NATO Zirvesi öncesinde Türkiye’ye yönelik emrivakiler peş peşe geliyor. Önce Heybeliada’daki Ruhban Okulu’nun eylül ayında açılacağı haberi Yunan basınında yer aldı. Günlerce tartışıldı, büyük yankı uyandırdı ancak Ankara’dan tatmin edici bir açıklama gelmedi.
Şimdi ise Kıbrıs’ta yeni bir çözüm süreci hazırlığının işaretlerini yine Rum basınından öğreniyoruz. Güney Kıbrıs’ta yayımlanan Politis gazetesinde yer alan haberlere göre BM Genel Sekreteri Guterres ve temsilcisi Holguin, 2017 Crans Montana sonrasında üçüncü kez adayı federasyon eksenine sürükleyecek yeni bir formül üzerinde çalışıyor.
Asıl dikkat çekici olan ise zamanlamadır. ABD, İsrail, Yunanistan ve GKRY son yıllarda Doğu Akdeniz’de Türkiye aleyhine askeri, diplomatik ve enerji merkezli girişimlerini kesintisiz sürdürürken, tam da böyle bir dönemde yeni bir 5+1 formülünün gündeme gelmesi tesadüfle açıklanamaz. Daha da önemlisi, eğer doğruysa, Ankara’nın bu girişime kapalı olmadığı yönündeki haberlerin yine Rum ve Yunan medyasında yer almasıdır.
Ne yazık ki son dönemde Türkiye’yi ilgilendiren birçok kritik gelişmeyi kendi devlet kurumlarımızdan değil, Atina ve Lefkoşa basınından öğrenir hâle geldik. (2017 Crans Montana zirvesinde Ankara'nın adadan asker çekmeyi kabul ettiğini de Rum basınından öğrenmiştik.)
28 Şubat 2026’da başlayan İran-İsrail-ABD savaşında yaşananlardan ders almayanlar, 2004 Annan Planı ve 2017 Crans Montana süreçlerinde yapılan hataları tekrarlamaya çalışanlar, kısa vadeli çıkarlar uğruna geleceğimizi karanlığa gömmek isteyenlerdir. Bunun adı diplomasi veya müzakere değildir.
Bu süreç, Türkiye’nin son yıllarda AB, NATO ve ABD ile ilişkilerinde izlediği politikalardan bağımsız da değerlendirilemez. Ankara, jeopolitik açıdan son derece önemli bazı konularda karşı taraftan somut ve bağlayıcı kazanımlar elde etmeden sürekli yeni beklentiler üretmektedir.
SAFE, Gümrük Birliği, vize serbestisi, üyelik perspektifi ve savunma iş birliği başlıkları sürekli gündemde tutulurken Türkiye’den yeni tavizler talep edilmektedir. Bu arada 7 Haziran 2026 tarihinde Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edilen küstah Türkiye Raporu’nda Mavi Vatan ve KKTC’nin ağır eleştirilerle hedef tahtasına oturtulduğunu; aynı günlerde Türkiye aleyhinde Amerikan Kongresinden de Doğu Akdeniz ve Kıbrıs'ı IMEC'in (Hindistan, Oratdoğu Avrupa Ekonomik Koridoru) deniz kapısı hâline getiren ABD-Yunanistan-GKRY-İsrail ortaklığını kalıcılaştıran Türkiye'nin deniz jeopolitiğini hedef alan Eastern Mediterranean Gateway yasa tasarısının da onaylandığını hatırlatalım.
Finansal baskı altında bulunan, her geçen gün büyüyen dış borç stokunu yeni borçlarla çevirmeye çalışan ve ekonomik kırılganlık yaşayan ülkemizin, masada vermeyeceği tavizleri vermeye zorlanabildiğine dair örnekler tarihimizde mevcuttur.
Rum basınına yansıyan bilgiler doğruysa masadaki teklif son derece tehlikelidir. Maraş, Güzelyurt ve Mesarya’nın bir bölümünün verilmesi, Türk askerinin zaman içinde çekilmesi, etkin ve fiilî garantörlüğün aşındırılması, adanın NATO şemsiyesi altında yeniden yapılandırılması ve Türkiye’nin limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açması gibi başlıklar konuşulmaktadır. Buna karşılık siyasi eşitlik, etkin katılım, ortak devlet, doğrudan ticaret ve benzeri vaatler sunulmaktadır.
40 köyün, bir ilçenin ve üç belediyenin Rumlara verilerek en az 100 bin insanımızın yurdundan edilmesine, KKTC topraklarının beşte birinin ve daha da önemlisi sulu tarım yapılan en verimli arazilerin, ayrıca yer altı su kaynaklarının büyük bölümünün Rum yönetimine bırakılmasına kim evet diyebilir?
Daha da önemlisi mesele yalnızca KKTC’nin kendisi değildir. Türkiye’nin deniz jeopolitiğinin ileri kalesi KKTC’dir. Doğu Akdeniz Mavi Vatan’ın amiral gemisi ise onun amiral karargâhı da KKTC’dir. Adadaki varlığımız, donanmamızın yarattığı caydırıcılığa eşdeğer stratejik bir caydırıcılık üretmektedir. KKTC’nin bağımsız varlığına halel getirecek, adadaki Türk askerinin geri çekilmesine yol açacak girişimler müzakere konusu değil, gündem konusu dahi olmamalıdır. KKTC’nin yalnızca Türkiye tarafından tanınması, bu tür süreçleri savunanların gerekçesi olamaz. Zira bunun anlamı, Anadolu’nun güneyden çevrelenmesine kendi irademizle onay vermektir.
KKTC yalnızca bir ada parçası değil, Türk dünyasının tek ada devleti, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki ileri karakolu, güvenlik kuşağı ve stratejik derinliğidir. Kuzey Kıbrıs olmadan Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de kalıcı jeopolitik üstünlük kurması, deniz yetki alanlarını koruması, Kızıldeniz ve ötesine güç aktarımı yapması ve Mavi Vatan doktrinini sürdürülebilir kılması mümkün değildir.
KKTC’nin bağımsız egemen varlığı ve adadaki Türk askeri mevcudiyeti, Doğu Akdeniz’deki kıta sahanlığı ve deniz yetki alanlarımızın korunmasının yanı sıra bölgedeki ticaret yollarının güvenliği ve Anadolu’nun güneyden savunulması açısından da kritik önemdedir.
KKTC, Türkiye için yalnızca bir dış politika konusu değil, doğrudan ulusal güvenlik, deniz jeopolitiği ve stratejik derinlik önceliğidir.
Bu nedenle bir yandan Mavi Vatan tatbikatları ve Mavi Vatan Teknofest gösterileri yapıp diğer yandan Mavi Vatan’ın merkezindeki en kritik jeopolitik mevziyi yeniden müzakere masasına koymak ciddi bir çelişki yaratmaktadır. Annan Planı sürecinde de, 2017 Crans Montana görüşmelerinde de benzer tablolar yaşandı. Eğer bugün Rum basınında çıkan haberler doğruysa, üçüncü kez aynı tezgâha dönülmek istenmesi anlaşılır değildir.
Üstelik hem Türkiye hem de KKTC son yıllarda egemen eşitlik ve iki devletli çözüm konusunda son derece net açıklamalar yapmışken, federasyon eksenli yeni formüllerin yeniden gündeme taşınması ayrıca sorgulanmalıdır.
KKTC, Mavi Vatan’ın ayrılmaz bir parçasıdır. KKTC’nin zayıflatıldığı veya tasfiye edildiği bir senaryoda Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki jeopolitik konumunu koruması da mümkün olmayacaktır. Tekrar hatırlatalım, Beşparmak Dağları’ndan KKTC ve Türk bayrakları indiğinde Ankara’da kimse rahat uyuyamaz.
NATO’nun yaklaşan 7-8 Temmuz Ankara zirvesinde Trump’ın hükümetimize yönelteceği iltifat bombardımanlarının karşılığında tani taviz taleplerine karşı da şimdiden hazırlıklı olmak durumundayız.
Bu notumuzu merhum Rauf Denktaş'ın sözleri ile tamamlayalım.
TÜRKİYEM DİYORUM, ANLIYOR MUSUNUZ? ÖZGÜRLÜK DİYORUM, ANLIYOR MUSUNUZ? BAĞIMSIZLIK DİYORUM, ANLIYOR MUSUNUZ? DEVLETİM DİYORUM, ANLIYOR MUSUNUZ?
Fatih Sultan Mehmet’in ve Atatürk’ün Papa’ya yasakladığı İznik’e Papayı getirdiler, Cumhuriyetin ve Osmanlı’nın yasakladığı Ruhban okulunu açıyorlar. Sahiden, hangi akla hizmet?
Ruhban Okulu’nun açılmasına tepki gösteren tek bir tarikat veya dini oluşum gördünüz mü?
Konu kadınların giyimi olduğunda ortalığı ayağa kaldıranlardan çıt yok.
Ruhban Okulu’yla ilgili tepki gösteren tek dini oluşum Türk Ortodoks Topluluğu.
Siyasal İslam’ın özeti.
Lider bugünü değil yarını okuyabilen kişidir. Yaşanan her gelişme hocanın yıllardır söylediklerini doğruluyor. Yüce Türk milletinin hocanın değerini en kısa sürede anlayıp tek başına iktidara taşıyacağına inanıyorum. @umitozdag#sessizligibozanadam https://t.co/0to4VLDoVZ
İzmir’de park yeri bulmak neredeyse imkansız artık.
Şehir gün geçtikçe daha da yaşanmaz hâle geliyor.
Alt yapı yok, üst yapı yok, herhangi bir çalışma yok.
Bir belediye ne iş yapar peki anlamıyorum cidden
Fırat Yılmaz Çakıroğlu bugün yaşasaydı öğretmen olacaktı.
Fırat’ı ve tüm şehitlerimizi saygı ve rahmetle anıyorum. Ruhları şad olsun, vaktiyle bir Fırat varmış, var olsun.
Abd, Irak’ı işgal ettiğinde sadece üç grup konuşuldu. Sünni, Şii ve Kürt… Neticede Türkmenler yalnız bırakıldı. Şimdi de Suriye’de Araplar, Kürtler ve Aleviler konuşuluyor. Türkmenler yine yok.
Yeterince uyuduysak artık biraz olsun Türkmenleri konuşabilecek miyiz?
1924 yılında gizlice kurulan Kürt İhtilal Komitesi, isyanı başarıyla tamamladıktan sonra Ankara'ya sunmak üzere şartlar oluşturdu. Onlardan biri sözde Kürdistan'ın vergiden muaf olması ve Kürtlerin askere alınmamasıydı.
1960'larda kurulan gizli Kürdistan Demokrat Partisi, elden ele dolaştırdığı parti programında sözde Kürdistan bölgesinden çıkan petrol kaynaklarının %74'ünü talep ediyordu.
Sene 2025... Bebek katili Apo, petrol ve elektrik gelirinden pay istiyor. Fakat bu defa gizli gizli değil, alenen.
Bir asır önce fare deliklerinde dillendirebildiklerini şimdi açıktan haykırıyorlar.
Bir asır önce denediler. Hepsi idam edildi.
Yarım asır önce denediler. Yasa dışı ilan edildiler. Hapse tıkıldılar.
Fakat şimdi, bunu söyleyene kurucu önder deniyor. İp yok, hapis yok... Açıktan.
İşte cumhuriyetin bölücülere karşı bir asırlık hali. Nereden nereye düştük.
Süleyman Demirel:
"Türkiye’nin iç bünyesiyle oynanırsa ve bin yıldır bir arada yaşayan insanlar arasında etnik-mezhepsel ayrıcalıklar oluşursa, bunun karşısına Türk milliyetçiliği çıkar. Türk milliyetçiliğinin bunlar karşısında ne yapacağı da bilinemez. O çok büyük bir güçtür."
Bahçeli PKK terör örgütü ele başı Öcalan’ın verdiği sözleri tuttuğundan bahsettikten sonra MHP’li komisyon üyelerinin de İmralı adasına giderek Öcalan’ın fikirlerini, “ihtiyaç duyulan mesajları” alacağını açıklamış. Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılması istemiş.
Türkiye Cumhuriyeti tarihi bir kırılma noktasına sürükleniyor. Bütün vatanseverleri Zafer Partisine üye olmaya, destek olmaya milli, üniter, laik devleti kararlılıkla savunma mücadelesine katılmaya davet ediyorum. @zaferpartisi@zpgencresmi
PKK terör örgütü elebaşı için Özgürlük yürüyüşü yapan kişiler Polis barikatı ile karşılaşınca megafonla söylenenlere bakın ;
“Yoldaşlar! Yoldaşlar! Yoldaşlar! Herkes sessiz olsun, burayı dinlesin.
Yoldaşlar!
Düşman diyor ki: ‘Eğer yürümeyecekseniz burada yapın.’
Biz o surlara gideceğiz!
O surları açacağız!
Şehit düşen ellerin, şehit yoldaşların yollarından gideceğiz!
Ya o suru açacaksınız, ya o sur başınıza yıkılır!
İleri!’’
Düşman diye bahsettikleri Türk Polisi,Türk Askeri ve bu kişiler ‘’BARIŞ’’ istiyor öyle mi?
Orkun Özeller’in avukatı Doğukan Kozan:
“Dün sabah 06:00 sıralarında nakil için Ordu Cezaevinden çıkarılmış olmasına rağmen ne yakınlarına ne de vekili olarak bize bilgi verilmemiştir.
Öğleden önce bir meslektaşımızın ziyareti üzerine Ordu Cezaevinde bulunmadığı anlaşılmış, Cezaevi idaresine sorulduğunda sevk edilmekte olduğu, güvenlik sebebiyle (!) götürüleceği yerin bilgisinin paylaşılamayacağı söylenmiştir.
Araştırmalarımız neticesinde Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu 5 nolu L tipi cezaevine nakledildiği öğrenilmiştir. Ancak görüşe geldiğimizde burada da olmadığı anlaşılmış ve infaz memurlarınca meşhurlar koğuşu, küçük meclis gibi isimlerle anılan 9 nolu L tipi cezaevinde bulunduğu tespit edilmiştir.
Nakil işlemini aktaran Özeller, bana düşmanlarımın yapamadığını idareciler Türk askerine yaptırdı diyerek 6 Saat boyunca görevliler için durulmasına rağmen kendisine tuvalet ihtiyacı için izin verilmediğini, yemek molasında bir bardak çay talebine rağmen vermediklerini, kendisini götüren 6 kişilik ekipten 5 kişinin dayanamayıp muhalefet de etseler ekip başının bu yöndeki talimatlarına uyduklarını dile getirmiştir.
An itibariyle B-35 koğuşunda yalnız, bırakın televizyonu saat dahi olmadan kalmaktadır. Ancak biliyor ki #OrkunÖzellerYalnızDeğildir
Henüz soruşturma dosyasında bir gelişme bulunmamakta olup iddianame hazırlanmadığından duruşma günü meçhuldür.
Nizami ilerlemeyen süreçlere tatminkâr açıklama yapamamaktan Milletimizin ferasetine sığınıyorum.
Sağlıklı ve güçlü, Türk Subayının vakarıyla karşımda gördüğüm, fikri hür, vicdanı hür Orkun Özeller’in herkese selamları var.”
Az önce Albay Orkun Özeller ile konuştum.
Adliyede ifade vermeyi bekliyor.
"Söyleyeceğin bir şey var mı" diye sordum.
Şunları söyledi:
"Ortada halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçu varsa bu suç benim sözlerimin içinde değil, MHP lideri Devlet Bahçeli'nin açıklamalarındadır. Sen teröriste 'kurucu önder' dersen, onun için umut hakkı istersen ve teröristi Gazi Meclis'e çağırırsan halk bundan nefret duyar, kin duyar. Suç budur!"
"Başka ekleyeceğin var mı", diye sordum, ekledi:
"Apo piçtir, piç kalacak!"
Halkın gazını kaçırdınız. İnsanlar sıkıldı size karşılıksız destek vermekten. Eylemleri siz bitirdiniz. Oraya 1M kişi gelse yiğidim aslanım çalıp eve gönderceksiniz. Gidin komisyondaki dostlarınızdan destek alın. İyi günde kürde, kötü günde Türke yaslanmaktan utanmıyor musunuz?