2004’te Çin hızlı tren üretemiyordu.
Japonya’da Shinkansen vardı.
Almanya’da Siemens vardı.
Fransa’da Alstom vardı.
Çinliler de çok basit bir karar aldı:
Madem yapamıyoruz, önce satın alacağız, sonra kopyalayacağız.
O dönem ülke deli gibi büyüyordu.
Şehirler büyüyor, milyonlarca insan şehirler arasında seyahat ediyor, demiryollarındaki yolcu ve yük trafiği her geçen yıl artıyordu.
2004’te Çin Demiryolları Bakanlığı büyük bir ihale açtı.
Japon Kawasaki, Fransız Alstom, Kanadalı Bombardier ve Alman Siemens Çin pazarına girmek için yarışıyordu.
O gün bu şirketlerin hepsi dünyanın en büyük müşterilerinden birini kazanmaya çalışıyordu.
Ama muhtemelen hiçbiri, 20 yıl sonra dünyanın en büyük tren üreticisinin Çinli olacağını bilmiyordu.
Çin sadece tren satın almak istemiyordu.
Şartı şuydu:
Treni satacaksan teknolojisini de vereceksin.
Yani Çin aslında tren değil, teknoloji almak istiyordu.
Kawasaki ile yapılan anlaşma bunun en güzel örneklerinden biri.
Çin 60 tren seti sipariş etti.
İlk 3 tren tamamen Japonya’da üretilecekti.
Sonraki 6 tren parçalar halinde Çin’e gönderilecek ve Çin’de birleştirilecekti.
Kalan 51 tren ise aktarılan teknolojiyle Çin’de üretilecekti.
Fransızlarla yapılan anlaşmada da aynı sistem uygulandı.
60 tren sipariş edildi.
3’ü Avrupa’da üretilecek, 6’sı parçalar halinde Çin’e gönderilecek, kalan 51’i Çin’de üretilecekti.
Japonlar ve Fransızlar açısından bakınca iş çok mantıklıydı.
Karşılarında binlerce kilometre hızlı tren hattı kuracak devasa bir ülke vardı.
Bugün tren satarız, yarın yedek parçasını satarız, bakımını yapar yıllarca para kazanırız diye düşünüyorlardı.
Ama Çin’in hesabı farklıydı:
Bir gün senden hiçbir şey almak zorunda kalmamak.
Bunun en güzel örneği Siemens tarafında yaşandı.
Siemens Çin’in teknolojiye ne kadar ihtiyacı olduğunu biliyordu.
İlk görüşmelerde yüksek fiyatlar istedi.
Çin kabul etmedi ve Siemens ilk ihaleden eli boş çıktı.
Çünkü Çin teknolojiye muhtaçtı ama Siemens’e muhtaç değildi.
Alman pahalı söylerse Japon vardı.
Japon olmazsa Fransız vardı.
Dünyanın en büyük üreticilerini aynı masaya oturtup birbirleriyle yarıştırdılar.
Bir yıl sonra Siemens tekrar geldi ve bu kez 60 adet 300 km/s sınıfı tren için 669 milyon avroluk anlaşma yaptı.
Trenlerin büyük bölümü yine Çin’de üretilecekti.
Çin yıllarca aynı sistemi uyguladı.
Kawasaki’den Japon teknolojisini aldı.
Siemens’ten Alman teknolojisini aldı.
Sonra Çinli mühendisler bunları üretmeye ve yerlileştirmeye başladı.
Tabii Çin bir sabah kalkıp dünyanın en iyi hızlı trenini yapmadı.
İlk yıllarda birçok parça hâlâ dışarıdan geliyordu.
Önce teknolojiyi satın aldılar.
Sonra üretimi Çin’e taşıdılar.
Sonra üretmeyi öğrendiler.
En sonunda kendi trenlerini geliştirmeye başladılar.
Ve bu hikaye yıllar sonra Çin’e tren yapmayı öğreten ülkelerin pek hoşuna gitmeyecek bir yere geldi.
Ama artık iş işten geçmişti.
Çin sadece tren yapmayı öğrenmemişti.
Devasa bir demiryolu sanayisi kurmuştu.
Bugün Çinli CRRC dünyanın en büyük demiryolu aracı üreticisi..
20 yıl önce Çin, Japonların, Fransızların ve Almanların kapısını çalıp:
Bize hızlı tren satın diyordu.
Bugün Çinli şirketler dünyanın dört bir yanında bu şirketlerle aynı ihalelere giriyor.
İşin ironik tarafı da burada.
Japonlar Çin’e tren sattı.
Fransızlar tren sattı.
Almanlar tren sattı.
Teknoloji transfer ettiler ve Çinli mühendislerin üretimi öğrenmesine yardımcı oldular.
O gün devasa Çin pazarını kazandıklarını düşünüyorlardı.
Aslında gelecekte karşılarına çıkacak en büyük rakiplerinden birinin yetişmesine de yardım ediyorlardı.
Çin’in sanayileşme hikayesinin in en önemli taraflarından biri bence bu.
Adamlar bilmedikleri teknolojiyi satın almaktan utanmıyor.
Önce senden satın alıyorlar.
Sonra fabrikayı kendi ülkelerine getiriyorlar.
Mühendislerini senin mühendislerinin yanına koyuyorlar.
Parçaları kendileri üretmeye başlıyorlar.
Tüm bunları yaparken de bir daha tren satın almak zorunda kalmayacakları günü hesaplıyorlar...
🌡️Suyun sıcaklığı değişmiyor: Dört mevsim 22 derece
🩵Malatya'da bulunan Tohma Kanyonu'nun ortasındaki Kudret Havuzu'nun derecesi her daim 22 derece
🏝️Somuncu Baba Külliyesi etrafında Tohma Çayı'nın aktığı 1.5 kilometrelik kanyonun ortasındaki havuz, şifalı olduğuna inanılan suyu ve manzarasıyla tatilcilerin uğrak noktalarından biri
seni apayrı biri yapacak 14 sert kural:
1. Ertelemeyi bırak.
2. Herkesi memnun etmeye çalışma.
3. Disiplinini duyguna göre bozma.
4. Sabahını telefonla öldürme.
5. Kendine yalan söyleme.
6. Konfor alanına tapma.
7. Sınır koymaktan korkma.
8. Kurban dili kullanma.
9. Bedenini ihmal etme.
10. Geç kalmayı normalleştirme.
11. Onay bağımlılığını besleme.
12. Düşünüp durmak yerine hareket et.
13. Az konuş, çok uygula.
14. Her gün kendinle yüzleş.
50 Günde Sizi Dönüştürecek Liste
1. Erken uyan.
2. Günde en az bir kez kitap oku.
3. Sağlıklı beslenmeye başla.
4. Kendine bir sabah rutini oluştur.
5. Günde 2 litre su iç.
6. Sosyal medyada geçirdiğin zamanı azalt.
7. Günlük tut.
8. Günlük hedefler belirle.
9. Yeni bir beceri öğren.
10. Günde en az 30 dakika egzersiz yap.
11. Her gün meditasyon yap.
12. Haftada bir dijital detoks yap.
13. Yeni bir podcast dinle.
14. Düşüncelerini gözlemle.
15. Her gün birine yardım et.
16. Günlük olumlamalar yaz.
17. Aileye zaman ayır.
18. Yeni bir hobi edin.
19. Günde en az 10 dakika yalnız kal.
20. Gün içinde 3 kez derin nefes al.
21. Bir hafta şekersiz beslen.
22. Gönüllü bir iş yap.
23. Kötü alışkanlıklarını not et.
24. Onları değiştirmek için plan yap.
25. Doğayla zaman geçir.
26. Para harcamalarını takip et.
27. Gereksiz eşyaları ayıkla.
28. Oda düzenini sadeleştir.
29. Her güne şükürle başla.
30. Haftalık hedefler koy.
31. Her hafta bir kitap bitir.
32. Kendine ödül ver.
33. Başarılarını yaz.
34. Yeni yerler keşfet.
35. Anı yaşa.
36. Mükemmeliyetçiliği bırak.
37. Hatalarından ders çıkar.
38. Eleştiriyi kabul et.
39. Daha az şikayet et.
40. Yeni tarifler dene.
41. Geceleri telefonla vakit geçirme.
42. Kendi motivasyon müzik listeni hazırla.
43. Kısa hedef listesi hazırla.
44. Hayalini panoya yaz.
45. Kendine sabırlı ol.
46. Karar al ve uygula.
47. Yeterince uyu.
48. Yalnızlıktan korkma.
49. Affetmeyi öğren.
50. Değişim için harekete geç.
Konut piyasasında bir şeyler oluyor.
Temmuzda:
Konut satışları %17 düştü.
İkinci el satışlar %20,8 düştü.
Ama konut fiyatları?
Aynı hızla düşmüyor.
Alıcı almıyor.
Satıcı fiyat indirmiyor.
Bu denklem böyle ne kadar devam edebilir?
Sizce sonunda kim pes edecek:
Alıcı mı, satıcı mı?
Sabahları çinko, akşamları magnezyum ve kahvaltıda D vitamini ile K2 vitamini almaya başladım.
Doktor bana bunu önerdi, 60 gün boyunca devam ettim ve sonrasında...
Abartmadan söyleyebilirim ki, kişiliğim 180 derece değişti.
1. Çinko (Sabahları)