Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli'nin isteğiyle 2026 Dünya Kupası'nda ülkemizi temsil edecek olan Milli Takımımız için marş hazırlandı.
ARKANIZDAYIZ - Ahmet Öngel
#BizimÇocuklar🇹🇷
Yaptığımız ve yapacağımız; söylediğimiz ve söyleyeceğimiz her neyse düşman sesi duymamak için sergilenmiş milli birlik ve kardeşliğin güçlü nefesidir.
✔️Devlet Bahçeli
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı
ÇUKURA DÜŞEN VE DEBELENENLER…
Sosyolojik tahlilleriyle büyük değerimiz olan Türk aydını merhum Erol Güngör, “İnsana ahlâkî şahsiyetini asıl veren yer, onun yakın çevresidir.” der.
Aklın, ahlâkın, îmânın, insânî değerlerin ve ölçünün kaybolduğu ortamlar, mecâzen çukura düşmeyi ve orada debelenmeyi tarif eder.
Bu yüzden çevre çok önemlidir.
O çevre nicelerini yoldan çıkarmıştır. Abdurrahim Karakoç’un “Dönekname” şiirindeki gibi olmuştur birçok karakter:
“Tevâzuu severdi, kaynatıp taşırdılar
Girdi hırs ambarına, çıkamadı bir daha…
Haramla yağladılar, kibirle pişirdiler
Bulanık göl ettiler, akamadı bir daha…
Yakın arkadaşları çöplük yaptı beynini
Doldurdular ve sonra dökemedi bir daha…”
“Cennetlik” dediğimiz nice insan, çevresinin tesiriyle çukura batmış; gün geçtikçe bedeninde yük, ruhunda ağırlık hissettikçe, insânî değerleri bünyesinden atmış ve cehennemin yolunu adeta kan-ter içinde örmeye koyulmuştur.
Ah o para hırsı, ah o makam hırsı, ah o gelecek hesabı, ah o her şeye hâkim olma ihtirâsı…
Zaptedilmeyen nefsânî arzular öylesine sınırları aşmıştır ki, o çevrenin içindekiler bile “utanç” noktasına gelmiştir.
Kötülüğün sembolü İblis, adeta bunların ruhunu ele geçirmiş; bedenlerine yön tayin etmektedir.
Bu yüzden bunların îmân ve insânî değer adına hiçbir kutsal yanı kalmamıştır. Daha doğrusu, hiçbir konuda Allah korkusu kalmamıştır.
Şu mübârek günlerde bile kötülük kadehlerini İblis doldurmaktadır.
Mânevî atmosferde dualara “âmin” demek, günahlardan arınmak, bin pişmanlık duymak ve “Biz bu çukura nasıl düştük?” diye muhasebe etmek yerine; zanlarla, şizofrenik üretimlerle hâlâ şeytan yarıştırıyorlar…
Çünkü her kötü tarifte kendilerine seslenildiğini sanıyorlar. Çünkü yaşadıkları hayata ayna tutuluyor.
Şeytanın yarıştığı bir ortamda dürüst, ahlâklı, tuz ekmek hakkını bilen bir dost kalmayınca, kimse “Kendinize çeki düzen verin” diye uyarmıyor; onlar da doğal olarak İblis’in ödülüne talip olmak için koşturuyorlar…
Çukur çok kişiyi yutmuştur.
Kimi de son anda hidayete ererek çukurdan kurtulmayı başarmıştır.
Ancak bazıları o kadar derine batmıştır ki, onlara “alçak” bile demek haksızlık olur. Necip Fazıl Kısakürek ne güzel söylemiş:
“Bazı kişiler vardır ki, onlara alçak bile diyemem. Çünkü alçaklık bir seviyedir, onlar çukurdur, çukur.”
Allah bize “Cennetlik” tadındaki insanları hayatımızda dost olarak nasip eylesin…
Ve son nefesimize kadar onlarda, biz de bozulmayalım. Amin…
Neden Orta Asya değil de Türkistan?
Türkiye'nin eğitim müfredatında yaptığı bu değişiklik, Türk Dünyasında da ciddi karşılık buldu.
Türkistan kavramı tapu senedidir
YAZIYOR YAZIYOR, PRAVDA(!) GERÇEKLERİ YAZIYOR...
“Ne yazayım acaba?” diye düşünürken konular arasında kura çektim; yine çıktı MHP ve Cumhur İttifakı karşısında “ne olursa olsun CHP, İYİ Parti ya da Zafer Partisi kazansın” diye oradan oraya koşturan Ali Uzunırmak.
Pazartesi günü “Duymak İstemeyen Sağırların, Görmek İstemeyen Körlerin ‘Terörsüz Türkiye’ İstismarı” başlıklı bir yazı kaleme alarak, eski milletvekili Ali Uzunırmak’ın adını açıkça zikretmiştim. Onun ve benzerlerinin intikam yüklü ideolojik-siyasi çelişkilerini, ikiyüzlülüklerini ve menfaat odaklı tutumlarını ele almıştım.
Ali Uzunırmak ise bir gün sonra, kendi durduğu noktayı gizleme çabasıyla şu ifadelerle başlayan bir cevap yazdı:
“Bazı ‘pravda yazarları’ ve resmi hiyerarşi elemanları, koro hâlinde, dün yazdıklarına, söylediklerine, davranışlarına aldırmadan, utanmadan, bizim ömrümüzde hiç değişmemiş söylem ve duruşumuza hak etmediğimiz iftira, demagoji ve polemiklerle saldırmaya başladılar!”
Ali Uzunırmak’ın bu cevabı, yazımın ana konusu olan “Terörsüz Türkiye” ile ilgiliydi.
Daha ziyade, CHP’nin, İYİ Parti’nin ve Zafer Partisi’nin kanatları altında MHP ve Cumhur İttifakı’ndan intikam almak için etkisiz çırpınışlar sergilediğini gördüğüm Ali Uzunırmak’ın bu cümleleri kurabilmesi için öncelikle aynada kendine bakmasını tavsiye ederim.
Biz dün de terör örgütü PKK’nın kökünün kazınması için mücadele verdik; bugün de aynı mücadeleyi kararlılıkla sürdürüyoruz. Dün “Teröre cephe alın” çağrısı dahi yapmadan, terör örgütü PKK’nın siyasi uzantılarıyla defalarca iş birliği yapmış CHP, İYİ Parti ve Zafer Partisi ile adeta ruh-beden ilişkisi yaşayanların, terörün bitirilmesi için her boyutta mücadele eden bizlere “dün-bugün” hatırlatması yapması büyük bir trajedidir.
Daha geçtiğimiz aylarda MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli, terör örgütü PKK/YPG’nin Suriye’de kökten temizlenmesi konusunda çarpıcı ve net bir duruş sergilemiştir:
“Sadece Fırat’ın batısı değil, Fırat’ın doğusu da; Ayn el Arap’tan Kamışlı’ya kadar faal halde bulunan terörist faaliyetlerin kökü kurutulmalı, mıntıka temizliği bütüncül ve eşgüdüm hâlinde hayata geçirilmelidir. Ne yurt içinde ne de yurt dışında terörizmin ve terör örgütlerinin kanlı kumpas ve komplolarına tahammül edeceğiz, boyun eğmeyeceğiz, alttan almayacağız.”
Biz de bu duruşun izinden giderek yazılarımızı kaleme alırken, nasıl olur da “dün-bugün” kıyaslamasıyla değişmekle suçlanırız?
MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli genelde ve özellikle Suriye özelinde bu net tavrı ortaya koyarken, Ali Uzunırmak’ın kanatları altına sığındığı CHP, İYİ Parti ve Zafer Partisi, terörle mücadeleye zerre kadar destek vermiş midir? Bırakın destek vermeyi, çoğu zaman köstek olmuş, kimi zaman da terör örgütü YPG’ye sahip çıkan açıklamalar yapmışlardır.
Peki, Ali Uzunırmak’ın Milli Egemenlik Platformu gibi oluşumlarda dolgu propagandalarla desteklediği Mansur Yavaş’ın böyle bir “terörle mücadele” hassasiyeti hiç olmuş mudur?
Ali Uzunırmak’ın sürekli dirsek temasında bulunduğu İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, terör örgütü PKK’ya karşı verilen mücadeleyi şu sözlerle basitleştirdiğinde bir rahatsızlık duymuş muydu?
“Şimdi kalkmışlar, Suriye’deki gelişmeleri sanki bir zafermiş gibi sunmaya çalışıyorlar… İçindeki en etkili silahlı unsur olan PKK’yı perdelemek için uydurdukları SDG, Fırat’ın batısından süpürülünce; bunu uluslararası bir başarı gibi pazarlamaya kalkıyorlar.”
Yine Ali Uzunırmak, Mansur Yavaş’tan dolayı bir nevi partisi konumuna geldiği CHP’nin Genel Başkanı Özgür Özel’in daha geçtiğimiz aylarda YPG’ye özerklik talep ettiği, “PYD kardeş partimiz” dediği ve CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın’ın “Suriye’de, Halep’te ortaya çıkan gelişmeleri ve saldırıları büyük bir kaygıyla izliyoruz. Bu bir demokrasi sorunudur, bu bir insan hakları sorunudur. Meseleyi doğru açıdan ele almak, insanların can güvenliğini sağlamak, demokrasiyi ve barışı o bölgede tesis etmek son derece önemlidir.” şeklindeki açıklamalarına karşı herhangi bir tepki göstermiş midir?
Verecek bir cevabı var mıdır?
Zaten biz terörle mücadele eden taraftayız.
Kendisi ise bu mücadeleyi engellemeye çalışan partilerin kanatları altındadır. Aradaki fark budur.
Biz DEM’e onların yaptığı gibi “Gel, seninle siyasi menfaat ittifakı yapalım” demedik. “Teröre cephe alın, Türkiye partisi olun” dedik. Bu süreçte de bölücü ve ayrımcı dil kullanan her DEM’liye hak ettiği cevabı anında ve kararlılıkla verdik.
Peki senin partin sayılan CHP’nin Genel Başkanı Özgür Özel, yine siyasi menfaatini düşünerek ne dedi?:
“Zafer Partisi ve DEM yan yana durmak zorunda, birleşmek zorunda. DEM Parti ile ilişkileri bozma lüksümüz yok. DEM ile CHP ayrı düşemez.”
Biz, terör örgütü PKK’yı kuran; DEM’in, Kandil’in ve YPG’nin “kurucu önder” gördüğü Abdullah Öcalan’a “Gel, dört parçalı (sözde) Kürdistan’ı kurun” ya da “Anayasa’nın ilk dört maddesini istediğiniz gibi değiştirelim” demedik.
Ya ne dedik?
“DEM grubunda, onların yüzlerine karşı terörün tamamen bittiğini ve örgütün lağvedildiğini haykır!”
Bu çağrının karşılığı olarak, kendisine “kurucu önder” diyen PKK birleşenlerine karşı Öcalan tarafından şu açıklama yapılmadı mı?:
“PKK’nın anlam yoksunluğu ve aşırı tekrarı, ömrünü tamamlamasına ve feshini gerekli kılmasına yol açmıştır. Ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültürel çözümler tarihsel toplum sosyolojisine yanıt verememektedir. Bu koşullarda silah bırakma çağrısında bulunuyor ve bu çağrının tarihî sorumluluğunu üstleniyorum. Devlet ve toplumla bütünleşme adına kongrenizi toplayın; tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir.”
Terör örgütü PKK’ya karşı yürütülen başarılı silahlı mücadelenin üzerine bu tür net stratejiler eklenmiş ve tek odak noktası terörün kökten bitirilmesi olmuştur. Terör örgütü PKK’nın birleşenleri bu çağrılara uyar veya uymaz. Fakat bildiğimiz şudur: Türk devleti, silahlarını güçlendirerek elinde tutmakta ve terörle mücadelesini stratejik, sosyolojik ve propaganda alanında tavizsiz sürdürmektedir.
MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli, “Terörsüz Türkiye” sürecini başlattığı ilk günden itibaren şu çarpıcı ifadeyi kullanmıştır:
“Silahlar ya gömülecek ya da silah tutanlar gömülecektir. Yurt içinde ve yurt dışında elinde silahla gezen hiçbir caniye ve terör örgütüne müsamaha yoktur.”
Geçtiğimiz ay Suriye’deki terörle mücadele vurgularında da bu cümleyi defalarca tekrarlayarak kararlılığını sürdürmüştür.
Peki sen, kanatları altında Cumhur İttifakı düşmanlığı yaptığın partilerde bu cümlelerin en düşük tonlu vurgusunu dahi duydun mu? Zerre kadar benzer bir netlik, irade ya da terörle mücadele azmi gördün mü?
Ali Uzunırmak, benim yazıma verdiğin cevapta “Ben, dün ne dediysem, neye inandıysam, nasıl davrandıysam; hayatımı ortaya koyarak mücadele ettiğim değerlerin ve kurumların bilincindeyim” diyorsun…
Madem öyle, amacı ve hedefi çok net olan “Terörsüz Türkiye” için bu kadar ahkâm keserken, niçin HDP/DEM/PKK ile defalarca ittifak ve iş birliği yapmış CHP’ye, İYİ Parti’ye ve Zafer Partisi’ne bugüne kadar zerre bir tepki göstermedin?
Dün menfaat için sessiz kaldığın, bugün ise “Terörsüz Türkiye”yi istismar edenlere destek verdiğin, arka çıktığın ve sırtını sıvazladığın bu çelişkiyi nasıl izah edeceksin?
Ali Uzunırmak, sen tüm yatırımını CHP’ye geçtiğinde “Bugün 40 yıllık geçmişimi geride bırakarak, CHP adayı olmamla geride kalan bütün tartışmalar bitecektir” diyen Mansur Yavaş üzerine yapmış adamsın…
Mansur Yavaş, CHP’nin belediye başkanı olduğu için ve yarınlarda “CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı olursa desteklerler” diye İYİ Parti’ye ve Zafer Partisi’ne de toz kondurmuyorsun.
Mansur Yavaş, 2019’da CHP Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı olduğunda “Ajans izin verirse HDP ile görüşeceğim” dediğinde…
CHP-HDP-İYİ Parti ittifak anlaşması yapılıp, HDP ve İYİ Parti’nin ayrı aday çıkarmayarak Mansur Yavaş’ı desteklediği dönemde…
2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Kemal Kılıçdaroğlu’nun HDP ile görüşüp ittifak yaptığı, Mansur Yavaş’ın da “Cumhurbaşkanı Yardımcısı Adayı” olarak gösterildiği ve oy kullanma hakkı olan dünyadaki tüm PKK’lıların bu ittifakı desteklediği süreçte…
Daha neler var neler…
Bu ittifaklara, HDP/PKK uzantılarına sırtını dayayanlara tek bir eleştiri getirdin mi?
O günlerde konuşmuş olsaydın, bugünlerde de “samimi bir şekilde kaygılarını dile getiriyor” derdik… Ancak CHP, İYİ Parti ve Zafer Partisi yanında, Mansur Yavaş’ın kanatları altında zaten bir samimiyetin olamaz. Orada ya siyasi menfaat vardır ya da ihanet…
CHP’ye, İYİ Parti’ye ve Zafer Partisi’ne ruhunu kaptırmış, Mansur Yavaş’ın ağzının içine bakan Ali Uzunırmak…
Bu arada, “Pravda” gerçek demektir. Biz gerçekleri yazarız. Eğer Sovyetler Birliği döneminde Komünist Parti’nin resmi yayın organı Pravda’yı kastederek “pravda yazarları” diye aklınca laf atıyorsan, asıl komünistlerin siyasi menfaati için mücadele eden sensin… Sen onları daha iyi bilirsin.
Daha da uzatırsan, çok daha fazla gerçek yazmaya başlayacağız. Gerçekler ağır gelir, gerçekler üzer…
Menfaati nerede ise çadırını oraya kuran Mansur Yavaş’a duyduğun aşk için değmez bu hallere düşmene.
Tamam mı Ali Abi?
https://t.co/LxpvHUYJtv
OYUNU GÖRMEK VE OYUN KURMAK
Terör örgütü PKK’yı dört ülke üzerinde terör yaratmak amacıyla silah yardımı, askerî eğitim ve maddi destekle açık ve net biçimde destekleyen kimdi? ABD ve İsrail…
Elbette PKK’nın tarihinde farklı ülkelerden destek aldığı da bir gerçektir. Ancak son 15 yılda, daha önce ilişkilerini daha örtülü yürüten ABD ve İsrail’in, bölgedeki hedef ve planları doğrultusunda attıkları adımları çok daha görünür hâle getirmiştir. Bir bakıma bu destek konusunda adeta açık büfe bir tablo oluşmuştur.
Terör örgütü PKK’nın yıllardır işleyen terör düzeninin bozulması kimin işine gelmez? ABD ve İsrail’in değil mi? Besleyen, kullanan ve yönlendirenin onlar olduğu gerçeği üzerinden bakıldığında, oyunu ve planı bozulacak doğrudan muhatap yine onlardır. Terör bittiğinde Türkiye’nin ve bölge ülkelerinin bundan bir zararı olur mu? Aksine, maddi ve manevi birçok kazanım ortaya çıkacaktır.
Terörle mücadelede büyük başarı yakalamış Türk devlet aklı, “Terörsüz Türkiye” projesiyle bunu hedeflemektedir. Dört ülke üzerindeki “böl-parçala-yok et” planlarını bozacak şekilde kurgulanmış bu geniş stratejiye karşı çıkmak, karşı çıkanların konumunu da belirleyecektir. ABD ve İsrail yancılığı değil mi böyle bir konum?
İsrail’in devlet politikasını yansıtmakla bilinen Haaretz gazetesi, “Terörsüz Türkiye” projesi için çağrıların yapıldığı ve adımların atıldığı sürecin başında “PKK’nın silah bırakması İsrail’in çıkarlarını tehlikeye sokabilir.” manşetini atmıştı. Bu manşet, aslında yapılmak isteneni adeta karşı cepheden öğrenmek anlamına gelmiştir.
Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan’ın geçtiğimiz günlerde yaptığı şu değerlendirmeyi görünce aklıma doğrudan bu manşet ve İsrail’in YPG’ye gösterdiği yoğun ilgi geldi:
“ ‘Fırat ile Nil arasındaki topraklar İsrail toprağı olana kadar mücadele edeceğini’ söyleyen bir zihniyet var. Onun bölgedeki taşeronu Amerika, akıl hocası İngiltere. Bu tehlikeler karşısında Türkiye'nin iç barışı ve içerideki huzuru sağlaması gerekiyor. Sayın Bahçeli bu perspektiften bakarak bir inisiyatif aldı. Yaklaşan tehlikenin karşısında sağlıklı bir şekilde durabilmek için içerideki sorunları çözmek gerekiyor. Sayın Devlet Bahçeli de bu tehlikeyi gördü ve bir yerden başlanması gerektiğini düşünerek bir inisiyatif aldı. Biz de bu inisiyatife kayıtsız şartsız desteğimizi ortaya koyduk, bundan sonra da koymaya devam edeceğiz.”
Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan bir nevi CHP’nin terör örgütü YPG’ye sahip çıkan, ona özerklik isteyen garabet Suriye politikasının gölgesinden sıyrılarak, bu manada CHP’ye mesafe koyarak İsrail’in bölgedeki planlarına ışık tutmuş ve MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin sağduyusunu ve vizyonunu anladığını ifade etmiştir. Bu Türkiye’yi ve bölgemizi tehlikelerden koruma şuuru adına muhalefet cephesinden kıymetli bir adım olmuştur.
Terör örgütü PKK, İmralı’daki kurucusunun çağrısıyla kendini feshetme ve silah bırakma yönünde bir karar almıştır. Türkiye ve komşu ülkeler, tüm unsurlarıyla bu kararı güçlendirecek adımlar atmalı; önlemlerini de bu doğrultuda şekillendirmelidir. Türkiye ve Suriye bu konuda net bir kararlılık göstermektedir. Darısı İran ve Irak yönetimlerinin başına…
“Terörsüz Türkiye”, “Terörsüz Bölge” hedefi, geleceği güvence altına alma tasarımıdır. Yarım asrı aşan terör acıları herkese ders ve tecrübe olmalıdır. Bu nedenle ülkemiz ve bölgemiz üzerinde oyun kuranların planları boşa çıkarılmalıdır. Cumhur ittifakı adım adım bunu hayata geçirmektedir.
https://t.co/0MXTLTc8YR
"Gerçek entelektüel, önce ülkesinin haklarını, düşman bir dünyaya haykırmakla görevlidir. Yani rüşeymi bir mahiyet taşıyan, şu veya bu sınıfın ideolog veya demagogu olmamak, ülkesinin bütününü, bütün ülkelere karşı müdafaa etmek."
✔️Cemil Meriç
✔️Jurnal II s.208-209
MHP Genel Başkan Yardımcımız ve İstanbul Milletvekilimiz Prof. Dr. E. Semih Yalçın @E_SemihYalcin: Diplomasinin yerini, Trumplomasi almıştır
https://t.co/dwHGp4tvjS