Direniş kazandı, işçiler kazandı!
Doruk Madencilik işçileri; baskıya, gözaltılara, patronların dayattığı kölelik düzenine boyu eğmediler.
İşçiler aylar süren baskıya, gözaltılara, tehditlere ve aç bırakma politikalarına rağmen geri adım atmadılar. Hakları, ekmekleri ve onurları için birleştiler, örgütlendiler ve kararlılıkla direndiler.
Bu kazanım sadece Doruk Madencilik işçilerinin değil, aynı sömürü düzenine mahkûm edilmek istenen tüm işçilerin kazanımıdır.
Bir kez daha görüldü ki, patronların dayattığı düzen karşısında işçilerin birliği en büyük güçtür.
Bu mücadele, emeğin yok sayılmasına, güvencesizliğe ve adaletsizliğe karşı verilmiş onurlu bir cevaptır. Ve bu cevap büyüyerek devam edecek.
Yaşasın işçilerin birliği, yaşasın örgütlü mücadele!
Emek Partisi Bahçelievler İlçe Örgütü olarak düzenlediğimiz “Emperyalist Müdahalenin Arka Cephesi: İttifaklar çelişkiler ve çatışmalar arasında Türkiye” panelimizde bir araya geldik.
“Emperyalist Müdahalenin Arka Cephesi: İttifaklar çelişkiler ve çatışmalar arasında Türkiye” başlıklı etkinliğimizde bir araya geliyoruz.
🗓️ 11 Nisan Cumartesi
⏰ 16.00
📍 Emek Partisi Bahçelievler İlçe Örgütü
Onlar bir tarafta.
Biz bir tarafta.
Bu düzene öfke duyan, her gün öfkesi büyüyen kadınların taraflarını açık açık ilan edecekleri, çok olduğunu gösterecekleri gün 8 Mart. Çaresizlik dayatmasına karşı çareyi birbirimizle ve mücadeleyle öreceğimiz gün 8 Mart. Sadece ülkemizde değil, dünyanın dört bir yanında aynı cendereye karşı “Mücadelemiz var” sözüyle direnen kadınların ortak gücünü göstereceği gün 8 Mart. Bu örgütlü saldırganlık karşısında örgütlü gücün bir parçası olmaktan, derdi nerede yaşıyor ve öfkemizi nerede büyütüyorsak orada mücadelenin bir parçası olmaktan yok başka bir yol!
Bir avuç azınlığın sömürü, şiddet, savaş ve zorbalık düzenine karşı “Mücadelemiz var” diyen kadınlar bu 8 Mart’ta her alanda sesini büyütmeli, birleştirmeliyiz!
Emperyalist ve Siyonist saldırganları durduralım!
📌Dünya halkları, emperyalist saldırganlığı durdurmak için ayağa kalkmalıdır.
Saldırı karşısında sessiz kalan Türkiye’yi yönetenler emperyalist saldırganları desteklememelidir. İran’a saldıranlar, dünyayı ‘babasının çiftliği’ne çevirme amacındaki ABD ile Gazze ve tüm Filistin’de yaptıkları bilinen İsrail siyonizmidir. Erdoğan’ın oğlunun İsrail karşıtı gösteriler düzenlediği Türkiye, Siyonist saldırganı açıkça kınamalıdır.
📌Görülmektedir ki Amerikan emperyalizmi karşısında hiçbir ülke güvende değildir ve yarın her ülke bir Amerikan saldırısının hedefi olabilir. Dolayısıyla saldırılar karşısında sessiz kalınamaz. Türkiye açık tutum alarak İran’a saldırmakta olan ABD’yi de kınamalı ve bu saldırıya karşı olduğunu açıklamalıdır.
📌AKP iktidarı ABD ve İsrail’in Türkiye’deki tüm askeri faaliyetlerini durdurmalıdır. Türkiye’de bulunan NATO ve ABD üsleri derhal kapatılmalıdır.
📌Türkiye halkları emperyalist ve Siyonist saldırganlara karşı birleşmeli ve barış mücadelesini yükseltmelidir.
Basın açıklamamızın tamamı: https://t.co/Qb0eIusBe0
Genel Başkanımız Seyit Aslan (@seyitaslan1917) süreç raporuna dair partimizin değerlendirmelerini paylaştı.
"Rapor Kürt halkının taleplerini karşılayacak bir rapor değil. Demokratik talepler pazarlık konusu olamaz. Bu nedenle hayır oyu kullanıyoruz. Niyet Kürt sorununun demokratik çözümü ve demokratik düzenlemeler ise o zaman atılması gereken adımlar bellidir."
1. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları derhal uygulanmalıdır.
2. Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ başta olmak üzere Kobane davası tutuklusu Kürt siyasetçiler, Can Atalay, Tayfun Kahraman ve gezi tutsakları serbest bırakılmalıdır.
3. Zorunlu tek devlet dili uygulamasına son verilmeli, anadilinde eğitim hakkı tanınmalı, anadilinde kamusal hizmet sağlanmalıdır.
4. Muhalefete dönük yargı operasyonlarına son verilmeli, tutuklu belediye başkanları, siyasetçiler, gazeteciler, aydın ve sanatçılar serbest bırakılmalıdır.
5. Kayyım politikalarına derhal son verilmeli, görevden alınan belediye başkanları görevlerine iade edilmelidir.
6. Basın ve ifade özgürlüğü önündeki engeller kaldırılmalı, gazeteciler hakkında açılan davalar düşürülmelidir.
7. Seçim barajı, sendikal barajlar, grev yasakları, toplu sözleşme kısıtlamaları kaldırılmalıdır.
İŞÇİYE SEFALET, SERMAYEYE SINIRSIZ SÖMÜRÜ!
Saray rejimi bir kez daha milyonlar için geçim ücreti olmaktan çıkan asgari ücreti tırpanlayarak, açlık sınırının altında bir ücret olarak belirledi. İşçiler bir yıl boyunca 28 bin 75 TL ücretle çalışmak zorunda bırakılacak. Buna karşın sarayın bir günlük harcaması 58 milyon TL. Asgari ücretli, günlük kazancıyla bir kilo et bile alamazken saray milyonları harcıyor. Bir tarafta işçinin emeği, alın teri üzerinden ortaya çıkan yüksek kârlar, kazanılan milyarlar; diğer tarafta açlık ve yoksulluk. İşte saray düzeninin işçi ve emekçilere reva gördüğü yaşam koşulu budur. Bir tarafta saraylar, bir tarafta yoksul kulübeleri. Sermayeye gelince bütçeden ayrılan devasa kaynaklar, işçi ve emekçilere gelince sadece karın tokluğu. Bu düzen değişmeli; bu düzeni değiştirmeliyiz.
Asgari ücret belirleme sürecinde sendikalar, komisyonun yapısının antidemokratik olduğunu söyleyerek toplantılara katılmadılar. Sanki komisyonun yapısını yeni keşfetmişler gibi. Yapılması gereken, milyonlarca işçiyi talepler etrafında birleştirmek ve işçi sınıfını örgütlemek iken; adeta sorumluluklarını üzerlerinden atıp kenara çekildiler. Belirlenen sefalet ücretinde sendikal bürokrasinin sorumluluğu az değildir. Sadece konuşmak, sadece eleştirmek yetmez. Sorumluluk almak, sarayın ve sermayenin karşısına dikilmek, milyonları mücadeleye çekmek gerekirken adeta top taca atılmış, sorumluluktan kaçılmıştır.
Açlık sınırı 30 bin TL’ye dayanmıştır. Belirlenen ücret açlık sınırının altındadır. Yoksulluk sınırının ise ancak dörtte birine denk gelmektedir. Bu tablo, asgari ücretin bir geçim ücreti olmaktan tamamen çıkarıldığını açıkça göstermektedir.
Asgari ücretin belirlenme süreci, işçilerin taleplerini yok sayan, demokratik olmaktan uzak ve tamamen sermaye lehine işletilen bir sürece dönüşmüştür. Uluslararası sermaye kuruluşlarının, yerli ve yabancı tekellerin daha fazla kâr ve daha düşük ücret talepleri esas alınmış; işçilerin yaşam koşulları bilinçli biçimde görmezden gelinmiştir.
Bugün Türkiye’de çalışanların yarıdan fazlası asgari ücret ve civarında çalışmaktadır. 11 milyondan fazla işçi, asgari ücretin yüzde 20 fazlası ve altında bir gelirle yaşam mücadelesi vermektedir. 2025 yılında asgari ücretin yıllık alım gücü kaybı 50 bin TL’yi aşmış, ücretler açlık sınırının yüzde 18, yoksulluk sınırının ise yüzde 76 altında kalmıştır. Buna rağmen iktidar, bu tabloyu değiştirmek yerine yoksulluğu kalıcı hâle getirmeyi tercih etmektedir.
Türkiye, Avrupa’da asgari ücretin en düşük olduğu ülkeler arasına itilmiştir. 2015 yılında Türkiye’den daha düşük asgari ücrete sahip 14 AB ülkesi varken, bugün bu sayı yalnızca ikiye düşmüştür. Bu durum, iktidarın övündüğü “büyüme”nin emekçiler için hiçbir anlam ifade etmediğinin somut göstergesidir.
Bu sefalet ücretini tanımıyoruz. İşçilerin açlığa mahkûm edilmesini, emeğin ucuzlatılmasını, sermayenin kârı için halkın yoksullaştırılmasını kabul etmiyoruz. Asgari ücret, insanca yaşamı güvence altına alacak düzeyde olmalı; insanca yaşama koşullarında bir geçimi esas almalı, yılda en az dört kez güncellenmeli ve toplu pazarlık mekanizmaları güçlendirilmelidir. Örgütlenmenin önündeki engeller kaldırılmalıdır. Barajsız sendika, yasaksız grev, güvenceli iş yasa tasarısı Meclis Genel Kurulu’na getirilerek yasallaştırılmalıdır.
İşçi sınıfının ve emekçilerin kurtuluşu, bu düzenin dayattığı açlık politikalarına boyun eğmekte değil; birlikte, örgütlü ve kararlı bir mücadeleyi büyütmekte yatmaktadır. Tüm işçi ve emekçileri, sefalet düzenine karşı omuz omuza mücadeleye çağırıyoruz.
Seyit Aslan
Emek Partisi Genel Başkanı
AÇLIK ÜCRETİNİ KABUL ETMİYORUZ!
2026 yılı için açıklanan asgari ücret 28 bin 75 TL oldu. Emek Partisi olarak, saray yönetiminin açlık ve sefalet politikalarına karşı işçi ve emekçileri birleşmeye ve mücadeleye etmeye çağırıyoruz!
Partimizin kurucu üyelerinden, İstanbul İl Başkanımız Memet Kılınçaslan'ı aramızdan ayrılışının 19.yılında özlemle anıyoruz.
Anısı devrim ve sosyalizm mücadelemizde yaşayacak!
Liselerimizi nasıl daha iyi bir hale getireceğiz?
Kantinde fiyatlar bu kadar yüksekken biz nasıl besleneceğiz?
Liseliler bir araya geliyor mücadelenin rotasını beraber belirliyor
Tarih: 11 Ekim Cumartesi
Saat: 17.00
Konum: Emek Partisi Bahçelievler İlçe Örgütü