Seküler insan hazzı burada tüketir, çünkü başka yer yok. Dindar insan hazdan burada kaçar, çünkü asıl haz orada bekliyor. İkisi de aynı tanrıya tapıyor: hazzın kendisine. Birine peşin , ötekine vadeli ödüyor.
İmgeler, simgeler, işaretler, nesneler, özneler... Yüklediğimiz her anlam, aslında zihnimize taktığımız görünmez bir zincirdir. Adlandırdığımız her şey, bir sınır çizer; kavradığımızı sandığımız an, aslında kendimizi kapatırız.
Düşünceni arındır. Çünkü özgürlük, önce zihnin kendi kurduğu duvarları yıkmasıyla başlar. Sen özgürleştikçe ben hafifler, ben özgürleştikçe toplum nefes alır.
You are likened to spring .
Your arrival is awaited, yet you always come without warning.
You carry the sun upon you, even your shadow smells of lilac.
You are like a music box: silent until opened,
and once opened, never forgotten again.
A softness with the hardness of amethyst
Fragile, yet never cheap.
En derin yaralarımız bedenimizde değil, ruhumuzun sessizliğinde açılır. İyileşmek belki mümkün değildir. Ama yaralarımızı anlamak, onlarla yaşamayı öğrenmek... Belki de insan olmanın en ağır ve en asil tarafı budur.