programları, magazin programlarında skandal ifşaları, berbat bir çıplaklıkla kadınların reyting mezesi olarak sunulması ile freni patlamış kamyon gibi geçti bu yıllar ve toplumun da ar damarı çatlatıldı sonunda. Akıtılan bu zehirle ifsad ve mundar edilen bir toplum olduk. Hepimiz etkilendik bundan. Şener Şen’in Muhsin Bey, Metin Akpınar’ın Abuzer Kadayıf filmleri dönem ruhunu yansıtan önemli örneklerden. Merhum Turgut Özal’ın “benim memurum işini bilir”, “küçük turgutla konuşsun”, “anayasayı bir kere delmekle bir şey olmaz” sözleri bulunduğu makamdan sarf edilince hızla yol oldu ve başka ifsad kapılarını araladı.
Hayatta maalesef kötü ve kirli olan, temiz ve iyi olan karşısında baskındır. Bir galon beyaz boyaya yarım şişe siyah boya atmanız rengini kırmaya yeter. Fakat onu tekrar beyazlaştırmak çok daha fazla çaba ister. Bu dönemler ve yaşananlar Türkiye’de idealist ve adanmış insan profilini hızla bitirdi. Kırmızı ışıkta durmanın enayilik olarak görüldüğü bir lümpenlik egemen oldu. Ekonomik krizler ve yokluklar da eklenince bu çürüme hızla yayıldı. Sabah programlarında, sosyal medya paylaşımlarında görülen çürüme işte bu şekilde katlanarak bu güne gelen kültür ve ahlak erozyonunun bir çıktısı. Bu çürüme sadece Türkiye ile de sınırlı olmadı. Fas’tan Tunus’a, Mısır’dan Irak’a bu coğrafyanın çoğu ülkesinde yaşandı. Düzelir mi? Mümkün ama çok zor.
V’esselam
Nietzsche'nin kendi ettiğini anlatırken Zerdüşt karakterini seçmesinin nedeni nedir?
İlk olarak Zerdüşt, bütün dinlerin temelini atan kişidir ve Kıyamet gününü keşfetmiştir.
İkincisi tarihin iyiler ile kötüler arasındaki savaştan ibaret olduğunu ilk kez Zerdüşt söylemiştir.
Üçüncüsü Zerdüşt, soylu ahlakının temelini atmıştır ve soylu tipinin başlatıcısıdır.
Ama Nietzsche'nin Zerdüşt'ü bir delidir, artık bunları getirmez takipçilerine.
"Üstinsanı öğretiyorum" der, "üstinsan yeryüzünün anlamıdır" der.
Elinde ahlak kuralları ya da hazır bir öğreti yoktur. Yani Nietzsche'nin Zerdüşt'ü modern çağın delisidir.
İnsanlık tarihinin neredeyse tamamı mağarada, avda, göçte ve hayatta kalma mücadelesinde geçti.
Paleolitik Çağ yaklaşık 3 milyon yıl sürdü. Tarım ise sadece 12 bin yıllık bir hikaye.
Yani insan, varoluşunun yaklaşık %99,5’ini şehirlerde değil; doğanın içinde, taş aletlerle, küçük topluluklar halinde yaşadı.
Günümüz insanı boşluğa dayanamaz. Boşluğu hemen bir etkinlikle doldurmak ister. Çünkü değerli hissetmesi, bir şeyler yapmasına koşullandırılmıştır. Oysa boşlukta durabilme becerisi dönüşüm için çok önemlidir. Boşluk, yeni kimliğin sancılı doğum odasıdır.