Peygamber Efendimiz “En bereketli nikâh, külfeti en az olanıdır.” buyuruyor.
Ancak son yıllarda bu alanda sorunlarımız katlanarak artıyor. Özellikle sosyal medya platformlarının yaygınlaşmasıyla birlikte ataların tabiriyle eski köye yeni adetlerin geldiğini görüyoruz.
Aile Yılı çerçevesinde icra edeceğimiz çalışmaları etkin ve verimli nüfus politikalarıyla destekleyip uzun vadede güçlü bir zemine taşımak en büyük önceliklerimizdendir.
Bu kapsamda 25 Aralık’ta iki önemli kurumu, Aile Enstitüsü ve Nüfus Politikaları Kurulunu ihdas ettik.
Kurul hiç vakit kaybetmeden faaliyetlerine başladı, ilk toplantısını da 9 Ocak Perşembe günü geniş bir katılımla Külliyemizde gerçekleştirdi.
Bu yeni kurulumuz, sağlıklı bir nüfus yapısı için kısa, orta ve uzun vadeli stratejiler geliştirecek.
Enstitümüz ise milletimizin geleceği açısından bir beka meselesi olarak gördüğümüz aileye ilişkin ilmî, akademik ve politika geliştirici faaliyetler yürütecek.
Değerlerimizin ve nesillerimizin devamı için kritik bir sorumluluğu yüklenen her iki yeni oluşuma da çalışmalarında şimdiden başarılar diliyorum.
Anayasamızın 41’inci maddesinde açıkça zikredildiği üzere “aile, toplumun temelidir”.
Bir başka ifadeyle aile küçük bir toplumdur, toplum da büyük bir ailedir.
Aile bizim en kadim, en köklü müesseselerimizden biridir.
Tarihimize göz attığımızda, aile kurumu etrafında şekillenen toplumsal bilincin yüksek olduğu dönemlerde, devletin de milletin de güçlü bir konuma sahip olduğunu görürüz.
Güçlü fertlerin güçlü aileye, güçlü ailenin güçlü millete, güçlü milletin de güçlü devlete giden yolun taşlarını döşediği yalnızca sosyolojik bir tespit değil, aynı zamanda tarihî bir hakikattir.
Bu hakikatin ışığında aile yapımızı korumak, tahkim etmek ve bizden sonraki kuşaklara zengin bir miras bırakmak hepimizin görevidir.
Çocuklarımızı ve gençlerimizi zararlı akımlardan, zehirli düşüncelerden, aile ve toplum yapımızı tehdit eden sapkın ideolojilerden korumak hepimizin ortak sorumluluğudur.
Bilinçli, kasıtlı ve ısrarlı bir şekilde servis edilen içerikler, başta cinsiyetsizleştirme politikaları olmak üzere LGBT ve diğer gayrifıtri akımların da alan kazanmasına yol açıyor.
LGBT’nin koçbaşı olarak kullanıldığı cinsiyetsizleştirme politikalarının öncelikli hedefi ailedir ve aile kurumunun kutsiyetidir.
İlk etapta kişisel tercih denilerek meşrulaştırılmak istenen bu anomali, günümüzde faşizan bir dayatmaya dönüşmüştür.
Fıtratı, ahlakı ve aileyi savunan herkes ağır bir baskıya maruz kalmakta, küresel kültürün silahşorları tarafından yokluğa mahkûm edilmektedir.
Günden güne kesifleşen bu iklime Birleşmiş Milletler Genel Kurulu dâhil her platformda cesaretle itiraz eden nadir ülke ve liderlerden biriyiz.
Önümüzdeki dönemde bu duruşumuzu daha da sağlamlaştıracağız.
Sırasıyla bireyi, aileyi, toplumu ifsat eden cinsiyetsizleştirme politikalarına tepki göstermeye kararlılıkla devam edeceğiz.
Kim ne derse desin, bu konuda Türkiye’nin tavrı bellidir. Bundan geri adım asla söz konusu olmayacaktır.
2007’de nüfus artış hızındaki gerilemeye dikkat çekme adına en az üç çocuk çağrısı yapmıştık. Bu çağrımızdan dolayı ciddi baskı gördük, itibar suikastlarına uğradık.
Şimdi ne kadar haklı olduğumuz, bize yönelik bühtanların da ne kadar mesnetsiz olduğu ortaya çıkıyor.
Doğurganlık oranı ve nüfus artış hızımız maalesef alarm vermektedir.
2001 yılında toplam doğurganlık hızımız 2,38 iken bugün bu rakam 1,51’e düşmüştür.
Tüm bunlarla birlikte evlenme yaşı önemli ölçüde yükselmiş, boşanma oranları ise aynı nispette artmıştır.
Türkiye, genç ve nitelikli nüfus bakımından, üzülerek söylüyorum, kan kaybetmektedir.
Gerekli önlemleri bir an önce almaz, ihtiyaç duyulan politikaları kısa sürede uygulamazsak sorun telafi edilemez boyuta varacaktır.
Muhalefetin kışkırttığı birçok grup, yazarçizer, sanatçı, sözüm ona aydın taifesi, bizi özel hayata müdahale ile suçladı.
Soruna her dikkat çektiğimizde ise bu saldırıların ve ithamların dozu daha da arttı.
Türkiye’nin güvenliğine, geleceğine, kalkınmasına ve huzuruna dair her konuda çuvallayanlar burada da aynı yanlışı tekrarlamışlardır.
Tabii bunun sadece bir öngörüsüzlük mü yoksa arkasında çok daha sinsi emellerin mi olduğunun takdirini milletimizin yapacağına inanıyorum.
Biz doğru bildiğimiz yolda sabırla yürümekten asla vazgeçmedik; her fırsatta en az üç çocuk çağrımızı tekrarladık, tekrarlıyoruz.
Politikalarımızı destekleyici düzenlemeleri, projeleri, reform ve hizmetleri tek tek hayata geçirdik.
İnşallah bundan sonra da büyük ve güçlü Türkiye idealimizi güçlü aile ve güçlü nüfus yapısıyla gerçeğe dönüştüreceğiz.
Kıbrıs Türkü’nün hakkını korumak için birlikte mücadele verdiğimiz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Kurucu Cumhurbaşkanı, Kıbrıs davasının önderi Rauf Denktaş’ı ahirete irtihalinin yıl dönümünde rahmetle yâd ediyorum.