45 yıllık sermaye piyasası tarihinin en tahrip edici krizi ile karşı karşıyayız. Bunu Fon Krizi diye nitelendirmek çok yanlış olur. Bunun çok çok daha ötesinde bir olay yaşanmaktadır. Üstelik yayılma riski de vardır. Bu ciddiyeti anlamaz ve buna göre tedbirlerimizi almazsak, çok daha kötü bir tablo ile karşılaşacağımız açıktır.
Krizler üzerine çok çalışmış birisi olarak, ciddi endişelerim var. 28 Ağustosa kadar ağır ihmallerin olduğunu herkes kabul ediyor artık. Ben bu tarihten sonraki gelişmeleri dikkate alarak bazı sorular sormak ve tekrar uyarmak istiyorum.
Önceki gün İstanbul CBS, 25 şirketin incelenmesi için SPK’ya yazı gönderdiği açıkladı. Neden SPK, kendisi bu suç duyurusunu yapmayarak, önemli bir zaman kaybına sebebiyet vermiştir?
Bir yılı aşkın bir süre önce Vişne Madencilikteki büyük dolandırıcılıkla ilgili daha dün Emre Tezmen ve yöneticileri ile ilgili suç duyurusunda bulunuldu. Neden şimdiye kadar beklendi?
TBMM’de de gündeme geldiği gibi 1–16 Eylül arasında 440 kişinin, 401 milyar liralık satış yaptığı dönemde, MASAK tarafından yükümlü grupları “İşlemlerin Ertelenmesi” tedbiri konusunda neden uyarılmadı?
Bu organize suç örgütlerini destek vererek koruyan ve tahribatın da bu kadar artmasına neden kamu görevlileri ile ilgili neden etkili bir süreç yürütülmüyor ve kamuoyunda ciddi tereddütlerin oluşmasına izin veriliyor?
SPK, eski Başkanı ile ilgili soruşturma izni ancak 15 günde verilebildi. Hangi bilgi yoktu veya ilave hangi bilgiye ulaşılması bekleniyordu da bu kadar beklendi?
Aynı şekilde Taşkesenlioğlu ile ilgili neden soruşturma izni istenmedi?
Neden bu büyük tahribatı yaratanlar hala görevdeler?
Bu soruları uzatabiliriz...
Maalesef çok çok büyük bir olayla karşı karşıya kalındı. Bunu kabul ediyorum. Ancak milyonlarca insan aileleri ile birlikte belki de hayatlarının en zor günlerini geçiriyor. Hayatları, sağlıkları ve aile bütünlükleri ile ilgili haklı olarak çok ciddi endişeler gündeme getiriliyor.
Bu nedenle mağduriyetlerin azaltılabilmesi, kamuoyu vicdanının rahat edebilmesi ve tahribatın da genele yayılmaması için çok daha hızlı, etkili ve objektif bir sürecin izlenmesi şarttır.
@RTErdogan
⚠️ 1984 yılında Turgut Özal’ın “Köyünüz kalır, burası daha da şenlenir, turistler gelir” sözleriyle ‘termik santral’ için ikna etmeye çalıştığı köylülerden biri yıllar sonra ortaya çıktı:
“Hiç de şenlenmedi. Daha da geri gitti.
Santralin etkisinden domateslerim, ağaçlarım kurudu. Her yıl çok güzel domateslerim olurdu, olmuyor artık.
Santralin kamulaştırdığı yerlerde 200 yıllık zeytin ağaçları vardı. Ben gördüm, ama benim çocuklarım görmeyecek o ağaçları.
Yaz, kış tatlı suyumuz akarsı. Santral kesti. Su kesilince deniz suyu bastı kuyuları.
Tütüncülük, narenciye, zeytincilik yapıyorduk. Hiç biri kalmadı. Bir kişi çalışıyor onun maaşına bakıyoruz.” (Greenpeace)
Yeni Türkiye Vatandaşlığı
-Para biriktiyorsun, çalıyorlar.
-Evlat yetiştiriyorsun savaşa yolluyorlar.
-Belediye başkanı seçiyorsun tutukluyorlar.
-Madende çalışıp ücretini istiyorsun, dövüyorlar.
-Yıllarca prim ödeyip emekli oluyorsun, aç bırakıyorlar.
-Tarla ekiyorsun, maden alanı ilan ediyorlar.
10-Boğaçayı Havzası doğal bir biyoçeşitlilik alanıydı. Sucul bitkiler, kuşlar, ağaç türleri… sulak alan yönetimini beceremiyoruz. Doğal olanları korumak yerine betonlaştırım rekreasyon alanına dönüştürmeyi marifet sayıyoruz. Sonra da başa bela olunca gereksizce tartışıyoruz. ⬇️
Dr. Hussam Abu Safiya'nın oğlu:
"Dünyanın tüm özgür insanlarına, insan vicdanlarına ve tüm sivil toplum kuruluşlarına sesleniyorum.
Babam artık nefes almakta ve konuşmakta zorlanıyor. Yüzü, gördüğü işkence nedeniyle tanınmaz halde.
Büyük bir yalnızlığa terk edildik. Dünyanın tüm özgür insanlarına ve kalbinde bir nebze insanlık olan herkese, çok geç olmadan babamın hayatını kurtarmaları için yalvarıyoruz.
Belki de bu son yardım çığlığımız olacak. Belki bir daha babamdan haber alamayacağız.
Sizden tek istediğimiz, size yalvardığımız şey şu: Gafletinizden uyanın, çok geç olmadan. Sessizlik babamın işkencesine ortak olmaktır."
#FreeDrHussamAbuSafiya #GazaGenocide #FreePalestine #Gaza
Manisa olayına binaen söyleyelim. Hiperenflasyon altında inleyen bir ülkede liseli çocuklar dahil herkesin delirmesi kaçınılmazdır. 2 hamburger menüsü yiyemeyen, Ps5 alıp oyun oynayamayan hatta ders çalışmak için hiçbir kariyer motivasyonları kalmayan, torpilin, uyuşturucunun, fuhuşun yaygın olduğu bir toplumda adalet, eşitlik ve kardeşlik elbette çatırdar. Türkiye'de çok kapsamlı bir toplum reformu yapılmak zorunda.
Türkiye artık bir ekonomik uçurum ülkesi
Dolar milyoneri artışında dünya birincisi olan Türkiye, aynı anda medyan servetin %20 eridiği devasa bir yoksullaşma krizini barındırıyor.
Ayrıntılar video'da.
@fevkalbeserrr@canyayinlari Bernhard'ın beşlemesini sevdiğiniz için özellikle önermiştim. Otobiyografik yönü ağır basan bir anlatı ve coğrafi olarak yakın yerlerde büyümüşler.