25 yılı “başlangıçta erdem ve liyakat vardı, bugün her şey bitti” diye özetlemek, AK Parti’nin siyasi serüvenini de Türkiye’nin son çeyrek asrını da fazlasıyla basitleştirmek olur.
AK Parti’nin en önemli özelliklerinden biri, değişen Türkiye şartlarına göre kendisini sürekli yeniden yapılandırabilmesi ve geniş bir toplumsal tabanı bünyesinde tutabilmesidir. Farklı dönemlerde farklı kadroların ve siyasi aktörlerin partiye katılması da bu “açık parti” anlayışının bir sonucudur.
Bugün eleştirilecek elbette konular vardır. Ancak bunları söylerken AK Parti’nin 25 yıldır Türkiye siyasetinin en büyük demokratik gücü olmasını, milyonlarca insanın desteğini ve Türkiye’nin yaşadığı büyük dönüşümü yok sayamayız.
15 Temmuz sonrasında kurulan Cumhur İttifakı da AK Parti’nin değişen siyasi şartlara göre kendisini yeniden konumlandırabilmesinin önemli bir örneğidir.
Kısacası AK Parti’nin muhasebesini eski dostları yapacaksa, sadece “ne kaybetti?” diye değil, “25 yıldır neden hala Türkiye siyasetinin merkezinde?” diye de sormak gerekir.
Bunun cevabını ise siz, benden çok daha iyi biliyorsunuz kıymetli ağabey.
Recep Tayyip Erdoğan, bu milletin ta kendisi…
25 yılı “başlangıçta erdem ve liyakat vardı, bugün her şey bitti” diye özetlemek, AK Parti’nin siyasi serüvenini de Türkiye’nin son çeyrek asrını da fazlasıyla basitleştirmek olur.
AK Parti’nin en önemli özelliklerinden biri, değişen Türkiye şartlarına göre kendisini sürekli yeniden yapılandırabilmesi ve geniş bir toplumsal tabanı bünyesinde tutabilmesidir. Farklı dönemlerde farklı kadroların ve siyasi aktörlerin partiye katılması da bu “açık parti” anlayışının bir sonucudur.
Bugün eleştirilecek elbette konular vardır. Ancak bunları söylerken AK Parti’nin 25 yıldır Türkiye siyasetinin en büyük demokratik gücü olmasını, milyonlarca insanın desteğini ve Türkiye’nin yaşadığı büyük dönüşümü yok sayamayız.
15 Temmuz sonrasında kurulan Cumhur İttifakı da AK Parti’nin değişen siyasi şartlara göre kendisini yeniden konumlandırabilmesinin önemli bir örneğidir.
Kısacası AK Parti’nin muhasebesini eski dostları yapacaksa, sadece “ne kaybetti?” diye değil, ���25 yıldır neden hala Türkiye siyasetinin merkezinde?” diye de sormak gerekir.
Bunun cevabını ise siz, benden çok daha iyi biliyorsunuz kıymetli ağabey.
Recep Tayyip Erdoğan, bu milletin ta kendisi…
Gelip geçerken bu garip handan,
Oturup kalktığım olmalı candan,
İnsan eyle,
bağrı taş etme beni.
Yüce Mevlam,
senden bir dileğim var.
Merdin kapısına eşik olayım,
Sütü bozuklara eş etme beni,
Namert sofralara aş etme beni,
Vefasız dostlara baş etme beni...
Muhalefetin en büyük hatası, Erdoğan’ı olduğu gibi değil; zihinlerinde kurdukları bir figür üzerinden okuyup ona göre rol kesmeleri.
Deniz Göktaş’ın dünyaya ve siyasete baktığı ideolojik çerçeveyi bildiğinizde yaptığı mizahı da o gözle izliyorsunuz.
Belki de sorun tam burada…
Gerçek Erdoğan’ı anlamaya çalışmak yerine, kafalarındaki Erdoğan’ı eleştiriyorlar.
Sonra da sonuçlarına şaşırıyorlar.
Deniz Göktaş, YouTube'da yayınladığı yeni stand-up gösterisinde, Recep Tayyip Erdoğan'la ilgili de espriler yaptı:
"Biraz tatsız bir şey söyleyeceğim. Ben Recep Tayyip Erdoğan'ı hiç sevmedim. Hayatımda bir dakika bile. Ama..."
Üst üste 4’üncü kez Trendyol Süper Lig Şampiyonu olan Galatasaray’ı; futbolcularıyla, teknik ekibiyle, yönetimiyle ve taraftarıyla tüm @GalatasaraySK camiasını yürekten tebrik ediyorum.
Türkiye’de laiklik sorunu yokken, siyasi partiler bile bu tartışmayı geride bırakmışken, Ramazan arifesinde “laiklik elden gidiyor” kampanyası başlatmak neyin hazırlığı?
Bu milletin inancı, değeri ve geleneğiyle sürekli kavga eden bir dil ne laikliktir ne de aydınlıktır.
Türkiye’de laiklik sorunu yokken, Ramazan arifesinde toplumu “gericilik” ithamlarıyla hedef alan metinlere imza atmak, toplumsal barışa hizmet etmez.
Sorun laiklik değil, bazı kesimlerin laiklikten anladığıdır. Onlar için laiklik, devletin tarafsızlığı değil, dinin kamusal alandan dışlanması, toplumun inancının görünmez kılınmasıdır.
“Ortadoğu’nun gerici bataklığı” gibi ifadelerle toplumu aşağılayan, Erdoğan’ın elini sıktı diye gazeteci linçleyen bir zihniyetten demokrasi ve özgürlük çıkmaz.
Vesselam!
168 isimden ortak laiklik açıklaması: Türkiye gerici-şeriatçı bir kuşatma altında!
- Siyasal İslamcı rejim, ABD ve Trump'ın ipine sarılarak Türkiye’yi adım adım Orta Doğu’nun gerici bataklığına sürüklemektedir
- Laik eğitimi, laik hukuk düzenini ve laik kamusal hayatı adım adım ortadan kaldırmaya yönelik hamleler ivme kazanmıştır
https://t.co/F4oLVqFKIx
Din, başkalarına sunulan bir vitrin değildir.
Din, insanın hayatına yön veren bir istikamettir.
Bugün hepimiz yoğunuz.
Teknolojiyle, gündemle, ekonomiyle, siyasetle, gelecek kaygısıyla…
Ama bu meşguliyetin içinde şu temel soruyu çoğu zaman ihmal ediyoruz;
hayatımız bizi hangi yöne taşıyor?
İbadet ediyoruz.
Ritüelleri yerine getiriyoruz.
Peki bu ibadet, bizi dönüştürebiliyor mu?
Zira iman, insanı sadece inanç sahibi yapmaz;
onu daha adil, daha merhametli, daha tutarlı bir insan haline getirir.
Kul hakkını ciddiye almayan,
yalanı sıradanlaştıran,
gücü merkeze alan bir dindarlık,
sorunlu bir dindarlıktır.
Burada durup düşünmek gerekir.
Günah, yalnızca görünür davranışlardan ibaret değildir.
Asıl mesele, kalpte başlayan süreçtir,
kibir, kıskançlık, başkasının hatasıyla rahatlama, kendini sürekli haklı görme refleksi…
İnsan kalbiyle yüzleşmeden,
sadece davranışları düzenleyerek
sağlıklı bir ahlâk inşa edemez.
Din, insandan kusursuzluk talep etmez ama samimiyet talep eder.
Hata insana mahsustur.
Asıl problem, hatayı savunmakta ısrar etmektir.
Doğru olan; hatayı fark etmek, sorumluluğu üstlenmek
ve yeniden yönelmektir.
Bugün din, zaman zaman toplumu rahatlatan bir dile indirgeniyor.
“Kalp temizliği” söylemi,
ahlaki sorumluluğun yerine geçebiliyor.
Oysa şunu açıkça söylemek gerekir:
Kalp temizliği, hayatın her alanına yansır.
Eğer yalan normalleşmişse,
kul hakkı hafife alınıyorsa,
haram sıradanlaşmışsa,
orada ciddi bir tutarsızlık vardır.
Din, kalbi bahane etmeyi değil,
kalbi ıslah etmeyi hedefler.
Zaman, insanın en büyük sermayesidir.
Hayatının en verimli saatlerini dünyaya ayırıp,
Allah’a gelince “vaktim yok” diyen bir anlayış,
önce kendi kendini ikna etmeye çalışıyordur.
Dünya geçicidir.
Gençlik geçicidir.
Güç ve itibar geçicidir.
Ama insanın bıraktığı iz kalıcıdır.
Din zor değildir.
Ama hafife alınacak bir mesele de değildir.
Gösteriş talep etmez.
Tutarlılık ve istikamet talep eder.
Allah katında değerli olmak için ünlü olmaya gerek yoktur,
güçlü olmaya gerek yoktur, hatasız olmaya da gerek yoktur.
Ama dürüst olmaya,
hesap verebilir olmaya
ve sürekli kendini sorgulamaya ihtiyaç vardır.
Topluma düşen en büyük sorumluluk şudur;
söylediğiyle yaşadığı arasında mesafe olmayan insanlar yetiştirmek.
Rabbimiz bizleri;
hakikati savunurken kendini merkeze koymayan,
başkalarını yargılamadan önce kendisiyle yüzleşen,
dini sloganlarla değil, hayatla anlatan insanlardan eylesin.
Âmin.
Leman’daki karikatürü sadece bir “mizah” diye geçiştirmek, Ortadoğu’ya, dine ve inanca dair cehaleti görmezden gelmek olur. Soykırımın faili Netanyahu değil de Hz. Muhammed (sav) ve Hz. Musa (as) gibi gösteriliyor.
“Şiddetin kaynağı dindir” klişesi tekrar sahnede.
Bu, İslam düşmanlığında bile Batı’yı taklit eden, tarih bilmez, toplumu kışkırtan seküler bir üstünlük çabası. Herkes ateist olsa Ortadoğu güllük gülistanlık olur sanıyorlar. İsrail’in Avrupa’nın mirası olduğunu unutmuşlar gibi.
Müslüman mahallesinde salyangoz satmakla kalmıyor, bir de bağdakini kovmaya kalkıyorlar.
Provokasyona gelmeden,
net bir şekilde duruşumuzu göstermemiz gerekiyor.
#karikatür
Öcalan açıklaması:
PKK; tarihin en yoğun şiddet yüzyılı olan 20. asrı, iki dünya savaşı, reel-sosyalizm ve dünya genelinde yaşanan soğuk savaş ortamları, Kürt realitesinin inkarı, başta ifade olmak üzere özgürlükler konusunda yasaklardan kaynaklı oluşan zeminde doğmuştur.
Teori, program, strateji ve taktik olarak yüzyılın reel-sosyalist sistem gerçeğinin ağır etkisinde kalmıştır. 1990’larda reel-sosyalizmin iç nedenlerle çöküşü ve ülkede kimlik inkarının çözülüşü, ifade özgürlüğünde sağlanan gelişmeler, PKK’nin anlam yoksunluğuna ve aşırı
tekrara yol açmıştır. Dolayısıyla ömrünü benzerleri gibi tamamlamış ve feshini gerekli kılmıştır.
Kürt-Türk ilişkileri; 1000 yılı aşan tarihler boyunca Türkler ve Kürtler, varlıklarını sürdürmek ve hegemonik güçlere karşı ayakta kalmak için gönüllülük yönü ağır basan, hep bir ittifak
içinde kalmayı zorunlu görmüşlerdir.
Kapitalist modernitenin son 200 yılı, bu ittifakı parçalamayı esas gaye edinmiştir. Etkilenen
güçler, sınıf temelleriyle birlikte buna hizmeti esas bellemişlerdir. Cumhuriyetin tek tipçi
yorumlarıyla birlikte bu süreç hızlanmıştır. Günümüzde çok kırılgan hâl alan tarihsel ilişkiyi,
kardeşlik ruhu içinde inançları da göz ardı etmeden yeniden düzenlemek esas görevdir.
Demokratik toplum ihtiyacı kaçınılmazdır. Cumhuriyet tarihinin en uzun ve kapsamlı isyan ve
şiddet hareketi olan PKK’nin; güç ve taban bulması, demokratik siyaset kanallarının kapalı
olmasından kaynaklanmıştır.
Aşırı milliyetçi savruluşunun zorunlu sonucu olan; ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik
ve kültüralist çözümler, tarihsel toplum sosyolojisine cevap olamamaktadır.
Kimliklere saygı, kendilerini özgürce ifade edip, demokratik anlamda örgütlenmeleri, her
kesimin kendilerine esas aldıkları sosyo-ekonomik ve siyasal yapılanmaları ancak demokratik
toplum ve siyasal alanın mevcudiyetiyle mümkündür.
Cumhuriyetin ikinci yüzyılı ancak demokrasiyle taçlandırıldığında kalıcı ve kardeşçe bir
sürekliliğe sahip olabilecektir. Sistem arayışları ve gerçekleştirmeler için demokrasi dışı bir yol
yoktur. Olamaz. Demokratik uzlaşma temel yöntemdir.
Barış ve demokratik toplum döneminin dili de gerçekliğe uygun geliştirilmek durumundadır.
Sayın Devlet Bahçeli'nin yaptığı çağrı, Sayın Cumhurbaşkanın ortaya koyduğu iradeyle diğer
siyasi partilerin malum çağrıya dönük olumlu yaklaşımlarıyla oluşan bu iklimde silah bırakma
çağrısında bulunuyor ve bu çağrının tarihi sorumluluğunu üstleniyorum.
Varlığı zorla sona erdirilmemiş her çağdaş cemiyet ve partinin gönüllü olarak yapacağı gibi
devlet ve toplumla bütünleşme için kongrenizi toplayın ve karar alın; tüm gruplar silah
bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir.Ortak yaşama inanan ve çağrıma kulak veren tüm kesimlere selamlarımı iletirim.
Bir din adamı olarak başlayan hayatını hain olarak tamamladı.
Diyanet vaizliğinden terör örgütü elebaşlığına uzanan kriminal ömründe binlerce insanın hayatını kararttı, bir nesli yok etti.
Ülkesini işgale kalktı, Amerika’nın kucağında Türkiye düşmanlarıyla plan yaptı, nice canlar yaktı.
Buraya kadarmış.
Rabbim cehennemiyle muamele etsin, ateşi bol, ızdırabı çok olsun.
Bugün 7 Ekim... Tam 365 gün önce hayatta olan, çoğu çocuk ve kadın 50 bin kardeşimiz vahşice katledildi. Gazze'deki hastaneler, farklı inançlara ait ibadethaneler, okullar artık ayakta değil. Pek çok gazeteci, sivil toplum kuruluşu temsilcisi, barış elçisi artık aramızda değil.
Gazze'de, Filistin'de, bugünlerde Lübnan'da ölen sadece kadınlar, çocuklar, bebekler, masum siviller değil; aynı zamanda insanlıktır, insanlığa hizmet etmesi beklenen kurumlardır, uluslararası sistemdir...
Tam 1 yıldır dünyan��n gözü önünde, canlı yayında katledilen aslında tüm insanlıktır, insanlığın geleceğe dair tüm umutlarıdır.
Katil İsrail hükûmetinin 7 Ekim'den bu yana katlettiği on binlerce insanı bugün hüzünle yâd ediyor; eşlerini, çocuklarını, ailelerini kaybeden yüreği yaralı Gazzeli, Filistinli, Lübnanlı kardeşlerime en kalbî taziyelerimi iletiyorum.
İsrail'in uzun yıllardır süren soykırım, işgal ve istila politikası artık bir son bulmalıdır.
Unutulmamalıdır ki İsrail 1 yıldır uyguladığı, hâlen de devam etmekte olduğu bu soykırımın bedelini er ya da geç ödeyecektir.
Hitler nasıl insanlığın ortak ittifakıyla durdurulduysa Netanyahu ve cinayet şebekesi de aynı şekilde durdurulacaktır.
Gazze soykırımının hesabının sorulmadığı bir dünya huzura kavuşamayacaktır.
Türkiye olarak bedeli her ne olursa olsun İsrail hükûmetinin karşısında durmaya, dünyayı da bu onurlu duruşa çağırmaya devam edeceğiz.
🔴 Yakında sen de 15 Temmuz’un “tiyatro” olduğunu bizzat kendin itiraf edeceksin.
Ama işte o zaman asıl biz seni ve peşinden gidenleri affetmeyeceğiz.
Kayda geçsin.
Erdoğan Osmanlı İmparatorluğu'nu yeniden kurmayı hayal ediyor ve bugün Parlamentolar Arası Kudüs Platformu Konferansı'nda İsrail'e yönelik saldırılarını ve karalamalarını sürdürdü. Müslüman Kardeşler'in adamı @RTErdogan, İsrail'i çökertmeyi, Kudüs'ü fethetmeyi ve Müslüman dünyasına liderlik etmeyi hayal ediyor. Erdoğan, sen @DirilisDizisi ve @KurulusDizisi dizilerini izlemeye devam et ve hayal kurmaya devam et.
İsrail haçlı seferi yapan bir imparatorluk değildir ve İsrail'in başkenti Kudüs de Konstantinopolis değildir.
Kudüs sonsuza kadar Yahudi halkının başkenti olarak kalacaktır.
Gerçekle yüzleşin ve Türkiye'yi karanlık yerlere sürüklemeyi bırakın - Atatürk'ün mirasını ve Türk halkını utandırıyorsunuz!
President @RTErdogan recent remarks about sharia law and the sword of Islam prove once again that he is a danger to freedom, secularism and democracy. The Turkish people deserve better and the international community should be aware of the dangerous agenda of islamist Erdogan.
Nasihatimdir, vasiyetimdir
Güneş her gün daha mütekâmil bir dünyaya doğmaz. Tarih ezelden ebede dümdüz uzanan doğrusal bir hat değil, devirli bir oluşumdur. Gün olur, en gerideki en öndekinden ileride olur. Aristarkus, Kopernik’e “zıpçıktı astrolog” diyen devrimci Martin Luter’den daha ilericidir. Ahmet Yesevi, Kadızade Mehmet’in çok ötesinde. Siz istihkâmlarınızı güçlendirin, zor zamanları fırsata çevirin. Benim yaşıma geldiğinizde, benim hiç olamadığım kadar hakîm, fehîm, müstakîm, emîn, mekîn ve metîn olun.
Aziz ülkemize gelince, ille de bir şeye benzetecekseniz, her budağından sürgün atan salkım saçak bir böğürtlen çalısına benzeteceksiniz Türkiye’yi. Bir sürgünü çiçeğe dururken, diğerinin kurumakta, ötekinin meyve vermekte olduğunu görün. Tek bir sürgüne takılıp kalmayın, bütüne bakmayı adet edinin. Unutmayın ki düz akılla anlaşılmaz, pergele, cetvele gelmez, kendisine has bir kimliği vardır, Türkiye’nin. Batmaz. Batarsa, okyanuslar taşar. Mademki son temsilcileriyiz Gezegen’in iyiliği için yaşatılması elzem bir medeniyetin, bizi durduracak tek “gerçek”, soğuyan Güneş’in dünyamızı yarı yolda bırakması ihtimali olmalı.
ALEV ALATLI
1942 - 2024