Başaran Aksu:
"İmamoğlu açlık grevine girsin! 60 gün, 70 gün... Toplum ayağa kalksın.
‘Bu siyasi operasyondur’ deyin, yargılamayı reddedin! Bunun cezası varsa buyurun, uygulayın. Bu da demokrasi içerisinde bir tavırdır.
Birisi bir oyun kuruyor, siz de oyunun dışına çıkın!"
"İSPİRLİ İSMAİL"...
"Gel bakalım delikanlı
Karadeniz'in uşağı
Erzurum'un toy dadaşı"...
Ne zaman Volkan Konak'ın bu unutulmaz ezgisini dinlesem nedense aklıma İsmail Saymaz gelir.
İsmail Erzurumludur... ama Erzurumlu olduğu kadar Karadenizlidir. İspirlidir ama İspirli olduğu kadar Rizelidir. Bizim uşağımızdır İsmail...
İspir, öyle sıradan bir coğrafya değildir. Karadeniz’in hırçın dağlarıyla Erzurum’un sert yaylalarının birbirine kavuştuğu yerdir. Dağları aşarsınız, iklim değişir. Bir vadiden ötekine geçersiniz, bitki örtüsü değişir. Bir yanda Karadeniz’in yeşili, öte yanda Erzurum’un çetin tabiatı karşılar sizi.
İnsanı da biraz bu coğrafyaya benzer.
İsmail de tam öyledir işte.
Karadeniz gibi coşkulu, inatçı, heyecanlıdır. Erzurumlu gibi sert, mert, delikanlıdır. İki coğrafyanın da karakterini içinde taşır.
İsmail’le aynı kültürel köklerden geliyoruz. Yaşlarımız birbirine yakın. Aynı üniversitede okuduk. O benden hem okulda hem meslekte bir kaç dönem alttadır ama ben dahil birçoğumuzu başarılarıyla geride bırakmıştır.
Benim İsmail’i anlatırken özellikle altını çizmek istediğim başka bir şey var.
İsmail Saymaz, gazeteciliğe ekrandan başlamadı. Sokaktan geldi.
Yıllarca muhabirlik yaptı. Hem de öyle masa başında değil, sahada, insanların arasında, hayatın tam içinde…
Bugün bütün Türkiye’nin tanıdığı İsmail’i, henüz kimsenin tanımadığı yıllarda biz gazeteciler çok iyi tanırdık.
Çünkü hakkını arayanların, sesini duyuramayanların, bir haksızlığa uğrayıp derdini anlatacak kimse bulamayanların ilk başvurduğu muhabirlerden biriydi.
Bir parkta, bir fabrika kapısında, bir adliye koridorunda, bir mahallenin unutulmuş sokağında karşınıza çıkardı.
Kimsenin gitmediği yere gider, kimsenin dinlemediği insanları dinler, kimsenin ulaşamadığı insanlara ulaşırdı. Ötekilerin sesi olmak için çabalardı...
Radikal gazetesinde yıllarca bu anlayışla çalıştı. Ötekilerin, görmezden gelinenlerin, sesi kısılanların haberini yaptı.
Gazeteciliğin hakkını verirdi.
Sonra kitaplar yazdı. Önemli haberlere, araştırmalara imza attı. Ardından televizyon ekranlarına çıktı.
O kendine özgü coşkulu, şiirsel, zaman zaman hırçın ama daima etkileyici hitabetiyle bu kez bütün Türkiye tanıdı İsmail’i.
Ekranda gördüğünüz o heyecan, sonradan edinilmiş bir televizyon alışkanlığı değildi.... İsmail’in kendisiydi...Geldiği coğrafyanın, yetiştiği kültürün, yıllarca sokakta yaptığı gazeteciliğin sesine, sözüne yansımasıydı...
İsmail delikanlı adamdır.
Esprilidir, güler yüzlüdür. Vatanperverdir. Yüreği soldan yana atar. Ama onun gazeteciliğini yalnızca siyasi görüşüyle tarif edemezsiniz. Haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe karşı ses çıkarmayı mesleğinin bir gereği sayar.
Ve en önemlisi, işini iyi yapar.
Bugün İsmail’in evinde, ayağında elektronik kelepçeyle çekilmiş fotoğrafına bakıyorum.
İçim burkuluyor.
Yıllarca sokak sokak dolaşmış, haberin peşinden koşmuş, insanların kapısını çalmış, haksızlığa uğrayanların sesini duyurmak için şehir şehir gezmiş bir gazeteci…
Şimdi kendi evinin sınırları içinde, ayağında elektronik bir cihazla yaşıyor.
O fotoğraf, yalnızca İsmail Saymaz’ın değil, Türkiye’de gazeteciliğin yaşadığı bir dönemin fotoğrafıdır.
Bir gün bu günler de geride kalacak.
Bugünün siyasi tartışmaları unutulacak. İktidarlar, makamlar, unvanlar değişecek. Ama o fotoğraf kalacak.
Ve inanıyorum ki İsmail, bugün ayağında taşımak zorunda bırakıldığı o cihazı, yarın gazetecilik hayatının en onurlu madalyalarından biri olarak hatırlayacak.
Volkan Konak’ın sesinden hafızalarımıza kazınan “Karadeniz’in uşağı, Erzurum’un toy dadaşı” dizeleri, Trabzonlu şair Yaşar Miraç’ın 12 Eylül cuntacıları tarafından yasaklanan Trabzon’dan Çıktım Yola adlı şiir kitabından alıntıydı…
Ne şiiri yasaklayanlar kaldı ne de o yasakları koyanların hükmü…
Yaşar Miraç’ın dizeleri kaldı, Volkan Konak’ın sesi kaldı.
İsmail Saymaz'ın gazeteciliği de daima kalacak...
Ekteki fotoğrafı 2014 yılında Berkin Elvan’ın cenazesinde çekmiştim.
Binlerce insanın arasında, o daracık duvarın üzerine ilişmiş, elinde telefonuyla haberini yazıyordu İsmail. Etrafında büyük bir kalabalık,sloganlar… O ise işine odaklanmıştı.
Bugünkü yazısını “Ellerim serbest” diyerek bitirmiş.
O cümleyi okuyunca aklıma bu fotoğraf geldi.
O gün, o halde elleri serbestti, bugün de elleri serbest.
İsmail Saymaz gazetecidir. Ve o eller, bütün gerçek gazeteciler gibi sadece haber yazar...
İlk fotoğrafta gördüğünüz benim kızım Işıl Öykü Dinç! Diğer fotoğrafta ise kızımın nerede olduğunu söylemeyi benim yüreğim kaldırmıyor!
AKP MKYK üyesi, TÜRGEV yönetim kurulu üyesi Av. Fatih Sadullah Selman dosyaya girdiğinden itibaren;
🔴3 günde 3 savcı değişti!
🔴 Güzergah üzerindeki 3 MOBESE direğindeki toplam 15 kamera ya çalışmıyor ya da şoförü tespit edemiyor!
🔴Katiller memur olmadıkları halde memur suçları soruşturma bürosu tarafından 1 günde iddianame yazılıyor.
🔴Mahkeme hakimi iddianameyi kabul edip katili 4. Gün dışarı çıkartıyor!
🔴 HSK tarafından oy birliği ile jet tahliye kararı ile ilgili Kasım 2025'te başlatılan soruşturma hâlâ bitmedi, bir sonuç yok!
🔴Adli tıp kurumu ihtisas kuruluna Ağustos 2025'te bu avukatın eniştesi Ali Ekrem Adıyaman atanıyor ve ardından yalanlarla dolu iptal edilmiş tutanaklara göre düzenlenmiş bir bilirkişi raporu çıkıyor.
🔴Motor kaskı kamerasında görüntüyü çeken kişinin "kadın kadına çarptı" beyanı var. Eylül ayında çıkan şahitler şoförün kadın olduğunu ve aracın kırmızı ışıkta geçip kızıma çarptığını söyledi. Kadın hakkında hiçbir işlem yapılmadı!
🔴Evimize sigorta şirketi tarafından icra gönderildi!
🔴Defalarca tehdit edildik!
🔴Araçtaki 2 şahıs da yoğun bakım hemşiresi olduğu halde 112'yi aramadılar, kızıma müdahale etmediler, 18 dakika boyunca kızımın ö*lümünü izlemişler! Meslekten men edilmeleri için Sağlık Bakanlığı'na yaptığımız suç duyurusu bile kaale alınmıyor!
Bugün dünya kız çocukları günü! Benim kızım ikinci fotoğrafta gördüğünüz gibi toprak altında. Katilleri ellerini kollarını sallayarak geziyor. Daha ne kadar acı çekmeliyim? Daha ne kadar haykırmalıyım?
Bana bir adalet borçlusunuz ve lütfen artık borcunuzu ödeyin.
@abakingurlek
#ışılöyküdinçiçinadalet
Sosyal medya fenomeni bir genç, pastırma ve kuruyemiş gibi ürünlerin aslında lüks tüketim malzemesi olmadığını, yüksek fiyatların marka ve aracı oyunlarından kaynaklandığını savundu.
Özgür Özel: "Emre Alkin, Tera'nın tutuklu yönetim kurulu üyesi. Kim bu? Bizzat Cumhurbaşkanı Akademik İstişare Kurulu üyesi, Atamasında Erdoğan'ın imzası var.
Kerem Alkin, Tera Bağımsız Yönetim Kurulu üyesi. Türkiye'nin OECD Daimi Büyükelçiliği'ne Erdoğan tarafından atanmıştı.
Emre Tezmen, Tera Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı. Fatma hanımın ve ailesinin yakın arkadaşı.
Erkan Kilimci, Tera'nın Başkan Vekili ve Genel Müdürü. Eski Merkez Başkanı Yardımcısı. Atamasını Erdoğan yaptı. 200 liranın üzerinde imzası var.
Fecir Alptekin, Tera'nın Yönetim Kurulu üyesi. Cumhurbaşkanı danışmanı. Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları üyesi.
Abdülkadir Özkan, yönetim kurulu üyesi. Başbakanlık baş danışmanı. Diyanet ve Milli Eğitim Bakanlığı'nda basın danışmanı.
Erdin Özel, Tera Portföy Yönetim Kurulu Başkanı. AKP Ekonomi İşleri Başkan Yardımcısı. Önce inkar ettiler Anadolu Ajansı kayıtlarını silmeyi unuttular.
Serdar Turhan, Pusula'nın tutuklu yönetim kurulu başkanı. Eski AKP Gençlik Kolları Başkanı.
Muhammed Yarız, Pusula Portföy'de yönetici ve tutuklu. Eski AKP Gençlik Kolları Yönetim Kurulu üyesi.
Özdemir Ataseven, Özata Denizcilik Yönetim Kurulu Başkanı. AKP Tuzla İlçe Başkan Yardımcısı.
İskender Balcı, fonda yönetici. Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Osman Çelik'in damadı.
HEPSİ ERDOĞAN'IN EKİBİ. TAMAMIMIN ATAMASININ ALTINDA AYNI MÜREKKEP VE AYNI İMZA VAR: RECEP TAYYİP ERDOĞAN. BURNUNUN UCUNU GÖREMEYENDEN CUMHURBAŞKANI OLMAZ!"
Bir ilişki uzmanı, kadınların en çok aldattığı erkek profilini anlattı:
• Bu kadar yıllık seanslardan sonra erkeği en fazla aldatan kadın grubunu keşfettim diyebilirim. Ortak bir noktaları var.
• Bazı erkekler var; bu erkeklerin hayata hiçbir meydan okuyuşu yok.
• Ailede baskın bir babayla yetişmiş; çok fazla sözüne, tercihlerine ve seçimlerine danışılmamış.
• Bir otoriteye biat eden erkek olarak evliliğinde de tıpkı babası gibi baskın karakter bir kadın bulup evleniyor.
• Bu baskın karakter olan kadın, kendi dişine göre olan bu erkeği seçiyor, aslında hangisi hangisini seçiyor bilmiyorum...
• İstediğini yaptırıyor, biat ettiriyor, baskınlığını kullanıyor, manipüle ediyor ve günün sonunda otorite kuran bu kadın, pasif adamı beğenmiyor ve dışarıda kendisine genç, kalibresi olmayan bir profil bulup kocasını bununla aldatabiliyor.
• Kadınlar satranç oynamıyor, o kadar zeki değiller; kukla oynatıyorlar.
• Şimdi burada iki taraflı bir hesaplaşma var: Bir tarafta "Erkek niye bu kadar ölçüsüz, neden bu kadar basiretsiz, niye bu kadar sözünü geçiremiyor ya da neden kendisine baskı kuran, yöneten kadına çekiliyor?"
• Buradaki ölçüsüzlüğü ona bir sille olarak dönüyor. Diğer tarafta da bu kadar baskınlık kuran, erkeği yontmaya çalışan, erkeği sürekli değiştirmeye çalışan, onu kukla gibi oynatan bir kadın profilinde ise sonunda oyuncak ona yetmiyor; kendisine dışarıda yeni bir oyuncak buluyor.
• Bunların ikisinin ortak noktası hayatla ilgili ölçüsüz olmaları.
• Bir tanesi zalim, bir tanesi kurban.
• Ama bu ikisi, ilişkilerinde ölçülü olmayı, kendi paylarına düşen sorumluluğu yerine getirmemeyi öyle öğrendiler ve öyle devam ettiler ki günün sonunda ortaya aldatma çıktı.
• Kadının baskınlığı kadının fıtratına uygun değil; erkeğin de pasif olması erkeğin fıtratına uygun değil.
• Beyler, lütfen unutmayın: Sahip olduğunuz koltuğu dolduramazsanız, kadın o koltuğa oturur ve sizi karşısında kölesi yapar.
• Üzgünüm ama bu böyledir. Erkek kendi pozisyonunu ve koltuğunu korumak zorunda.
• Erkek kendi pozisyonunu ve koltuğunu koruyamıyorsa o evin içinde sığıntıya döner ve o evlilik içerisinde ona saygı duyulmaz.
• Aldatmaktan imtina edilmez, onu alaşağı etmekten kimse geri durmaz.
• Pozisyonunuzu korumak zorundasınız. Erkek pozisyonunu koruyacak; kadın saygı duyacak, hürmet gösterecek.
• Ama sen Fino köpeği gibi her dediğine "Aman bırakmasın, aman boşanmasın" diye biat edersen o evliliğin içinde oyuncak olursun.
• Böyle bir hayatı yaşayıp "Evliliğin hakkını verdim" diyemezsin.
• Aldatıldığın için de üzülürsün ama aslında buraya da kendini biraz sen hazırladın.
• Dilerim ki bu oyunların hiç yaşanmadığı gerçek bir aile yaşantısı kurarsınız, aile kurumuna hizmet edersiniz.
• Ama görüyorum ki herkes kendinden bihaber, yaşadığı ilişkiden şikayetçi.
Kanada'da çalışan Türk işçi, mesai bitimiyle birlikte hiçbir baskı olmadan huzurla evlerine döndüklerini söyleyerek yurt dışındaki işçi haklarını övdü.
Deniz Göktaş’ın tutukluluğu, hukukçuların ikiye bölüneceği bir vaka değil.
İnce bir hukuki tartışma yok. Gri alan yok. “Ama şu açıdan bakarsak…” denilecek bir tarafı yok.
Zulümdür.
Durum bu kadar çıplak.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar,
Yarın, 28 Eylül Pazartesi, Çağlayan Adliyesi’nde saat 10:00’da duruşmam var.
88 gün sonra ilk kez kelepçeleneceğim ve araba kornası duyacağım. Kelepçeyi özlemediğim kesin, bakalım araba kornasını özlemiş miyim?
İyiyim. Güneş olmadan da yaşanıyormuş, güneş abartılmış bir balonmuş.
Biraz da cezaevinden havadisler: Sınıf atlama heyecanı var Karatepe’de mahallemize 2 özel jeti olan komşu taşındı. Herkes bir gecede radikal seviyede artan refah seviyesine uygun davranmaya çalışıyor. Ben de buna uygun olarak bu tweette “zengin derdi” sayılacak bir konu seçtim: Cezaevi ve müzik.
“Müziksiz yaşayamam” tipi bir insan hiç olmadım, hatta epey de yaşarım ama “müziksiz 88 gün yaşayamam” tipi bir insanmışım meğer. Rüyalarımdan birinde; tahliye olduğumu fark edince hemen Peyk açıyordum ama Peyk olmayan bir şey çalıyordu. Radyo ve Dream Türk var ama hep Peyk olmayan bir şey çalıyor.
Şimdi övmeye çekiniyorum; TRT 2’yi övdüm, son 1 aydır yok. Radyo 3 sağolsun, Gojira çaldı 1 saat. Böyle mucizevi anlar dışında pek seçenek yok. Bu yüzden bu yaşa kadar ergen inadıyla taşıdığım Türkçe pop alerjimi aşmam gerekti. Bu hafta savunmama hazırlanırken 24 saat boyunca Dream Türk açıktı. Sadece yan komşum Haluk Levent, Mamak Türküsü ya da Haziran’da Ölmek Zor çaldığında TV’yi kapatıp avluya çıkıyorum. Kuyu tipinin tek iyi yanı akustiği olabilir.
24 saat Dream Türk izlerseniz 4 kere Ezhel’i görebiliyorsunuz, özledik. Onun dışında Türkçe pop. Girl Band, Boy Band ve Karışık Band salgını var, herkes dikkatli olsun. Kalabalık ortamlara girmeyin, aniden bir koreografinin parçası olabilirsiniz.
Favorilerim:
Eypio & Sibel Can – Kıyamam
Mabel Matiz – Umrumdışı
Hücremde Mabel Matiz’in “Ben büyüttüm boy boy” dansını yaparken infaz koruma memuruna yakalandım. Bir kere de derbi günü MasterChef izlerken yakalanmıştım, iki etti.
Savunma öncesi gündemden uzaklaşmak için seçtiğim bu yumuşak konuyu burada yazdığım bir rap ile bitireyim. Sabah 9’da ekmek dağıtımı oluyor. Haftada birkaç gün de ekmekle birlikte poğaça veriliyor ve kruvasan neşesi yaşanıyor. O günler önce koridorda servis tezgâhının tekerleğinden çıkan sesler yankılanıyor. Sonra dağıtımı yapan memur bozacı gibi bir nağmeyle bağırıyor: “Ekmek ve poğaçaaaa”
(Fuat Ergin tarzı bir flow’la)
Ekmek ve poğaça Vaktimiz bolca Cicibebe olmasa Halimiz n’olcak Menü ful carbo Ne peynir ne yarım kadeh Doluca Haluk, Cem, Özkan, ben D Blok dört yapraklı yonca
Görüşmek üzere.