Naif bir soru olacak ama, ben yine de sorayım.
Sayın TBMM Başkanı #NumanKurtulmuş, bir mahkeme başkanının milletin vekillerine "soytarılık yapamazsınız" sözü için ne düşünüyorsunuz?
Bir yargıç, başkanı olduğunuz Meclis'te, milletin iradesini temsil eden milletvekillerine "Milletvekilisiniz diye burada her türlü soytarılığı yapamazsınız" diyebilir mi?
Bu cesareti sizce nereden alıyor?
- "Putin masalsı bir daly*raktır"
- "Putin tam bir ibn*tor" (bir grafitinin sosyal medyada paylaşımı)
- "Putin! Sen korkak bir kahp*sin" (bir protesto videosunun yeniden paylaşılması)
- "Putin tam bir s*k kafalıdır" (bir protest şarkının sözlerinde)
- "Şu Putin'in hâkimleri ne büyük or*spular (...) cübbe giymiş b*klar (bir sosyal medya paylaşımının altında yorum)
- "Vladimir Putin devlet suçlusudur!", Hırsız ve sahtekâr Vladimir Putin!", "Defol, istifa et!"*
İfade özgürlüğü hukukuna yabancı olanlar, bu cümlelerde geçen sözcüklerin sözlük anlamına bakarak bunları kolayca "hakaret" olarak nitelendirebilir.
Oysa sözlük anlamı itibarıyla sövme ve hakaret olarak nitelendirilebilecek ifadeler bile politik baskının yoğunlaştığı bir ortamda, özellikle hiciv niteliği taşıyan siyasal eleştiri için kullanıldığında, güçlü bir ifade özgürlüğü korumasından yararlanabilmektedir.
İnsan Hakları Mahkemesi, Kartyzhev ve diğerleri/Rusya kararında bu ifadelere para cezası verilmesini "ifade özgürlüğü"ne aykırı bulmuştur.
Zira ifade özgürlüğü incelemesinde belirleyici olan yalnızca kullanılan sözcük değildir. İfadenin bağlamı, amacı, hedef aldığı kişi ve kamusal tartışmaya katkısı hesaba katılır.
Birine durup dururken sövmekle; ağır insan hakları ihlalleriyle suçlanan, siyasal nedenlerle insanları hapseden ve yargı bağımsızlığını ortadan kaldırdığı ileri sürülen bir devlet başkanını bir şarkıda, grafitide, sosyal medya paylaşımında veya siyasal protesto sırasında ağır sözlerle eleştirmeye aynı hukuk kuralları uygulanamaz.
Kararın özünde yer alan belirleme (ilgilisi için) aynen şöyledir:
"Mahkeme, siyasetçilere yönelik kabul edilebilir eleştiri sınırlarının daha geniş olduğunu ve hicvin, doğası gereği abartı ve çarpıtma yoluyla kışkırtmayı amaçlayan bir sanatsal ifade ve toplumsal yorum biçimi olarak özel bir konuma sahip bulunduğunu hatırlatmaktadır. Devlet görevlisinin özel hayatına veya kişisel onuruna yönelik nedensiz ve salt kişisel bir saldırı niteliği taşımayan ifadelerin cezai yaptırıma tabi tutulması, kamu yararını ilgilendiren konulardaki tartışmalar üzerinde ürpetici bir etki yaratabilir. Siyasetçilerin özel kişilere kıyasla eleştiriye daha fazla hoşgörü göstermeleri beklendiğinden, böyle bir yaptırım demokratik bir toplumda orantısız ve gereksizdir. (Kartyzhev ve Diğerleri/Rusya, 40763/19 vd., 15/05/2025, § 10).
* Bu mecrada reşit olmayan kullanıcılar da bulunduğu için Türkçe çevirilerde sövme ifadelerini kısmen sansürledim. Doğruluğunun teyidi amacıyla ulusal kaynaklardan aldığım Rusça asıllarını aşağıda aynen aktarıyorum.
«Путин — сказочный долбоёб.»
«Путин пидор.»
«Путин! Ты трусливая сука!»
«Путин — хуйло.»
«Какие же бляди эти путинские судьи.» / «Говны в мантиях.»
«Владимир Путин — государственный преступник!» «Вор и самозванец Владимир Путин!» «Пошёл вон! В отставку!»
Yasin Ramazan Başaran eşin yok mu, çoluk çocuğun yok mu senin, akrabaların ne diyor senin düştüğün bu duruma?
Birazcık bile gururun yok mu kardeş?
Hadi akademisyen olarak reddedildin, bari insan kalmayı başar.
Bugün Felsefe mezuniyet töreninde bir arkadaşımız paraşüt akademisyenden diploma alırken fotoğraf çekilmek istemedi. Bunun üzerine paraşüt Yasin Ramazan Başaran arkadaşımızın diplomasını vermek istemedi ve fiziksel olarak müdahale etti!
Yasin Ramazan Başaran derhal bölümden uzaklaştırılmalıdır.
Arkadaşımızın yanındayız, öğrenciler size boyun eğmeyecek!
Geçen yıl 14 Mart Tıp Bayramı haftası kapsamında hekimler için bir gösteri yapan, gösterinin tüm gelirini İstanbul Tabip Odası burs fonuna bağışlayan dostumuz Deniz Göktaş'ın gözaltına alındığını endişeyle öğrendik.
İfade özgürlüğü ve güven duygusu sağlıklı bir toplumun olmazsa olmazıdır. Deniz Göktaş derhâl serbest bırakılmalıdır.
Kişisel ya da kurumsal hesabı 5651 8/A (milli güvenlik falan falan) maddesi engellenen dostlara not:
X bu kararı size e-mail yoluyla bildirmiş olmalı. Yanıt yazarak hangi içerik ve ilgili mahkeme kararı nedeniyle olduğunu sorun. Yanıt vermeyecekler çünkü öyle bir şey yok. +
4 bin sayfalık iddianame hazırlayacaksınız, 143 ayrı eylemden suçlama yönelteceksiniz. Bunu yapmak size 10 ay sürecek, ardından sanıkları 3 ay daha duruşmayı bekleteceksiniz.
Ama iş savunmaya gelince, aynı gün iki duruşma olmasına rağmen “Savunmanı bir günde yap.” diyeceksiniz.
Bunun adı ne adil yargılanma hakkıdır ne de savunma hakkına saygıdır. Böylesi bir yargılama anlayışıyla hukuk da, adalet de, insanlık da bağdaşmaz.
- Soldaki, IŞİD operasyonunda yakalandı. Elleri cebinde kelepçesiz Emniyet’e götürüldü.
- Sağdaki, stand-up gösterisi yaptı. Hakkındaki kararı duyunca ülkeye döndü, ters kelepçe takıldı.
Deniz Göktaş, zekası, politik mizahı ve cesaretiyle, mizah yoluyla bile olsa hiç bir eleştiriye, hiç bir itiraza tahammülü olmayan bu çürümüş saray ve tek dama rejiminin bütün cilasını söküp attı.
Halkın ve emekçilerin büyük çoğunluğu küçük bir zengin sömürücü azınlığın ve onlar adına ülkeyi yönetenlerin zulmü altında inlerken, saray soytarılığı yaparak ve suya sabuna dokunmadan kendini mizahçı, aydın ya da sanatçı sayanlara inat, hepimiz adına bir ifade özgürlüğü eylemine imza attı.
@idgoktas artık sadece ona İmran’ın, Deniz’in adını veren bir baba ve annenin oğlu değil, hepimizin, milyonların kardeşi, dostu ve yoldaşıdır.
Ve öyle lafta değil, kelimenin en gerçek manasıyla #DenizGöktaşYalnızDeğildir
"Size açıklama mı yapacağım" diyen mahkeme başkanı, Ekrem İmamoğlu’nun salondan çıkarılması talimatını vermeden önce şunlar yaşandı:
Ekrem İmamoğlu: “Siz yaptınız, ben yapmadım. 9 Temmuz diye bir gündemi önümüze siz getirdiniz. Baştan bir liste ayarladık. Tamam, o listeyi… Sayın Başkan, 9 Temmuz zaten bu sıralamada bir süre sorunu değildi. 9 Temmuz’u dün getirdiniz önümüze. Eğer 9 Temmuz konusunda bir seferberlik varsa, neyi başka öne çekmeyin? 9 Temmuz’dan sonra operasyon yapılacaksa bilelim de ona göre hareket edelim.”
Mahkeme Başkanı:
“Bakın, salondan çıkartırım sizi.”
Ekrem İmamoğlu:
“Neyi salondan çıkarırsınız? Neyi? Ben çıkarım, çıkartmanıza gerek kalmaz. Ama siz mi? Ben pazarlık mı yapacağım? Ben? Neyin pazarlığı Sayın Başkan? Neyin pazarlığı? Buradaki arkadaşların savunması yetişmezse bir sonraya bırakılacağını üç defa kabul ettiniz. Bizim önerimizi kabul ettiniz Sayın Başkan. Bir akşamda ne değişti? O zaman ‘Avukatlarımız süre sınırlamalarına birazcık uysunlar.’ derseniz… Hayır, mesele 9 Temmuz’du ya. Ne oldu, anlamadım.
Sayın Başkan, 9 Temmuz diye… Hayır, 9 Temmuz diye… Hayır, 9 Temmuz diye… Bakınız, şu anda bile saat 11.20’de başlıyoruz. 10.30…
Hayır efendim, bakınız. Ama benim arkadaşım Fatih Bey, benden önce, iddianamede örgüt yöneticisi olarak gösterdiğiniz kişi. Benden önce konuşmalı diye sizinle bunu ilk hafta görüştük, kabul ettiniz. Ara savunma talebinde de söyledim, kabul ettiniz. Bu haftanın başında da konuştuk, yine kabul ettiniz. Şimdi takvim dediğinizde 9 Temmuz niye bir sınır oldu Sayın Başkan? 9 Temmuz’da Türkiye’de kıyamet mi kopacak? Ben anlamadım yani.
Mahkeme başkanı: Savunmamıza devam edelim. O bittikten sonra Tuncay’ı alacağız, o bittikten sonra sizi alacağız.
Ekrem İmamoğlu: Yani neden uzattınız? Ne yapıyorsunuz? Benim Fatih Bey’den önce veya sonra savunma yapmam neyi değiştirecek diyorsunuz. Benim için çok şeyi değiştiriyor. Bakınız, benden önce, iddianamede yönetici olarak gösterilen kişinin savunmasını dinlemek benim savunmamın düzenini oluşturuyor. ‘Operasyon mu çekilecek?’ dedim. Türkiye’de ne olacak? Avukatlarımız da hakkını verecek. Rica ediyorum, bu konuyu uzatmayalım.”
Bugün 2 Temmuz Sivas.
2 yıl önce hazırlanan şu olağanüstü siteyi ziyaret etmenizi;
Sivas'ta 2 Temmuz 1993'te neler yaşandığını,
Madımak Oteli'nde yitirilen canların yaşam öykülerini,
Sivas'ın bitmeyen hukuki mücadelesini
belgelerle, sözlü tarih görüşmeleriyle, videolarla, yayınlarla ve türlü malzemeyle
görmenizi, bilmenizi, belleğinize yerleştirmenizi öneririm.
Saygıyla...
https://t.co/hxlFoPlSqN
@madimakhafizam
LÜTFEN SESİME SES VERİN!
Basına ve Kamuoyuna,
“Şikayetimdir”
İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa @iu_cerrahpasa Mühendislik Fakültesi Jeofizik Mühendisliği
Bölüm Başkanı tarafından göreve başladığım 67 gündür şahsıma kullanacağım bir ODA anahtarı ve kullanacağım MASA VE SANDALYE tahsis edilmemiştir.
Sismoloji=Deprem Bilim alanında uzman bir öğretim üyesi olarak; Akademik bilgi üretimimi yapacağı, toplumsal deprem fırtınalarına çözüm üretecek çalışma ortamını sağlamayan ve KULLANACAĞI BİR ODA ABAHTARINI BİLİNÇLİ OLARAK TAHSİS ETMEYENLERDEN Şikayetçiyim!
Önce halkıma ve aydınlık toplumuma bu durumu bildirmem artık zorunluluk haline gelmiştir!
Bürokrasi engeli önümde büyük bir bariyerdir!
Geçen hafta Venezuela’da meydan gelen depremdeki asperiteyi aşacak kamuoyu değerine ihtiyacım bulunmaktadır!
Psikolojimi bozmak adına sistematik bir mobing ile bu yıpratma süreci; dayanılmaz bir hale gelmiştir.
Bir öğretim üyesi odasız bırakılarak kamusal zarar oluşturularak, deprem bilimi gibi önemli bir alanda çalışan JEOFİZİK Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi çalıştırılmamaktadır!
Şahsımı değil, kamuyu da bu şekliyle zarara uğratılmaktadır!
Halkın vergileriyle maaşını alan bir öğretim üyesi bilinçli olarak çalıştırılmayarak, halkın paraları Çar çur edilmektedir.
Sadece bu ülke halkının vergilerinden aldığı maaşına sadık kalmak için gece gündüz demeden Üniversitede oda verilmediği için çalışan (başkasının odasında, koridorda evinde veya dışarıda) deprem bilimci bir öğretim üyesi değil, bu ülkenin emekçi halkı cezalandırılmaktadır!
Aynı üniversitenin bir takım yöneticileri tarafından 2016 yılında şahsım dahil birçok demokrat ilerici @egitimsen üyesi öğretim üyesi belgesiz bilgisizce ve kişisel kanaatlerle uzaklaştırılmış ve şahsımızda 5 yıl kamudan uzaklaşmama engel olmamışlardır. Yine kamu cezalandırılmıştır ve günümüzde de bu haliyle devam ettirilmektedir!
Bu 5 yıl şahsıma SUSMAMAYI da ve halkın desteğininde ne kadar önemli olduğunu öğretmiştir.
Tek isteğim bilimsel çalışma yapacağım, halkıma değer üreteceğim bir çalışma odası, masası ve sandalyesidir!
Çözüm için onlarca dilekçemi iyi niyetli olarak vermeme rağmen, bütün zamanımı bilgi üretmek yerine, dilekçe yazarak harcamama neden olmaları bir yana ne Dekan ve ne de bildirimde bulunduğum Rektör yardımcıları konuyu çözememiştir!
Bu nedenle sorunu çözümsüz bırakanlardan beklemeyip, kamuoyunun bilgisine sunmak ve desteğini beklemek dışında çarem kalmamıştır!
Şahsıma kullanacağı bir oda anahtarını 67 gündür vermeyen ve Kamu görevini kötüye kullanarak, memlekete ekonomik zarar verip; kamu görevini bilinçli olarak şahsımla husumeti olduğu için engelleyen JEOFİZİK Mühendisliği Bölüm Başkanını defalarca Dekanlık makamına dilekçe ile bildirmeme rağmen; Dekan’ın doğrudan bölüm başkanının yanıtı “çözümsüz bırakmak suretiyle ” şahsıma göndermekte ve kendi görüşünü ifade etmemektedir!
Kamuoyundan; Bu kanunsuzluğa, kamusal zarara, anti demokratik, anti bilimsel ve anti özerk üniversite yönetimine karşı; ses yükletmeye davet ediyorum.
Saygılarımla…
Doç. Dr. Savaş Karabulut ( Odasız bırakılan İÜC Müh. Fak. Jeofizik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi)
🔶Gazeteci Ali Çağatay'ın tutuklanmasının ardından avukatı Aslı Kazan, Sputnik’e yaptığı değerlendirmede müvekkilinin paylaşımında TCK 217/A kapsamındaki suçun unsurlarının oluşmadığını savundu
📌Gazetecinin kendisine ulaşan bilgiyi kamuoyuyla paylaşmasının haber verme ve gazetecilik faaliyeti kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirten Kazan, gazetecilik amacıyla yapılan bir paylaşımın tek başına TCK 217/A kapsamında suç oluşturmayacağını ifade etti
İki yüz binden çok kişinin sosyal medyada paylaştığı, "Bylock Kullanan AKP'liler listesi" adı altında 60 kişilik listeyi benimxe paylaşmam sonrasında, düşman ceza hukuku uygulanarak tarafıma 1 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası verildi. Dosya istinaf aşamasında.
Konunun basında çıkması sonrasında paylaşım yapan başka kişiler hakkında verilen ve o kişilerce bana ulaştırılan kararlardan,
1- Bir ihbar yazısının, hz numarası bile verilmeden savcılıkca konunun adli yönü yok denilerek, ihbar eden idareye iade edildiği,
2- Üç ihbar hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilip, yapılan itirazların reddedildiği,
3- Bir ihbar üzerine açılan davada beraat kararı verilip, kararın istinaf edilmeden kesinleştiği,
4- Bir ihbar üzerine açılan davada beraat kararı verildiği, kararın henüz bu aşamada olduğu,
5- Bir ihbar üzerine açılan davada beraat kararı verilip, kararın istinaf edildiği ve istinaf başvurusunun reddedilerek beraat kararının kesinleştiği,
6- Bir ihbar üzerine açılan davada beraat kararı verilip, istinaf ve temyiz başvurularının reddedildiği, Yargıtay tarafından beraat kararının onandığı,
7- Bir başvuru üzerine Anayasa Mahkemesinin, paylaşımın adli boyutta görülmesinin hak ihlali olduğunun belirtildiği görülmüştür.
Hassasiyetleri nedeniyle bu kararları iletenlere teşekkür ediyorum.
İki yüz binden çok paylaşılan bir liste konusunda, bu açıklamalara göre açıldığı anlaşılan toplam soruşturma sayısı da, tarafıma verilen ceza da, bir düşman ceza hukuku uygulaması...
Mücadeleye devam...
Bu konuda var ise başkaca karar veya görüş ileteceklere ayrıca teşekkürlerimle.
#Bylock
Özgür Özel'in Financial Times'a yazdığı mektup -kendi içindeki mantık hatalarını bir kenara koyarsak- varolan dinamikleri ve değişen koşulları kavrayamamanın ifadesi olmuş. Daha doğrusu onun namına bu mektubu yazanlar, Trump ile Erdoğan-ABD ile TR arasında simbiyotik hale dönüşen işbirliğinin niteliğini ya görmemiş ya da görmek istememiş. "Erdoğan'ın otoriterleşmesini" eksen kaymasına bağlayarak bir klişeyi tekrarlamışlar, ki bu da hakim pozisyondaki hiçbir Batılı siyasetçinin itibar etmeyeceği bir argüman. Çünkü "otoriterleşmenin" nedeni Batıdan uzaklaşma değil, aksine Batı'ya hem askeri hem siyasi bazda daha fazla entegrasyon. NATO Genel Sekreterinin de ifade ettiği üzere yeni transatlantik güvenlik konseptinin, savunma çizgisinin Hint-pasifik'e kaymasının, buna göre bölgesel tasarımın zorunlu sonucu. TR'nin yeni uluslararası işbölümünde "güçlü" şekilde yer alması Batı'nın öncelikli amacı. "Güç" (gewalt) çift anlamda: Bölgede jeoekonomik güç olmak anlamına geldiği kadar, iç politikada siyasi zor anlamına da geliyor. Bu dinamiği buradan görmeyip sürekli Batı'dan demokrasi beklemek imaj kaybına da yol açan bir etken. Mektupta "kısa vadeli jeopolitik kolaylık" denilen şey, kurulmaya çalışılan bölgesel (Doğu Avrupa, Kafkasya, İç Asya, Ortadoğu, MENA) dengeler. Kılıçdaroğlu'nun butlandan sonra ilk kez parti binasındaki konuşmasında tarihsel coğrafi bakiyeye yaptığı vurgular da öylesine değildi; o mesajını demokrasi filtresinden geçirmeden direkt verdi. Burjuva siyaset öyle bir noktaya geldi ki, sebep sonuç ilişkilerini görmeden, her şeye havetçi olup tarafsız kalma lüksü bitti.
NATO Zirvesi’ne beş gün kala, Türkiye’de hâlâ içimizdeki mandacılar eliyle NATO güzellemeleri yapılıyor. Oysa aynı günlerde başta Netanyahu olmak üzere İsrailli devlet adamları ve siyasetçiler Türkiye’yi açıkça bir numaralı tehdit olarak ilan ediyor.
Bununla da kalmıyor. NATO’nun en büyük kurucu ortağı ABD, ordusunu İsrail ordusuyla daha ileri bir entegrasyona taşıyor. ABD Kongresi’nin, Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası (National Defense Authorization Act–NDAA) kapsamındaki 219. Maddeye itiraz etmeyerek bu entegrasyona onay vermesi bekleniyor.
Washington Examiner gazetesinin haberine göre 1 Temmuz oturumunda ABD Temsilciler Meclisi Kurallar Komitesi, Cumhuriyetçi Thomas Massie ve Demokrat Ro Khanna tarafından verilen Section 219’u NDAA’dan çıkarma önergesinin oylanmasına bile izin vermedi.
Bu, sıradan bir ABD-İsrail iş birliği değildir. NATO’nun stratejik önceliklerinin ve güvenlik mimarisinin hangi eksende şekillendiğini gösteren çok önemli bir gelişmedir.
Dahası, ABD ve İsrail’in İran karşısında bekledikleri sonucu alamadığı, küresel güç dengesinin hızla çok kutuplu bir yapıya evrildiği bir dönemde Türkiye’yi yeniden NATO eksenine ve Amerikan jeopolitiğinin kenar kuşak stratejisine mahkûm etmeye çalışanların bu tabloyu dikkatle okuması gerekir.
Türkiye’nin rotası bellidir. Türkiye, artık kendisi için güvenlikten çok risk üreten NATO’ya bağımlılığını azaltmalı; başta bölgesel güçler olmak üzere yeni savunma ve güvenlik iş birliklerini, milli çıkarları doğrultusunda, çok daha kararlı ve çok daha dikkatli bir şekilde geliştirmelidir.
Değerli @arkucukosmanogl ve değerli @Nakliyatsendika yöneticileri, Aziz hocayı tanırsınız.
"Bir yerlere mesaj mı veriyor" imasının, en azından ayıp olduğunu söylemezseniz, eksik kalmış olmaz mıyız?
Saygılarımla.
Tacettin Bey,
Sizden yazdıklarım üzerine bir hukukçu analizi beklerdim. Siz bunun yerine ad hominem, niyet okuma ve demagoji yolunu seçmişsiniz, yazık!
Sizi yıllardır tanırım. Yakıştıramadım. Ama sizin tercihiniz!
İlk olarak dava dilekçesinden ve davadan ayrıntılarıyla haberim var. Muhtemelen yazdığım makaleyi okumadınız. Orada meseleyi DİSK’in belgeleri, sendikal tarih, politika ve gelenekler üzerinden ele aldığımı görürdünüz!
Dava açma sürecinde konuyu konuşma imkanım olan bir Nakliyat-İş merkez yöneticisine ve taşınma kararına karşı olan çok sayıda DİSK’li sendikacıya dava yoluyla sonuç almanın çok zor olduğunu, zira mevzuata aykırılık olmadığını; bunun yerine örgütsel ve politik bir tartışma yürütmek gerektiği görüşümü anlattım.
Başından beri DİSK genel merkezinin Ankara’ya taşınmasına ilişkin görüşüm nettir: Taşınma kararının, sosyal, sınıfsal, siyasal, tarihsel ve finansal açıdan yanlış olduğunu düşünüyorum. Ancak konunun bir mevzuat meselesi olmadığını düşünüyorum. Taşınma kararında mevzuata aykırılık olmadığı görüşümü belgelere dayalı olarak yazdım.
Yargı yerleri yerindelik denetimi yapmaz. Yargı yeri kendini DİSK yönetimi veya organları yerine koyarak taşınma kararını ele almaz.
Yargı yerleri, taşınma kararının yürürlükteki mevzuata uygunluğunu denetler. Makalemde ayrıntılarıyla ortaya koyduğum gibi taşınma kararında mevzuata aykırılık söz konusu değildir.
Mesele DİSK tarihine, geleneklerine ve örgütsel gerçeklerine aykırılıktır. Bu yolda etkin bir örgütsel tartışma yürütmek ve örgütesel dinamikleri harekete geçirmek yerine konuyu hukuken oldukça zayıf gerekçelerle mahkeme kapılarına taşımak bana göre doğru bir tutum değil. Bunun kararını verecek olan DİSK'in örgütsel süreçleridir.
Mesele hukuk ve mevzuat meselesi değil sendikal ilke, politika ve örgüt meselesidir.
Ben naçizane çalışma hukuku, sendikal tarih bilgimle ve deneyimle böyle düşünüyorum.
Elbette deneyimli bir hukukçu olarak siz çok daha iyisini bilirsiniz. Umarım DİSK’in taşınmasının hukuka aykırı olmadığının istinafta da onaylanmaz ve böylece tescil edilmez.
Adımın önünde Doç. titri (bu da yanlış ama geçelim) olduğunu ama araştırmadan yazmakla itham etmişsiniz. Benim adımın önünde ne titri olduğu değil ne söylediğim önemli. Şu kadarını söyleyeyim sadece editörlüğünü yaptığım 2500 sayfalık DİSK Tarihi kitabını okumuş olsaydınız taşınmayı bir dava meselesi yapmazdınız.
Araştırmadan yazmam. DİSK tarihini de taşınma meselesini de araştırarak yazdım, hem de titiz biçimde!
Unutmadan ben bir yere mesaj vermem. Bu çok demagojik bir iddia. Söylemek istediğimi kendi üslubumca yazarım. Bunu 40 yılı aşkın sendikal ve akademik yaşamımda hep böyle yaptım. Elbette herkes gibi ben de hata yapabilirim ve hatam söylendiğinde şükranla karşılanırım. Çünkü böylece yeni şey öğrenirim. Yine böyle yapacağım.
Size de tavsiyem muktedir hukukçuların yaptığı gibi niyet okumayın, varsa yazdıklarımın esasına ilişkin yanıt yazın, esasa dair görüş yazın. Böyle boş polemiklere inanın vaktim yok.
Hoşçakalın,
Rıdvan yine 'şeytanlık' yapmış!
Murat Ongun bir şey iddia etmedi. Ongun'un ifafesine göre iddia eden kişi, Dilmen'in "çalıştım" dediği SEV Reklamcılık sahibi Alper Aydın
28 Eylül 2025 tarihinde tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi'nden İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na 7 sayfalık bir dilekçe göndermiş. AKP ile nasıl çalıştığını, ücretsiz reklamlar yaptığını anlatmış.
Dilmen ile 2024'e kadar 'gizli ortak' olduğunu da ileri sürüyor Aydın.
Ongun'un bahsettiği ve 5 Mart 2026'da dosyaya yüklenen vergi inceleme raporunda Dilmen ile Aydın arasında pata transferleri var.
Yani Dilmen yanlış kişiyi suçluyor. Ortaklığı anlatan Aydın. Ama 'şeytan' kurnazlık yapıyor yine...