Lice Kaymakamı Hüseyin Nesimi Bey Ermeni tehcirine ve katliamlara karşı çıktığı için katledildi.
Ruhu şad olsun…
Bu ülkeyi Talat Paşa’ların değil, Hüseyin Nesimi Bey’lerin ülkesi yapmalıyız.
İstanbul’da son dönemde raylı sistemlerde art arda yaşanan intihar olayları, Türkiye Psikiyatri Derneği olarak derin bir üzüntüyle karşılanmaktadır. Bu olaylar yalnızca bireysel kayıplar olarak değil; toplum ruh sağlığı, kamusal güvenlik ve koruyucu hizmetlerin yeterliliği açısından da önemli bir uyarı niteliği taşımaktadır.
İntihar davranışı, ruhsal hastalıklar, umutsuzluk, yalnızlık, ekonomik ve sosyal zorluklar ile destek sistemlerinin zayıflaması gibi çok sayıda etmenin etkileşimiyle ortaya çıkan çok boyutlu bir süreçtir. Bu nedenle konuya yaklaşımın suçlayıcı, damgalayıcı ya da sansasyonel bir dil yerine; bilimsel, önleyici ve destekleyici bir çerçevede ele alınması gerekmektedir.
Raylı sistemlerde gerçekleşen intiharlar, bu çok etmenli yapının kentsel yaşam içindeki özgül bir yansımasıdır ve yalnızca sağlık hizmetleri kapsamında değerlendirilmemelidir. Kent planlaması, ulaşım güvenliği, yerel yönetimler, medya ve sosyal hizmetler arasında güçlü bir iş birliği gereklidir. Uluslararası bulgular, özellikle platform ayırıcı sistemler ve fiziksel bariyerlerin uygulanmasının intiharların azaltılmasında etkili olduğunu göstermektedir. Bunun yanı sıra, istasyonlarda izleme ve erken uyarı sistemlerinin güçlendirilmesi, riskli alanların çevresel düzenlemelerle daha güvenli hale getirilmesi ve saha personelinin risk belirtilerini tanıyacak şekilde eğitilmesi önemli koruyucu önlemler arasında yer almaktadır.
Ayrıca, kriz anında başvurulabilecek destek kanallarının görünür hale getirilmesi ve olay sonrası hem yolculara hem de çalışanlara yönelik psikososyal destek sağlanması büyük önem taşımaktadır. Bu tür uygulamalar yalnızca bireysel iyileşmeye katkı sunmakla kalmayacak, aynı zamanda toplumsal düzeyde koruyucu etki yaratacaktır.
Türkiye Psikiyatri Derneği olarak, raylı sistemlerde yaşanan intiharların önlenmesine yönelik bütüncül ve çok sektörlü bir yaklaşımın acilen hayata geçirilmesi gerektiğini vurguluyoruz. İlgili tüm kurumları, bilimsel veriler ışığında, insan onurunu gözeten ve yaşamı korumayı merkeze alan politikalar geliştirmeye davet ediyoruz.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Türkiye Psikiyatri Derneği Krize Müdahale ve İntiharı Önleme Çalışma Birimi
Türkiye Psikiyatri Derneği Merkez Yönetim Kurulu
#türkiyepsikiyatriderneği
İyi niyetle yapılan öneriler yaşadıklarımız için çözüm üretemez. İki gündür yaşanan şiddet bir sistemdir, zamanla oluşur. Bu çocuklar bir anda şiddet üretmediler.
Onlar, içinde yaşadıkları sistemin ve zamanın birikimini taşıyorlar. Meselemiz güvenlikçi bir bakış açısı ile bu şiddeti yalnızca durdurmak değil. Şiddeti mümkün kılan çevreleri, bu şiddetin ekolojisini görmek zorundayız. Tüm gelişimsel çevre katmanlarını birlikte düşündüğümüzde, şu gerçek daha net görünüyor;
Mikrosistemde çocuklar, gençler duygularını taşıyamıyorlar. En yakın ilişkilerde, ailede, okulda, arkadaş çevresinde çocukların öfkesini, utancını, dışlanmışlık hissini tutabilecek, anlamlandırabilecek bir ilişki alanı kurulamıyor.
Mezosistemde; aile, okul ve psikososyal destek mekanizmaları birbirinden kopuk, Yapısal sorunlar devasa, yoksulluk eşitsizlik ve kutuplaşma dili.
Ekzososistemde dijital dünya filtrelenmiyor. Gençler, şiddeti estetize eden, öfkeyi besleyen ve görünürlük ile şiddet arasında bağ kuran içeriklere maruz kalıyorlar.
Makrosistemde değerler benimsenmiyor. Dindarlık, tek başına ahlaki bir gelişim zemini kurmaz. Bunu görmemenin bedelini daha çok ödeyeceğiz gibi görünüyor. Şiddetin dili normalleşirken, kutuplaşma artarken, çocuklara sunulan değerler sorgulanmıyor.
Kronosistemde ise, tüm bunlar zaman içinde birikiyor.
Ve bu birikim, bir noktada yıkıcı davranış olarak dışarı çıkıyor. Bu ekolojiyi dikkate almadan güvenlikçi yaklaşımlar durumu değiştirmez. Ayrıca ülkeyi senelerdir yönetme sorumluluğunu taşıyanların da bir nebze olsa düşünmeleri gerekiyor. Bütün bunlar neden mümkün oldu?..
Türkiye açık bir güvenlik devleti.
Elinize pankart alıp 20 metre yürüseniz arkanızda sivil polisleri görürsünüz. Biraz daha ileri giderseniz de gözaltı. Tabi mesele hak, hukuk ve adalet ise.
Daha fazla güvenlik personeli alalım, daha fazla polis, asker, jandarma, bekçimiz olsun v.s. Bu güvensiz ortamı bununla mı çözeceksiniz? Alakası yok. Böyle çözülseydi en güvenli ülke Türkiye olurdu emin olun. Özellikle 2016’dan bu yana ülke tamamen güvenlik bürokrasinin öncelendiği bir keyfiyetle yönetiliyor ama her şey daha da kötüye gidiyor.
Oyunlar suçlanıyor, diziler suçlanıyor hatta nöroçeşitlik ve kıvırcık saç mevzu ediliyor ama şu çocuklarının hepsinin kadın öldüren, döven, tecavüz eden erkeklerin dünyasında birer erkek olarak büyümeye çalıştıkları mevzu edilmiyor. Patriyarka küresel bir kriz yaşıyor.
Şİddet büyüyor. Okul terkleri artıyor, devamsızlık yayılıyor, her 8 çocuktan biri akran zorbalığına uğruyor. Uyuşturucuya başlama yaşı düşüyor, kullanımı artıyor. Ama olay sonrası sadece toplantılar ve siyasetçilerin gösteri, vitrin söylemlerinin ötesine geçilemiyor bu nedenle de şiddet artık yönetilmeyen bir krize dönüşmüş durumda.
Bu sadece güvenlik meselesi değil, şiddeti normalleştiren yayınlara göz yumuluyor, sokakta çeteler güçleniyor, yoksulluk derinleşiyor, çocukların geleceğe dair umudu eriyor, eğitim umut olmantan çıkıyor. Denetim yok, koordinasyon yok, sorumluluk alan kamu kurumu yok. Şimdi soruyorum @tcmeb
Akran zorbalığı nedeniyle kaç çocuk okuldan koptu?
Okul çağında olup okul dışında kalan kaç çocuk var, nedenleri, bu çocuklar düzenli izleniyor mu ?
Uyuşturucuya başlama yaşı nedir, son yıllardaki artış oranı nedir ve nedenleri ?
Bağımlılık riski taşıyan ya da tedaviye ulaşamayan kaç çocuk var, kaç Çematem var ?
Devamsızlık verileri gerçek zamanlı takip ediliyor mu?Kaç okulda psikolog, rehber öğretmen ve sosyal hizmet uzmanı var? Acil #OkulSosyalHizmetProgramı
Cezaevinde ve cezaevi sonrası eğitim odaklı bir programını ve izleme var mı?
Şiddet uygulayan ve maruz kalan çocuklar için sahada yürüyen somut programlar neler?
ve en önemlisi MEB, Aile Bakanlığı, İçişleri, Adalet ve Sağlık Bakanlığı arasında veri paylaşımına dayalı, çocuk odaklı ortak bir takip mekanizması neden kurulmuyor? @tcmeb@icisleri@adalet_bakanlik@tcailesosyal@saglikbakanligi
13 ÜNİVERSİTEYE YÖKAK’TAN
AKREDİTASYON REDDİ!
Yükseköğretim Kalite Kurulu (YÖKAK) tarafından yapılan değerlendirmeler sonrası 8 devlet ve 5 vakıf olmak üzere toplam 13 üniversitenin kurumsal akreditasyon talebi reddedildi!
Bilindiği üzere, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun ek 35 inci maddesi kapsamında, yükseköğretim kurumlarının eğitim-öğretim ve araştırma faaliyetleri ile idari hizmetlerinin kalite düzeylerine ilişkin ulusal ve uluslararası kalite standartlarına göre değerlendirmeler yapmak, iç ve dış kalite güvencesi, akreditasyon süreçleri ve bağımsız dış değerlendirme kurumlarının yetkilendirilmesi süreçlerini yürütmek üzere idari ve mali özerkliğe sahip, kamu tüzel kişiliğini haiz ve özel bütçeli Yükseköğretim Kalite Kurulu (YÖKAK) kurulmuştur.
YÖKAK tarafından belirlenen değerlendirme ölçütleri ve bu ölçütlere göre eğitimlerini almış bağımsız değerlendiriciler tarafından devlet ve vakıf üniversiteleri kurumsal akreditasyon sürecinden geçmektedir.
Ön inceleme ve üç günlük saha gezisi sonrası yapılan gözlemler, odak gruplarla yapılan görüşmeler ve üniversiteler tarafından sunulan kanıt belgeler sonrası ilgili yükseköğretim kurumları hakkında kapsamlı raporlar hazırlanmaktadır.
Hazırlanan bu raporlar, Yükseköğretim Kalite Kurulu tarafından incelenmekte ve anılan yükseköğretim kurumlarının değerlendirme ölçütlerine göre uygunluğu karara bağlanarak haklarında Koşullu Akreditasyon (2 yıl), Tam Akreditasyon (5 yıl) veya Akreditasyon Reddi Kararı verilmektedir.
Bugün itibarıyla bakıldığında, Yükseköğretim Kalite Kurulu tarafından yürütülen bu çalışmalar sonucunda 13 yükseköğretim kurumu kurumsal düzeyde akreditasyon almayı başaramamıştır.
Parsel bazında dönüşüm çılgınlığı Ankara’nın tüm eski mahallelerini hızla karaktersizleştirirken hiçbir belediye buna dur demeye niyetli değil.
Estetik yoksunu vasat kadrolar, aç gözlü müteahhitlerle kol kola kenti delik deşik ediyor.
Ya asbest?
Umurunuzda mı @hcanguner?
Dilan Karaman'ın intihara sürüklenişi ve sonrasında yaşananlar, fail kadın olduğunda "Ne yapılır?" sorusunu kuvvetle sordurdu. Benim gibi Dilan'ı tanımayan kadınlar da dahil olmak üzere, en fazla 10 kadın rapor açıklanana kadar "Dilan'a ne oldu?" diye sormaya devam ettik. Raporun niteliksizliği üzerine beklentimizde yanılmadık.
Şimdi geldiğimiz noktada komisyon deneyimi olan kadınlara/queerlere ulaşmak yerine; kendi yapısı, örgütü içinde çözüm aramak ve özeleştirel yaklaşmak önemli olsa da bu pratiğin yeterliliği hep tartışılacaktır. Çünkü Dilan'ın intihara sürüklenişi Kürt kadın hareketi dışına taşan, hem hareketin içini hem dışını çok etkileyen bir hale dönüştü. Hasan Ali Toptaş ifşasındaki hafıza tekrar çalıştı.
Yeniden "bağımsız" bir komisyon kurmak, acilen Saliha Aydeniz'i tüm görevlerinden çekmek ve Mazlum Toprak'a dava açmak, Saliha Aydeniz dışındaki kadın/erkek failleri de yeni komisyonun değerlendirmesine almak toplumsal/bireysel yaralanmaları ama özellikle ailenin kırgınlığını onarabilir.
Dilan’ın ölümü üzerinden 102 gün geçti. Dilan’ın intihara sürüklenmesi ve sürecin soruşturulması ve Dilan’ın ölümüne kadar olan sürede ihmali sorumluluğu olan kişilerin yapıların belirlenmesi ve "Dilan’ın Hakikatinin” açığa çıkarılması konusunda önemli bir işleve sahip olmasını beklediğim/beklediğimiz rapor bugün yayınlandı. Raporu hem pozitif hem negatif anlamda oldukça cesur bulduğumu ifade etmeliyim. Mobing ve çalışma koşulları başlığında durum çok net ifade edilmiş, şiddet faili erkeğin uyguladığı fiziki, psikolojik şiddet de açıkca ifade edilmiş.
Ama ne yazık ki Erkek şiddetini ve kadına yönelik şiddeti konu alan soruşturma süreçlerinin diğer soruşturmalardan farklı bir yaklaşımı zorunlu kıldığı ve patriyarkanın toplumsal siyasal tüm zeminlerde çok güçlü olduğu, farklı hiyararşik ilişkiler ile işbirliği içinde yapılandığı gerçeğini gözeterek şiddete uğrayan kadını koruyan bir şekilde bu soruşturma süreçlerinin yürütülmesi ilkesi ise adeta yok sayılmış.
Kadın Cinayetleri Politiktir / Kadın intiharları Politiktir diyerek yürüttüğümüz mücadele sadece devlete dışımıza söylediğimiz bir slogan değil içeriği çok katmanlı ve kendi zeminlerimizdeki yapılarda da temel alacağımız bir prensip olmayı sürdürüyor. Dem Parti kadın meclisi üyesi ve bir feminist olarak ve de Dilan’ın mücadele arkadaşı olduğumu düşünerek sorumluluk duyuyorum, neyi nasıl farklı yapabilirdim / yapabilirdik sorgulaması bitmeyecek zaten bitmemeli de.
Rapora dönersek:
Rapor komisyonu raporun amacı bölümünde “yargısal süreçlerin yerine geçmeyi değil; olayın insan hakları, toplumsal sorumluluk ve kurumsal işleyiş boyutlarını görünür kılmayı amaçlamaktadır”diyor. Ve sonra: “Raporda yer alan değerlendirmeler, yargısal bir hüküm yerine geçmez; ancak yargının ve ilgili kamu kurumlarının hesap verebilirliğini güçlendirmeyi amaçlayan kamusal bir belge niteliği taşır. Kadın mücadele politikası klasik ceza adalet sistemi gibi çalışmaz.” diye eklemiş olmasına rağmen “ UZUN DÖNEM PSİKOSOSYAL ARKA PLAN” adeta faile/faillere mazeret bulan ve Dilan’ın mahremiyetini gözetmeyen odağa şiddete mobinge maruz kalan kadını yerleştirerek onun kişisel yaşamını tartıştırarak bir kez daha Dilan’nın yaşamını patriyarkal kodlarla yargılanmasına zemin hazırlamıştır ne yazık ki. Üstelik bu bölümde aileyi sorumlu tutan dil de kadın mücadelesi açısından oldukça sorunlu.
9. Bölümün ise bu rapora neden dahil olduğunu anlamak oldukça güç, yüz yüze görüşme yapılmamış sadece mesaj yoluyla iletilmiş tek bir kişinin iddialarını bu derece esas alan ifadeler niyet ne olursa olsun Dilan’ın hakikatine gölge düşürme dışında bir işlev taşımıyor.
Dilan’ın yaşamı bu kadar didik didik edilirken beyanlarda ismi geçen Servet ve Kesire’den söz edilmemesi (soyadlarını bilmediğimden bu şekilde yazıyorum ), şiddet faili Mazlum Toprak’ın, bu ilişkilerde hiyerarşik konumu üzerine bir şey söylenmemiş olması da bir başka sorunlu yön.
Son olarak rapordaki şu ifadeler ise bırakalım feminist ilkeleri en basit kadın hakları açısından bile kabul edilemez: “Bu olayda da Dilan’ın çocukluğunda yaşadığı istismar ve akabinde intihar girişimi neticesinde koruyucu, önleyici ve destekleyici bir mekanizmadan mahrum bırakılarak, kendi kendini yalnızlaştırarak sağaltması beklenmiş ve yaşamının kalanında da sağlıksız ilişkiler kurmasına neden olmuştur.”
Peki bundan sonra ne olacak?
Hala serbest dolaşan Şiddet faili erkek için yargı süreci nasıl takip edilecek?
İsmi geçen diğer failler hakkında yargı süreci başlatılacak mı?
Dem Partinin bu iddilar üzerine milletvekili danışman ilişkilerini yapısal olarak dönüşüme uğratması zaten elzem bir görev olarak önümüzde duruyor, ama Dilan özelinde parti zemininde de bir soruşturma, yaptırım mekanizması da başlatılmalı.
“ Özel olan Politiktir” ilkesi gereği Dilan’ın yaşadıkları ona yaşatılanlar bireysel değil yapısaldır. Aslında rapor da bunu ifade ediyor ama “O gün yaşananlar” başlığında adeta bütün yükü arkadaşlarının omuzlarına bırakarak çok büyük bir hata yapmakla kalmıyor bir kez daha yakınlarını sevdiklerini yaralıyor...
Son olarak patriyarkaya karşı mücadelede feministler olarak bir çok defa yollarımızın kesiştiği Dilan’a karşı ve bu sürecin kadına yönelik şiddet vakalarında izlenmesi gereken teamüllere uygun olarak sonlandırılması için çaba harcamamız gerektiği açık...
Şimdilik bu kadar olsun...
Yeni Şafak da bugün LGBTİ+'ları, LGBTİ+'ların haklarını savunanları ve aslında LGBTİ+'ların insan onurunu savunanları hapse atmayı; cinsiyet uyum süreçlerini imkansızlaştırarak transların bedenleri üzerindeki hak ve kontrollerini gasp etmeyi hedefleyen yasanın yakın zamanda geleceğini yazmış.
Bu yasa kılıflı kırım ve imha tasarısının hayata geçmesi demek; LGBTİ+ realitesine deyim yerindeyse kimyasal silahlarla saldırmak kadar ağır bir suç anlamına gelecek.
2015'te ülkemizi yangın yerine çeviren karanlık dönemin işaret fişeği, İstanbul Onur Yürüyüşü'ne polis saldırısı ile yakılmıştı. Saldırıda gözünü kaybeden bile olmuştu. Ardından yaşananlar hepimizin malumu.
Geçmişe şükretmemize yol açabilecek yeni bir zulmün eşiğindeyiz. Bu zulmü durdurmak için hâlâ vaktimiz ve gücümüz var. İç tartışmaları, tereddütleri, korkuları, endişeleri bir kenara bırakıp onura sahip çıkmanın vakti.
Kimse özenerek LGBTİ+ olmaz. LGBTİ+ olmak bir ideoloji, fikir değildir ki propagandası olsun. Yalanlarla, iftiralarla yaptıkları algı operasyonunu boşa düşürmek için yapmamız gereken çok basit: Hakikati yılmadan, usanmadan savunmak.
Taraflar belli. Bir taraf suç ortaklığı toplumu oluşturmak istiyor. Şimdi tam da bir kez daha bu suça ortak olmayacağız demenin tam zamanı.
Bu suça ortak olmayın. Zulmün eşiğinden bir kere geçen, her daim zalim olur. Zalimleri durdurmak için gereken güce sahibiz. Bu çağ yangınını söndürmek için ağzında bir damla su taşıyan karınca misaliyiz. Bir karıncanın bir damlası yangını durduramaz. Ama o karınca yalnız kalmazsa damlalar birikir, birikir ve yangını söndürebilir.
Safımız karıncanın safıdır...
Ilham Ahmed:
“Rojava’da otonomi olursa iyi olur. Ama Şam’ın yaklaşımı şimdiye kadar bu yönde değil.
Anayasa hazırlanınca bunlar konuşulacak.”
#KurdsOnAlert
German referee Pascal Kaiser, who proposed to his boyfriend during a match in Cologne, has been attacked again.
After receiving death threats and being assaulted a few days ago, Kaiser was targeted once more this weekend by attackers who came to his home again. The attack is said to be entirely linked to homophobic hatred.
Çeşme Belediye Başkanı Lal Denizli:
"Ankara’daydım, şimdi Çeşme’ye dönüyorum. Yarın tebligatı alacağım. Konunun ne olduğunu bilmiyorum.
Beni aradılar, 'İfade vermeniz lazım' dediler. Tanık mıyım, sanık mıyım, hiçbir bilgim yok.
Çağrılırsak gideriz. Benim herhangi bir sıkıntım yok."
Ankara'nın bizim için gezilecek çok noktası olsa da, genel anlamda turistik ve albenisi olan bir şehir olmadığı açık. Ancak Ankara'yı farklı ve özel kılan şey ise bence bir ülkenin kalkınma tarihinin simgesi olan binalar ve o binalardaki anılar.
Örneğin, Ayrancı'da her adım attığınızda her köşede, Cumhuriyet'in ilk yıllarından itibaren ama büyük ama küçük yaşanmış onlarca olayın anılarını ya da bir mimarın modern bir imzasını görebilirsiniz. Her şeyden önemlisi bizlerin kendi anıları var. Yıkmadan kurtarılabilecek her bina hem bizim belleğimizin hem de kentin belleğinin korunması demek.
Sistematik şiddet ve yalnızlaştırılma noktasında cevaplanması gereken sorular var Dilan’ın intihara sürüklenişinde:
Seçim döneminde Dilan, S. İsimli erkeği TJA’ya maruz kaldığı şiddet nedeniyle bildirdi mi?TJA bu erkeğin bir daha kurumlarımızda olmayacağını açıkça belirtti mi?
Bu fotoğraf;
Türkiye'de polis, zabıta, belediye başkanı, hakim, savcı, Adalet Bakanı, kanun, Anayasa, hatta TBMM bile olmadığının KESİN KANITIDIR‼️
SİMPAŞ - Kızılbük