Otomotiv endüstrisinde Toyato yeni bir devrimi duyurdu:
Su ile çalışan motor.
Yeni sistem oksijen ve hidrojeni ayrıştırma üzerine kurulu ve yakında piyasaya verilecek.
Fosil yakıtlar ve elektrikli otomobiller devri bitiyor.İddia bu yönde.
Başka devrim haberleri de yolda!
Türkiye'de Zombi Şirketler ve Olası Çözüm Yolları:
Zombi Şirket: Ölmeyen Firmanın Ekonomi Politiği
Türkiye'nin gizli bilançosunda, ölmesi gerekirken yaşayan firmalar var. Bu yazı, kur şokunun gecikmeli faturasının nasıl bir tuzağa dönüştüğünü, neden vazgeçilemediğini ve dünyanın bu sorunu hangi araçlarla çözmeye çalıştığını anlatıyor.
Türkiye'de zombi şirket meselesi tek bir tarihte başlar: Ağustos 2018. O ay lira çakıldığında, bilançosunda döviz borcu taşıyan binlerce firmanın lira cinsinden yükü bir gecede şişti. Özkaynaklar eridi, çoğu firma negatif sermayeye düştü. Normal koşullarda Türk Ticaret Kanunu nettir; bir şirketin zararı sermayesinin yarısını ya da yasal yedeklerinin üçte ikisini aştığında, bir yıl içinde genel kurul toplanır ve ya tasfiye ya da yeni sermaye enjeksiyonu kararı alınır. Ama bu kez devlet devreye girdi ve normal işleyişi askıya aldı. 15 Eylül 2018'de, lira çöküşüne tepki olarak forbearance, yani yasal yükümlülüğü gözardı etme önlemleri devreye sokuldu ve negatif sermayeli firmalar bu prosedürü izlemekten muaf tutuldu. O tarihten bugüne, bu muafiyet kesintisiz uzatıldı.
Sorunun adı buradan geliyor. Zombi şirket, faaliyet kârıyla borcunun faizini bile karşılayamayan, yalnızca anaparayı çevirebildiği için ayakta kalan firmadır. Korku filmlerindeki yaşayan ölü benzetmesi tesadüf değil; firma görünürde aktiftir, üretim yapar, çalışan istihdam eder, ama nakit akışının tamamı borcun faizini beslemeye gider. Uluslararası Ödemeler Bankası BIS'in standart tanımı şudur: faiz karşılama oranı, yani faiz ve vergi öncesi kârın ödenen faize bölümü, üst üste üç yıl boyunca birin altında kalan ve on yaşından büyük firmalar. On yaş şartı kritiktir, çünkü gencecik bir girişimin zarar etmesi olağandır; asıl mesele olgun bir firmanın kronik biçimde ölmemesidir.
Kavramın kökeni Türkiye değil. Caballero, Hoshi ve Kashyap bu terimi 2008'de Japonya'nın kayıp on yılını analiz ederken icat etti. Japon bankaları, batık firmaların kredilerini sürekli yenileyerek onları suni biçimde yaşattı, sonuçta hem firmalar hem ekonomi yıllarca durağanlaştı. Türkiye'nin bugün yaşadığı, o Japon hikayesinin yüksek enflasyonlu bir versiyonudur.
Mecburiyetin Yapısıi: Neden Vazgeçilemiyor
Bu yapı sadece bir tercih değil, iç içe geçmiş bir mecburiyet zinciridir. Çözülememesinin sebebi, her halkanın kendinden sonrakini sıkıştırmasıdır.
İlk halka istihdam ve üretim kaygısıdır. 24 Aralık 2025'te Resmî Gazete'de yayımlanan kararla, Bankacılık Kanunu'nun Geçici 32. maddesi kapsamındaki finansal yeniden yapılandırma çerçevesi iki yıl daha uzatıldı. Maddenin ilan edilen amacı, borçlunun istihdamını ve üretim kapasitesini korurken geri ödeme yükümlülüklerini yerine getirmesini sağlamaktır. Yani devlet, bir firmayı batırmanın bedelini işsizlik ve kapanan fabrika olarak okuyor ve bu bedeli ödemek yerine ötelemeyi tercih ediyor.
İkinci halka, bankacılık sisteminin kendi sağlığıdır ve burası işin kalbidir. Bir banka, batık olduğunu bildiği bir krediyi takibe attığında, zararı bilançosuna yazmak ve karşılık ayırmak zorunda kalır. Oysa krediyi yeniden yap��landırıp vadeyi uzatmak, zararı bilançodan gizler. Literatürde buna evergreening, yani sürekli yeşertme deniyor. Banka batık alacağı tasfiye etmek yerine firmayı yeniden finanse eder, çünkü bu hem kendi sermaye yeterliliğini korur hem de zararı görünmez kılar. Türkiye'de bu mekanizma fazlasıyla görünür durumda. Kamu bankaları 2020'den beri kredi defterlerini büyüttü, ama en düşük takipteki kredi oranlarına sahipler. Üstelik yetkililer, sorunlu krediler, Kredi Garanti Fonu garantili krediler veya yeniden yapılandırılmış krediler için gerçek veri setleri yayımlamıyor. Bu da problemin gerçek büyüklüğünün resmî istatistiklerde görünmediği anlamına geliyor.
Üçüncü halka ise Türkiye'ye özgüdür: yüksek enflasyon, zombi şirketin gizli kurtarıcısıdır. Mekanik olarak düşük faiz, zombi oranını düşürmesi gerekir, çünkü faiz giderini azaltıp faiz karşılama oranını iyileştirir. Ama madalyonun öbür yüzü şudur: düşük ve negatif reel faiz, alacaklılar üzerindeki bilanço temizleme baskısını da ortadan kaldırır ve bankaları zombilere kredi yeşertmeye teşvik eder. Türkiye'de uzun süre süren negatif reel faiz, sabit nominal borcun reel değerini erittiği için firmalara nefes aldırdı. Borç enflasyonla buharlaşırken, firma teknik olarak ödeyebilir göründü. Bu, sorunu çözmedi; yalnızca görünmez kıldı. Enflasyon düştüğünde ve reel faiz pozitife geçtiğinde, gizlenmiş sorunun yeniden yüzeye çıkma riski buradan doğuyor.
Faturanın Faizi: Bu Yapı Neden Bir Tuzak
Ölmeyen firmanın bedeli, ödenmeyen bir faturanın faizi gibi sessizce birikir.
En temel eleştiri kaynak israfıdır. Zombi firma ölmediği için, ona giden kredi, işgücü ve sermaye, daha verimli firmalara akamaz. Bu verimsiz ve üretken olmayan firmalar, sağlıklı rakiplerine aktarılabilecek sermayeyi tüketir. Bu yalnızca teorik bir kaygı değildir. OECD'nin kapsamlı çalışmaları, zombi firmaların toplam verimlilik artışını aşağı çektiğini, sağlıklı firmaların yatırım ve istihdam fırsatlarını dışladığını gösteriyor. BIS'in çizdiği profil de acımasız: zombi firmalar daha küçük, daha az üretken ve daha borçludur; fiziksel ve maddi olmayan sermayeye daha az yatırım yapar; varlıklarını, borçlarını ve istihdamlarını zamanla küçültürler. Yani sadece kendileri çürümez, etraflarındaki sağlıklı dokuyu da zayıflatırlar.
İkinci eleştiri yanlış sinyaldir. Yeniden yapılandırma rejimi, kâğıt üzerinde sağlam görünen ama gerçekte zar zor ayakta duran bir bankacılık tablosu yaratır. Forbearance kalktığında, gizlenen zararların hep birden yüzeye çıkması ihtimali, ertelenmiş bir sistemik risk oluşturur. Sorunun büyüklüğünü dışarıdan kimsenin tam ölçememesi, bu riski daha da yönetilemez kılar.
Çözüm Hangi Ortamda Mümkün
Literatürün vardığı sonuç açıktır ve tek bir araca değil, bir ikiliye işaret eder: güçlü banka ile işleyen iflas rejimi. Biri olmadan diğeri eksik kalır.
OECD'nin kilit bulgusu şudur: banka sağlığındaki iyileşmeler, ancak iflas rejimlerinin kurumsal yeniden yapılanmayı engellemediği ülkelerde daha az zombi firmayla sonuçlanır. Yani bankaların sermayesini güçlendirmek tek başına yetmez. Çünkü iflas çerçevesi kurumsal yeniden yapılanmaya engel çıkarıp geri kazanım oranlarını düşürdüğünde, bankaların tahsilat, tasfiye veya yeniden yapılandırma sürecini başlatma teşviki ortadan kalkar. İki reformun eşzamanlı yapılması gerekir.
Almanya bu noktada olumlu örnektir. Verimli bir iflas çözüm mekanizmasına sahip olduğu için daha az zombi firma barındırır; yasal sistem öyle kurulmuştur ki bir şirket borca batık halde faaliyet yürütmeye devam ederse cezai takibatla karşılaşabilir. Tersine, İspanya gibi çevre Avrupa ülkeleri iflas mekanizmalarını geç ve eksik uyguladığı için firmaların piyasadan çıkışı yavaşladı, zombi oranları yükseldi. Amerikan İktisat Birliği bünyesinde yapılan bir çalışmanın teşhisi de aynı yere bağlanır: verimsiz iflas çözümü, zombi kredilemenin başlıca kaynağıdır ve resmî iflasların yokluğuyla ucuz zombi kredisi, iflas mekanizmasının kötü işlediği zor ekonomik dönemlerde daha yaygın hale gelir.
Özetle gereken ortam üç ayaklıdır. Faizin reel pozitif bir düzeye oturması, yani firmaya verilen yapay nefesin kesilmesi. Bankaların sermayesinin zararı yazabilecek kadar gerçekten güçlü olması. Ve iflasın hızlı, ucuz ve girişimciyi ömür boyu damgalamayan bir mekanizmaya dönüşmesi. Üçü bir arada olmadan zombi çözülmez, yalnızca yer değiştirir.
Kötü Banka Fikri İ��e Yarar mı
Kötü banka, ya da varlık yönetim şirketi mantığı şudur: bankaların batık ve sorunlu varlıkları ayrı bir tüzel kişiliğe devredilir. Böylece sağlıklı bankalar temizlenmiş bir bilançoyla normal kredi vermeye dönerken, batık varlıklar uzmanlaşmış bir kurum tarafından zamana yayılarak tasfiye edilir. İsveç'in 1990'lardaki Securum deneyimi ve İspanya'nın SAREB yapısı bu modelin tipik örnekleridir.
Ancak literatürün buradaki uyarısı kritiktir, çünkü kötü banka tek başına zombi sorununu çözmez; yanlış kurgulandığında zombiyi yalnızca taşır. Çin'in kömür madenciliği sektörü üzerine yapılan bir çalışmanın bulgusu çarpıcıdır: devlet ya da bankalardan gelen sürekli finansal destek, zombi firmaların iyileşmesine katkı sağlamaz. Aynı çalışma, işgücü maliyetlerinin düşürülmesinin, mülkiyet reformlarının ve borç azaltımının zombi firmaları etkili biçimde çözebildiğini, buna karşılık salt varlık enjeksiyonu veya varlık satışının iyileşme üzerinde olumsuz ya da anlamsız bir etki yarattığını gösterir. Yani bir varlığı bir yerden alıp başka bir yere taşımak, firmayı diriltmez.
Kötü banka mantıklı çalışır, ama yalnızca belirli koşullarda. Devredilen varlıklar gerçekçi, yani genellikle düşük bir değerden devredilirse. Banka zararı gerçekten yazarsa. Ve devralan kurumun, firmaları ya gerçekten yeniden yapılandırma ya da tasfiye etme yetkisi ve iradesi olursa. Bu koşullar yoksa kötü banka, zararı kamuya yıkan ve zombiyi resmî bilançodan çıkarıp gözden kaybeden bir muhasebe oyununa dönüşür. Asıl ayrım şudur: kötü banka bir tasfiye aracı mıdır, yoksa bir saklama deposu mu?
Türkiye bağlamında benzer bir gerilim zaten mevcut. Geçici 32. madde, en azından kâğıt üzerinde doğru ayrımı yapmaya çalışır. Borçlunun mali durumunun bağımsız denetim firmalarınca analiz edilmesini ve yeniden yapılandırma sonrası borçlarını ödeyebilir hale geleceğinin belirlenmesini şart koşar; iyileşme umudu olmayan zombi şirketleri kapsam dışı bırakır. Sorun, bu ayrımın pratikte ne kadar sıkı uygulandığı ve verilerin şeffaf olmaması nedeniyle dışarıdan denetlenememesidir. Türkiye'nin zombi tablosunun gerçek boyutu, bilançolarda görünenden büyük olabilir; ama veri yokluğunda bunu kesin bir rakamla söylemek mümkün değil.
Sonuç olarak, ölmeyen firma bir merhamet değil, ertelenmiş bir maliyettir. O maliyet ya bugün şeffaf bir tasfiyeyle, ya da yarın daha büy��k bir faturayla ödenir. Üçüncü bir seçenek, yalnızca sorunun görünmez kaldığı süreyi uzatır.
Hayatın yükünü sevgiyle taşıyan anneler; toplumun direği, mutluluğun en saf kaynağı ve geleceğin gerçek mimarlarıdır.
Güçlü toplumlar, güçlü annelerin fedakârlığıyla yükselir.
Şefkatiyle yaraları iyileştiren, sevgisiyle dünyayı güzelleştiren tüm annelerin Anneler Günü kutlu olsun
🚨Architects are going to hate this.
Someone just open sourced a full 3D building editor that runs entirely in your browser.
No AutoCAD. No Revit. No $5,000/year licenses.
It's called Pascal Editor.
Built with React Three Fiber and WebGPU -- meaning it renders directly on your GPU at near-native speed.
Here's what's inside this thing:
→ A full building/level/wall/zone hierarchy you can edit in real time
→ An ECS-style architecture where every object updates through GPU-powered systems
→ Zustand state management with full undo/redo built in
→ Next.js frontend so it deploys as a web app, not a desktop install
→ Dirty node tracking -- only re-renders what changed, not the whole scene
Here's the wildest part:
You can stack, explode, or solo individual building levels. Select a zone, drag a wall, reshape a slab -- all in 3D, all in the browser.
Architecture firms pay $50K+ per seat for BIM software that does this workflow.
This is free.
100% Open Source.
✔️ Yurtdışına sunulan mühendislik ve yazılım hizmetlerine vergi muafiyeti
✔️ “Dijital Şirket” tanımı ile “çok kolay” şirket kurulumu ve hızlı / esnek süreçler
✔️ Çalışanlara şirket hissesi opsiyonlarında güçlü teşvikler
✔️ Hisseye dönüştürülebilir borçlanma mekanizmaları
✔️ Dünyanın en büyük girişimcilik merkezi: Terminal İstanbul
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı adımlarla Türkiye, teknoloji girişimciliğinde küresel bir merkeze dönüşecek. 🚀
Küresel teknoloji ekosisteminde Türkiye’nin konumu, Ar-Ge ve inovasyon ile daha da güçlenecek. 🇹🇷
Ev tasarlamayı baya erişilebilir hale getirmişler.
Bu araçta aklına gelen şekli çiziyorsun, gerisini yapay zeka tamamlıyor.
Profesyonel planlar, sınırsız layout, gerçekçi 3D modeller üstelik gerçek zamanlı.
En iyi kısmı da şu:
%100 ücretsiz.
@habereditoru Tarlada 5 lira Pazarda 400 lira uç bir abartı. Ancak Üreticiden Tüketiciye güvenli bir Tarım ürünleri Borsası Kurulmalı. Üreticiden halka doğrudan satış modeli oluşturulabilir. Belediyeler bu sisteme kafa yorsunlar...
CHP yönetimi; 2. sevgilisini İzmir Bornova Belediyesi’ne “bankamatik eleman” yaptıran Özkan Yalım’a hesap soramayacağı için; bu yolsuzluğa zemin hazırlayan Bornova Belediye Başkanı’na da hesap soramaz.
Ancak TÜM PARTİLERİN belediye başkanlarına bir bilgi vereyim:
İlgili birimlere; TÜM PARTİLERE AİT belediyelerdeki bankamatik personellerin tespit edilmesi talimatı verildi bakanlık tarafından.
İşlem şöyle olacakmış:
Tüm belediyelerdeki personellerin listeleri SGK’dan istenecek; bu kişilerin işe gidip gitmedikleri HTS - baz yöntemiyle analiz edilecek.
Bir kişinin 1 yıllık HTS - baz performansı 3 dakikada tespit edilebiliyormuş.
Türkiye’deki TÜM belediyelerde 100 BİN’in üzerinde bankamatik olduğu tahmin ediliyor.
Rakam abartılı değil; sadece BEŞİKTAŞ Belediyesi’nde 1300’e yakın bankamatik vardı. (Sayıştay Raporu)
Bunların çoğu kurultay öncesi işe alınmıştı.
Umarım Maliye ve İçişleri Bakanlığı bu soyguna da son verir.
Böylece işe gitmediği halde belediyeden maaş alıp ona buna küfreden aşağılık troller dönemi de kapanır.
Tabii bu arada bu kişilerden aldıkları haksız maaşlar da faiziyle geri alınmalı.
Bu da ihmal edilmemeli…