Bu paylaşım 1.000 beğeni alırsa şaşırmam.
Vergi borcu nedeniyle yapılan hacizlere karşı dava açma süresi konusunda birçok kaynakta hatalı/eksik bilgi verilmektedir.
Doğrusu nedir?
🔥VERGİ BORCU NEDENİYLE HACZEDİLMİŞ BİR MAL PARAYA ÇEVRİLMEDİĞİ, HACZEDİLMİŞ PARA İSE TAHSİL EDİLMEDİĞİ SÜRECE VERGİ YARGISINDA DAVA KONUSU EDİLEBİLİR🔥
"Haczin süregelen etkisi nedeniyle davacı tarafından, mal varlığı üzerine uygulanan haciz/hacizlerin kaldırılması talebiyle başvuru yapılması ve yapılacak başvurunun ardından tesis edilecek açık veya zımnen ret işlemine karşı süresi içinde dava açılabilmesi mümkündür."
DANIŞTAY
VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2023/525
Karar No : 2024/1130
Depremde yıkılan Akgül Apartmanı davasında bilirkişi raporu, 1 yılı aşkın süredir gelmedi
Adıyaman'da 6 Şubat depremlerinde 15 kişinin hayatını kaybettiği Akgül Apartmanı davasında, 2'nci duruşmada talep edilen bilirkişi raporu, aradan 6 celse ve 1 yılı aşkın süre geçmesine rağmen gelmedi. Bir sonraki duruşma, 19 Ekim'e ertelendi.
https://t.co/bXfiDTbATY
Bunu her ülkede göremezsiniz: Yüksek yargı mensubu bile adalet arıyor❗️
Bolu Grand Kartal Otel'deki yangında yakınlarını kaybeden aileler Bolu'dan Ankara'ya "78 Can İçin Adalet Yürüyüşü" başlatıyor. Yürüşte ülkemizde pek görülmeyen bir şey yaşanıyor. Bir yüksek yargı mensubu da oğlu için adalet arıyor.
Yangında oğlunu kaybeden Danıştay 9. Daire Başkanı Abdurrahman Gençbay da bu eylemde-yürüyüşte yer alıyor ve şunları söylüyor:
"Bir toplumda insanlar ekmeksiz kalabilir, susuz kalabilir, karanlıkta kalabilirler. Ama adaletsiz kalamazlar, buna dayanamazlar"
Program:
Pazartesi gününden başlayarak bir hafta boyunca
İşçi alacağı davalarında haksız ve adaletsiz uygulamaları, yıllardır işçilere yapılan haksızlıkları,
İşçi alacağı davalarının “kısmi dava” biçiminde açılması
durumunda, ortaya çıkacak sorunları anlatacağım.
Yarın Pazar
Ülkemizi, geleceğimizi tehdit eden olaylardan söz edeceğim.
Manevi tazminat davalarında temel sorun:
1) Ne miktar tazminat istenebileceğinin bilinememesidir. İstekler rastgeledir. Kimi çok yüksek ve abartılı, kimi çok düşük miktarlarda manevi tazminat ister.
Hakimlerin tamamına yakını, sanki bir kuralmış gibi, istek miktarının çok altında manevi tazminata hükmederler. Çünkü, bugüne kadar manevi tazminata “ortak bir ölçü” bulunamamıştır. Mutlaka bulunmalıdır.
2) 6098 sayılı TBK’nun 56.maddesinde, hâkimin “uygun miktarda” manevi tazminata hükmedeceği açıklanmış olup, “uygun miktar” ne kadar olacak, nasıl ve neye göre belirlenecektir? Madde metninde “olayın özelliklerinin” gözönünde tutulacağı açıklanmasına göre, bu “özellikler” neler olacaktır?
3) TBK 56.maddesinin gerekçesinde: “Tarafların sosyal ve ekonomik durumları, sıfat ve ihraz ettiği (ulaştığı) makamlar, ayrı bir takdiri kriter oluşturmaz. Burada aslolan insan ve insanın manevi değerleridir. Yoksula az, seçkine çok tazminat fikrinin manevi tazminat hukukunda yeri yoktur” denilmiştir.
4) Öğretide manevi tazminat konusunda şunlar söylenmiştir:
“Dünyada hiçbir aygıtın dozunu saptayamayacağı bir acının, üzüntünün, bunalımın ve sıkıntının manevi tazminatın dayanağı ve ölçüsü sayılması yalnız akıl dışı değil, aynı zamanda sakıncalıdır. Açılacak keyfilik çığırının nerede biteceği belli olmaz. Manevi tazminat, duygusal doyum (tatmin) kuramından arındırıldıktan sonra, ona bir ölçü bulmak zor olmayacaktır. Manevi tazminat, maddi tazminatın sınırlarına çarpıp tökezlendiği ya da tükendiği yerde, onun denkleştirme işlevini, bir sosyal gereksinimi karşılama amacıyla üstlenmiş olacaktır.”
5) Peki, bu nasıl yapılacaktır? Gene öğretide denildiği gibi; "Manevi tazminat, malvarlığı eksilmesini veya kazanç yoksunluğunu giderme aracı olmamakla birlikte, örneğin, bedensel zararın derecesine göre değişen yüzdelere bağlı sigorta tazminatları benzeri bir manevi tazminat hesabı yapılması olanaklıdır. Ölümlü olaylarda da destek payları üzerinden bir değerlendirme yapılabilir. Manevi zararın maddi zarar kadar kolay paraya çevrilememesi, matematik cetvellerle hesaplanıp kesinlikle saptanamaması, onun parasal maddi denkleştirme işleminin bir parçası sayılmasına engel olmamalıdır.” (Değerli hukukçu ve bilge kişi Prof. Dr. Rona Serozan’ın görüşleri)
6) Gene Serozan’a göre “Maddi zarar hesaplanır, manevi zarar takdir edilir” anlayışı, günümüzde geçerliğini yitirmiştir.” O halde, manevi tazminata ortak bir ölçü bulabilmek için “maddi tazminat benzeri bir manevi tazminat hesabı” yapmalıyız.
7) Maddi tazminat benzeri manevi tazminat hesapları, Alman ve İsviçre yargısında yapılmakta, böylece yargı kararlarında “ortak bir ölçü” sağlanmış bulunmaktadır.
Bu nasıl sağlanabilmiştir ?
Manevi tazminat miktarını belirlerken, “emsal yargı kararlarını” esas alan "tablolar"dan yararlanmakta; zarar verici eylemin ağırlığına, kusur derecesine, olayın özelliğine göre ayrıca bir değerlendirme yapmaktadırlar.
8) Almanya’da ve İsviçre’de yıllardan beri para değeri sabit olduğundan Federal Mahkeme kararlarına göre “tablolar” düzenlenip bunlardan yararlanılmasına benzer bir uygulama, bizde de mümkün olabilir mi ?
Bizde, enflasyon ve Yüksek Mahkeme kararlarındaki tutarsızlık nedeniyle böyle bir uygulama mümkün değil ise de, değişik biçimlerde manevi tazminata “ortak bir ölçü” bulunabileceği kanısındayız.
9) Biz, öğretideki “Maddi zarar hesaplanır, manevi zarar takdir edilir anlayışı günümüzde geçerliğini yitirmiştir" görüşü doğrultusunda, yıllardan beri yazı ve kitaplarımızda “maddi tazminat benzeri bir manevi tazminat hesabı” önermekteyiz. Bu konuda yaptığımız araştırmalarda, önce kıdem tazminatı ve sendikal tazminat benzeri bir yöntem denedik, aşırı sonuçlar çıktı. Bunun üzerine, Alman ve İsviçre uygulamasında olduğu gibi, bir “tavan sınır” belirlememek için, asgari ücretlerin (10) yıllk tutarını aldık ve iki aşamalı bir manevi tazminat hesabı yaptık. Şöyle ki:
a)Birinci aşamada, asgari ücretlerin (10) yıllık tutarına, i(Rona Serozan’ın önerdiği gibi) kusur oranlarını, ölümlerde destek paylarını, bedensel zararlarda güç kaybı oranını uyguladık.
b) İkinci aşamada, zarar verenin “kusurunun ağırlığına” göre (TBK.51/1) ve olayın özellikleri gözönünde tutularak (TBK.56) yargıcın, yasada kendisine tanınan yetkileri kullanarak (TMK.4;TBK.50/2-52) ve yasalardaki hükümlerin anlam ve amacına uygun biçimde, hesap sonucunun biraz altında veya biraz üstünde, ama ondan pek fazla da uzaklaşmayarak, hükme esas olacak manevi tazminat tutarını belirlemesini önerdik.
(Bu konudaki yazımızın tamamı, Cana Gelen Zararlarda Tazminatın Ölçüsü, 2.baskı kitabımızdadır.)
10) Yukarda önerdiğimiz manevi tazminat hesabının günümüzde yaşanan yüksek enflasyon koşullarına uydurulması için, açlık sınırının altındaki asgari ücretler yerine, yoksulluk sınırı olarak açıklanan tutarın (10) yıllık toplamı “tavan sınır” olarak alınmalıdır.
Manevi tazminat davaları nasıl açılabil ?
1) Kuşkusuz belirsiz alacak davası biçiminde açılması gerekiyordu. Çünkü başlangıçta, kusur, sorumluluk, zararın türü ve derecesi belli olmadığı ve ayrıca “hakimin takdiri” söz konusu olduğu için, istek tutarı davanın son aşamasında açıklanmak üzere, belirsiz alacak davası en uygun dava türüydü.
2) Ancak ne var ki, Yargıtay bunu bir türlü kabul etmek istemedi. Dava dilekçesindeki harca esas “simgesel değer” kısmi istek olarak nitelendi ve bazı sığ görüşlü ve kural bağımlısı akademisyenlerin icadı “Manevi tazminatın bölünmezliği ilkesi” ileri sürülerek, manevi tazminatın belirsiz alacak davası biçiminde açılması kabul edilmedi.
3) Buna karşılık Danıştay, manevi tazminatın “belirsiz tam yargı davası” biçiminde açılmasını hemen kabul etti. Kararlarda “Yasa hükmünde dava değerinin artırılmasında maddi ve manevi tazminat ayrımı yapılmamış olmasına göre, yargılamanın son aşamasında, maddi tazminata ilişkin istek tutarı artırılırken, manevi tazminat tutarı da artırılabilir” denildi. (Karar örnekleri için bkz: İdari Yargıda Tazminat Davaları, 2.baskı kitabımız)
4) Öğretide de çoğunluğun görüşü, manevi tazminatın belirsiz alacak davası biçiminde açılabileceği yönünde oldu. (Bunu kabul eden akademisyenler hakkında bilgi için: Hukuk Yargılama Yasasına Göre Tazminat ve Alacak Davaları, 5.baskı, Seçkin Yayını, Dip not:55)
5)Anayasa Mahkemesi’nin HMK 326.maddesi 2.fıkrasının “manevi tazminat” yönünden iptaline ilişkin 25.12.2024 gün 29-226 sayılı kararının gerekçesinde:
“istemlerdeki belirsizlik ve ölçüsüzlük nedeniyle manevi tazminatın belirsiz alacak davası biçiminde açılabileceği sonucuna varıldığı” açıklaması yapıldı.
6) Görüldüğü gibi, Öğretideki görüşlerle ve özellikle Anayasa Mahkemesi iptal kararı ve AİHM kararlarıyla, İdari Yargıda olduğu gibi, Adli Yargıda da, manevi tazminatın. belirsiz alacak davası biçiminde istenebilmesi yolu açılmıştı ve Yargıtay da en sonunda bunu kabul etmek zorunda kalacak idi. Ne var ki, bir takım aymazların isteğiyle, belirsiz alacak davası (HMK m.107) yürürlükten kaldırılıyor.
7) Peki, bundan sonra manevi tazminat davasını nasıl açacağız ?
a) Kısmi dava biçiminde açılırsa, harca esas değer “kısmi istek” kabul edildiği için yargılamanın son aşamasında artırılan miktara karşı Yargıtay hemen “manevi tazminatın bölünmezliği ilkesini” ileri sürecek; mahkemece dava kabul edilmişse karar bozulacaktır.
b) Öğretide, AYM ve AİHM kararlarında, manevi tazminatta başlangıçta ölçüsüzlük ve belirsizlik olduğu kabul edildiğine göre, acaba HMK’nun 106.maddesine göre tespit davası açılabilir mi, diye soracağız ama, uzun yıllardan beri yapıldığı gibi, tespit davası “Hukuki yarar yoktur” denilerek ret edilecektir.
c) Eh, o zaman biz de, dava türü belirtmeden “maktu harçla” belirsiz alacak davası benzeri bir dava açıp, manevi tazminat hakkının varlığının ve yokluğunun tespitini, böyle bir hak varsa “maddi tazminat benzeri bir hesaplamayla” miktarının belirlenmesini isteriz. Tıpkı Almanya’da bir kanun hükmü olmadan (130) yıldan beri uygulanan “rakam belirtilmemiş alacak davası” gibi bir dava türü yaratmış oluruz.
Davamız reddedilirse, Anayasa Mahkemesine ve AİHM’ne gideriz. Yeni bir hukuk sistemi yaratarak, hak arama ve adalete erişim engellerini aşmış oluruz.
Hukuk böyle gelişiyor.
Manevi tazminatın hukuksal gerekçesini ve
dört işlevini de anlatarak konuyu tamamlayalım.
1) Manevi tazminatın hukuksal nitelemesi:
a) Maddi zarar “malvarlığında eksilme” olarak tanımlandığına göre, manevi zararı “can zararı” (beden gücü kaybı, bir yakınını kaybetme) (TBK.56) ve “kişi haklarına zarar verme” (TBK.58) olarak tanımlayabiliriz.
b) Öğretide manevi zarar “duygu zararı” ve “kişilik zararı” olarak ikiye ayrılmaktadır.
aa)Duygu zararı. acı, üzüntü, öfke, kin, öç alma duygusu ve ruhsal dengenin bozulması vb. olarak nitelenmiştir.
bb) Kişilik zararı, kişilik haklarına zarar verme. kişilik değerlerinde eksilme, kişinin hukukça korunması gereken “yaşama ve sağlık hakkını ortadan kaldırma, özgürlüğünü kısıtlama veya ortadan kaldırma, onuruna, özel yaşamına, adına, ününe, ailesine, mesleki ve toplumsal saygınlığına zarar verme” olarak özetlenebilir.
c) Bu iki görüş ve nitelemeyi birleştirirsek, aynı anda hem duygu zararı ve hem kişilik haklarına verilen zararlar manevi tazminat istemlerinin haklı nedenleri olacaktır,
2) Manevi tazminatın dört işlevi:
a) Tatmin (duygusal) işlevi:
Acı ve üzüntüyü giderme, bir huzur ve tatmin duygusu yaratma, öç alma isteğini yatıştırma, bozulan ruhsal dengeyi hafifletme olarak tanımlanmakta olup, Yargıtay 22.06.1966 gün 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında bunlar, tazminat miktarının belirlenmesinde bir değer ölçüsü olarak nitelenmiştir ki, bugüne kadar görüldüğü gibi, bu İçtihadı Birleştirme Kararı, manevi tazminat miktarı için bir ölçü verememektedir.
b) Telafi (maddi tazminatın eksiğini giderme) işlevi:
Buna manevi tazminatın, maddi tazminatı tamamlayıcı işlevi de denilmektedir. Bilindiği ve hep olduğu gibi, pozitif hukukçuların koyduğu katı kurallar yüzünden
maddi tazminat hesapları son derece kısıtlıdır. Beden gücü kaybına uğrayanın veya ölenin yakınlarının maddi zararları tam karşılanamamakta; bu eksiklik ve haksızlık, manevi tazminatla giderilecektir. Ayrıca, ölenin yetişkin çocukların ve bazı yakınların, maddi tazminat isteme hakları bulunmadığı için, bu eksiklik manevi tazminatla giderilmektedir.
c) Ceza işlevi:
Hükmedilecek manevi tazminat, zarar görenin acısını, üzüntüsünü, kin ve öfkesini, özellikle öç alma duygusunu yatıştırıcı; zarar verende ise “ceza” etkisi yaratacak miktarda olmalıdır. Bu, bir anlamda mağdur yararına “özel hukuk cezası”dır. Roma Hukukunda haksız fiil (delictum) sonucu zarar gören kişi, zararın tazminini değil, failin cezalandırılmasını isteyebiliyordu. Bu ceza (poena) genellikle bir para cezası idi. Ceza olarak ödenen para, her ne kadar zararı giderme karşılığı sayılmamakta ve suçluyu cezalandırma olarak nitelenmekte ise de, devlete değil de, doğrudan doğruya zarar görene ödendiği için, sonuçta onun zararı giderilmiş oluyordu.
d) Caydırıcılık işlevi:
Manevi tazminatın caydırıcılık işlevi ile cezalandırma işlevi birbirini tamamlamaktadır. Çünkü cezaların temel işlevi suç işleyenleri tutsak almak değil, onları uslandırmak, caydırmak, yeniden topluma kazandırmaktır. Eğer ağır kusurlu kişiye çok yüksek miktarda manevi tazminat ödetilirse, bu onda caydırıcı etki bırakacak; örneğin trafik kazası yapan kişi, bundan böyle daha dikkatli ve özenli araba kullanacaktır.
Caydırıcılık ögesinin ne kadar etkili olduğu, bazı yasalardaki idari para cezalarının uygulanmasında görülmekte; cezayı ödeyen daha dikkatli ve özenli davranma, yasalara uyma gereği duymaktadır,
Haberimiz BirGün ve Cumhuriyet Gazetesi'nde 👇
Depremde yıkılan Ezgi Apartmanı davasında, tutuklu sanıkları duruşmaya geç getiren personel hakkında suç duyurusu
Kimsenin bilmediği tebligat yöntemi.
Kat Mülkiyeti Kanununa özgü özel sadece apartman duvarına asmakla geçerli olan tebligat yöntemini (Teb. Kan. Ek madde 1)
Avukat M. Şeref Kısacık anlatıyor. 👇
İdari Yargıda “belirsiz tam yargı davası”nda
dava değerinin artırılması:
1) İdari Yargı’da açılan belirsiz tam yargı davasında,
dava değeri, kanun yolları tükeninceye kadar artırılabilmektedir.
2) İlk derece mahkemesinde, davacının ilk artırım dilekçesini vermesinden sonra, yeni hukuki durumlar ortaya çıkmışsa ve mahkemece bilirkişiden ek rapor alınması gereği duyulmuşsa, önceki artırım dilekçesi geçersiz sayılıp, ek rapora göre ikinci artırım dilekçesi verilebilmekte, mahkeme bu son rapor üzerinden tazminata hükmetmektedir.
3) İstinaf aşamasında yeniden dava görülürse ve yeni bir tazminat hesabı yapılması gerekmişse, buna göre dava değeri bir kez daha artırılabilmektedir.
4) Danıştay’da, ilk derece veya Bölge İdare Mahkemesi kararları “davacı yararına bozulmuşsa” ve bozmaya uyulmuşsa, yeniden hesaplanan tazminat tutarına göre dava değerinin artırabileceği kabul edilmiştir.
(Karar örneklerini “İdari Yargıda Tazminat Davaları. 2.baskı, Seçkin Yayını” kitabımda bulabilirsiniz.)
5) 2577 sayılı İdari Yargılama Yasası’nın 16.maddesinde “belirsiz tam yargı davası” yer almadan önce de, aynı biçimde memurların özlük hakları için, üstelik maktu harçla dava açılabilmekte idi. Bu yüzden İdari Yargı’da “belirsiz tam yargı davası”na uyum kolay olmuştur.
6) Adli Yargı’da “belirsiz alacak davası”nın, İdari yargıda olduğu gibi uygulanması mümkün iken, bazı sığ ve dar görüşlüler bu dava türünü içlerine sindirememişler; bazı çıkar çevrelerinin de isteğiyle HMK 107.maddesinin kaldırılması tezgahını kurmuşlardır.
7) Kimler belirsiz alacak davasını kaldırılmasını istediler:
- Ezberlerini bozamayan, çözüm üretme yeteneğinden yoksun bazı sığ görüşlü akademisyenler,
-İşçi alacağı davalarına bakan Yargıtay Özel Dairesi,
-Yargıtay bağımlısı iş mahkemesi hakimleri,
- Bazı sermaye ve işveren çevreleri,
- Sigorta Şirketleri.
Değerli Hukukçumuz Yüksek Yargıç
Sayın Hasan Tahsin Gökcan’a teşekkür.
Dünkü manevi tazminat yazımızda yer alan AİHM 09.06.2026 tarih https://t.co/5vyMwyyGIY: 44621 Erçin Türkiye kararı Sayın Gökcan tarafından gönderilmiş olup, değerlendirmeler de kendisine aittir.
Önemi nedeniyle bir kez daha yayınlıyorum. Kararın özeti şöyledir:
a) Başvurucu 100.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuş: mahkeme 3.000 TL manevi tazminata; davalı idare lehine 3.900 TL yargılama giderine ve (manevi tazminat talebinin reddedilen kısmı için) 2.400 TL. vekalet ücretine hükmetmiştir.
b) Anayasa Mahkemesi başvurucunun mahkemeye erişim hakkı şikayetini açıkça dayanaktan yoksun bulmuş; başvurucunun talebini düşük tutabilecekken (kısmi dava açabilecekken) yüksek tutmak suretiyle fazla yargılama giderine maruz kalmasına kendisinin sebep olduğunu sonucuna varmıştır.
c) Başvurucu. maruz kaldığı yüksek yargılama gideri ve avukatlık ücreti sebebiyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği şikayetiyle AİHM’e bireysel başvuruda bulunmuş; AİHM özetle şu gerekçeyle başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir:
1. Başvurucu, lehine hükmedilen tazminatın çok üzerinde yargılama gideri külfetiyle karşılaşmıştır.
2. Türk usul hukukunda geçerli olan “kaybeden öder” ilkesinin meşru bir amacının olduğu açıktır. Zira bu sayede gereksiz davaların açılması önlenmektedir. Bununla birlikte hükmedilen tazminatın yüksek yargılama giderleri sebebiyle tamamen izale edilmesi mahkemeye erişme hakkını bir illüzyona dönüştürür.
3. Başvurucunun tazminat talebini yüksek tutmuş olması, lehine hükmedilen tazminatın bütünüyle izale edilmesini haklılaştırmamaktadır.
4. İdarenin hizmet kusurunun bulunduğunun AYİM tarafından da kabul edildiği gözetildiğinde başvurucunun açtığı tazminat davasının temelsiz ve haksız olduğu söylenemez.
5. Bunun yanısıra idarelerin temsilcileri kendi kadrolu avukatlarından oluşmaktadır. İdareler dışarıdan avukatlık hizmeti satın almamışlardır. Buna göre başvurucunun tazminat talebini yüksek tutması sebebiyle devlet herhangi bir ek avukatlık masrafına girmemiştir.
7. Ayrıca Mahkeme, başvurucunun kısmi dava açma imkanının bulunduğuna işaret ederek yüksek yargılama giderini haklılaştırmakta ise de AİHM buna katılmamaktadır. Başvurucu tüm tazminat taleplerini ilk dava dilekçesinde dile getirmiş olması sebebiyle suçlanamaz. Aksi takdirde yargısal sistemin kötüye kullanılması ve “kaybeden öder” ilkesinin dolanılması teşvik edilmiş olur, denilmiştir.
****
Sayın Hasan Tahsin Gökcan’ın değerlendirmeleri:
AİHM’in bu kararı Türk yargı sistemindeki “davada haklı çıkma” anlayışının sakatlığını çarpıcı bir biçimde ortaya koymaktadır. Türk yargı sisteminde “haklı çıkma” maddi hukuk yönünden haklılığın tespiti üzerinden değil, talep edilen tazminat miktarının ne kadarının kabul edildiği üzerinden değerlendirilmektedir. Oysa haklılık davacının maddi hukukunun ihlal edilip edilmediğine ilişkin tespite göre yapılmalıdır. Davacının talep ettiği tazminat miktarının yüksek olması onu haksız kılmamaktadır. Örneğin kişilik hakları ihlal edildiği gerekçesiyle açtığı 1.000.000 TL’lik manevi tazminat davasında mahkemenin sadece 100.000 TL manevi tazminata hükmetmesi davacıyı %90 haksız kılmamaktadır. Davalının davacının kişilik haklarını ihlal ettiği tespit edildiğine göre davacı %100 haklıdır. Yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacının %100 haklı olduğu kabulü üzerinden belirlenmesi gerekir. Davacının kötü niyetli olarak tazminat talebini yüksek tutmasından endişe ediliyorsa bu durumu önlemek amacıyla hakime bir miktar takdir yetkisi tanınabilir.
Sayın Gökcan’a tekrar teşekkürler.
Haberimiz Karar Gazetesi'nin manşetinde yer aldı 👇
Depremde yıkılan İskenderun Devlet Hastanesi'yle ilgili tazminat davalarında bilirkişi raporları çelişti
https://t.co/2Mhq4hLcOc
Bugün Felsefe mezuniyet töreninde bir arkadaşımız paraşüt akademisyenden diploma alırken fotoğraf çekilmek istemedi. Bunun üzerine paraşüt Yasin Ramazan Başaran arkadaşımızın diplomasını vermek istemedi ve fiziksel olarak müdahale etti!
Yasin Ramazan Başaran derhal bölümden uzaklaştırılmalıdır.
Arkadaşımızın yanındayız, öğrenciler size boyun eğmeyecek!
Araç sahibi vefat ettikten sonra aracın mirasçilar adına tescili gerekiyor..Bu yapılmadığı icin aracın bağlanması hukuka uygun değil, kaç kişiyi magdur ediyorsunuz. @TC_icisleri
80 yaşinda hasta kadını,evladı ile birlikte seyahat ettiği aracı, sehirler arası yolda, araç vefat eden eşi adına olması gerekçesiyle, aracı bağlayarak kadını indirince, yol üstunde bekletince yasayi uygulamış mi oldunuz. @TC_icisleri hesabını sorumlu olan herkesten soracağım