Sn. K.Kılıçdaroğlu’nun bilmedikleri ya da bilmezden geldikleri:
1- Genel başkan olduğunu söylüyor. Gerekçe olarak da, “38. Kurultay mahkeme kararıyla iptal edildi” diyor. İptal kararının Yargıtayca onanmadıkça hukuki sonuçlarını doğuramayacağını; tedbir kararının da, bu nedenle +
@Sherlock_Hopes Sōylediklerinizin tıpatıp aynısıni bir geçmişte akpli olan birisi sōylemişti bana ..Chpnin( dolayısıyla işbirlikçinin ) oyu artmaz..%20-24 bandında sabit olmak zorundadır, zaten arttırmazlarda demişti..
Bunun neden yanlış bir okuma olduğunu basitçe anlatmaya çalışacağım;2007 cumhuriyet mitinglerine oradan gezi olaylarına dek akmakta ve sürekli kuvvetlenmekte olan bir su vardı, bu suyun önündeki barajdı KK, ama su o kadar şiddetlendi ve çoğaldı ki bulduğu ilk kanala aktı
Biraz önce @inandemirel in yayınını izlerken ona özel değil ama sürekli var olan bir yanlış okuma ya da yanlış söyleme yine rast geldim. Şöyle deniliyor, KKnın hakkını da yemeyelim evet oyları arttırdı, seneler sonra Ankara İstanbul’u da aldı gibi
Yaklaşık 20 senedir Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın karşısına ancak biatından yüzde yüz emin oldukları şahısları "önceden onaylanmış sorular" dışında bir yola sapmamaları kaidesiyle çıkartan ve bu şahısların prompterın akışına denk bir ağırlamacılık dışında bir şey yapmasına izin vermeyen bir sistemi kutsadıkları için o ekranlarda o paraları kazanabilen,
uçakta İletişim Başkanlığı'nın çapaklarından arındırıp kafasına göre formatladığı "soru cevap" metinlerini aynen basmak dışında bir fonksiyonu olmayan şahısların "gazeteci" diye taşınmasıyla bir sorunu hiç olmayanlardan "gazetecilik" dersi alacakmışız :)))))))
Biz yine de Özel-İmamoğlu için uygun gördükleri hayallerindeki canlı söyleşiyi Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kendisiyle yapabilmelerini temenni ediyoruz.
@tolgashirin Kayyum olmayayım mutlak butlan olayım diye mahkemeyle pazarlık yaptığını da itiraf etmiştir. Sonra da yargı bağımsız değil diyor. Çok fena bir durum
Kemal Kılıçdaroğlu'nun bugünkü yayınında bariz hukuki hatalar vardı.
Örneğin:
1-) Geçici 20'nci madde konusundaki beyanları doğru değil.
Selahattin Demirtaş'ın tutuklanmasına giden sürecin önünü açan Anayasa'ya eklenen geçici 20'nci maddenin kabulü için yasamada çoğunluk “zaten” mevcut değildi. AKP ve MHP oyları, (TBMM başkanı dahil) toplam 357 milletvekiliyle referandumu zorunlu kılacaktı. CHP'nin desteği sayesinde iktidar ittifakı halkoylamasından kaçınabildi.
Anayasa'nın dokunulmazlık hükmüne dönük böyle bir istisna olağan anayasal rejim içinde uygulanamazdı. Uygulansaydı Ömer Faruk Gergerlioğlu, Leyla Güven ve Şerafettin Can Atalay kararlarında görüldüğü üzere ihlal sonucu doğardı.
2-) Hâlihazırda delegelerin görevden alındığı iddiası doğru değil.
Mutlak butlan davasındaki tedbir kararında delegeler görevden alınmış değildir. İl kongreleri bakımından İstanbul İl Kongresi dışında bir ihtilaf yoktur ve 2025 delegeleri görevdedir.
3-) Emniyet müdürlüğüne yazı yazılması, mahkeme kararının uygulanması için gerektiğinde kolluk gücünün devreye sokulmasını da içeren bir taleptir. Böyle bir başvuru yapıp ardından “Ben zor kullanılmasına karşıyım, böyle bir talepte bulunmadım” denilemez. Bu söylem tutarlı değildir.
4-) Kamuoyu önüne çıkıp “rüşvetçi olduğunu bildiğim belediye başkanları var” deniyorsa bu bir olgu isnadıdır. Olgu ileri süren kişi, iddiasını ispatla yükümlüdür.
Koşullara göre, elde kanıt olmadan böyle bir isnatta bulunmak hakaret, kişilik hakkı ihlali veya iftira gibi sorumlulukları gündeme getirebilir. Buna karşılık elde gerçekten kanıt varsa, bu kez de bu bilgilerin yetkili makamlarla paylaşılmaması "suçu bildirmeme suçu" bakımından tartışma yaratır.
Bu sözler yalnızca bir değer yargısı olarak söylenmişse, bir genel başkanın kendi parti üyeleri hakkında bu ağırlıkta bir söylemi kamuoyu önünde dile getirmesi parti disipliniyle bağdaşmaz; istifa veya ihraç tartışmasını doğurur.
5-) Kemal Kılıçdaroğlu, kendisi hakkında isnatta bulunulan kişilerin dava açmamasından sonuç çıkarıyor. Fakat kendisi hakkındaki isnatlar karşısında, örneğin bir delegenin “Muharrem İnce'ye verdiğim desteği para karşılığı geri çektim” şeklindeki kendisini zan altında bırakan beyanı bakımından dava açmıyor.
Bir milletvekiline dava açmama gerekçesi olarak da “milletvekili dokunulmazlığı”nı ileri sürüyor. Oysa mevcut içtihada göre dokunulmazlık tazminat davalarına engel değildir. Ceza davaları bakımından ise zamanaşımı durur, vekillik sona erdikten sonra yargılama yapılabilir.
6-) Kemal Kılıçdaroğlu'nun genel başkanlığı döneminde CHP'nin girdiği her seçimde oylarını artırdığı iddiası da doğru değildir. CHP'nin oy oranı 2014, Haziran 2015, 2018 ve 2023 seçimlerinde bir önceki seçime göre düşmüştür. Aşağıda grafiği paylaşıyorum.
Tüm bunlar bir yana, Silivri'deki davalarda pek çok iddia belgelerle çürütüldü. Masum insanlar büyük bir trajedinin içinde dertlerini anlatmaya çalışıyor.
İddianameyi okumadan, savunmalardaki belgeleri görmeden ve yaşananlara vakıf olmadan yüksek perdeden bu tür açıklamalar yapılması, hukuk bir yana, ahlaki üstünlük söylemini de boşa çıkarıyor.
Bu arada Kılıçdaroğlu'nun 'pişman değilim' demesi ve dokunulmazlıklar ile ilgili rolünü küçültmeye çalışmasına ek bilgi olarak Özgür Özel'in 4 Kasım 2025'te dilediği özrü de hatırlatmak yararlı olur...
Özel grup konuşmasında şunları demişti:
"Her ne kadar o zaman 120 milletvekilinin 100’ü ret oyu verse de, her ne kadar o dönem bizler partide buna karşı bir mücadele vermiş olsak da, CHP'nin 20 - 25 tane ‘İşte efendim referanduma gitmesin de geçecekse buradan geçsin’ diye kullanılan o oylarda bu partinin de kusuru var. Partinin bugünkü Genel Başkanı olarak tarih önünde o günkü kusur için tüm Türkiye’den, Türk milletinden özür diliyorum. Bugünkü Genel Başkan sıfatıyla."
Ümraniye Belediyesi'nin yıktığı ve gelen tepkilerin ardından "Bu bir yıkım değil. Tarihî mirası koruma” dediği Cevher Ağa Cami'nin yerinde yeller esiyor.
O günleri Anayasa Komisyonu üyesi bir milletvekili olarak tam göbeğinde yaşadım.
2015 seçimleri malum. “Seni başkan yaptırmayacağız’ diyen kişi Selahattin Demirtaş.
Nisan 2016, dokunulmazlıkları kaldıran Anayasa değişikliği meclise geldi. “Anayasaya aykırı ama Evet diyeceğiz” diyen kişi Kemal Kılıçdaroğlu.
Kasım 2016, Selahattin Demirtaş ve arkadaşları tutuklandı.
Aralık 2016, tek adam rejimini içeren Anayasa değişikliği geldi.
16 Nisan 2017 referandumu ile Anayasa geçti.
Ben referandum için çok yerde çalıştım ama Muş örneğini özellikle vermek isterim. Oy oranlarını ve saha gözlemlerimi birleştirip “Hayır” çıkacağına emin olmuştum. Muş’ta HDP’nin oyu seçimlerde; 7 Haziran’da yüzde 80 ve 1 Kasım’da yüzde 70’ti. Sahada evet diyecek kimseyle karşılaşmamıştım ve fakat o günkü valinin köy köy dolaşıp imamları ve muhtarları tehdit ettiğini “köyünüzden Evet çıkmazsa sizi terörist diye tutuklar kayyum atarım” dediğini anlatmışlardı. Referandum sonrası oy oranına bakmış ve yüzde 54 Evet çıktığını görmüştüm. Ben bunları TBMM’de bir konuşmamda dile getirmiştim. Bunları şundan anlatıyorum.
Tek adam rejimi bir düşman yaratılarak, algı operasyonları ile, tehditler ve baskı ile ülkemize karabasan gibi getirilmiştir.
Beş ay öncesinde Selahattin Demirtaş tutuklanmamış olsaydı Tek Adam Rejimi anayasası referandumdan geçemezdi.
Şimdi ise benzer bir süreç yaşıyoruz. Cumhuriyetin son kalıntılarını da demokrasi aleyhine yıkacak bir “Monarşi” düzenine geçmek istedikleri hepimizin malumudur.
Bu sefer yaratılan düşman Özgür Özel liderliğindeki CHP’dir. Erdoğan’ı yenen Ekrem İmamoğlu zaten operasyon ile tutuklanmıştır. CHP halen birincidir bir operasyona daha ihtiyaç duyulmuş işbirlikçilerle beraber CHP işgal edilmiştir.
Bütün bunlara rağmen halen liderliğini sürdüren genel başkanımız ve ekibi hakkında dokunulmazlıkların kaldırılması gündeme gelecektir.
Çünkü Anayasayı geçirmek için 2016’daki gibi engelleri tutsak etmek gerekmektedir.
Ülkemizin bütün demokratları birleşmek zorundadır, her partinin içindeki işbirlikçiler teşhir edilmek zorundadır. Kurtuluşumuz hep beraberdir.
Emperyalistlerle, diktatörlerle, otokratlarla ülkemize demokrasi gelmez, barış gelmez. Demokrasiyi bizler getireceğiz.
CHP Milletvekili Hasan Öztürkmen dedi ki “Parti kasasından bazı televizyon kanallarına, gazetelere, sosyal medya hesaplarına 755 milyon TL civarında ödeme yapılmış.”
AK-Medya da aldı bunu günlerdir ballandıra ballandır kullanıyor.
Peki hangi gazetecilere ödendi? Gazeteci Mustafa Hoş bu soruyu Radyo Sputnik’te Öztürkmen’e sordu ve şu “yanıtı” aldı: “Ben onu gerçekten bilemiyorum ama Sayın Bülent Kuşoğlu ısrarla bunlar gerçek rakamlardır diye söyledi. Ama bana hangi TV kanallarına veya gazetelere veya troll hesaplara olduğunu isim olarak söylemedi.”
Yani Öztürkmen ortaya bir iddia attı ama somutlanması istenince iddianın sahibinin Bülent Kuşoğlu olduğunu ve onun isim vermediğini söyledi! Zor durumda kalan Öztürkmen topu Kılıçdaroğlu’na attı: “Mesela bugün (dün) Sayın Genel Başkanımız Kılıçdaroğlu Sözcü TV'de yayına çıkacak. Birileri sorsun orada, bir basın mensubu sorsun. Bu iddiaların aslı nedir? Açıklayın desinler.”
Gazeteciler de Kılıçdaroğlu’na sordular ve şu “yanıtla” karşılaştılar: “Şimdi doğrusunu isterseniz televizyon kanallarını bilmiyorum. Benim partinin muhasebesine gideyim, neler oldu, ne yapılmış bakmak gibi durumum yok. Geçmişte de CHP’nin bazı televizyon kanalları ile protokolü vardı. Biz onlara bir bedel öderdik ve bu protokolü Sayıştay ve Anayasa Mahkemesi denetlerdi. Ancak sosyal medya ile ilgili bir harcamamız yoktu. Şimdi kanalların yanı sıra sosyal medya hesaplarına da yapılan ödemeler var. Ben gazetecileri isim isim bilmiyorum.”
Peki kim biliyor o isimleri? Kuşoğlu Öztürkmen’e söylememiş, Öztürkmen “Kılıçdaroğlu açıklasın” diyor ama Kılıçdaroğlu da “ben bilmiyorum” diyor!
Bu durumda Kuşoğlu-Öztürkmen-Kılıçdaroğlu üçlüsünün yaptığına ne denir?
Ya para aldığını iddia ettiğiniz o gazetecileri açıklayın ki meslek ahlakına aykırı bu tutumları nedeniyle o isimleri kınayalım, ya da “iftira” atmayı artık kesin!
Eyy Butlancılar!
2017 Referandumu iptali için açtığım davada dedi ki Ankara 33. As Hk. Mhk.
"Anayasanın, Yasama bölümünün "Seçimlerin genel yönetim ve denetimi" başlıklı 79. maddesinde; Yüksek Seçim Kurulunun kararları aleyhine başka bir mercie başvurulamaz.".
Hadi bakalım!
Biz öğrenciyken başkasının yerine imza atınca öğretmenimiz "sahtekar mi olacaksın?" derdi.
Utanır bir daha yapmazdık.
Kaç skandal oldu saymadım.
Bu kez 76 vekilin genel kurulda olmadığı halde sahte oy pusulası verdiği ortaya çıkmış.
Bunun adı ne şimdi?
Bu iki ülkenin bir diğer ortak özelliği nedir biliyor musunuz? Siyaset ve bürokrasi eliyle güçlenen çete tipi örgütler tarafından işlenen şiddet yoğun suç oranının en yüksek olduğu ülkeler listesinde ilk 10'da yer almaları.
KK'nun Sözcü TV programında öne geçtiği 3, zayıf kaldığı 3 yer...
Öne geçtiği yerler;
1- 'Sinir eden' bir sakinlik ve nezaket. Asla öfkesine kapılmıyor, uslubunu bozmuyor.
2- Arınma söyleminde çok net, hesap uzmanlığını konuşturuyor.
3- Dış politikayla ilgili epey okumalar yapmış.
Zayıf kaldığı yerler;
1- Hukuk bilgisi ve birikimi zayıf kalıyor. Oysa en güçlü olduğu yer burası olması gerekir.
2- Pratik zekası güçlü ama zihni dağınık. Zihnini, hafızasını toparlaması gerekir.
3- Kayyımlık ve saray aparatlığı iddiasını izah etmede iyiydi ama dokunulmazlıkların kaldırılmasında ikna edici değildi.
“Gazetecilere zarı zarflar dağıtıldı” iddiası konusunda Kemal Kılıçdaroğlu: “Hasan Öztürkmen milletvekili, söyleyebiliyor öyle şeyler. Hangi TV kanalına para gitmiş ben bilmiyorum. Bizim zamanımızda da protokol yaptığımız kanallar oldu. Bunlar normal. Gazeteciler kim ben bilmiyorum.”
“Anayasa değişikliğine evet deriz!” demek, güncel cumhurbaşkanının ölene kadar ya da bir kez daha bu görevinde kalması için kurulmuş düzenin bir aparatı olmak demektir. Peki sizce 23 yıldır yapamadığı ne kaldı acaba bu siyasî figürün içinde? Destek niye buralardan geliyor?
@bulentmumay Kılıçdaroğlu'nu kayyum olarak atanacağı kendisine söylenmiş, "hayır demiş, ben kayyum olarak atanmam. Başkan olarak olursa olur "demiş.
YANİ... KK mahkeme sürecinde, mahkeme ile irtibatta olduğunu dün gece itiraf etti . CUMHUR İTTİFAKININ ortağı olduğunu AÇIKÇA söylemiş oldu