Kaynaklara göre savaşta Timur ordusundaki fil mevcudu 15 ile 32 arasındaydı. Kimi kaynağa göre ordunun önüne dizilmiş, bir başka kaynağa göre ormanlık bir alanda gizli tutularak süvari hücumunda ortaya çıktılar. Bugün Ankara’nın ilçesi Pursaklar’ın adı Filsaklar’dan gelmektedir.
Fatih Sultan Mehmed, Osmanlı padişahı olarak, Oğuz Kağan soyundan gelmiş olmakla eski Türk Kağanını, Müslüman bir hükümdar olarak klasik İslâm geleneğinin sultanını ve nihayet İstanbul'un fatihi sıfatıyla da Bizans imparatorunu kendi şahsında birleştiriyordu.
{Ahmet Yaşar Ocak}
Alp Arslan, Fırat Nehri yakınlarında bir çayırda dinlenmek üzere oturdu. Fakih Ebû Cafer, sultana:
“Ey Efendimiz, Tanrı'nın sana ihsan ettiği nimete şükret” dedi.
Sultan ona: “Bu nimet nedir?” diye sorunca Fakih:
“Bu nehri Türk olarak yalnız memlûkler(köleler) geçmişti; halbuki sen bugün ilk kez bir Türk Sultanı olarak geçiyorsun” dedi.
Batı dünyası, Türklerin Balkanlar'daki önlenemez yükselişini durdurmak için son büyük kozunu oynamıştı. Macar Kralı Sigismund önderliğinde toplanan Haçlı ordusu, klasik Haçlı ruhunu taşıyan son büyük sefer için yola çıkmıştı.
Hedefleri o kadar büyüktü ki dönemin müverrihlerinden Froissart, bu ordunun amacını; "Önce Türkiye fethedilecek, sonra Suriye ve nihayetinde Kudüs ele geçirilecektir" şeklinde aktarmıştı.
Ancak unuttukları bir şey vardı: Karşılarında hareket kabiliyeti ve süratiyle nam salmış Yıldırım Bayezid bulunuyordu.
Bayezid, İstanbul kuşatmasını hızla kaldırarak Niğbolu önlerine gelmişti. Hatta rivayete göre Yıldırım Bayezid, o meşhur cüretiyle gece karanlığında kale surlarının önüne kadar gelmiş, kale dizdarı Doğan Bey ile bizzat konuşarak durumu teftiş etmişti.
Savaş günü geldiğinde Fransız şövalyeleri, disiplinsiz ve kibirli bir şekilde ilk saldırıyı başlattılar. Ancak Türk ordusunun merkezindeki kazıklı müdafaa hattı ile karşılaştıklarında iş işten geçmişti.
Zırhlı süvariler kazıklara takılıp ok yağmuruna tutulurken, savaşın kaderi belli olmuştu. Büyük bir zafer kazanılmıştı. Kibirle yola çıkan Kral Sigismund, canını kurtarmak için Tuna nehrinde küçük bir kayığa binerek kaçmak zorunda kalmıştı.
Niğbolu, Batı'nın İstanbul ve Kudüs hayallerini Tuna'nın sularına gömen zaferin adıdır.
{Feridun Emecen, Niğbolu Savaşı}
Tuğrul Bey'in vefatının ardından Abbasi Halifesi Kaim Bi-emrillah, Bağdat'ta bastırılan paralar üzerinden Selçuklu sultanının ismini kaldırmak suretiyle, Abbasi hilafeti üzerindeki Selçuklu nüfuzunu kırmaya çalışmış, Sultan Alp Arslan tahtı devraldığında bu cılız girişimi sonuçsuz kalmıştır.
Selçuklu sultanlarının siyasi üstünlüğü, Sultan Melikşah'ın vefatına kadar devam etmiştir. Bu tarihten sonra halifelerin de ordu kurmak yoluna gittikleri ve Selçuklu sultanları ile bizzat savaş meydanında karşı karşıya geldikleri görülür.
"Timur, İzmir'i fethettikten sonra öyle bir şey yaptı ki, şehri kurtarmak için limana yanaşmaya çalışan Venedik ve Ceneviz'in gönderdiği Haçlı kadırgalarındaki askerlerin nutku tutulmuştu.
Timur, gelen takviye kuvvetleri gördüğünde kalede öldürülen askerlerin kellelerini kestirip, İzmir kalesi burçlarına denizden görülebilen bir kelleminar diktirdi. Daha sonra ise mancınıklar ile alınan kellelerden bazılarını kalyonların içine attırdı.
Gemilerin içine düşen kelleleri gören Haçlı askerleri, korkularından dümeni hızla kırarak geldikleri yere geri döndüler."
{Ducas, Bizans Tarihi}
Ahmed b. Mahmud, Selçukname'de şöyle anlatıyor:
Melikşah, kardeşi Tekiş ile savaşa gittiği zaman, Tus'a varınca Ali b. Musa er-Rıza'nın türbesini ziyaret etti.
Nizamülmülk de onunla türbeye girip namaz kıldı ve dua etti. Alevilere mal bağışladı.
Melikşah türbeden çıktıktan sonra Nizamülmülke'e "Ya Hasan nasıl yalvarıp ne şekilde dua ettin?" dedi. Nizamülmülk, "Allah'ın seni muzaffer ve üstün kılması, kardeşini ise mağlup etmesi için dua ettim." dedi.
Melikşah ise "Ya ilahi, eğer kardeşim Müslümanlar için iyi ise onu galip beni mağlup eyle, eğer ben faydalı isem onu mağlup beni galip eyle dedim." dedi.
Kaynaklara dayalı bilgiler ile Türklerin geniş tarihi süreci içerisinde yolculuk yaptığımız, Göktürkleri, Selçukluları, Osmanlıları ve daha nicesini tanıdığımız, konuştuğumuz "Ortaçağ'da Türkler" hesabı, X'den sonra şimdi de Instagram'da.
Yeni bir mecrada, yepyeni içerikler için takip etmeyi ve arkadaşlarınıza önermeyi unutmayın.
Başlıyoruz 🫡
https://t.co/rv7tTOyZIa
"Osman Gazi, bağımsızlığını ilan ettikten sonra kanunlar koymuştur.
Fatih Sultan Mehmed, biri reaya için diğeri devlet teşkilatı için iki kanunname çıkarmıştır.
İmparatorluğu Cihan imparatorluğu haline getiren Kanuni Sultan Süleyman da bir kanunname yayınlamıştır.
Bu kanunnameler, sırf sultanın iradesine dayanan kanunlar bütünüdür. Şeriatla bir ilgisi yoktur. Başka bir deyişle ancak Türk devlet geleneğinin bir sonucu sayılmalıdır."
{Halil İnalcık, Osmanlı Tarihinde İslamiyet ve Devlet}
Selçuklularda Türklük bilincinin ne kadar gelişmiş olduğuna verilebilecek en güzel örneklerden biri, saray şairi haline gelen Mu'izzi'nin şiirleridir.
Mu'izzi "Sultan Melikşah'a Övgü" başlıklı kasidesinde şunları söylüyor:
"Benim için doğrulandı ki cihanın yaratıcısı, Türkistan'ı güzellik ve olgunluk içerisinde yarattı.
Bütün güzellikler Türklerden haber veriyor. Bütün olgunluklar Türklerden örnek veriyor.
Sevgide ve hizmette Türklere gönül vermek gerekir. Çünkü yaratıcı, cihan devletini Türklere vermiştir.
Evet, İslamın bekası Türklerin devletiyledir. Türklerin devletinin bekası, sultanın devletiyledir."
Macar tarihçi Takats Sandor, Osmanlıların bu bölgenin fetihleri ile alakalı uyguladıkları "İstimalet Politikası"nı çok açık şekilde ifade ediyor:
"İşte bu kudretli millet, niza ve ihtilaf halinde bulunan Macaristan'a bir sel gibi akın etmiştir. İnsanın, Türkler hakkında, büyük bir nehrin küçük derelerin suyunu içine alıp, kendinin yaptığı gibi, 20-30 sene zarfında, dinimizi, müesseselerimizi, dilimizi değiştirdiğine ve kendisine benzettiğine inanacağı gelir.
Halbuki bunların hiçbirisi olmamıştır. Mutaassıp Müslüman kendisini Macaristan'da hiç kimsenin dinine karışmayan, müsamahakar bir insan olarak tanıtmıştır. Bu kudretli fatih yalnız memlekete sahip oldu, fakat maziden kalan müesseselerimizin hiçbirine dokunmadı."
{Tayyip Gökbilgin, Osmanlı-Macar İlişkileri}
Bizanslılar, Malazgirt Meydan Muharebesi'nin kendileri için nasıl bir darbe olduğunu iyi kavrayamamış bu sebeple daima Anadolu'yu geri alma ümit ve gayretlerini göstermişlerdir.
Takriben Malazgirt'ten bir asır sonra, 1176 tarihinde kazanılan Miryokefalon Zaferi'nden sonra artık Bizans'ın bu ümit ve mücadeleleri tamamıyla kırılmış; Bizanslılar bundan böyle daimi müdafaa ve çöküntüde, Türkler de ilerleme ve taarruzda bulunmuş; fetihler birbirini takip etmiş ve Birinci Haçlı Seferi'nden sonra başlayan buhran devri sona ermiştir.
Bu ağır mağlubiyet, bizzat Manuel üzerinde de acısı unutulmaz bir tesir bırakmıştır. İmparator bir daha neşe duymamış, ölümüne kadar huzur ve sükuna erememiştir.
{Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye}
Sultan Melikşah, Akdeniz'in dibinden kum alıp babası Alp Arslan'ın mezarına götürdü. Kumu Alp Arslan'ın kabrine serpip:
"Ey babam Alp Arslan! İşte sana müjde, henüz çocuk olarak bırakmış olduğun oğlun, dünyayı baştan başa fethetmiştir!" dedi.
Babalar Gününüz kutlu olsun.
Bugünlerde yine sekülerlik kisvesi altında Türk tarihinin en mühim safhalarını yok sayma, Türk-İslam tarihini olur olmadık sözlerle yaftalama modası hakim. İşin acı tarafı, bu modayı "Türkçülük" iddiası olanlar da benimsiyorlar.
İslam öncesi Türk tarihi yok sayılamayacağı gibi, İslami dönem de her fırsatta temelsiz iddialar vasıtasıyla aşağılanmamalıdır.
"Selçuklu ve Osmanlı Türkleri, İslam esaslarına ve Türk geleneklerine bağlı kalarak, dinler ve mezhepler arası bir ahenk kurmakla cihan hakimiyeti davalarını kolaylıkla geliştirmişlerdi."
{Osman Turan, Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi Tarihi}
Türklerde devletin temelinde "aile" vardır. Aile temelli kurulan devlet, ailenin en önemli miras unsurudur. Miras, aile üyelerine ortak paylaştırıldığı için "Devlet, hanedan ailesinin ortak malıdır." anlayışı gelişmiştir.
Türkler, devlet kavramında bu çerçeveden yaklaştığı için de Türklerde hükümdar, ailede "baba"nın oynadığı role benzer bir role bürünür. Yeri geldiğinde sert ve otoriter, yeri geldiğinde merhametli ve bağışlayıcıdır.
Milli Mücadele neticesinde ecdadın koltuğunu devralan Gazi Paşa'nın "Atatürk" soyadını alması, binlerce yıllık Türk devlet geleneğinin uygulanmasından başka bir şey değildir. Atatürk'ün "Türk Milletinin babası" olmasına tepki gösterenin asıl problemi Gazi Paşa'nın şahsıyla değil, Türk devlet geleneğiyle ve Türklükle alakalıdır.
Bir yiğit ardından, 4120. gün
"Ne Hayatlarımız Başka Hayatlara Benzer.
Ne Ölümlerimiz Başka Ölümlere Benzer.."
Unutma, unutturma.
#FıratYılmazÇakıroğlu
“Timur’un askerleri, Ankara Savaşı’nın başlayacağı sabahın gecesinde kurt gibi uluyarak, Osmanlı askerlerine karşı psikolojik savaşı başlatmıştı.”
Kaynak: Jean Paul Rox, Türklerin Tarihi
İmadeddin Isfahani, Türklerin Anadolu'ya göçünü şöyle ifade ediyor:
"Türkler her ülkeye girdiler; her beldeyi aldılar ve hiçbir engel ile karşılaşmadan her bölgeye yayıldılar. Öyle ki, işgal etmedikleri memleket, içmedikleri su ve ateşlemedikleri ocak kalmadı.
Hükümdarlar onların gelişinden ürküp kaçtılar. Türkler vardıkları bütün ülkeleri ve şehirleri doldurdular. Hakimlerini atıp kendi valilerini tayin ettiler."