📌AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan ile aile üyelerini koruyan Cumhurbaşkanlığı korumaları için yılın ilk altı ayında 1 milyar 983 milyon TL harcandığı açıklandı
📌Bu harcama en düşük emekli maaşı alan yaklaşık 84 bin 200 emeklinin bir aylık maaşına denk geliyor
Ayrıntılar👇
Fatma Kaplan Hürriyet neden mi tutuklandı
💥TÜGVA’ya 25 yıllığına tahsis edilen yurdun protokolünü iptal etti
💥Ensar protokollerini sonlandırdı
💥Araç kiralama saltanatına son vererek İzmit’e 400 araçlık hizmet filosu kazandırdı
💥Yok pahasına tarikatçılara kiralanan alanları tek tek halka geri verdi
💥Belediyeyi müteahhitlere, kiralama şirketlerine ve çıkar çevrelerine bağımlılıktan kurtardı.
💥Yedi yılda dışa bağımlılığı yüzde 60 azalttı.
💥İzmit’in kaynaklarını bir avuç çevreye değil, İzmit halkına kazandırdı
💥Ama Akp’ye göre en büyük suçu Ekrem İmamoğlu’nun yol arkadaşı olmasıydı
Sen misin bunları yapan dediler, Akp sevmez böyle dürüst kahramanları…
Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’tan gelen mesajı, kız kardeşi okudu:
Benim durduğum yerde durmaktan çekinenler olabilir ama ben bir Cumhuriyet kadını olarak dim dik buradayım! Korkmuyorum!
Bir belediye başkanının işleyebileceği en büyük suç vakıf kisvesi altında her yeri peşkeş çektikleri yandaş kurumlarının musluğunu kesmek.
Bkz. şerefini satmak yerine gider paşa paşa yatarım diyen Fatma Başkan!
Gülistan Doku’nun kaybolmasına ilişkin Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturma dosyasına giren tespitler, Türkiye’nin yakın dönemde gördüğü en çarpıcı belgelerden biri olmaya aday.
Soruşturmada yer alan WhatsApp yazışmalarına göre, dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel, kendisi hakkında eleştirel paylaşım yapan sosyal medya hesaplarının tespit edilmesi ve kapatılması için ihraç polis memuru Gökhan Ertok’a talimat veriyor.
Savcılığın tespitlerine göre Ertok, söz konusu hesap sahibinin adresini belirliyor, resmi kayıtlarda yer almayan bir şafak operasyonuyla kişinin evine gidildiğini bildiriyor ve ardından elleri arkadan kelepçeli, yüzü kanlar içinde yerde yatan bir kişinin fotoğrafını Sonel’e gönderiyor.
Aynı yazışmalarda, “Cep telefonunu kopyaladık”, “Ön ve arka kamerayı izleyebiliyoruz”, “Eve iki adet böcek yerleştirdik, bir süre takip edeceğiz” ifadeleri yer alıyor. Sonel’in bu mesaja verdiği yanıt ise yalnızca iki kelime: “Teşekkür ederim kardeşim.”
Dosyada bununla da sınırlı kalınmıyor. Farklı operasyonlar, para transferleri, yurtdışına gönderilen kişiler, yüksek miktarlı uyuşturucu ve mal varlığına ilişkin bilgiler ile bazı kamu görevlileri için referans taleplerini içeren yazışmalar da savcılığın tespitleri arasında bulunuyor.
Hukuk devleti, kamu gücünün kullanımı ve devlet içindeki yetki ilişkileri bakımından cevap verilmesi gereken çok ağır soruları gündeme taşıyor.
Fatih Altaylı:
"Böyle şehadet olacak iş değil!
Yine bir askerimiz şehit oldu.
Bu kez bir Hava Harp Okulu öğrencisi.
Yıllarca eğitim almış, ordumuzun gözbebeği olan, öz evladımız gibi bakmamız gereken bir pilot adayı.
Peki niye şehit oldu?
Terör örgütü mü vurdu?
Hayır.
Uçağı arıza yapıp kaza kırıma mı uğradı?
Hayır!
Yunan uçaklarıyla it dalaşı yaparken mi?
Asla.
Peki nasıl?
Yalova kampında, sıcak altında talim yaptığı için.
Üç öğrenci de aynı nedenle hastanede, tedavi görüyor.
Geçen yaz aylarında da yine aynı nedenle, güneş altında eğitim yaptırıldığı için iki er şehit olmuştu.
Bu kez Hava Harp Okulu’nun bir pilot adayı şehit.
Sizce bu normal mi!
Durmadan sıcak nedeniyle, güneş çarpması ve sıvı kaybı nedeniyle şehit vermek bu kadar sıradan, kabul etmemiz gereken bir olay mı!
Bu eğitim subaylarında ya da bu subayların kullandığı eğitim yönergelerinde bir sorun yok mu!
Millet evlatlarını Peygamber ocağı dediğimiz orduya, sıcak altında öldürmeniz için mi yolluyor!"
Deniz Zeyrek, Yusuf Tekin'i kepaze etmiş
"Bu hikayeleri nereden uyduruyorsunuz, biz parasız yatılı okuduk, çorabımızı bile devlet verirdi, 3 öğün yemeğimiz dışında, üstüne bir de harçlık verirdi
Sümerbank, lacivert ceket, gri pantolon, yakası kürklü paltomuzu ücretsiz verirdi"
Timur Soykan, Ahbap soruşturmasına ilişkin:
"Bakın, neredeyse 1 milyar TL yasal bahis oynandı deniyor ve bu paranın 390 milyon TL'si kaybedildi deniyor.
Şimdi arkadaşlar, devlet uyuyor mu bunlar olurken? Ya ben anlamıyorum.
Bir hesaptan 1 milyar TL bahis oynanacak ve bu devletin MASAK'tan ve ilgili kurumların denetiminden kaçacak. Yasal bahis, 1 milyar TL. Ya bu kaçmaz arkadaşlar.
400 milyon TL kaybedilmiş. Kimin parasını kaybediyorsun 400 milyon TL? Bu nasıl sorulmamış bugüne kadar?"(OnlarTV)
İstanbul metrosunda bir genç, NATO’yu sözlü protesto ediyor.
Tam bu esnada sivil polis olduğunu söyleyen bir şahıs ve metro güveliği gence müdahale ediyor.
Ama dikkat ederseniz “boynunu kıracak seviyede” arkaya çekiyorlar adeta gence işkence yapıyorlar!
Üstelik böyle bir yetkileri yok! Bu olayın sonuna kadar takipçisiyim! Kimse bir gence böyle müdahale edemez!
Timur Soykan: "Melih Gökçek'in marifetini paravanlarla kapatıyorduk değil mi? Yani adamın 800 milyon dolarımızı oraya gömmesine, yok etmesine hesap soramadık bir de üstüne orayı paravanla örtmek için para ödedik değil mi?
Şimdi bu kişi hiç bundan utanmıyor, bir paylaşım yaptı.
İşte utanmazlık budur yani utanmazlığın heykelini yapacağız deseniz bu heykeli koyabilirsiniz yani tükürür müsünüz tükürmezsiniz size kalmış öyle heykelin içine ama bunu yapabilirsiniz.
Lafa geldi mi yerli ve millisiniz, lafa geldi mi dış güçler dış güçler herkesi suçlamayı bitirmezsiniz, herkese ajan ilan edersiniz...
Ama Trump geleceği zaman, Trump Erdoğan'ı sevdiği zaman mutluluktan yerinizde duramazsınız.
Bayram yaparsınız. ABD'nin rengini gidip FSM'nin üzerinde ışıklandırma bile yaparsınız.
Ne aklına Gazze gelir, ne Filistin gelir..."
İmamoğlu’nun avukatları kürsüdeki kişiyi rezil ediyor şu anda.
Tora Pekin:
“Savunma yapmaktan kaçıyorsunuz dediğiniz müvekkil 9 Mart’ta ilk duruşmada buraya geldi, ifade vereyim dedi.
İlk ben konuşayım dedi. Siz kabul etmediniz. Sen son sırada konuşacaksın dediniz.
Aylar geçti şimdi son sıradayız, şimdi de aynı müvekkile ya yarım günde konuşup susacaksın ya da susma hakkını kullanmış sayarım diyorsunuz.
Susma hakkınızı mı kullanıyorsunuz dediniz, HAYIR DEDİ.
Şimdi ne okuyorsunuz?
Tutanağınız hakikat dışı.
İşlemleriniz hakikat dışı!”
Tam da meslektaşımın dediği gibi yaşanan her şey gerçek bir kepazelik!
Boğaziçi’ni bölüm birincisi olarak bitiriyorsun. Bölümün yüksek lisansa kabul ediyor, adını ilan ediyor. Sonra anayasal hakkını kullanıp protestoya katıldığın gerekçesiyle tek imzayla kabulün iptal ediliyor. Eğitim hakkın, TÜBİTAK bursun ve akademik geleceğin elinden alınıyor.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.