Mehmet Uçum'un açıklamasında önemli bir hukuki ayrım var, ancak bu ayrımdan çıkarılan sonuç doğru değil.
Anayasa'nın 90. maddesinin son fıkrası elbette AİHM kararlarını "Milletlerarası andlaşma hükmü" haline getirmez. AİHM kararı bir mahkeme kararıdır. Bu konuda bir tartışma yok.
Fakat asıl mesele de zaten bu değil.
AİHM kararlarının Türkiye bakımından bağlayıcılığının doğrudan hukuki dayanağı Anayasa'nın 90. maddesi değil, Türkiye'nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46. maddesidir.
AİHS m.46/1 son derece açık.
"Yüksek Sözleşmeci Taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkeme’nin verdiği kesinleşmiş kararlara uymayı taahhüt ederler."
Türkiye, AİHS'ye taraf olmakla yalnızca Sözleşme'de güvence altına alınan hak ve özgürlükleri kabul etmiş değildir. Aynı zamanda taraf olduğu davalarda AİHM'nin kesinleşmiş kararlarına uyma yükümlülüğünü de üstlenmiştir. Kararların yerine getirilmesinin denetimi de AİHS m.46 kapsamında Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne verilmiştir.
Burada çok basit bir hukuk mantığı var.
➡️ "AİHM kararı bir antlaşma hükmü değildir" demek doğrudur.
Ama bundan,
➡️ "Öyleyse AİHM kararına uyma zorunluluğu yoktur" sonucu çıkmaz.
Çünkü birinci önermenin hukuki sonucu ikinci önerme değildir.
Bunun en somut örneği Osman Kavala/Türkiye dosyasıdır.
AİHM Büyük Daire, 11 Temmuz 2022 tarihinde Türkiye'nin Kavala hakkındaki kesinleşmiş AİHM kararına uymadığını ve bu nedenle AİHS’nin 46/1. maddesinden doğan yükümlülüğünü ihlal ettiğini tespit etti.
Dolayısıyla AİHM'nin kendisi de meselenin hukuki dayanağını Anayasa'nın 90. maddesinde değil, doğrudan AİHS'nin 46. maddesinden doğan kesinleşmiş kararlara uyma yükümlülüğünde gördü.
Bu nedenle "90. madde AİHM kararlarının bağlayıcılığının dayanağı değildir" demek, tek başına bir keşif değildir. Zaten bağlayıcılığın doğrudan kaynağı 46. maddedir.
Asıl sorular çok basit.
Türkiye AİHS'ye taraf mı?➡️ Evet.
AİHS m.46/1'i kabul etmiş mi?➡️ Evet.
Bu madde, taraf devletleri kendi davalarında verilen kesinleşmiş AİHM kararlarına uymakla yükümlendiriyor mu?➡️ Evet.
Peki bir iç hukuk hükmü, örneğin CMK veya HMK, Türkiye’nin AİHS m.46’dan doğan uluslararası yükümlülüğünü ortadan kaldırabilir mi?➡️ Hayır.
Bir devletin iç hukukundaki bir düzenleme, o devletin uluslararası hukukta üstlendiği yükümlülüğü kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
Üstelik Anayasa'nın 90. maddesi de Uçum'un anlattığı gibi AİHM’den tamamen bağımsız bir alan değildir. AİHS, Türkiye bakımından usulüne uygun yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin bir uluslararası antlaşmadır. Anayasa m.90/son da böyle bir andlaşma ile kanunun aynı konuda farklı hükümler içermesi halinde andlaşma hükümlerinin esas alınmasını öngörür.
Dolayısıyla iki ayrı hukuki düzlemi birbirine karıştırmamak gerekir.
Anayasa m.90/son; Temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası andlaşmalar ile kanun arasındaki norm çatışmasında hangi normun esas alınacağını düzenler.
AİHS m.46/1; Türkiye’nin, taraf olduğu davalarda AİHM’nin kesinleşmiş kararlarına uyma yükümlülüğünü düzenler.
Bunlar aynı şey değildir.
Ama birinin diğerinden farklı olması, ikincisini ortadan kaldırmaz.
Kavala dosyası bunun teorik değil, son derece somut bir hukuk pratiği olduğunu göstermiştir.
Bir başka önemli nokta da şu.
AİHM kararı bir norm değildir; fakat bağlayıcı bir mahkeme kararıdır.
"Norm değildir" ile "Bağlayıcı değildir" aynı hukuki anlamı taşımaz. AİHS m.46/1 zaten mahkeme kararının taraf devlet bakımından bağlayıcılığını ayrıca düzenlemektedir.
Ve şimdi işin biraz da "Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu" tarafına gelelim.
AİHM'nin resmi kayıtlarında Mehmet Uçum, 23658/08 ve 51629/10 sayılı başvurularda AİHM önündeki başvurucuların temsilcisi olarak yer alıyor.
Yani bugün AİHM kararlarının hukuki sonuçlarını tartışan Uçum, geçmişte bireysel başvurucuların AİHM önündeki hak arama sürecinde başvurucu temsilcisi olarak yer almış bir hukukçu.
Elbette bir hukukçunun zaman içinde görüş değiştirmesi mümkündür. Buna kimsenin itirazı olamaz.
Ancak geçmişte başvurucuların AİHM önündeki hak arama mekanizmasını kullanmış bir hukukçunun bugün AİHM kararlarının bağlayıcılığını tartışırken, AİHS'nin 46. maddesindeki açık hükmü nasıl değerlendirdiğini de açıklaması gerekir.
Çünkü hukukta mesele, AİHM kararının "Antlaşma hükmü" olup olmadığı değildir.
AİHM kararı antlaşma değildir.
Ama AİHS m.46 gereğince, Türkiye'nin taraf olduğu davalarda verilmiş kesinleşmiş kararlar Türkiye açısından bağlayıcıdır.
Anayasa m.90 bunun doğrudan kaynağı değildir.
Fakat bu durum, AİHS'nin Türk hukukundaki anayasal statüsünü ve m.90/sonun işlevini de ortadan kaldırmaz.
Kısacası, 90. madde üzerinden AİHM kararlarının bağlayıcılığını tartışmak, tartışmanın asıl hukuki dayanağı olan AİHS m.46'ya bakmadan yapılınca eksik kalıyor.
Hukukta kelimelerin yerini değiştirerek hukuki sonuçları da değiştiremiyoruz. Keşke bu kadar kolay olsaydı; o zaman hukuk fakültelerine de gerek kalmaz, birkaç sosyal medya paylaşımıyla yeni bir hukuk sistemi kurardık.