Bu satırları, kendini sağduyulu olarak tanımlayan ama bu çarpık medya düzenini farkında olmadan besleyen herkese yazıyorum.
Siz başka ortamlarda “özgür basın, tarafsız haber, daha adil bir ülke” istemiyor musunuz?
Peki hayalini kurduğumuz ülkenin haberciliği, gazeteciliği, medyası bu mu olmalıydı?
Bugün haberin yerini dedikodu aldı.
Gazeteciliğin yerini linç, gerçeğin yerini kurgulanmış algılar aldı.
Kelimeler artık doğruları aydınlatmak için değil, karanlığı daha inandırıcı göstermek için kullanılıyor.
Siz o haberleri okurken, o çirkin başlıklara tıklarken, aslında farkında olmadan bu çürümenin bir parçası oluyorsunuz.
Sorun bir kişi değil; sorun bu zihniyet.
Bu zihniyet öyle bir zihniyet ki, halkı yavaş yavaş manipülasyonla uyuşturuyor, vicdanı susturuyor, gerçeği magazinleştiriyor.
Birkaç tık fazla almak, biraz daha görünür olmak uğruna insan onurunu yok sayıyor.
Ve işte tam da bu yüzden, aklımızla alay edercesine aynı kalıplar tekrar ediyor.
Gerçekler çarpıtılıyor, yalanlar normalleşiyor.
Bir insan hem seçimde yolsuzluk yapmış, hem diploması sahte, hem hırsız, hem casus olabilir mi?
Olabiliyor, çünkü medya buna zemin hazırlıyor.
Siyasette, sanatta, ekranda; her yerde aynı zihniyet dolaşıyor:
Kişisel çıkar için başkalarına zarar vermek.
Bana defalarca “Sus, kariyerine zarar verir” dediler.
Evet, belki verir.
Ama bu zihniyeti kökünden söküp atamayacaksak, o kariyerin, o ekranların, o manşetlerin hiçbir anlamı yok.
Bunlara alışma. Normalleştirme. Parçası olma.
Herkese merhaba 💫
Doğum günümde bana hediye göndermeyi düşünen herkese kalpten bir önerim var… Bu yıl, çıkan yangınlarla yitirdiğimiz doğaya birlikte nefes olalım çok isterim . Hediye yerine fidan dikelim, yaralı canların bakımına destek olalım. Bana verilecek en güzel hediye, birlikte iyileştirdiğimiz bir dünya olur. 💚
Sevgiler…
Sektörel sorunları irdelemek için başlayıp, hiçbir siyasi yorumunu görmediğim, duymadığım ve sektörel olarak tanıdığım Ayşe Barım’ın, kamuoyunda açıklanmayan delillerle tutuklanması vicdanen hepimizi rahatsız etmektedir.
Sektörel sorunları tartışmak ayrı bir konu, ancak henüz görmediğimiz kanıtlarla 12 yıl öncesine dönük tutuklama kararlarının alınması bana sadece yine kutuplaşıyoruz, yine bir seçime hazırlanıyoruz hissi veriyor.
Gitgide bir iletişim faciasına dönüşen bu meselede, konuyu saptıran bazı arkadaşlarımızın açıklamaları, sektörle hiçbir ilgisi olmayan kişilerin ‘çok bilir’ edasıyla konuşmaları gibi unsurlar da süreci daha da kaotik hale getiriyor.
Gerçeklerin açıklığa kavuşması için hukukun şeffaf bir şekilde işlemesi ve delillerin kamuoyuyla paylaşılması şarttır. Aksi takdirde, bu tarz kararlar toplumsal güvensizliği artırmaktan öteye gitmeyecektir.Bu konuda yorum ve paylaşım yapan kişileri de ciddiyete davet ediyorum.