Mavi kutu Nivea +mia klinika glikolik asit karışımını hangi bacim bulduysa gerçekten plaket falan vermemiz gerekiyor.....
Siz denediniz mi deneyimleriniz nasıl ne düşünüyorsunuz?
evli bir çifte daha önce hiç ayrıldınız mi diye sordular ikisi de şey dedi “biz birbirimizi kaybetme riskine girmeyi göze alamayız bu yüzden hiç bir kavgayı uzatıp küsmüyoruz.”çok hoşuma gitti.
Herkes İran'ı konuşuyor. Hamaney'i konuşuyor.İsrail'i konuşuyor !!
Ben başka bir şey görüyorum.
Asıl savaş başka yerde.
Size iki olay göstereceğim. Aralarında hiçbir bağlantı yok gibi görünüyor.
Ama aralarında bir bağlantı var size anlatacağım.
Birinci olay.
ABD Venezuela'ya operasyon düzenledi. Maduro yakalandı.
Herkes "diktatör devrildi" dedi. Alkışladı. Bazıları uluslararası hukuka aykırı dedi.
Ama kimse şu soruyu sormadı: Venezuela'nın en büyük petrol müşterisi kimdi?
Çin.
Venezuela günde 800 bin varil petrolü doğrudan Çin'e satıyordu. Maduro gitti. O hat kesildi.
İkinci olay.
ABD ve İsrail İran'ı vurdu. Hamaney öldürüldü.
Herkes "nükleer tehdit bitti" dedi. Bazıları alkışladı. Bazıları Uluslararası hukuka aykırıdır dedi. Protesto etti.
Kimse şu soruyu sormadı: İran'ın en büyük petrol müşterisi kimdi?
Çin.
İran günde 1.5 milyon varil petrolü doğrudan Çin'e satıyordu. Savaş başladı. O hat kesildi.
İki farklı ülke. İki farklı kıta. İki farklı bahane.
Ama aynı müşteri. Çin.
Tesadüf mü?
Hayır.
Anlatıyorum...
Ray Dalio'nun tezi net: Yükselen güç mevcut güce yaklaştığında çatışma kaçınılmaz.
Bu film daha önce çekildi.
Almanya yükseldi. İngiltere'yi geçiyordu. Sonuç: Birinci Dünya Savaşı.
Japonya yükseldi. Pasifik'te Amerika'ya yaklaşıyordu. Sonuç: İkinci Dünya Savaşı.
Sovyetler yükseldi. Amerika'ya meydan okuyordu. Sonuç: Soğuk Savaş.
Şimdi Çin'in mevcut durumuna bakalım.
Çin dünya üretiminin %28'ini tek başına yapıyor. Ve her yıl Amerika'ya biraz daha yaklaşıyor.
Analistlerin tahmini net: 2030'a kadar Çin dünyanın en büyük ekonomisi olacak.
Bu Amerika için varoluşsal bir kriz.
Bir süper güç için en tehlikeli an rakibinin kendisini geçmek üzere olduğu andır. Ya o anda durdurursun ya da bir daha durduramazsın.
Ve şu an gördüğünüz her şey bu durdurma hamlesinin parçası.
Nasıl mı?
Çin tükettiği petrolün %73'ünü ithal ediyor. Kendi üretimi yetmiyor. Dışarıdan almak zorunda.
Şöyle düşünün.
Dünyanın en büyük motoru önünüzde duruyor. Devasa güçlü. Dünya üretiminin dörtte birini tek başına çeviriyor. Durdurulamaz gibi görünüyor.
Ama bir zayıflığı var. Kendi yakıtını üretemiyor.
O motorun dört yakıt hortumu var. Her biri farklı ülkeden geliyor.
Birinci hortum: Venezuela.
İkinci hortum: İran.
Üçüncü hortum: Rusya.
Dördüncü hortum: Suudi Arabistan.
Amerika ne yapıyor?
Hortumları kesiyor.
Venezuela hortumu kesildi. Maduro yakalandı.
İran hortumu kesildi. Savaş başladı.
Rusya hortumu yaptırımlarla kısıldı.
Suudi Arabistan? İran-İsrail savaşında üretim düştü
Bir motoru durdurmak için motorla savaşmak gerekmez.
Yakıtını kesersiniz. Motor kendi kendine durur.
Bu tabloyu bir yere kaydedin.
Venezuela'dan kesilen: günde 800.000 varil.
İran'dan kesilen: günde 1.500.000 varil.
Toplam: günde 2.300.000 varil.
Çin'in günlük petrol ithalatı: yaklaşık 11 milyon varil.
Amerika son 2 ayda Çin'in petrol tedariğinin %20'sini kesti.
Kimse fark etmedi. Çünkü herkes İran'a bakıyordu.
Ama enerji sadece bir cephe.
Çin aynı zamanda başka bir şey inşa ediyordu. Modern İpek Yolu. Pekin'den başlayıp Avrupa'nın kalbine uzanan devasa bir kara ticaret ağı. Demiryolları. Limanlar. Boru hatları. Trilyon dolarlık yatırım.
Neden?
Çünkü kim Avrupa ile ticaret yaparsa dünya ekonomisini şekillendirir.
Ve Avrupa Çin'e kayıyordu.
-Almanya'nın en büyük ticaret ortağı artık ABD değildi. Çin'di.
-Fransa yeni anlaşmalar imzalıyordu.
-İtalya Modern İpek Yolu projesine resmen katılmıştı.
Avrupa yavaş yavaş Amerika'dan uzaklaşıp Çin'in ticaret ekosistemine yöneliyordu.
Bu Amerika için ikinci varoluşsal kriz.
Birincisi Çin'in ekonomik olarak geçmesi. İkincisi Avrupa'yı kaybetmesi.
Avrupa giderse Amerika'nın elinde ne kalır? Silahları ve doları. İkisi de tek başına yetmez.
Ve tam o noktada, tam Avrupa Çin'e doğru kayarken, Amerika İran'ı vurdu.
İran, Modern İpek Yolu'nun Ortadoğu'daki kritik bağlantı noktasıydı. Çin'in Avrupa'ya kara yoluyla ulaşması için İran hattının stabil olması gerekiyordu. O istikrar bombalandı.
Amerika tek hamleyle iki şeyi birden yaptı.
Çin'in yakıtını kesti. Ve Çin'in Avrupa'ya uzanan ticaret yolunu bozdu.
Motor yakıtsız kaldı. Yol da kapandı.
Peki bundan sonra ne olacak?
Kaçınılmaz olan tek bir nokta kaldı.
Taiwan.
Taiwan neden bu kadar önemli? Dünyanın en gelişmiş çiplerinin %90'ı orada üretiliyor. Telefonunuzdaki çip, arabanızdaki çip, füzenizdeki çip. Hepsi oradan.
Kim Taiwan'ı kontrol ederse 21. yüzyılın teknolojisini kontrol eder.
ABD diyor ki: "Taiwan'ı destekleyeceğiz."
Çin diyor ki: "Taiwan bizimdir. Gerekirse güç kullanırız."
Uzlaşma alanı yok. İki taraf da geri adım atamaz. Çünkü geri adım atmak zayıflık gösterir.
Dalio'nun dediği tam olarak bu. İki güç birbirine yaklaştığında ve uzlaşamaz farklılıkları olduğunda savaş kaçınılmaz olur.
Tüm bu hamleler o kaçınılmaz noktanın hazırlığı.
Şöyle düşünün. İki boksör ringe çıkacak. Ama biri dövüşten önce rakibinin suyunu kesiyor. Yemeğini engelliyor. Müttefiklerini ayırıyor. Rakibi ringe bitkin çıksın diye.
Venezuela kesildi.
İran kesildi.
Rusya kısıtlandı.
Avrupa ticaret yolu bozuldu.
Ring: Taiwan.
Ve o ringe çıkış her gün biraz daha yaklaşıyor.
Ama bir olay daha var.
Amerika sadece Çin'i zayıflatmıyor. Aynı zamanda para kazanıyor.
Her savaş ortamı yeni bir silah anlaşması demek.
Ortadoğu'da bomba düştüğünde Körfez ülkeleri ne yapıyor? Silah alıyor. Kimden? Amerika'dan.
İran vuruldu. Körfez ülkeleri tehdit altında hissetti. Savunma bütçeleri fırladı. Siparişler hep aynı adrese gidiyor: ABD savunma şirketleri.
Suudi Arabistan, BAE, Katar. Hepsi savunma harcamalarını artırıyor.
Her patlama yeni bir sipariş. Her kriz yeni bir kontrat. Her savaş yeni bir milyar dolar.
Amerika Çin'in yakıtını keserken kendi kasasını dolduruyor.
Tek strateji, beş kazanç:
1- Çin'in enerji hatlarını kes.
2- Çin'in Avrupa ticaret yolunu boz.
3- Bölgeyi kontrol et.
4- Silah satışıyla kasayı doldur.
5- Çin'in Taiwan savaşına güçsüz katılmasını sağla.
Herkes ayrı ayrı savaşlar görüyor. Ben tek bir strateji görüyorum.
Venezuela bir cephe. İran bir cephe. Rusya bir cephe. Avrupa bir cephe.
Ama savaş bir tane.
Ve sahne arkasında tek bir hedef var.
Çin.
Değerli Galatasaraylılar,
Futbolcumuz Victor Osimhen’in duygu ve hüzün yüklü etkileyici röportajını sizler gibi ben de okudum.
Mükemmel bir yıldız futbolcu olmanın yanında aynı zamanda o harika bir karakter ve kalplere dokunan mükemmel bir insan.
Onu daha fazla onore etmemiz için yazdığınız binlerce mesajı aldım.
Osimhen için gerekeni en doğru zamanda yapacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın.
Biz bir aileyiz ve AİLE HER ŞEYDİR.
Instagram sanki başka bir gezegen herkes gezilerde pahalı restoranlarda hayat toz pembe. Kimse çalışmıyor kimsenin derdi yok sıkıntısı yok gibi.
Facebook geçmişin albümü gibi eski dostlar eski paylaşımlar anılar ve alışkanlıklar…
TikTok ise cehaletin vitrin hali köşeyi dönmek için her şeyin mubah görüldüğü bir dünya. Çok başka bir dünya.
X’e gelince…
Burası mahalle gibi.
Gerçek insanlar Gerçek yaşantılar var
Geçim derdiyle uğraşan borçla boğuşan hayata tutunmaya çalışanlar…
Dertleşen tartışan, gülen, sinirlenen yani kısaca hayatın ta kendisi x.
Geçen bir kadın: ‘nerdeyse 30 yıldır annemin travmalarını dinliyorum. Yıllarca babama öfke duydum çünkü annemi üzmüştü. O yüzden baba kız ilişkim de sağlıklı olmadı. Annem Yaşadıklarını aşamadı. Onun anlattığı herkese bende düşman oldum. Bu yükü artık kaldırmakta zorlanıyorum. Annemin dert ortağı olmaktan, babamla ya da diğerleriyle yaşadığı sorunları hep bana anlatmasından çok yoruldum…’ dedi. Bizim toplumda evlada çok fazla psikolojik sorumluluklar yüklenir. Evlat ömür boyu duygusal bir dayanak noktası olarak görülür. Beklentiler karşılanmadığında küsülür, küçük yaşlardan itibaren dert ortağı yapılır.Hayatlarında eksik kalmış şeyleri onların tamamlanması beklenilir. Travmalarınızı İyileşmek, mutluluğunuzu yaratmak sizin sorumluluğunuz bunu evlatlarınızdan beklemeyin.
Hayatımın bir döneminde o kadar çok arkadaşım vardı ki; kafalarımızın uyuştuğu, kafalarımızın uyuşmadığı ama eğlenceli bulduğum, bana benzeyen ya da benden farklı bir sürü arkadaşım vardı. Sürekli plan yapar, vakit geçirirdik. Kafede oturup saatlerce sohbet ettiğimiz de olurdu, sohbete gidip sessizce oturduğumuz da olurdu. Aileme vakit ayıramayacak kadar meşguldüm yani. Ama yine de yalnız hissediyordum.
Sonra annemi kaybettim, içime kapandım. O arkadaşlarımın nerdeyse hiçbiriyle görüşmek istemiyordum çünkü beni “anlayan” kimse yoktu. Aynı dönem annesini kaybetmiş bir arkadaşımla buluşmuştuk; gördüm ki hislerimiz ve yasımızı tutma şeklimiz bambaşkaydı o da beni anlamıyordu. Tek eksiğim annemdi ve yalnızlığımı gideremiyordum YİNE.
Sonra daha steril bir çevrem oldu, sadece kıymet verdiğim ve beni az çok daha iyi anlayan arkadaşlarımla devam ettim yoluma ama HÂLÂ yalnız hissediyorum. Zaman zaman yokluyor o düşünce “bu kimsesizlik hissi hiç geçmeyecek mi?” diyorum ama farkında olduğum bir şey var artık. Burda tam olamayacağım. Bunu kabul edince rahatladım açıkçası.
İsmet Özel’in de zikrettiği üzere “Ömrüm, bana Allah’tan başka bir dost olmadığını öğrenmeme yardımcı oldu.”
29 senedir hayattayım ve kendimi yalnız hissetmediğim, etrafımda birilerinin olup olmamasından bağımsız bir şekilde gerçekten yalnız hissetmediğim tek bir an var: Allah’la olduğum zamanlar. Beni sarıp sarmaladığını biliyorum. Bir kez “Allahım çok yalnızım keşke sana sarılabilsem” diye ağlamıştım uzun uzun.
Her şeyin yolunda gittiği ya da bazı şeylerin yolunda gitmediği, kafa dengi arkadaşlarımın olduğu ya da olmadığı, ailemle mutlu olduğum ya da aile hasreti çektiğim herhangi bir zaman dilimini düşünüyorum da bu hissin tek çaresini Allah ile olmakta bulabildim kendi adıma.
Mevlânâ demiş ya “Allah ile olduktan sonra ömür de hoştur, ölüm de.”
Böyle bakınca bir avuntu gibi görünüyor olabilir ama hakikat bu esasında. Henüz evlenmedim, çocuklarım yok ama bildiğim bir şey var bunlara sahip olsam da tam olma hâlini YİNE elde edemeyeceğim.
Biz buraya hasret çekmeye geldik, ciddiyim. Allah’a kavuşmanın arzusu sinemizde durdukça ölüm de ömür de aynı oluyor. Yaşarken adını anmakla, ölürsem de Müslüman olarak can vermekle iyileşecek bir yara bu. Yaramı da seviyorum.