aylin balboa'nın bu hikaye senden uzun osman kitabını yeniden okuyorum. diyor ki başına gelenleri abartmadan, düştüğün yere saplanmadan, çok da hadise çıkarmadan devam etmek. zamanla birlikte akmak ne güzel ya. tam buradayım.
ülkemiz devasa bir gabriel garcia marquez romanı gibi. ilerleyen sayfalarda ne olacağı bilinmesine rağmen bunun için kimse önlem almıyor. anormallerin normalleştiği, tuhaf olanın sıradanlaştığı kocaman bir büyülü gerçekçilik ülkesindeymişiz gibi.
Virginia Woolf hala çok haklıdır: Bir kadının düşünsel özgürlüğe sahip olması ve entelektüel üretimde bulunabilmesi için kendi parasını kazanması ve kendine ait bir alan oluşturması şarttır. Böylece ne erkeği pohpohlamaya ihtiyaç duyar ne de ondan nefret etmesi için bir nedeni olur. Sana sunabileceği bir şey yoktur ve önünde engel de oluşturamaz.
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Sonra yavaş yavaş mantığım değişti. Hatta dünyaya bakışım, eşyayı görüşüm, insanları anlayışım değişti. Vakıa bunlar bir günde olmadı. Hatta çok güçlükle ve adım adım oldu. Hatta çok defa bana rağmen oldu. Fakat oldu.” derken ne demek istediğini anlamakla kalmıyor, artık iliklerime kadar hissediyorum.