ÖZEL | Fenerbahçe Genel Kurulunda Galatasaray’a karşı asılsız ithamlarda bulunan Rafet Ozan Öztürk hakkında 6222 sayılı kanun uyarınca “seyirden men ve spor müsabakalarından uzaklaştırma” cezası verildi.
Sanatçısı Gökhan, gazetecisi Fatih, tiyatrocusu Şevket olan ülkenin ne şiddetten, ne kabalıktan ne de insanlıktan söz etme hakkı olamaz.
Sanatçının, tiyatroculuğun ve gazeteciliğin tanımlarına en uymayan adamlara o sıfatları veren bizim de herhangi birine kızma hakkımız yoktur.
Prof. Dr. İzge Günal, üniversiteye geri dönmek için verdiği hukuk mücadelesini kazandı: Artık bir ay içinde işe başlamam gerekiyor - https://t.co/lMxgQahNXK
The whole world witnessed the injustice against Galatasaray yesterday. Your organization has been exposed! We don’t want mafias in sports. Get your hands off football and resign. @UEFAcom
Koluk kırık oyuncuya, parmağı kopmuş oyuncuya geçmiş olsun demek yerine nefret kusanlarla aynı toplumun parçası olmak üzücü, bu bir oyun, şenlik, festival bu, dilerim bir gün kalbiniz yumuşar da güzel bakarsınız dünyaya.
Konu kartlar, Trio ismiyle paylaşılan birçok yalan bilgi var. Bildiğiniz gibi sezon başından beri tek tek bütün Trio programlarını izledim ve genel durum tablosu oluşturdum. Sağda solda yazılan kart tabloları gerçeği yansıtmıyor. Tek gerçek tablo bu.
Trio'ya göre;
Galatasaray oyuncularına verilmeyen sarı kart sayısı 47, Fenerbahçe oyuncularına ise 60. Aradaki fark Fenerbahçe lehine +13.
Verilmeyen kırmızı kart sayılarında durum eşit: 5-5 ancak rakiplere verilmeyen kırmızı kart sayısında Galatasaray'ın rakiplerinin 6 kırmızı kartı verilmezken Fenerbahçe'nin rakiplerinin 2 kırmızı kartı verilmiyor. Durum burada da Fenerbahçe lehine +4.
İlerileyen haftalarda tüm detayları paylaşmaya da devam edeceğim, şu anda kartlar üstünden bir algı yönetilmeye çalıştığı için özellikle sadece bu tabloyu paylaşıyorum.
Gerçekler her zaman ortaya çıkar.
İtalyan medyasını karıştırdım, bir hayli yazı okudum. Adeta 80'ler ile 90'ların Türkiye'sine gittim. Çok açık, Türk takımlarının o yıllardaki "yenildik ama ezilmedik", "şerefli mağlubiyet" moduna girmişler veya hakemi suçluyorlar.
Örneğin gazzetta'da Rabio Russo'nun yazısında "Böylesi acı verici" deniyor ve ekleniyor:
"Güzel, mücadeleci ve dirençli bir Juventus tarihi bir başarıya çok yaklaşmıştı... Bu, son derece acı bir darbe. Nijeryalının golünden on dakika önce Zhegrova sağ ayağıyla dördüncü gol fırsatını yakalamış, bu gol dört yıllık aradan sonra son 16’ya dönüş anlamına gelecekken fırsatı harcamıştı. Spalletti’nin öğrencileri için ışık kırmızıya döndü... Yine de siyah-beyazlılar Allianz Stadium’dan alkışlarla ayrıldı. Tribünler, tarihi bir başarıya ramak kala duran takımı ayakta alkışladı." (https://t.co/1aHMlNYmvQ)
Massimiliano Nerozzi'nin Corriere Della Sera'daki yazısında ise şöyle deniyor:
"Çok şey kaybedildi: Son 16’ya kalma ve UEFA gelirleri. Ama onur kaybedilmedi; hatta yeniden bulunan bir takım vardı."
Nerozzi'nin şu satırlarını ise gülümseyerek okudum:
"Aslında baştan beri Juve, acelecilik ve isabetsizliklere rağmen futbol oynamaya çalışıyordu; Galatasaray ise sinirleri hedefliyordu. Her düşüş adeta bir oyunculuk dersi gibiydi; çim saha sanki dişçi koltuğuna dönüşmüştü. Bir noktada Spalletti dördüncü hakeme kollarını açarak 'Burada ne işimiz var?' der gibiydi."
Bu satırlar beni geçmişe götürdü, en küçüğünden en büyüğüne, Avrupalı takım Türkiye'ye gelirdi, taraftarla maraftarla baskı kurmaya çalışırdık ama bir şekilde skoru alırlar ve başlarlardı türlü psikolojik hamlelerle oyunu soğutmaya. Barcelona'sından (ki son Uefa kupası'nda karşılaştığımızda bile aynı şeyi yaptılar) Madrid'ine, Manu'sundan Bayern'ine, Sparta Prag'ından Kopenhag'ına, bunu yapmayan yoktu.
80'lerin sonundan bugüne hala daha etkileri süren bir travma ve komplekstir bu, nasıl olmasın? Batılı kafa yapısı profesyonellik ile duyguları o kadar başarılı harmanlardı ki, ne zaman isteseler bizim taşkın duygusallığımızı manipüle edip, bizi kızdırıp, yersiz coşturup oyunu da skoru da ele geçirirlerdi.
Böyle böyle seneler boyu tüm umutlarımızı söndürdüler, bize de sadece ertesi gün gazetelerde "yenildik ama ezilmedik", "çirkin İspanyollar", "çirkef İtalyanlar" gibi yazıları okumak kalırdı. Bizi hem yenerler, turun dışına iterler, hem de bize ne kadar uğraşırsak uğraşalım aradaki farkın kapatılamayacak olduğunu ve zavallı olduğumuzu hissettirirlerdi.
Diğer takım taraftarları kusura bakmasın, Türk futbolunun ve futbolcularının batı karşısındaki kompleksini hafifleten ve ortadan kaldıran, yapabildiği ölçüde Galatasaray olmuş, diğerleri de onun peşinden gelebildiği ölçüde gelmiştir. Sadece kazandığımız 2 Avrupa kupasından söz etmiyorum, en kötü halimizle bile batılılara diklenme ruhunu Galatasaray kazandırmıştır Türk futboluna. Denizli'yle başlamış, Terim'le devam etmiştir. Bugün bu ruh, kimi "samimi" Galatasaraylılara, "tur atladığımız halde tam mutlu değilim" dedirtmektedir.
Ben ise memnunum, kafamda hiçbir şüphe yok. Kim ne derse desin, bir dünya devi olan Juventus'a iki maçta 7 gol attık, ikinci maçı uzatmaya götürdük ve uzatmalarda maçı sündüre sündüre turu alarak bitirdik.
Evet muhteşem oynamadık ama tüm spor kamuoyuyla, medyasıyla, tribünleriyle, hırsın ötesine geçen saldırganlıklarıyla boğucu bir atmosfer yarattılar, her hareketleri psikolojimizi bozmak üzerineydi. Bilmem siz de aynı şeyi düşündünüz mü, ekte paylaştığım, Gatti'nin maçın başında kale direğiyle yaptığı "direk dansı" bile bence o baskıyı hissettirmek ve ne kadar odaklandıklarını göstermek içindi.
Eskiler bilir, rakip kaleye oyun durmuşken top atamazsın, yerli yersiz filelere dokunamazsın, mahrem bir alandır. Bu adam mahremiyeti bozmaya çalıştı, iyi niyetli olduğunu düşünmüyorum.
İşte biz, yine kimse kusura bakmasın, bu baskıyı ve odaklanmayı kırdık. Kimse bahsetmiyor ama böyle bir atmosferde yarım saatlik uzatma süresini gayet iyi geçirdik ve iki gol atarak hem turu kaptık hem de tarihsel karın ağrılarımızı giderdik.
İkinci uzatma devresinde, bir ara sahaya baktım, İlkay top çeviriyordu, eski Serie A ve Bundesliga karması gibi bir takımımız vardı, tribünler de sessizliğe gömülmüştü. Bununla mutlu olmayan bir Galatasaraylı düşünemiyorum.
Locatelli maç sonunda "ağlamak istiyorum" demiş, belki o da Gatti gibi direk dansı yapsaydı, ağlamak zorunda kalmayabilirdi.
Böylesi daha iyi oldu, dersler çıkaracağımız bir maçı, kazasız belasız, tur atlayarak tamamladık. Şampiyonlar Ligi'nde maksat hasıl oldu, buraya kadarı başarıdır, bundan sonrası destana girer.
Dün oynanan maç sonrası Galatasaray'ın turu 3 farklı galibiyete rağmen zora sokması ve pek çok nedenden dolayı sıkıntı yaşaması eleştirilmeli, geleceğe dair ders çıkartılmalı. Juventus 10 kişi gerçekten de turu neredeyse geçiyordu. Rakibin hakkı verilmeli, özeleştiri yapılmalı.
Bu işin sadece bir kısmı.
Ama bu maçın böyle olmasını sağlayan ilk maç skoru değil midir? Juventus'a tarihinde Şampiyonlar Ligi'nde 5 gol atma başarısı bu turun bir parçası değil mi? 2 değil 6 dakika uzatma olsa 6.golün geleceğine inandıran o futbol bu iki ayaklı turun bir parçası değil mi?
Galatasaray 3-0 kaybettiği maçın sonrasında az daha Real Madrid'e karşı turu geçiyor olmak kimseyi turu geçmiş kadar mutlu etmedi, hatırlayalım.
Burası Şampiyonlar Ligi. Barcelona Liverpool'a ilk maçta 3-0 yenmesi yetmedi, deplasmanda 4 yedi, elendi. PSG ilk maçta Barça'ya karşı evinde 4 farklı kazanması yetmedi, deplasmanda 6-1 yenildi, elendi. PSG'den Barcelona'ya kadar dev takımlar 3-4 farklı iç saha galibiyetlerini tutamadı. Elendiler.. Benzer şekilde Galatasaray da 3-0 yenildiği Real Madrid'e ikinci maçta korku dolu anlar yaşattı iç sahada.
Bir tecrübe olsun, 0-0 gibiymiş çıkacağız sözü bir dahaki sefere lafta kalmasın. Bu maç hem bugünün oyuncularına ve teknik adamlarına hem de bugün televizyondan izleyip yarın futbolcusu ya da teknik adamı olacak gelecek nesillerdeki Galatasaraylılara tecrübe olacaktır zira dün yaşanılan gerilim, iniş çıkışlar bir ömür unutulmaz.
Ve elbette Hagi kadar Osimhen de oynadığı futbol kadar zihniyetiyle takımı buraya getiren unsur olmasının neyi transfer etmen gerektiğine dair önemli bir veri olur!
Nihayete glelelim: Galatasaray Avrupa'nın en iyi 16 takımı arasında yer aldı. Atılan her adım biraz da buraya doğru değil miydi?
Bir kulübe winner kimliği gökten öyle inmiyor. 40 yıl adanmışlıklar var onu temelden yaratmak için. Fatih Terim en büyük alfadır. Onun gibi olması hayaliyle rakibinde yerine gelenler, projelerin hepsi betadır. Derwall bir philosophy yaratmıştır. Rakibinde bir Derwall yoktur ve hiç olmamıştır. Emre, Volkan, İsmail Kartal şu bu dersin bi bakmışsın arkada Arda, Riera hazırlanıyor göndere bayrağı Okan Buruk 4. kez çekmeye koşuyor. Uğur Uçar, Barış, Servet, Emre Güngör ile bile şampiyon oluyorsun hocan Kalli onu 75 yaşında inşaa etti, Gerets’in adında GS var diye şampiyon olmadı. Ruh bunlardır. Para dışında masaya bir şey koyamayanlar bunu bilemez, RUH budur.
Böyle ofsayt olmaz. Gol vermeyeceksen penaltı zaten!
@TFF_Org VAR odası memleketin en kriminal merkezine dönüşmüş durumda. @MHK_Resmi Başkanı Fergat Gündoğdu yargının konusu olması gereken bir özne olduğunu bir kez daha ispat ediyor.