Sendikal Faaliyet Suç Değildir!
Sendikal haklar; Anayasa, yasalar ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerle güvence altındadır. Buna rağmen Şırnak Şube Başkanımız Adnan Şenbayram ile Şube Yürütme Kurulu üyelerimiz Mesut Aslan ve Nizam Kaplan’ın sendikal faaliyetleri gerekçe gösterilerek açığa alınması açıkça hukuksuzdur, kabul edilemez.
Arkadaşlarımızın derhal görevlerine iade edilmesini, yürütülen soruşturmaların sonlandırılmasını ve yaşanan hukuksuzluğun giderilmesini istiyoruz.
Şırnak KESK Şubeler Platformu’nun başlattığı Adalet Nöbeti’ne tüm emek ve demokrasi güçlerini sahip çıkmaya, dayanışmayı büyütmeye çağırıyoruz.
Sendikal mücadelemizi ve haklarımızı hedef alan baskılara boyun eğmeyeceğiz.
Arkadaşlarımız görevlerine iade edilene ve haklarında açılan soruşturmalar sonuçlanana kadar dayanışmayı büyütecek, mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.
Sendikal mücadele suç değil, haktır!
#AdaletNöbeti
Eğitimde şiddete karşı MEB'in "güvenli okul iklimi" olarak sunduğu modelin pedagojik yıkıma yol açabileceğini belirten Eğitim Sen Genel Mali Sekreteri Ramazan Gürbüz, çözüm için okullardaki rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinin artırılması gerektiğini ifade etti.
https://t.co/91p76wJ0ca
🟣TBMM'de stajyer olarak çalışan öğrencileri taciz eden sanıkların bugünkü duruşmada tahliye edilmesi, ülkede adaletin kim için işlediğini bir kez daha açık biçimde ortaya koymuştur. En güvenli olması gereken kamusal alanlardan biri olan TBMM’de işlenen bir suç, yargı eliyle hafifletilmiş; mağdurlar korunmamış, failler fiilen kollanmıştır.
Eğitim Sen olarak bu kararı ve arkasındaki eril zihniyeti kabul etmiyoruz. Tacizi görünmez kılan, failleri koruyan, mağdurları ise yalnızlaştıran bu düzene karşı mücadelemizi sürdüreceğiz. Bu sürecin takipçisi olacak; yargının siyasal tercihlerle erkek şiddetini yeniden üretmesine izin vermeyeceğiz. Kadınların ve gençlerin eşit, güvenli ve onurlu bir yaşam mücadelesini büyütmeye devam edeceğiz.
#ErkekAdaletDeğilGerçekAdalet
İstanbul Üniversitesi’nde gerçekleştirilen görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavlarının, liyakat sorununu ve sözlü sınavların adaletsizliğini gözler önüne serdiğini belirten Eğitim Sen MYK Üyesi İzzet İldeş, üniversite yönetimini şeffaf davranmaya çağırdı.
https://t.co/bvhwRJzGo2
KESK ve işkolları MYK üyeleri ve Ankara Şubeler Platformu üyeleri ile bugün Ankara Adliyesi'nde görülen duruşmasına katıldığımız BirGün muhabiri İsmail Arı, 75 gün süren tutukluluğun ardından tahliye oldu.
Özgür basın emekçilerinin yanında yer almaya, emek demokrasi, hak ve özgürlükler mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz!
@BirGun_Gazetesi
📌 Eğitim Sen’den Yusuf Tekin bilançosu
👉 Yusuf Tekin’in görevdeki üçüncü yılında Eğitim Sen, eğitim alanındaki dönüşümü müfredat, protokoller, mesleki eğitim, okul altyapısı ve öğretmen politikaları üzerinden ele aldı.
https://t.co/4exYOgFCKp
Boğaziçi'nde Prof. Dr. Tuna Tuğcu'nun kamu görevinden çıkarılmasına tepki: Akademik özgürlüğe saldırı, üniversiteye darbe girişimidir!
https://t.co/amLO6XAdRZ
BirGün Gazetesi Muhabiri İsmail Arı, tutukluluğunun 75. gününde hakim karşısına çıktı. Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak ve MYK üyeleri, KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak ve MYK üyeleri, bağlı iş kolları MYK üyeleri ve KESK Ankara Şubeler Platformu üyeleri, Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşma öncesinde yapılan açıklamaya ve duruşmaya katılarak destek verdi.
🔴Milli Eğitim Bakanlığı’nın resmi açıklamasına göre, 13 Haziran 2026 Cumartesi günü yapılacak LGS öncesinde, sınav yapılacak okul ve kurumlarda fiziki hazırlıkların tamamlanması amacıyla 12 Haziran Cuma günü örgün eğitim kurumlarında eğitim öğretime bir gün ara verilecek, öğretmenler de idari izinli sayılacaktır.
Ancak cumartesi günleri eğitim faaliyeti yürüten BİLSEM’lerin sınav günü açık tutulması; sınava girecek öğrencisi olan BİLSEM öğretmenleri ile aynı gün BİLSEM’de dersi bulunan LGS öğrencileri açısından mağduriyet yaratabilecektir.
Milli Eğitim Bakanlığı, 13 Haziran Cumartesi günü BİLSEM’lerde gerekli idari izin düzenlemesini yapmalı; öğretmenlerin ve öğrencilerin mağduriyet yaşamasının önüne geçmelidir.
@tcmeb
🔴 Sınavda birinci oldular, mülakatta elendiler
İstanbul Üniversitesi’nde görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavında birinci ve ikinci olan adaylar mülakat sonrası atanmaya hak kazanamazken, alt sıralardaki adaylar yönetici kadrolarına yerleşti.
👉 Eğitim Sen MYK Üyesi İzzet İldeş: Sözlü sınavlar ne yazık ki liyakatin değil, sadakat ilişkilerinin ölçüldüğü bir eleme mekanizmasına dönüştürülmüştür
👉 EMEP’li İskender Bayhan: 2 Kişinin atanacağı Şube Müdürü kadrosuna Sınavda 1. Ve 2. Olanların yerine sınav sıralamasının sonunda (8. Ve 9.) yer alan kişilerin atanması hangi saikler ile oluşmuştur?
Eylem Nazlıer'in (@eylemnazlier) haberi
https://t.co/iBtNkeD35I
🔴MEB PERSONEL GENEL MÜDÜRÜ İLE YAPILAN GÖRÜŞMEYE İLİŞKİN BİLGİ NOTU
MYK üyelerimiz Zülküf Güneş, Ramazan Gürbüz ve Evrim Gülez, 4 Haziran 2026 tarihinde, Millî Eğitim Bakanlığı Personel Genel Müdürü Bülent Çiftci ile bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmede, eğitim ve bilim emekçilerinin farklı alanlarda yaşadığı sorunlar, sahadan toplanan bilgilerle oluşturduğumuz raporlar, üyelerimizin talepleri ve sendikamızın sorunlara dair çözüm önerileri Personel Genel Müdürlüğü’ne iletildi.
🔴Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in Görevdeki 3 Yılı: Siyasal-İdeolojik Kuşatma ve Kamusal Tasfiyenin Bilançosu
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in görevdeki ilk üç yılı; eğitim emekçilerinin yoksullaştığı, angarya çalıştırma ve fiili sürgün politikalarının hayata geçirildiği, milyonlarca öğrencinin bir öğün ücretsiz yemek ve temiz suya muhtaç edildiği; tarikat ve cemaatlerle yüzlerce protokolün imzalandığı, okulların hijyen sorunlarıyla ve personel yetersizliği ile boğuştuğu, eğitim sisteminin bir taraftan piyasalaştığı, diğer taraftan “tek din, tek mezhep” anlayışı üzerinden yeniden biçimlendirilmek istendiği koyu karanlık bir dönem olmuştur. Eğitimin amacı siyasi iktidarın ideolojik arka bahçesini inşa etmek ya da sermayeye bedava iş gücü devşirmek değildir.
Millî Eğitim Bakanlığı’nın sosyal medya hesaplarında yüksek bütçelerle hazırlatılan propaganda amaçlı videolar, eğitimde yaşanan yapısal çöküşü gizlemeye yetmemektedir.
Gerçek bir eğitim reformu; kurumsal videolarla parlatılan görselliğin propaganda aracına dönüştürülmesiyle değil, kamusal, parasız, demokratik, nitelikli, bilimsel, laik, cinsiyet eşitlikçi ve ana dilinde eğitimin tüm okullarda somut olarak yaşama geçirilmesiyle mümkündür. Bakanlığın süslü söylemleri ve “başarı” anlatısı, toplumun önüne konulmuş bir “Maarif Masalı” olmaktan öteye geçmemektedir.
Eğitim Sen olarak bizler; eğitim emekçilerinin örgütlü gücüne, velilerin ve öğrencilerin eşit, özgür ve nitelikli eğitim hakkına dayanarak, bu masalın karşısına gerçekleri koymaya ve örgütlü olduğu tüm okullarda ve işyerlerinde laikliğin, bilimin, kamusal ve demokratik eğitimin yılmaz savunucusu olmaya devam edeceğiz.
https://t.co/M9Ez1BJaur
🔴Ankara'da Adalet Bakanlığı önünde "Geciken Adalet, Adalet Değildir! Arkadaşlarımız Derhal Serbest Bırakılsın!" şiarıyla basın açıklaması gerçekleştirdik. 👇
https://t.co/pfp7PuMS9L
Geciken Adalet, Adalet Değildir! Arkadaşlarımız Derhal Serbest Bırakılsın!
Toplumsal muhalefeti yargı eliyle kıskaca almaya, susturmaya, sindirmeye “Saray'ın makbul muhalefeti” haline getirmeye yönelik baskılar tüm hızıyla devam ediyor.
Ülkeyi derinleşen yoksulluğa, işsizliğe ve adaletsizliğe mahkum edenler, halkın ekmeğini küçültenler; baskı, gözaltı ve tutuklamalarla emekçilerin sesini de kısmaya çalışıyorlar.
10 Şubat’ta ESP Eş Genel Başkanı Murat Çepni’nin de içinde olduğu çok sayıda siyasetçi, sendikacı, gazeteci,ekolojist ve demokratik kitle örgütlerinden aktivistler gözaltına alınarak tutuklandı. Bu operasyonlarda tutuklananlar arasında sendikamız HABER-SEN MYK Üyesi İbrahim Halil Doğan, SES ve EĞİTİM SEN üyesi, LİMTER-İŞ Genel Başkanı İleri Devrim Yurtsever ve yönetim kurulu üyesi arkadaşlarımız da tutuklanmıştır.
Toplam 85 kişinin tutuklandığı bu operasyonda halen 82 kişi farklı cezaevlerinde tutulmaktadır. Aradan dört ay geçmesine rağmen ortada bir iddianame dahi bulunmamaktadır. Arkadaşlarımız hakkında tek bir somut delil ortaya konulmamıştır dolayısıyla tutukluluk adeta peşin cezaya dönüştürülmüştür. Sadece bu operasyonda değil sendikacıları, siyasetçileri hedef alan tüm operasyonlarda olduğu gibi arkadaşlarımız hangi somut suçlamalarla karşı karşıya olduklarını öğrenemeden cezaevlerinde tutulmaktadır. Bu durum hukukla adaletle izah edilemeyeceği açıktır.
Sendikamız HABER-SEN MYK Üyesi İbrahim Halil Doğan'a yöneltilen tek suçlama katıldığı iddia edilen bir Zoom toplantısıdır. Bir toplantıya katılmak, düşüncesini ifade etmek ve sendikal faaliyet yürütmek suç gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. Biliyoruz ki sendikacılara dair artan tüm saldırılarda olduğu gibi bu operasyonda da tutuklanan sendikacılar şahsında hedef alınan örgütlenme hakkı, düşünce ve ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri hakkı, emekçilerin yan yana gelme ve itiraz etme iradesidir.
Toplumun ve emekçilerin yakıcı sorunlarına çözüm üretmekten uzak aksine sömürü zeminini güçlendiren iktidarın emekçiler açısından meşruiyeti kalmamıştır. Siyasal iktidar varlığının devamlılığını baskı, sürgün ve sindirme politikalarında aramaktadır. Anayasal güvence altında olan sendikal faaliyetlerimizin dahi suç sayılması; yönetici ve üyelerimizin cezalandırılmaya çalışılması bu politikaların bir parçasıdır.
Bugün burada sadece arkadaşlarımızın özgürlüğünü değil, hepimizin temel hak ve özgürlüklerini savunmak için bulunuyoruz.
Biliyoruz ki cezalandırılmak istenen düşünce ve ifade özgürlüğüdür. Cezalandırılmak istenen toplantı ve gösteri hakkıdır. Cezalandırılmak istenen emekçilerin yan yana gelme, söz söyleme ve itiraz etme hakkı yani hedef sömürüye itiraz etme zeminini yok etmektir.
Nitekim bu politikaların ortaya çıkardığı sonucu Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu'nun (ITUC) yayımladığı Küresel Haklar Endeksinde bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmıştır. Türkiye bir kez daha sendikal hakların en ağır biçimde ihlal edildiği, çalışma yaşamının emekçiler açısından en kötü olduğu 10 ülke arasında yer almıştır.
Bu tablo tesadüf değildir. Çünkü sendikal hakların gasp edildiği, grevlerin yasaklandığı, gazetecilerin susturulduğu, siyasetçilerin tutuklandığı bir ülkede emekçilerin haklarını savunmak da suç unsuru haline getirilmektedir. Bunun sonucundandır ki, bugün cezaevleri; hak arayanlarla, itiraz edenlerle, demokrasi ve barış isteyenlerle doldurulmaktadır.
Türkiye’de sendikal haklar ve demokratik özgürlükler anayasa ve uluslararası sözleşmelerde yazılı olsa da fiiliyatta sürekli engellenmekte, grevler yasaklanmakta, sendikacılar soruşturulmakta, işçiler işten atılmakta, gazeteciler susturulmakta, muhalifler gözaltına alınmaktadır.
Gezi Direnişi'nin 13. Yıldönümü anma etkinliğinde anayasal güvence altındaki toplantı ve gösteri hakkını kullanmak isteyen bizler bir kez daha polis müdahalesiyle karşılaştık. Aralarında sendika MYK üyelerimizin de bulunduğu çok sayıda kişi tartaklanarak gözaltına alındı.
Saldırılar artarak devam ediyor. Devlet kurumlarını, yargıyı, üniversiteleri ve medyayı kendi ihtiyaçları doğrultusunda şekillendiren iktidar, yargı eliyle siyaseti dizayn etmeye, yok etmeye, yok edemiyorsa da kendisine uygun bir muhalefet yaratmaya çalışmaktadır. Ana muhalefet partisine kayyum atamak gibi darbe dönemlerini dahi geride bırakan bu yönelimler rejimin çok daha otoriter bir hale bürüneceğinin, faşizmin kurumsallaştırılmak istendiğinin de göstergesidir.
Bu kabul edilemez! Hiç kimse bizden hukuksuzluğu hukuk diye kabul etmemizi beklemesin. Hiç kimse bizden susmamızı, boyun eğmemizi, arkadaşlarımız unutulsun diye beklemesin. Çünkü biliyoruz; bugün sendikacılara yapılan yarın tüm topluma yapılacaktır. Nitekim daha önce toplumun bir kesimine yönelik yapılanlar şimdi iktidar ve iktidardan nemalanan kesimler dışında toplumun diğer tüm kesimlerine yönelik gerçekleştirilmektedir.
Bir ülkede anayasal haklarını kullanmak, hak ihlallerine karşı ses çıkarmak, barışı savunmak ve sendikal faaliyet yürütmek suç sayılıyorsa; orada hukuktan değil, keyfilikten söz edilir.
Ama bilinmelidir ki; Baskılarınızdan korkmadık, korkmuyoruz, korkmayacağız!
Gözaltılarınızla sindiremediniz, tutuklamalarınızla susturamayacaksınız!
Cezaevleri hakikati hapsedemediği gibi örgütlü mücadeleyi de teslim alamayacaktır!
Geri Adım Atmayacağız!
Yoksulluğa, adaletsizliğe, güvencesiz çalışma koşullarına karşı, emek, demokrasi ve barış mücadelemizi daha da yükselteceğiz.
Temel hak ve özgürlüklerimizi savunmaktan vazgeçmeyeceğiz.
Sendikal haklarımızı kullanmaktan vazgeçmeyeceğiz.
Düşüncemizi söylemekten, itiraz etmekten, örgütlenmekten vazgeçmeyeceğiz.
Temel hak ve özgürlüklere, örgütlenmeye yönelik bu haksız, hukuksuz, toplumsal muhalefeti susturmaya, sindirmeye yönelik operasyona karşı sesimizi yükseltmek, dayanışmamızı ve adalet talebimizi ifade etmek üzere bugün burada toplanmış bulunmaktayız. Ve Adalet Bakanlığı'nın önünden bir kez daha haykırıyoruz: bu hukuksuz sürece son verilmeli ve arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır!
Bilinmelidir ki, İbrahim Halil Doğan ve diğer tutuklu sendikacılar yalnız değildir!
Tutuklu gazeteciler yalnız değildir!
Tutuklu siyasetçiler yalnız değildir!
Tutuklu hak savunucuları yalnız değildir!
Ne baskılarınız ne gözaltılarınız, ne tutuklamalarınız bizleri mücadelemizden vazgeçirebilir.
Eşitlik, özgürlük, demokrasi ve emek mücadelesini büyütmeye devam edeceğiz.
Arkadaşlarımız serbest bırakılana, adalet yerini bulana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. Emek ve demokrasi mücadelesinin kriminalize edilmesine izin vermeyeceğiz.
Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz!
Yaşasın Sendikal Hak Ve Özgürlükler Mücadelemiz!
YÜRÜTME KURULU
Üyemiz Prof. Dr. Tuna Tuğcu’ya verilen hukuksuz ve siyasi nitelikteki kamu görevinden çıkarma cezasını kabul etmiyoruz.
Boğaziçi Üniversitesi Güney Kapı’da gerçekleştirdiğimiz basın açıklamasıyla akademik özgürlüğe, bilimsel üretime ve üniversitelerin özerkliğine sahip çıktık.
NAFAKAYI DEĞİL YOKSULLUĞU BİTİR!👇
https://t.co/JvNkbYw9BS
Günde üç kadın katledilirken iktidar AYM aracılığıyla, “aile kurumunun saygınlığını koruma”yı gerekçe göstererek nafaka hakkını hedef alan bir karar açıkladı. Hemen ardından Adalet Bakanı tarafından yapılan açıklamadan da bu kararın hükümetin bu yöndeki hazırlıklarının habercisi olduğunu anlıyoruz. Benzer dosyalarda daha önce kadınların lehine karar veren AYM kararı bu hazırlıktan bağımsız değil. Görünen o ki bundan sonra birbiri ardına gelecek yargı reformlarıyla ve yargı paketleriyle kadınlar şiddete, yoksulluğa ve güvencesizliğe daha fazla mahkûm edilecek.
İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının ardından kadınlara yönelik politikalar da giderek aileyi merkeze alan uygulamalara indirgeniyor. Kadın istihdamı hâlâ yüzde otuzlar seviyesinde seyrediyor. Çalışan kadınların yalnızca yaklaşık yüzde yirmisi tam zamanlı ve güvenceli işlerde çalışabiliyor. Engelli, yaşlı, hasta ve çocuk bakımı büyük ölçüde kadınların sorumluluğuna bırakılıyor; kadın yoksulluğu, kadın emeğinin görünmezliği ve kadınların yaşadığı zaman yoksunluğu görmezden geliniyor. Kadın istihdamı, eşitlikçi politikalar yerine “aile dostu politikalar” adı altında şekillendiriliyor.
“Ailenin korunması” odaklı politikalar, aile içinde yaşanan kadına yönelik şiddeti görünmez kılıyor. Güvenli, güvenceli, tam zamanlı işlerde çalışma olanakları sistematik olarak sınırlandırılan kadınlara karşı sorumluluklarını yerine getirmesi gereken iktidar ise şimdi de boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek tarafı koruyan nafaka hakkını ortadan kaldırmaya hazırlanıyor.
Ekonomik bağımsızlığı elinden alınan kadınların boşanma süreçlerinde talep ettikleri nafakanın, aileyi koruma iddiasıyla kısıtlanması ya da ortadan kaldırılması; kadınların yaşadıkları şiddete, eşitsizliğe ve ekonomik baskıya rağmen aile içinde kalmaya zorlanması anlamına geliyor. Bu yaklaşım, aile içi şiddete maruz bırakılan kadınları aynı şiddet döngüsü içinde yaşamaya mahkûm ediyor.
Nafaka ile ilgili veriler, boşanma ve nafaka davaları ile toplumsal cinsiyete dayalı şiddet arasında önemli bir ilişki olduğunu gösteriyor. Nafaka davalarının yaklaşık yüzde 25’inde konu, kadına yönelik şiddet veya ev içi şiddet vakalarıyla bağlantılı.
Nafaka davalarının tarafı olan kadınların önemli bir bölümünü işsiz kadınlar oluşturuyor. Ayrıca çocukların velayeti büyük ölçüde kadınlara verildiğinden, nafaka talepleri çoğunlukla çocukların temel ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik oluyor.
Kadın istihdamını artıracak politikalar hayata geçirilmeden; güvenceli ve tam zamanlı çalışma olanakları yaratılmadan; kadına yönelik şiddetle etkili biçimde mücadele edilmeden; erişilebilir başvuru mekanizmaları ve önleyici tedbirler güçlendirilmeden; bakım hizmetleri kamusal bir sorumluluk olarak ele alınmadan; yeterli sayıda sığınma evi, barınma ve kreş desteği sağlanmadan nafaka hakkının ortadan kaldırılması, kadınları şiddete daha açık hâle getirmekten, yoksulluğu derinleştirmekten ve güvencesizliği artırmaktan başka bir sonuç doğurmayacaktır.
🔴Kadınların kazanılmış haklarına yönelik saldırılara derhal son verilmeli,
🔴Kadın istihdamını artırmaya yönelik politikalar geliştirilip uygulanmalı,
🔴Kadına yönelik şiddetle etkin biçimde mücadele edilmeli,
🔴Yargı reformları toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifiyle planlanmalıdır.
Sorun nafaka değil, kadınları yoksulluğa, güvencesizliğe ve şiddete açık hâle getiren politikalardır!
Haklarımızdan, hayatlarımızdan vazgeçmiyoruz!
Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak ve Genel Örgütlenme Sekreteri İzzet İldeş, SSS Yıldızlar Holding önünde bir araya gelen Doruk Madencilik işçilerinin protesto eylemine katılarak, işçilere destek verdi. Irmak burada yaptığı konuşmada, sermaye düzenine karşı tek çözümün emekçilerin ortak gücü olduğunu ifade etti.