Anahtar Parti’nin varlığını yalnızca terör meselesine indirgemek, hareketimizin vizyonunu ve milletimize olan derin bağlılığını açıkça göz ardı eden yanlış bir yaklaşımdır.
Üstelik, toplumun doğru bilgilendirilmesinde önemli bir sorumluluk taşıyan gazeteci titrine sahip kişilerin bu tür kategorize edici ve tanımlamaları ulu orta kullanması, meslek etiği açısından da üzüntü vericidir. Unutulmamalıdır ki gazetecilik, hakikati tahrif etme yahut yafta vurma sanatı değildir.
Anahtar Parti, hiçbir zaman milletimizin acıları üzerinden siyasi ikbal arayışında olmamıştır. Bizim mücadelemiz; emeklilerimizin yılların emeğiyle hak ettiği huzurlu yaşamı sürdürebildiği, vatandaşlarımızın hayat pahalılığı baskısından kurtulup rahat bir nefes alabildiği gün amacına ulaşacaktır.
Memurumuzun ve işçimizin alın terinin tam karşılığını aldığı; israfın yerini akılcı ve şeffaf politikalara bıraktığı; hazinemizin dolduğu, kurumlarımızın liyakatli ellere teslim edildiği; pasaportumuzun küresel ölçekte saygınlık kazandığı ve gençlerimizin dünyayı özgürce keşfedebildiği bir Türkiye’yi inşa ettiğimizde, Anahtar Parti asli misyonunu tamamlamış olacaktır.
Bu partili cumhurbaşkanlığı sistemine bağlı bir savrulma var sistemde, görünüyor. Bir denetimsizlik var, görünüyor. Bir keyfilik var.
Siyasetin baskın gücünün devletin bütün kurumlarında, yargıda bile hissedildiği bir alan var, görünüyor.
Ama ona rağmen mazeret yeri değildir muhalefet; muhalefet mazeret beyan etmez!
Milletimize ekonominin nasıl yönetildiğini sormuşlar.
Cevap öyle açık ki üzerine söz söylemeye hacet yok:
Milletimizin %81,1’i “Ekonomi kötü yönetiliyor.” diyor.
Ama asıl dikkat edilmesi gereken şudur:
AK Parti’ye oy veren vatandaşlarımızın %52,9’u, MHP’ye oy veren vatandaşlarımızın ise %53,4’ü ekonominin kötü yönetildiğini söylüyor.
Yani bu artık muhalefetin itirazı değildir.
Bu, milletimizin yaşadığı hayatın hükmüdür.
Maaşı eriyor, kirası artıyor, pazar filesi küçülüyor. Emekli geçinemiyor, işçi ay sonunu getiremiyor, esnaf dükkânını açık tutmaya çalışıyor.
Siz istediğiniz kadar gündemi değiştirin; milletin mutfağındaki yangının gündemini değiştiremezsiniz.
İktidara oy veren de vermeyen de aynı hayat pahalılığını yaşıyor, aynı faturayı ödüyor, aynı pazara çıkıyor.
Ve artık milletin gördüğü hakikat şudur:
Ekonomi kötü yönetiliyor.
Millet görüyor.
Millet yaşıyor.
Bir asır önce bu millet Sevr’i tanımadı.
Bağımsızlığından, vatanından ve millet iradesinden vazgeçmedi.
Bugün o iradenin mirasını taşıyan Meclis’tesiniz!
Milletvekillerimiz, ettikleri yemini ve taşıdıkları sorumluluğu unutmamalı.
Çünkü bu Meclis, Sevr’i tanımayan milletin koca Meclisidir…
Bir millet, şehitlerini unutursa istikbalini de unutur.
Şehadetlerinin yıl dönümünde Eren Bülbül ile kahraman Jandarma Astsubay Kıdemli Başçavuş Ferhat Gedik'i rahmet ve minnetle anıyorum.
Aziz şehitlerimizin emanetine sahip çıkmak boynumuzun borcudur.
Ya referandum ya erken seçim!
İki senedir konuştuğumuz her kürsüde, milletimizle temas ettiğimiz her mecrada aynı şeyi tekrarladık:
Terörsüz Türkiye’ye evet; teröristle, katille yol yürümeye hayır.
Terörü bitirmek devletin vazifesidir. Ama terörü bitireceğiz diye teröristi muhatap almak, devlete irtifa kaybettirir.
Bu tutumun milletimizin birliğine ve beraberliğine hiçbir faydası olmayacağı gibi, devlete kaybettirdiğiniz her irtifa terör örgütüne kazandırdığınız mesafeye dönüşür.
Bugün çözüm diye tarif ettiğiniz bu yolun, yarın Türkiye için yeni ve daha ağır bir beka meselesine dönüşmesi kaçınılmazdır.
Biz bunu en başından beri söyledik, bugün de aynı yerde duruyoruz.
Siz milletimizden yönetme yetkisini isterken, seçim propagandanızın merkezine terörle mücadeleyi koydunuz. Muhalefeti terör örgütleriyle yan yana olmakla suçladınız. “Bize yetki vermezseniz teröristleri serbest bırakacaklar.” dediniz.
Milletimizin teröre karşı hassasiyetini, şehitlerimizin hatırasını, analarımızın acısını seçim meydanlarında bir irade talebine dönüştürdünüz.
Milletimiz ekonomik sıkıntısına, geçim derdine, yaşadığı bütün zorluklara rağmen terörle mücadelede ortaya koyduğunuzu söylediğiniz bu iradeye itimat etti. “Devletim terör karşısında taviz vermesin.” dedi ve size bir kez daha yönetme yetkisi verdi.
Şimdi ise milletimizden aldığınız bu yetkinin tam aksi istikametinde bir irade ortaya koyuyorsunuz.
Dün meydanlarda karşısında durduğunuz terör örgütünün elebaşını bugün cezaevinden çıkarmanın; terör örgütü mensuplarını hangi düzenlemelerle affedebileceğinizin, nasıl cezasız bırakabileceğinizin yollarını arıyorsunuz.
Yaptığınızı doğru bulabilirsiniz. Bunun devlet için gerekli olduğunu da sanabilirsiniz. Ancak değiştiremeyeceğiniz bir hakikat vardır:
Milletimiz size bu yetkiyi, bugün yaptıklarınızı yapmanız için vermedi. Seçim sırasında teröre karşı söylemleriniz ve taahhütleriniz için verdi.
Terörle mücadele konusunda ortaya koyduğunuz bu köklü tavır değişikliği, milletin iradesine yeniden müracaat etmeyi zorunlu hâle getirmiştir.
Ya erken seçime gider, “Biz iki yıl önce sizden bu iradeyle yetki aldık ama şimdi politikamızı değiştirdik.” der ve yetkinizi yenilersiniz;
Ya da hazırladığınız düzenlemeyi referandumla milletimizin önüne koyar, milletimizin onayını alırsınız.
Ama milletimize sormadan, milletimizden aldığınız yetkinin tam tersini yapamazsınız.
Anahtar Parti yükselişini devam ettirecek; önümüzdeki dönem Anahtar Parti; Türk milletinin, 86 milyonun umudunun öznesi haline gelecek.
Partimiz parmak sallamaya gelmiyor, sarıp sarmalamaya geliyor; benden, senden demeye gelmiyor, ‘hepimiz beraberiz’ demeye geliyor, ‘biz aileyiz’ demeye geliyor.
Göreceksiniz ki Anahtar Parti; bir bölgenin, coğrafyanın değil, Türk milletinin parçasıdır, 86 milyonun parçasıdır. Şırnak’ın da parçasıdır, Hakkâri’nin de parçasıdır, İzmir’in de parçasıdır, Artvin’in de parçasıdır, Rize’nin de parçasıdır, Yozgat’ın da parçasıdır, Tekirdağ’ın da parçasıdır; kalbi bu topraklara bağlı herkesin parçasıdır.