VENÜS GERİ DÖNÜYOR:
BAZI AŞKLAR İKİNCİ KEZ GELMEZ, SADECE HESABINI KAPATMAYA GELİR.
Venüs, 31 Ağustos’ta Terazi’nin 22 derecesinde kendi ayak izlerine bastı.
Henüz retro değil.
Ama hikâye başladı.
Çünkü gökyüzünde bazı meseleler bir anda çıkmaz karşımıza.
Önce kapının altından bir zarf bırakılır.
Sonra eski bir şarkı çalar.
Sonra yıllardır bakmadığın bir fotoğraf karşına düşer.
Ve insan,
“Ben bunu halletmiştim,” der.
Gökyüzü bazen bu cümleyi komik bulur.
3 Ekim’de Venüs 8° Akrep’te geri dönmeye başlayacak.
Aşkın, arzunun, paranın, değer duygusunun ve ilişkilerde verdiğimiz bedelin üzerinden bir kez daha geçeceğiz.
Ama bu retro biraz farklı.
Çünkü yolculuk Akrep’ten Terazi’ye doğru.
Önce Akrep soracak:
Kiminle seviştin değil, kime kendini teslim ettin?
Kimi sevdin değil, kimi kaybetmekten korktuğun için bırakamadın?
Ne kadar verdin değil, verirken kendinden ne kadar eksilttin?
Sonra Venüs 25 Ekim’de Terazi’ye geri dönecek.
Bu defa soru değişecek:
Peki bütün bunlara aşk demek adil miydi?
İşte retro burada sertleşir.
Eski sevgililer dönebilir.
Eski meseleler açılabilir.
Yarım bırakılmış konuşmalar tamamlanabilir.
Para ilişkileri yeniden düzenlenebilir.
Bir zamanlar çok değerli sandığımız bir şey birden ucuz görünebilir.
Ya da yıllarca kıymetini bilmediğimiz bir şeyin aslında hayatımızdaki en değerli şey olduğunu anlayabiliriz.
Çünkü Venüs retrosu yalnızca “eski sevgili döner mi?” meselesi değildir.
Daha büyük soru şudur:
Ben artık neye değer veriyorum?
Ve bazen bunun cevabı insanı şaşırtır.
Çünkü sekiz yıl önce uğruna dünyayı yakacağın kişiye bugün telefonunu bile sessize almadan uyuyabilirsin.
Venüs’ün benzer bir retro döngüsü 2018 sonbaharında aynı Terazi–Akrep bölgesinden geçmişti. O yüzden özellikle Eylül–Kasım 2018 civarında başlayan veya biten aşklar, para meseleleri ve değer krizleri bugünkü hikâyeye ilginç bir ayna tutabilir.
Bu kez Venüs aynı dereceleri üç kere geçecek:
İlk geçiş: olay gelir.
Retro geçiş: neden geldiğini anlarsın.
Son geçiş: ne yapacağına karar verirsin.
Ve belki mesele kimsenin geri dönmesi değildir.
Belki bu kez
sen eski haline dönmeyeceksindir.
Telefon çalar.
Ekranda eski bir isim.
Bir zamanlar kalbin dururdu.
Şimdi kahven soğumasın diye
telefonu ters çevirirsin.
Venüs retrosu bazen budur.
Aşk geri gelmez.
Sen kendine geri gelirsin.
Bir Tahttan Daha Büyük Bir Yer
31 Ağustos 1997’de Paris’te bir tünelin içinde bir otomobil sustu.
Ama dünyanın büyük bir kısmı, o gece bir trafik kazasından fazlasının olduğunu hissetti.
Diana’nın hikâyesi biraz da buydu zaten:
Sarayların içinde yaşayıp saraylara ait olamamak.
Başında taç vardı belki,
ama hayatının en ağır şeyleri mücevherden yapılmamıştı.
Onu insanların hafızasında bırakan şey ne elbiseleri ne düğünü ne de kraliyet protokolüydü. Bir hastanın elini eldivensiz tutmasıydı. Mayınlı bir arazide yürürken yüzündeki o tuhaf kararlılıktı. Çocukların yanına çömelirken unvanını yukarıda bırakmasıydı.
Çünkü bazı insanlar sevilmek için yükseğe çıkmaz.
Aşağı eğilir.
Diana kusursuz değildi.
Kırıldı, yanıldı, öfkelendi, sevdi, terk edildi, bazen kendi yaralarının içinde yolunu kaybetti.
Belki de bu yüzden bu kadar insandı.
Bir prensesin masalını değil,
bir kadının kendisine biçilmiş masaldan çıkmaya çalışmasını izledik.
Ve yıllar geçti.
Saraylar hâlâ yerinde.
Taçlar hâlâ el değiştiriyor.
Protokoller hâlâ insanlardan uzun yaşıyor.
Ama 31 Ağustos geldiğinde milyonlarca insan hâlâ aynı kadını hatırlıyor.
Çünkü Diana’nın söylediği gibi, mesele bir ülkenin kraliçesi olmak değildi.
İnsanların kalbinde bir yer istemişti.
Tahtını kaybetti belki.
Yerini değil.
Diana Frances Spencer
1 Temmuz 1961 — 31 Ağustos 1997
Ağustos 2008’de kimdin?
İyi hatırla.
Ne yaptığını değil yalnızca; neye dönüşmekte olduğunu hatırla.
Çünkü zaman, sandığımız gibi geçmişten geleceğe uzanan düz bir çizgi değildir. Bazen yıllar sonra aynı kapının önüne getirir insanı. Mekân değişir, insanlar değişir, yüzler değişir; fakat tema değişmez.
2008 yazında hayat sana hangi soruyu sormuştu?
Gücünü mü sınamıştı?
Kibrini mi?
Aşkını mı?
Kimliğini mi?
Kendin olmakla, senden beklenen kişiyi oynamak arasında mı kalmıştın?
Şimdi gökyüzü yeniden Aslan’ın kapısını çalıyor.
Ve Aslan yalnızca parlamak değildir.
Asıl mesele, ışığının kime ait olduğunu bilmektir.
O zaman alkışlanmak için yaşadıysan, şimdi kendin için yaşa.
O zaman gururundan sustuysan, şimdi konuş.
O zaman birilerini kaybetmemek için kendinden vazgeçtiysen, şimdi kendine dön.
O zaman rol yaptıysan, bu kez maskeni çıkar.
Çünkü bazı tutulmalar hayatımıza yeni bir şey getirmez.
Yarım bıraktığımız bir benliği geri getirir.
Belki de bugün karşına çıkan şey yeni bir kader değildir.
On sekiz yıl önce başlayıp tamamlanmamış bir cümlenin sonudur.
Ve hayat sana aynı soruyu ikinci kez soruyorsa,
bu bir ceza değildir.
İlkinde veremediğin cevabı verebilmen için açılmış ikinci bir kapıdır.
Bir zamanlar hayatta kalabilmek için söndürdüğün ışığı hatırla.
Bu defa söndürme.
Uyan.
BU TUTULMADA KARDİNAL BURÇLAR DİKKAT! ⚠️
Koç • Oğlak • Terazi • Yengeç
Özellikle 0°–5° arasında önemli yerleşimi olanlar için perde biraz sert açılıyor.
Zira adam diye hayatlarına aldıklarının içinden çakal çıkabilir.
Hatta bazılarında ambalaj çoktan düştü.
Dost sandığınız rakip, aşk sandığınız bela, güvenilir sandığınız üçkâğıtçı çıkabilir.
Bu günlerde yaşananları küçümsemeyin.
Tutulmalar bazen hayatımıza yeni bir şey getirmez; zaten orada olanın maskesini indirir.
Özellikle 0°–5° Koç, Yengeç, Terazi ve Oğlak yerleşimleri olanlar:
Gördüğünüz şeyi romantize etmeyin.
Çakalın üstüne takım elbise giydirince adam olmuyor.
27 Temmuz – 29 Temmuz 2026
Kader, artık fısıldamayacak.
Bazı gökyüzü olayları takvimde yalnızca bir tarih değildir.
Bazıları, çağların yön değiştirdiği eşiktir.
27 Temmuz’da Ay Düğümleri burç değiştiriyor.
İnsanlığın görünmeyen pusulası yeni bir istikamete çevriliyor.
Ve yalnızca iki gün sonra…
29 Temmuz’da yılın en sarsıcı Dolunayı doğuyor.
Üstelik Ay, Plüton ile kavuşumda.
Bu artık sıradan bir dolunay değil.
Bu; maskelerin parçalandığı, bastırılmış gerçeklerin mezarından kalktığı, kolektif bilinçaltının gecenin ortasında kendi yüzüyle karşılaştığı bir gökyüzü.
Plüton hiçbir şeyi tamir etmez.
Önce çürümüş olanı ortaya çıkarır.
Sonra yakar.
Sonra küllerinden başka bir hayat kurmaya zorlar.
İşte bu yüzden bu Dolunay; ilişkileri, devletleri, ekonomileri, liderleri ve insan egolarını aynı anda sınayabilir.
Çünkü Plüton’un adaleti merhametle değil, hakikatle çalışır.
Kolektif düzeyde bastırılan öfke yükselebilir.
Kirli sırlar açığa çıkabilir.
Yıllardır ayakta duran yapılar tek bir çatlakla çökmeye başlayabilir.
Bireysel hayatta ise artık hiçbir duygu saklanamayacak.
İçinde susturduğun korkular…
Ertelediğin vedalar…
Bağımlılıklar…
Takıntılar…
Kontrol etme arzusu…
Hepsi birer birer yüzeye çıkacak.
Gökyüzü bu kez teselli etmiyor.
Ameliyat ediyor.
Anestezisiz.
Çünkü bazen kader, insanı ödüllendirmeden önce bütün sahteliklerini söküp almak ister.
27 Temmuz’da yön değişiyor.
29 Temmuz’da ise dönüşüm başlıyor.
Ve unutmayın…
Bazı dolunaylar geceyi aydınlatır.
Bazıları ise karanlığın aslında dışarıda değil, insanın içinde yaşadığını gösterir.
Müdürenin hangi üniversite mezunu olduğunu, ataması ne zaman yapıldı, formasyon aldı mı? Öğrenemedik. Bir şekilde konu hızla gündemden düştü.
Paylaşın dostlar lütfen
Müdürenin hangi üniversite mezunu olduğunu, ataması ne zaman yapıldı, formasyon aldı mı? Öğrenemedik. Bir şekilde konu hızla gündemden düştü.
Paylaşın dostlar lütfen
SON DAKİKA | Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan, Bolu'da yaşayan Suriyelilere yönelik uygulamaları nedeniyle yargılandığı "nefret ve ayrımcılık" davasında beraat etti.
Sevgili dostlarım,
Gözaltına alınmadan önceki akşam İçişleri Bakan Yardımcısı Bülent Turan'a mesaj attım. 15 gündür de her gün mesaj atmaya devam ediyorum. Dedim ki: "Sayın Bakanım, benim özel hayatımı Ahbap ile ilişkilendirmeye çalışıyorlar. Gelin, çok acil gelin; deprem sürecinden bugüne kadar olan her şeyi denetleyin ve kamuoyuyla paylaşın. Kişisel borç-alacak ilişkilerimi Ahbap ile ilişkilendirmeyin."
Biliyorum, bu bombardıman altında gerçeği açığa çıkarmak güç ve zaman alacak ama netice olarak haklılığımız tescillenecek.
Sevgili dostlarım,
Asıl bombayı bekleyin. Yakında yapacağım açıklamalarda göreceksiniz. En baştan bu sürece nasıl gelindiğini öğrenecek ve hayretler içerisinde kalacaksınız.
Tekrar belirteyim: Kişisel borç-alacak ilişkilerimde Ahbap tamamen konu dışıdır. Ancak ısrarla bununla ilişkilendirilmeye çalışılıyor. Zaman her şeyi gösterecek.
Haluk Levent