82 yaşındaki dedeme sordum:
"Keşke daha erken yapsaydım dediğin tek bir şey nedir?"
Seyahat demedi.
Para demedi.
İş demedi.
Şok edici 9 kelime söyledi, bir yıl geçti hâlâ üzerinde düşünüyorum ve hâlâ şaşkınım:
Para yoksa düşünmek zorundasınız.
1940 yazında 300.000 İngiliz askeri Fransa’nın batısında Dunkirk sahilinde sıkıştı. Arkalarında Almanlar önlerinde Manş denizi vardı.
İngiltere bir şekilde askerlerini kurtardı. Ama silahlar Fransa’da kaldı.
Hitler, Fransa’dan sonra İngiltere’ye gözünü dikmişti ve İngiltere’nin silaha ihtiyacı vardı. Çok silaha ihtiyacı vardı. Ama para yoktu.
Amerika’nın ürettiği Thompson markalı tüfekler mükemmeldi. Ama tanesi 200 dolardı. Ve zaten Amerika kendine silah yetiştirmeye çalışıyordu, sipariş alacak durumda değildi.
Yani gidişat pek de parlak görünmüyordu: Avrupa çökmüş, Hitler kapıda, silah lazım. Ama ne para var ne satıcı…
İşte tam da bu ortamda, Winston Churchill çıktı ve o tarihi cümleyi söyledi:
"Paramız yok. Düşünmek zorundayız."
İngilizler duruma ve ellerinde ne olduğuna bakmışlar.
Neye ihtiyaçları var? Hızlı biçimde bolca silaha…
Ama iyi tasarlanmış ve dayanıklı silahlar üretmek için zamanları yok. Paraları da…
Önce bu durumu kabul etmişler.
Sonra ne yapmışlar?
Elde ne var diye bakmışlar? Pres makineleri var. Metal levha var. Boru var. Yay var. Kaynak makinesi var. Ve bolca iyi mühendis var.
Hızlıca iki iyi mühendise görevi vermişler.
İki mühendis oturmuş hemen bir silah tasarlamış.
Sten isimli silah böyle doğmuş.
Kolayca bulunan malzemeler kullanmışlar. Otomobil egzozlarında kullanılan metaller, her hırdavat dükkanında bulunan vidalar ve civatalar…
Toplam 47 parça. 5 saat üretim süresi. Maliyeti de 2 sterlin.
Amerika’dan gelecek Thompson’lardan çok çok daha ucuz.
Ve üretimi o kadar kolaymış ki, ilk üretim bir oyuncak fabrikasında başlamış. Teneke oyuncak fabrikası bir gecede silah üretmeye başlayabilmiş.
Harika bir silah mı olmuş? Hayır. Askerler bayılmış mı? Hayır.
Ama o şartlarda yapılabilir olanı yapmışlar.
Yani asıl önemli olanı yapmışlar: Öyle ya da böyle bir silah yapmışlar.
Hızlıca üretim başlamış. Savaş bitene kadar da 4 milyon adet üretilmiş.
Fransız direnişçilere paraşütle atılmış. Norveç dağlarında, Polonya sokaklarında, Hollanda’da Nazilere karşı kullanılmış.
Bütçe mi yok?
Çok normal. Bazı şanslı markalar dışında kimsede yok.
Bu yüzden her girişimcinin önünde iki yol var.
Birinci yol: "Bütçem yok, influencer’la çalışamıyorum, büyüyemeyeceğim, ah vah.”
İkinci yol: "Paramız yok. Düşünmek zorundayız."
Ne düşüneceğiz?
Canva var. ChatGPT var. Claude var. Telefon kamerası var. Substack var. Twitter var. Linkedin var. Instagram var. Bedava.
Beyin de bedava.
"Ama bunlarla profesyonel iş çıkmaz. Onlar ajansla çalışıyor, influencer’la çalışıyor.”
O zaman bekleyin, Hitler gelsin.
Mesele kaynakların azlığı değil
Mesele, kaynakların azlığına bakıp "olmaz" demek.
Yapılabilecek bir şey mutlaka vardır.
Para yoksa, düşünmek zorundasınız.
@derinbirneffess Bu dedigin bizim ulkemizde olmaz
30dk erken gelirsin sonra tam zamaninda gelirsin niye geciktin derler, gec cikarsin normal saatte cikinca niye erken cikiyorsun derler derlerde derler bu ulkede isini sevmedinmi daha cok seviliyorsun. Tecrubeyle sabit..
Eminim daha önce böyle bir dizi izlemediniz. Eğer savaşı Naziler kazansaydı ne olurdu? Bu dizi tam olarak bunu anlatıyor. Keşke hiç bitmeseydi dediğim 3 diziden biridir.
🎬 Yüksek Şatodaki Adam (The Man in the High Castle)