Sanırım insanı acı değil, olanaklarının tükenmesi öldürüyor. Olanak yaratabildiğimiz sürece var olma çabası sarfetmeye gönüllü oluyoruz. Yaşamı, yaşanmamış olasılıklar denkliği üzerinden kuran bir bakış açısı bu.
Herkes birini bekliyor ama birbirini bekleyen yok artık. Hızla tüketip sıradakine geçiyoruz. Yakışıklı ya da güzel bulmadığımız birini tanımaya bile değer görmüyoruz. “Seçenek çok!” yanılgısıyla, benzer kişilerle aynı döngüde savruluyoruz. Yalnızlar, bu vasat çağın asilleridir.
Aynı anda bin tane hobi ile ilgilenme isteğim beni mahvetmemiş gibi şimdi oturdum aynı anda spor, bestecilik ve resimi yaz tatiline nasıl sığdırabilirim diye düşünüyorum. Ben akıllanmam
İnsan biraz da kendi zihninin yarattığı kurgusal hikaye tuzaklarına düşen bir hayvandır.
Derin ve dürüst bir düşünümde sebeplerini göreceğimi, bu yüzden sadece bir kurgu olduğunu aslında bildiğim halde zihnimde beliren kendi hikayelerime dönüp dönüp yenik düşüyorum. Yazarı benim, oynayan benim, mağdur kahraman yine benim.
“Vazgeçmek zorunda kaldığım şeyler için artık kendimi suçlamak istemiyorum. Olmaması gerektiğini bilseydim bu yola girmezdim hoş bazen bile bile kendimi çıkmaza soktuğum olmuştur ama bu defa çok başka. Kapısı açık gül bahçesi gibiydi ama nereden bilebilirdim diken dolu olduğunu.”
Saygı duymayı bilmediğiniz için sevemiyorsunuz. İstiyorsunuz ki, her şey sadece size göre olsun. İnsanların fikir ve düşüncelerini anlamak gibi bir çabanız yok. Kendinize ayna tutmadığınız için körsünüz. Kendinizi görme istediğiniz olmadığı için hep yalnızlığınızla kalıyorsunuz.
sana değer vermeyenlere üzülmenin bir süresi vardır. o süre bittiğinde kendine saygı duyman gerektiğini öğrenirsin, mantığın konuşur. kendine saygı duydukça, hak etmediğine inandığın, değersiz hissettiğin yerden kalkıp gitmeyi öğrenirsin. yürümeyi öğrenmek böyle bir şey.