@Kaosvesessizlik Bu tartışmaları yeni bi anne olarak hayretle okuyorum. Çocukla empati kurmaya çalışmak neden annelerimizi bu kadar öfkelendiriyor veya suçlu hissettiriyor, anlamıyorum. “Bu yemeğin yenmesi en çok kimin ihtiyacı?” sorusu geliyor aklıma. Cevap çocuk değil.
@kendi_halime@tanik_tr Diyelim ki o testlerde çiftin çocuk yetiştirmeye uygun olmadığı çıktı. Sizce kaç çift buna uyar, kaç çift yine de gizli saklı çocuk yapar?
Paylaştığınız video bana ait ama yazdıklarınız yalan.
Kimse okuldan alınıp kiliseye götürülmedi. Pazar günü Paskalya haftasının başlangıcı olan Dzaghgazark ayini vardı.
Biz bu toprakların insanıyız, kimseye kinimiz yok.
Ama siz nefret üretmeye devam ediyorsunuz. Bu dilinizle yeni Hrantlar yaratmaya çalıştığınızın farkında mısınız?
size 3 ayda bir dediğim "ülkede doktor bulmakta zorluk çekeceksiniz, tıp fakültesi sadece doktorun bilmesi gerekenleri öğreten yer değil, doktor olmayı ve adabını öğreten yerdir ve ne devlette ne vakıf üniversitelerinde bu eğitimin kendisi yok, verecek kimse ya da alacak kıvamda öğrenci yok." cümlesinin yaşayan ama kimseye faydası olmayan örneği bu şahıs işte...
bu şekilde ürün anca böyle bir şey oluyor.
1. gerekli değildi erkek hastadan bhcg niye istedin, devlete ve hastaya masraf ve yük getirdin (tetkikten para kazanmanla alakası var mı)?
2. yanlışlıkla istenmiş ve yüksek çıkmış, bunu ciddiye alıp ayırıcı tanıda olabilecek testis kanseri ya da daha sıkıntılı durumlar için hastaya bilgi verdin mi? ya da erkekte bhcg nin yüksek çıkabileceği hastalıklar olduğundan haberin var mı ki acaba?
3. Laboratuvarı uyardın mı, kalibrasyon sorunu uyarısı yaptın mı?
3. hastaya ait özel konuları sosyal medyada şebeklik yapmak için kullanırken ben ne yapıyorum dedin mi?
Eskiden devlet ile toplum arasında "çalış, iyi okullarda oku, mezun olunca sınıf atlayacaksın" diye bir toplum sözleşmesi vardı. Kapıcı çocukları "fen lisesine gireyim, ODTÜ'ye gireyim, hayatım kurtulacak" diyebiliyordu. Nitekim bugün orta/üst sınıf olan 40-50 yaşlarındaki insanların ailelerine bakın hemen hemen hepsi alt sınıf ailelerden gelmedir. 50 yaşındaki bir doktorun babası doktor değildir, işçidir, kapıcıdır, memurdur.
Bu toplum sözleşmesi AKP döneminde bozuldu. Üniversiteler artırıldı, iş piyasasında da eğitimli insana ihtiyacı artıracak teknolojik dönüşüm yapılmadı. Milyonlarca üniversite mezunu var ama iş piyasası Mısırla rekabet edecek ucuzlukla iş gücü arıyor. Bu durum da okumuş etmiş insanların daha küçük bir pastayı daha fazla kişiyle paylaşmasına, maaşların düşüşüne ve işsizliğe sebep oldu. Bugün dünyanın hangi adam gibi ülkesinde avukat işsizliği var? Böyle bir şey olamaz. Bir tek Türkiye'de avukatlar yapısal olarak işsiz kalıyor artık.
Konunun özüne dönecek olursak, devlet ile toplum arasındaki okuyarak sınıf atlama şeklindeki toplum sözleşmesi bozulunca bundan sadece okuyup aç kalan insanlar zarar görmedi, bu şekilde sistem içinde kalan, kanunları çiğnemeyen, düzen bozucu tavır almayan milyonlarca insan bu umudu kaybederek sisteme zararlı hale geldi. Çeteler, uyuşturucu, yasa dışı bahis ve benzeri suç patlamalarının arkasında bu dinamik var.
İktidar "eğitimli seküler orta kesim zaten bize oy vermiyor" diyerek bu konuyu pek önemsemese de, bu toplum sözleşmesinin ortadan kalkması düzen dışı profilde olarak sınıf atlamanın önünü açtığı için tüm toplumun dengesi bozuldu ve suç patlaması yaşandı. Bugün Türkiye ile nüfusu aynı seviyedeki Almanya'da cezaevlerinde 60 bin kişi var, Türkiye'de 2 senede bir af çıkmasına rağmen 400 bin kişi var.
Goethe (1749–1832), babadan kalma ciddi bir servetin içine doğmuştu. Büyük bir ev, hizmetkârlar, özel hocalar ve daha çocukken Latince, Yunanca, Fransızca ve İtalyanca öğrenebileceği bir eğitim altyapısı vardı. 18. yüzyıl Avrupasında bundan daha ayrıcalıklı bir çocukluk neredeyse mümkün değildi.
Buna rağmen aynı evde altı kardeşi; çiçek hastalığı, kızamık, zatürre ve diğer erken çocukluk enfeksiyonları nedeniyle bebeklikte ya da küçük yaşlarda öldü. Servet, temizlik, iyi beslenme ve kültür onları kurtarmaya yetmedi. Aşılar, antibiyotikler ve modern koruyucu hekimlik yokken, en zengin ev bile enfeksiyonlara karşı savunmasızdı.
Bugün ise tablo tamamen farklı:
Çiçek hastalığı aşılarla tarihe karıştı, kızamık ve boğmaca aşılarla kontrol altına alındı, yenidoğan taramaları (topuk kanı) metabolik hastalıkları daha hasar oluşmadan yakalıyor, K vitamini tek bir iğneyle beyin kanaması ve ölümleri önlüyor. Goethe’nin ailesinin yaşayamadığı çocuklukları, bugün sıradan bir doğum servisinde rutin uygulamalarla koruyabiliyoruz.
Bugün “olmazsa olmaz” dediğimiz bu uygulamalar, aslında iki yüzyıllık kitlesel çocuk ölümlerinin üzerine inşa edilmiş bilimsel kazanımlardır.
Ordu’nun Boztepe eteklerinde bahçeli evlerin arasında halen insanların işlerini gören tarihi dik ve daracık sokakların mevcut olduğunu görmek insanları çok gerilere götürüyor…
erkeklerin başka erkeklere sinirlendiğinde bile bir kadına tcavüz ederek o erkeği cezalandırmaya çalışması.. mesela furkan bölükbaşını dövmekle alakalı bir içerik atabilirdi ama hayır..... furkan bölükbaşından daha iğrenç bir varlık olmayı başardın tebrikler türk klanı
Bu ülkede “fakir çocuk” annesi çöp toplamaya gidince yanarak öldü, “ayrıcalıklı çocuk” yangın tedbirsiz otelde öldü, “Türk çocuk” önünüze katıp çatışmaya götürdüğünüz için öldü, “Kürt çocuk” zırhlı araç çarptığı için öldü, “işçi çocuk” okulu bırakıp fabrikada kolunu kaptırıp öldü, “Suriyeli mülteci çocuk” kaçak çalıştığı yerde asansöre sıkışıp öldü, “üniversiteli çocuk” sokakta dövdürdüğünüz için öldü, “tarikata verdiğiniz çocuk” üstüne kapı kitlendiği için yanarak, dayanamayıp intihar ederek öldü, “mezun çocuk” iş bulamadığından öldü, “aşiret çocuğu” koca köy organize olup öldürdüğü için öldü, “mendil satan çocuk” tecavüz edilip öldü, “yeni doğmuş çocuk” hastane çetelerinin elinde, “kaykay yapan çocuk”, “harçlığını çıkarmak için çalışan çocuk” sokak güvenliği olmadığı için, “sitede oturan çocuk” kolonu kesilmiş bina yüzünden “sporcu çocuk” inşaatı denetlenmemiş otel yüzünden öldü. Siz hangi çocuğu koruyup kollayabiliyorsunuz da ne yüzle çocuk istiyorsunuz?
Samandağda resmen milletin tapusuna çöktüler ağzımız açık baktık ha… espressolab kadar gündem olmuyor bu rezerv yasası çöküşleri neden sizce? Bizim başımıza gelmez diye mi düşünüyoruz acaba?
Esenyurt, Beşiktaş, Beylikdüzü ve Şişli belediye başkanları görevden alınıyor.
Ekrem İmamoğlu'nun 30 yıl önceki diploması, tam cumhurbaşkanı adayı olduğunu açıkladığı gün iptal ediliyor.
Ümit Özdağ, iddianamesi hazırlanmadan 79 gün boyunca hapiste tutuluyor.
Çağırsa kendi ayaklarıyla gelecek, 5 milyon oy almış İstanbul Büyükşehir Belediye başkanı sabaha karşı 200 polisle gözaltına alınıyor. Tam adaylık oylamasının yapılacağı gün tutuklanıyor.
Deprem bölgesindeki konteyner kentte Ekrem İmamoğlu'na imza toplanması yasaklanıyor, imza toplayanlar konteynerden atılmakla tehdit ediliyor.
İBB'nin yaptığı olumlu işlerle en çok sivrilmiş ismi Mahir Polat, anjiyo öncesi apar topar tutuklanıyor. 22 tansiyonla Silivri'de tutuluyor.
Tepkileri sansürlemek için sosyal medya kapatılıyor. Eylem yapılması ve izinsiz toplanılması yasaklanıyor.
Ekrem İmamoğlu'nun dededen kalma şirketine el konuyor.
Saraçhane'ye çıkan tüm yollar trafiğe kapatılıyor, toplu taşıma araçlarının seferleri iptal ediliyor.
Saraçhane'de eylem yapan 301 genç tutuklanıyor, pek çoğu tutuklanırken darp ediliyor. Darp videolarını paylaşanların hesabı kapattırılıyor.
İfadesinde tutuklanırken tacize uğradığı iddia eden eylemciyi paylaşan bazı sosyal medya kullanıcıları gözaltına alınıyor.
"Her şey çok güzel olacak" sloganını başlatan üniversite öğrencisi tutuklanıyor.
Yenikapı'da dev ekranda Apo görüntülerinin paylaşıldığı gün elinde Türk bayrağı tutan eylemci gözaltına alınıyor.
Saraçhane'de 1 milyon kişinin toplandığı mitingi 150'nin üzerinde televizyon kanalından sadece 3 tanesi yayınlıyor, onlara da ceza yağıyor ve programları durduruluyor.
Eylem yapılan tüm üniversitelere TOMA gönderiliyor. Eylemlerin yoğunlaştığı gece ODTÜ'ye giriş çıkışlar kapatılıyor, basının girmesine izin verilmiyor.
Kendi hür iradesiyle boykot yapmaya karar verenler "terörist" ilan ediliyor. Boykota destek veren sanatçılar dizilerden çıkarılıyor, bazıları gözaltına alınıyor.
Cumhurbaşkanının, "polise havai fişek atıldığını gösteren görüntüler" diye paylaştığı görüntülerin Gürcistan'daki bir eylemden olduğu anlaşılıyor.
Yandaş gazeteler Mahir Polat'ın hasta numarası yaptığı iddia ediyor.
20 yılın üzerinde Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapmış Melih Gökçek, "Dilek İmamoğlu çok mutlu gözüküyor araları iyi değil heralde" diye twit atarak belden aşağı vuruyor. Hakkında elbette hiçbir işlem yapılmıyor.
Yandaş troller "bir lafına gereğini yaparız" diyerek eylem yapanları tehdit ediyor, elbette hiçbir işlem yapılmıyor.
Selahattin Demirtaş'a özgürlük istediği için CHP'yi terörist ilan edenler, bebek katili Abdullah Öcalan'a umut hakkı vaadediyor.
Bakanlar işi gücü bırakıp gece yarısı alışverişe çıkıyor ve bunu kameraya çektiriyor.
AKP teşkilatı, boykot edilen kahve zincirine gidip boş bardaklarla destek videosu çekiyor.
Kent lokantasına giden gurme Vedat Milor'a "gizli reklam" soruşturması açılıyor. Boykot edilen kahve zincirine gidip video çeken Mesut Özil'e elbette soruşturma açılmıyor.
Mansur Yavaş, Melih Gökçek için "yolsuzluk yaptığına dair yüzün üzerinde dosya verdik, tek bir kere bile ifadeye çağrılmadı" diyor.
Ankara'nın ortasına 750 milyon $ maliyetle dinazor parkı yapan Melih Gökçek'in oğlu, Ekrem İmamoğlu'na "hırsız" diyor.
Bazı üniversitelerde boykota destek veren öğrenciler hakkında soruşturma başlatılıyor, bazı akademisyenler bu öğrencileri dersten bırakmakla tehdit ediyor.
Ekrem İmamoğlu'nun baba evine arama emri veriliyor.
30-40 sicil kayıtlı suç makinaları sokakta gezerken gözaltına alınan öğrencilerinin 3 yıl hapsi isteniyor.
.
.
.