Türk sinemasının auteur yönetmenlerinden Reha Erdem'in bütün filmlerini izledim.
Özellikle doğadaki sesler ve şiirsel görüntüler muhteşem.
Hepsini beğendim ama Korkuyorum Anne, Kaç Para Kaç, Kosmos, Koca Dünya ve Beş Vakit'i ayrı bir yere koyuyorum.
Kısa filmleri de oldukça iyi
Nobel ödüllü Amerikalı yazar Saul Bellow'un yazdığı son kitap olan Ravelstein'ı maalesef beğenmedim.
"Ha oldu ha olacak" diye diye ısrarla okuyup sonuna geldim ama kitap bende beklediğim etkiyi yaratmadı.
Büyük yazı ustası Bellow, finali pek iyi yapamamış!
Yıllarca o bana baktı, ben ona...
Zaman zaman elime alıp okumaya başladım ama devamını getiremedim.
Bilhassa ilk 100 sayfasının son derece yorucu olduğunu yazarın kendisi de söylüyor.
Ortaçağ manastırında bir gizemin peşine takıldım ve nihayet bu şaheseri bitirmeyi başardım!
Sinema aşığı bir kadın ve caz tutkunu bir adam.
Muhteşem müzikler, harikulade danslar; muazzam ışık, renk ve görüntüler, şahane manzaralar...
6 dalda Oscar kazanmış, insana kendini iyi hissettiren bir film.
Vahşi belgeselden sonra çok iyi geldi.
Artık huzur içinde uyuyabilirim...
Perulu bir matadorun hayatını konu edinen bir film diye izlemeye başladım. Baktım ki film değil belgesel ve de yaşanan her sahne gerçeğin ta kendisi.
İzlemez olaydım!
Boğalara yapılan işkence yüreğimi parçaladı.
Gösteri mi, spor mu, kültür mü; her ne ise yerin dibine batsın!
Güney Afrikalı yazar Coetzee'den sömürü düzenine ve ırkçılığa karşı tokat gibi bir eleştiri.
Hukuk, adalet, insanlık ve vicdan üzerine ders niteliğinde bir kitap.
��ağımızın büyük romancısı yazmıyor, adeta isyan ediyor!
Büyük İtalyan yönetmen Federico Fellini'den 1957 yapımı harika bir film.
Bilhassa başrol oyuncusunun performansı müthiş.
Zaten Cannes'da En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazanmış.
Filmin keyifli olduğu kadar hüzünlü de bir hikâyesi var.
Bizim Yeşilçam hikâyelerimizi andırıyor.
Bütün filmlerini hayranlıkla izlediğim Finlandiyalı yönetmen Aki Kaurismaki'nin bugüne kadar gözümden kaçmış bir filmini daha izledim.
Shakespeare'in ünlü eserinden uyarlanmış.
Romanlardan uyarlanan "Suç ve Ceza" ve "Bohem Hayatı" filmleri gibi "Hamlet" de oldukça keyifliydi.
Japon yazar Kawabata'nın Karlar Ülkesi, adı gibi bir roman: Bembeyaz, tertemiz ve de şiirsel bir güzellikte.
Tıpkı Ozu'nun filmleri gibi sade ama bir o kadar da görkemli bir anlatıma sahip.
Kaldı ki karlarla kaplı bir tren istasyonu sahnesiyle açılan bir kitap kötü olabilir mi!
Gençliğimde kiralayıp DVD'den izlediğim "Paramparça Aşklar Köpekler" filmini, çeyrek asır sonra MUBİ'de yeniden izledim.
Sanki daha önce hiç izlememişim gibi; filme dair hatırımda sadece birkaç sahne kalmış.
Film, muhteşem kurgusu ve güçlü oyunculuklarıyla ününü hak ediyor.
MUBİde Japon yönetmen Yasujiro Ozu'nun 7 filmini izledim.
Aile bağları, evlilik ve yoksulluk gibi konuların ustalıkla işlendiği, basit senaryolu, çoğunda aynı oyuncuların rol aldığı ve karakterlerin yüzlerinde tebessümün eksik olmadığı bu hayli uzun filmler ruhumu dinginleştirdi
Aylar sonra bir Paul Auster romanı okuyarak edebiyat şöleni yaşadım.
Bugüne kadar okuduğum tüm romanları gibi bu kitap da bende büyük bir hayranlık uyandırdı.
Yer yer rahatsız edici bölümleri olsa da olay örgüsü dahiyaneydi.
Ne mutlu ki henüz okumadığım daha birçok kitabı var.
Yaşayan en büyük İngiliz yazarlardan biri olan Julian Barnes'ın pek methedilen ödüllü kitabını keyifle okudum.
Karakterlerin kendileriyle hesaplaştığı romanlar beni her zaman etkilemiştir.
Bu yapay zekâ çağında Julian Barnes gibi yazarları pamuklara sarıp sarmalamak gerekiyor.
Bir Ken Loach filmi izleyeyim dedim, pişman da olmadım.
1969 yapımı, dramatik bir hikâye.
Bana biraz 400 Darbe'yi, biraz da Alcatraz Kuşçusu'nu hatırlattı.
Çocuk olmak güzel şey...
Lakin herkesin çocukluğu aynı değil!
Yüzyıllık Yalnızlık, belki de şu ahir ömrümde okuduğum en iyi kitaptır.
Daha sonra Kırmızı Pazartesi'yi okumuş, Kolera Günlerinde Aşk'ı da alıp bir kenara koymuştum.
Beni yıllarca kenarda bekleyen o kitabı da nihayet okudum.
Ve Marquez beni bir kez daha duvardan duvara vurdu!
Haruki Murakami'nin kitabından uyarlanan ödüllü Drive My Car filmini pek beğenmedim.
Daha önce de bir Murakami uyarlaması olan İmkânsızın Şarkısı'nı izlemiş, onu da beğenmemiştim.
Zorlamanın âlemi yok.
Bırakın da adamın romanlarını zihnimizde canlandıralım.
Ayrıca film üç saat!
Tersine Kitap'ın iki yayınını daha keyifle okuyup bitirdim.
Sarsıcı ve enteresan romanlardı.
Kitapların özenle seçildiği belli oluyor.
Henüz okumadığım iki kitapları daha var ama şimdilik bu kadarı kâfi.
Artık biraz da ustalara dönme vakti!
Trier'den her türlü övgüye değer, enfes bir film.
Performanslar muhteşem.
Lakin yine bir aile dramı.
Yahu koskoca Avrupa'da anne babasıyla iyi geçinebilen bir tane hayırlı evlat yok mu be kardeşim!
Hep mi bir ebeveyn-çocuk çatışması?
Hep mi bir iletişim kopukluğu?
Kolombiya yapımı enfes bir film.
İlk gençlik yılları şair olma heves ve hayaliyle geçen bir insan olarak beni fazlasıyla içine çekti.
Ayrıca başrol oyuncusu da şiir gibi oynamış!
Bütün kitaplarını keyifle okuduğum Ian McEwan'ın son kitabını büyük bir iştahla elime aldım.
Kitabın ilk 100-150 sayfası bende, "En kötü romanını yazmış" hissi uyandırdı.
Fakat sayfalar ilerledikçe kitap öyle bir hâl aldı ki; payıma yine İngiliz romancıya şapka çıkarmak düştü!